İçeriğe geç

VAELORA

Bölüm 1 · 5 dk okuma

VAELORA

Bölüm 1

1. BÖLÜM BİR MÜHÜR MESELESİ

Hayatım bu yukarıdaki avizeler kadar parlak mıydı? Bilemezdim, lakin tek bir şeyden emindim. Oda, ışıkların söndüğündeki yarattığı karanlıktan azda olsa daha parlak oluşuydu. İnsanların uğultusu, coşkulu nidaları kulağıma doluyordu. Avizenin parlak ışıkları gözümü almaya başlamıştı çoktan. Burnuma dolan şarap kokusu ve hafif manolya notaları beni mayıştırırken, orkestradan gelen çeşitli şarkılar başımın ritimle sallanmasını sağlıyordu. Kabarık sarı ve krem rengindeki tuvaletim bedenim hareket edince resmen üstümde dans ediyordu. Elimdeki eldivenlerle tuttuğum şarap bardağındaki desenlerle uyuşuyordu adeta… Şarabı dudağıma götürdüm, bir kaç küçük yudum aldım. Sadece gözlerimi kapatan maskenin dantelleri yanaklarımı kaşındırmaya başlamıştı bile. Topuzumdaki saçlarım ise yanlardan azar azar çıkmaya başlamıştı. ‘’Off… Nerde kaldı bu kız? Ağaç oldum beklerken!’’ Ablamı beklerken bir yandan homurdanıyordum. Alt tarafı gardiyanları etkisiz hale getirip, kralın hazır odada olmadığı esnada mühürü çalacaktı! Ama ablam değil beş dakika, yarım saattir gelmemişti! Koridorun ucunda bana doğru gelen sarı saçlı kadını gördüğümde tuttuğum nefesimi sonunda rahatça vermiştim. ‘‘Tanrım, şükürler olsun! Nerde kaldın abla?’’

‘’Geç şu kenara hemen, şu zıkkım şeyi sana vereceğim Vaelora. Almak zaten başlı başına bir illetti!’’

Ablamın lafını ikiletmeden hemen büyük boy aynasının en kenarına geçtim. Dikkat çekmeden elime bir kağıt tutuşturdu.

‘’Dosya gibi bir şey bekliyordum! Bu çok küçük, hayallerim suya düştü!’’

‘’Kızım bunu aldığımız an zaten bütün dosyalar elimizde olacak!’’

Dedi sevinç içinde. Gülümsedim, elinden mühür olacak o kağıt parçasını silindir şekilde katladım. Ablam arkama geçip korsemin iplerini yavaşça aralamıştı. Korseyi öne doğru çektim ve kağıt parçasını iki göğüsümün arasına sokmaya çalıştım. Evet, başka saklayacak yer bulamamıştım. Hem en güvenilir yer burasıydı, değil mi? Ablama onayı verdikten sonra o ipleri geri sıkıca sıktı. Ortaya çıkan görüntü hiç sırıtmıyordu. Masaya doğru ilerledik bir süre sonra. Artık melodinin hafif ritimleri bitmiş, daha hareketli parçalar çalmaya başlamıştı. Çiftler ortaya çıkıp ya vals yapıyordu, ya da hafif bir tango… Çantamdan çıkardığım kırmızı ruju sürmeye başladım. Ablamda kendince eğleniyordu çiftler arasında. Tek başına gayette güzel, eşe gerek kalmadan eğlenceli bir şekilde dans ediyordu. Mutluydu, mutluyduk. Yada ben öyle hissettirmeye çalışıyordum. Çünkü içten içe kendimi yiyordum. Sebebi ise bu mühürü çalma işine ailemizin haberi olmadan girmemizdi. Bize anlatıldığı üzere Valerion Krallığı ve Aurelith Krallığı uzun zamandır gizli bir şekilde birbirlerine karşı, düşman olan krallıklardı. Sebebi bizim bölgemizde uğursuzluk getirileceğine inanıldığı için anlatılmazdı. Sadece sayılı bilgeler bilirdi hikayeyi. Çoğu krallıklara gösterilen belgelerde birbirimize karşı olmadığımız, hatta en yakın krallıklardan olduğumuz yalanı yazıyordu. Bu mühürü almak kralımız ve kraliçemiz yani; saygıdeğer babam ve annemin en büyük hayaliydi. Hatta abimiz bile sırf o mühürü alabilmek için sürekli antremanlar yapar, birini nasıl etkisiz hale getirebileceğini çalışırdı. Gerçi hem kılıçlarla hemde yumruklarla dövüşmek konusunda abimiz Lucerian bizim krallığımızın en iyisiydi. Gizli bir şekilde aldığımız -çaldığımız- mühürü nasıl vermemiz gerektiğini düşünüyordum içten içe. Derken beni derin düşüncelerimden ayıran bir neşeyle ablam masaya geri geldi. Hafif terlemişti. Bunu anlına yapışan bazı saç tutamlarından görebiliyordum. Kolunu masaya yaslayarak:

“Hayatımda bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum, Vaelora! Mükemmeldi resmen! Sende gelsene? Hem çok sıkıcı olmaya başladı bu balo. Zaten maskeli balo, kim bizi nerden tanıyacak?”

