Evet 40 km uzaktaki okula felsefeci geçirsin diye gittim, o yer elması 'gelmeseydiin' yaptı. Teşekkür alamadan eve dönüyorum imdat.
<<<>>>
Korhan ile Barkın yarım saat daha oturduktan sonra gitmişlerdi, Pars salona tekrar döndüğünde,
"Barkın biraz deli doludur, bir sözü düşünmeden söyler bir anda yükselir ve sonra yaptıklarına pişman olur genelde, sana rahatsız olduğun bir şey söylediyse bana söyleyebilirsin, normalde cana yakındır."
Doruk kafasını iki yana salladı ve hafifçe bir tebessüm ile, "Diğer arkadaşın, Korhan beni pek sevmedi galiba, soğuk gibiydi."
Pars alayla gülerek Doruk'a yaklaştı, "Aksine, seni çok sevdi bence, konuşmayı pek sevmez, ama seni daha tanımadan sorular sormaya başladı, ki o tanımadığı kişilerle gereksiz diyaloğa girmez."
Doruk Pars'ın arkadaşları ile tanışmasına inanamıyordu, onun gibi birini seveceklerini düşünmemişti, koskoca şirket ortaklarıydı sonuçta.
Kimseyi karakterine göre yargılamazdı sadece garip gelmişti Barkın bir şirket yönetebilecek kadar zekaya sahipken nasıl bir çocuk gibi davranabiliyordu? Daha ağır başlı beklemişti, Korhan gibi.
Bir süre sessizce oturdular Doruk'un gözleri dışarıya dalmıştı, yağmur hafifçe çiseliyordu, Pars yine Doruk'un eskileri hatırladığını anladı, yağmuru sevdiğinin farkındaydı, sadece hissettirdikleri Doruk'a ağır geliyordu.
Yine kafasında bir şeyler kurup duruyordu, Pars sormak istesede, Doruk'u sıkmak istemiyordu, az önce Doruk'a açılmıştı, ve bu yüzden sessizlğinin bu olmasından korkuyordu, yine dalıp sessizleşen Doruk'u izleyen Pars'ın içi hiç rahat değildi.
Kıvranıp durmaktansa bu konuyu Doruk'la halletmeye karar verdi, elini Doruk'un bacağına koydu destek verircesine okşadı, "Doruk. Konuşmak ister misin?" Doruk başını Pars'a çevirmeden önce yutkundu.
Gözlerini Pars'a kilitlerken, Pars konuşmaya başladı, "Bir sorun olduğunda beraber çözeceğiz demiştik Doruk hatırlıyor musun?"
Doruk onaylarcasına başını salladı.
Pars oturduğu yerde dikleşti ve, "O zaman neden sorunlarını bana anlatmıyorsun? Anlat ta çözüm olayım, deva olayım Doruk, sessizleştiğinde binlerce düşünce içine kapılıyorum yapma böyle."
Doruk, sesli bir nefes verdi, "Böyle.. yüzüne bakarken anlatmak çok zor."
Pars, Doruk'un güzel çenesini kavrayarak kendine bakmasını sağladı, "Yüzüme bakmıyordun ki güzelim." Diyerek çenesine ufak bir öpücük kondurdu.
Pars Doruk'u belinden iterek ayağa kalkmasını sağladı, "kucağıma gelmek ister misin? Hem o güzel yüzünü boynuma saklayabilirsin." Diyerek Doruk'un yüzüne beklentiyle baktı.
Doruk başta afallasada, bunu gerçekten istediğini fark etti, Pars'ın beklentiyle baktığını fark etmesi ile dayanamayarak kucağına oturdu ve Pars'ın dediği gibi kafasını boynuna gömdü, Pars daha rahat bir pozisyon alarak üstündeki Doruk'un rahat olmasını sağladı.
Pars elini Doruk'un ensesindeki saçlarda gezdirdi, zaten yakınında olan saçların kokusunu içine çekti, ve Doruk'a anlatması için zaman verdi, onu zorlamazdı.
"Ben. Bazen çok tedirgin oluyorum, yani birden o ölmek için uyandığım günlerin, günün bitmesi için saat saydığım zamanların tek bir izmir bileti ile bittiğine inanamıyorum."
Pars konuşmak için Doruk'un bütün cümlelerini dinleyecekti, hiç bir kelimesinin yarıda kalmasını istemiyordu, hafifçe belini okşayarak destek verdi, Doruk'un ağlamamak için kendini zor tuttuğunun farkındaydı, cümlelerde durup yutkunuyor, konuşurken sesi titriyordu.
"Bu mutluluk böyle sürmeyecek bunu biliyorum Pars, ben o cehenneme geri dönmeyeceğim, eğer üvey babamın eline düşersem daha kötüsü karşımda olacak ve buna dayanabilir miyim bilmiyorum."
Pars'ın eli sıklaştı, ne demek böyle sürmeyecekti? Doruk Pars'ın hislerini hafife mi alıyordu? Kaşlarını çatarak Doruk'un yüzünü kendi yüzünün hizasına getirdi gözlerinin içine bakarak,
"Sen sana karşı sevgimi geçici bir ilgi olarak mı görüyorsun? Doruk sana bakışlarımın farkında değil misin? ben yaşadığım sürece değil sana ellerini sürebilmek, canını bile sıkamayacaklar."
Doruk telaşla Pars'a baktı,
"Hayır. öyle değil, hislerini hafife almıyorum farkındayım ama o adam sanki bir şeylerin peşinde gibi hissediyorum, zayıf anımda, sen yokken beni bulmasından, karşıma çıkmasından korkuyorum."
Pars, "Öyle bir şey olmayacak Doruk, sen istemediğin sürece hiç bir zorluk seni bu evden çıkartamaz, ben yokken güvensiz hissetme, dışarıda korumalar var içeriye girebilmesi imkansız, arada sen fark etmeden gelip seni kontrol bile ediyorlar."
Pars bu tür şeyleri Doruk'a hissettirmeden yapmıştı, bunalmasını veya dört duvar arasında kalmış gibi hissetmesini istememişti.
"Bu aralar şirkette yoğun olmamın sebebi senin şu üvey babanın pis işlerini, bir açığını yakalamaktı, çok az kaldı Doruk, o adamı demirlikler arasında bırakmama çok az kaldı, ama hapisane yüzü görmeden önce benim yüzümü görmeli, kendi cezamı ayrı keseceğim ona."
Doruk'un gözleri büyüdü, "Pars sakın, ona bulaşma lütfen." Korkuyordu ona yaptıklarından deli gibi korkuyordu, Pars'ın sadece yüzüne baktığını fark etti, Doruk yutkundu gözleri dolmuştu, "Cevap ver, bize karışmasın Pars, karışmayacaksın." Titreyen sesiyle Pars'ı ikna etmeye çalışıyordu.
Pars, "Nasıl onu öylece sana hiç bir şey yaşatmamış gibi bırakabilirim? Bu imkansız, onu öldürmemem için sana yalvaracak." Doruk'un gözleri korkuyla doldu Pars'ın kolunu tutan eli sıklaştı gözyaşları çenesine akmaya başlayınca Pars gözlerini yumdu o adamın bıraktığı travma canını yakıyordu.
Doruk, titreyen sesiyle sayıklarcasına "Hayır. hayır, hayır lütfen yaklaşmasın bana Pars, sesini, bakışlarını, gözlerini üzerime değdirmesin yalvarırım." İçi gidiyormuş gibi, son nefesindeymiş gibi konuşuyordu Pars kendisine sarılan titreyen bedeni sıkıca sarmaladı ve kulağına, "Güzelim bana bak, bu sadece bir teklifti onu senden öyle bir uzaklaştırırım ki o pezevengin dünyada yaşadığını unutursun, lütfen sakinleş." Diyerek alnını öptü.
Pars sakinmiş gibi davranıp Doruk'u sakinleştiriyordu, ama içinde yangın vardı sanki, sinirini öfkesini Doruk'a belli etmiyordu, Doruk her kollarında titreyerek ağladığında o piçin hesabı daha fazla artıyordu, sadece Doruk'un biraz toparlanmasını beklemeliydi, Doruk korkudan titrerken Pars sinirden titriyordu.
Kafasını tekrar Pars'ın boynuna yaslayarak sakinleşmeye çalıştı kokusu uykusunu getiriyordu, ağlama sesleri iç çekişlere dönerken Pars Doruk'un belini okşuyordu,
"Uyumak ister misin güzelim?"
Doruk, kafasını iki yana sallayarak reddetti, fazla uyumuştu ve Pars'tan ayrılmak istemiyordu, oturduğu yer rahattı, Pars yumuşak bir ses ile
"Bir yüzüme bak bakayım." Diyerek Doruk'un kafasını boynundan çıkarmasını sağladı, yüzü ve gözleri ağlamaktan kızarmıştı.
İçi gidiyordu Doruk'un bu hallerine,
Doruk'un Ağlamaktan yüzüne yapışan saçlarını geriye ittirdi ve, "Yanımdayken hiç bir şeyden korkmana gerek yok, geçmişini silemem ama güzel bir gelecek yaratacağım Doruk, o güzel gözlerin sadece mutluluktan dolacak, korku hissetmene izin vermeyeceğim, sadece biraz zaman. Zamanla iyileştireceğim seni."
Doruk gözlerini kaçırdı, bu kadar sevgi fazlaydı, hissettiği yoğun duygular gözlerinin dolmasını sağlıyordu, eskiden bu kadar duygusal değildi, şimdi arkasında yaslanabileceği Pars vardı sarılıp ağlayabileceği, sığınabileceği bir limandı Pars onunlayken nefes alıyordu, Doruk nefes alabildiğini Pars'la fark etmişti.