Ofladım. ‘’Asıl sen şu köşeye bir gel bakalım. Resmen büyük olan sensin ama ben seni sorguluyorum!’’

Kalabalıktan uzak bir kenara geçtik.

‘’Nasıl alt edebildin askerleri? Kral Alaric odasında değil miydi yani? İyide, salondada değildi…”

Elyria kıkırdamaya başladı. ‘‘Bebeğim, benim gibi birinin libidosu iner mi?’’

Onla şaşkın şaşkın bakarken kendi sorusunu kendisi cevaplamıştı.

‘‘İnmez! Tamam, senin kadar yüksek bir libidoya sahip değilim ama bende de var bir şeyler.’’

Şarabından büyükçe bir yudum aldı ve sonunda neler olup bittiğini anlatmaya başladı.

‘’Askerler Kral Alaric’in çalışma odası yerine, az çaprazdaki o halkın dilinde dolanan şahsi odasının başında bekliyorlardı. Gerçi ben onları beklemeye zorladım. Aslında onları çekiciliğimle etkiledim birazcık. Ama birazcık, vallahi! Odaklarını başka bir yerlere çektiler. Anlarsın ya… Yoksa onları ikna edip asla o odanın başından ayıramazdım!”

Şimdi anlamıştım… Kral Alaric ve Kraliçe Isolde güzel bir gece geçiriyordu. Ablam ise fırsattan yararlanıp hemen odaya sızmıştı, çakal!

“Senin birazcığın bile çok abartı oluyor Elyria!”

‘’Sadece basit bir kilit vardı. E beni biliyorsun, kilit ve düğüm uzmanıyım ben!’’ Minik bir kahkaha attı ve gözünü kırptı. Bende onun kahkahasına karşılık verdim. İki göğüsümün arasındaki kağıt ben haraket ettikçe bedenime sürtünüp alta alta iniyordu. Korsemi yukarı çekip çekidüzen verdim kendime.

‘’Kasanın kilidini açmak çok zorladı beni! Bütün çocuklarının doğum tarihi yapmış psikopat adam!’’

Neden bu kadar uzun süre gelmediği şimdi anlaşılmıştı. Kral Alaric üç varisininde doğum tarihi yapmıştı. Evet iki oğlan bir kız çocukları vardı. En küçük kız kardeşleri Lyssara, ortanca çocukları Evandor ve abileri Draven… Aslında Evandor ve Draven ikizlerdi, birbirlerine hiç benzemeyen ikizler. Mesela Evandor kumralken; Draven akyazdı, Evandor yaramaz, eğlenceli iken Draven; dominant, baskın ve çok alay etmeyen biriydi. Sadece Draven ondan bir kaç dakikalık bir fark ile büyüktü. Bir anda koridorlardan tonlarca askerler ve gladyatörler salona dolmuştu. Herkes şaşkın nidalar çıkartırken birbirlerine bakıyorlardı. Derken Kral Alaric gömleğinin düğmelerini düzeltirken büyük balo salonuna giriş yapmıştı. Sanırım gerçektende ateşli geceler geçirmişlerdi. Askerler, gladyatörler ve görevliler krala koridor oluşturmuş; saygıyla eğilmişlerdi. Baş asker:

‘’Dikkat!’’

Endişe ile ablama döndüm. Sert, kaşlarını çatmış bir şekilde etrafa bakıyordu. Maskenin ardından bile öfkesini görebiliyordum.

‘’Abla, neler oluyor? Anlaşıldı mı yoksa?’’ Ablam cevap verecekken Kral’ın sert sesi böldü.

‘’Mühür kayıp! Mühür kayıp diyorum! Lanet olsun…’’

Elini şakaklarına dayamıştı. Kraliçe Isodel ise salona anca teşrif etmişti. Şişmiş dudaklarını, bozulmuş makyajını görebiliyordum.

‘’Siktir Vaelora! Bittik biz…’’

Lyssara, Evandor ve Draven ise babalarının ve annelerinin yanlarına geçmişlerdi. İstişare yapıyorlardı fakat duyamıyordum. Gözlerim bir an Draven’ın yeşilleriyle kesişti. Birbirimize öylece bakakaldık bir süre. Bakışmayı kesen taraf ben olmuştum. Başımı çevirdim ve ablama döndüm.

‘’Abla ne yapacağız?’’ Ablamın bana cevap verecekken tekrardan Kral Alaric ablamın lafını böldü.

‘’Kimse çıkmasın. Herkesin üstü aranacak!’’

Siktir…

Bölüm sonu

2 yorum