Pars'ın gözleri Doruk'un ağlamaktan kızarmış dudaklarına kaydı, hafif şişmişlerdi çok güzel duruyordu, koyulaşmış gözlerini Doruk'a çevirdi, Doruk yutkunarak yerinde hafifçe kıpırdandı fark etmişti dudaklarına baktığını, Pars o kıpırdanmayla kaskatı kesildi, Doruk'a belli etmesede en ufak etkileniyordu, elini Doruk'un ensesine koydu ve kendine yaklaştırarak elmacık kemiğini incinmesinden korkarak hafifçe öptü.
Kafasını biraz daha eğerek boynunada ufak bir öpücük kondurdu, dudakları boynundayken Doruk'un yutkunmasıyla dudaklarının üstündeki adem elması oynadı, Pars'ın dudaklarının değdiği yerler yanıyordu adeta.
Bu sefer dudaklarını Doruk'un dudaklarına yaklaştırdı, dudakları dokunmadan önce gözlerini kaldırdı ve Doruk'tan izin alır gibi bakış attı, Doruk gözlerini Pars'ın dudağına indirerek kabul etti.
Pars beklemeden dudaklarını Doruk'unkilere bastırdı, dudakları kavuştuğunda sesler kesildi, Pars'ın öfke ateşi dindi, Doruk'un hissettiği tüm korkular toz bulutu gibi dağıldı, ikiside sadece çıkan seslere odaklıydılar.
Dudakları ilaç gibiydi, ruhları arınıyordu kirden sanki, birbirlerinin dudaklarında soluklanıyorlardı, Pars'ın şefkatli öpücüğü Doruk'un karnında heyecan kıpırtıları yaratıyordu.
Doruk hissederek öpüyordu Pars'ın dudaklarını, kemikli elleri Pars'ın keskin çenesini kavradı, yakışıklı yüzü avuçlarının içindeyken bütün dünya onun gibi hissediyordu.
Pars bunun sonunun hiç iyi bitmeyeceğini düşünerek uzaklaştı dudaklarından, geri çekildiğinde bile Doruk'un gözlerinin hâlâ iştahla dudaklarına bakıyordu, Pars bu duruma alayla gülümsedi, Doruk gözlerini Pars'ın gülümsediği için gerilen dudaklarından çekti ve gözleribe çıkardı.
İkiside dağılmış ifadeyle birbirlerini izliyorlardı Doruk altındaki sertliğin farkındaydı, ve bu kızarmasına yetmişti fark ettiğini belli etmemeye çalışıyordu, Pars ise bakışlarını Doruk'tan ayıramıyordu, Pars bu tehlikeli ortamı dağıtmak için konuyu değiştirdi,
"Akşam yemeğini dışarıda yemek ister misin?"
Doruk hafifçe gülümseyerek,
"Aslında, yani sende istersen evde bir şeyler yapıp sahilde yiyebiliriz."
Pars cevap vermeden, kucağındaki Doruk'la beraber aniden ayağa kalktı, Doruk telaşla, "Pars! İndir beni çabuk düşeceğiz saçmalama!"
Pars Doruk'u daha sıkı tuttu ve, "Düşürmem merak etme"
dedi sırıtarak.
Doruk Pars'ın omuzlarını kavrayarak,
"Pars kaldırabileceğin hafif kısa birşey değilim bak ikimizide sakatlayacaksın" dese de kucağında olmanın hoşuna gitmediğini söyleyemezdi.
"Çok konuşuyorsun, daha hazırlamamız gereken bir akşam yemeği, gitmemiz gereken bir sahil var çabuk." Diyerek mutfağa girdiğinde Doruk'u yere indirdi, Doruk dengesini sağlayarak Pars'ın omzuna hafifçe vurdu, "Ben, ordan oraya taşıyabileceğin bir çuval değilim." Dedi.
Pars gülerek buzdolabına yöneldi, "Hoşuna gittiğini biliyorum güzelim, şimdi bana ne yemek istediğini söyle." Dedi.
Şu iki gündür de 'güzelim' kelimesi ortaya çıkmıştı, Pars her söylediğinde kalbinin çarpması normal miydi? Başkasından duysa yüzünü buruşturacağı kelime bu adamın ağzından çıktığında kendinden geçiyordu resmen.
Ne çabuk bağlanmışlardı birbirlerine, ikiside boş yaşıyordu hayatı, amaçsız geçen onca senelerin ödülüydü sanki bu aşk. Çıkmaz sokaklar gibilerdi, koşarak kaçsalar bile birbirlerinden başka çıkışları yoktu.
"Pizza yapabiliriz."
Pars dolaba eğilerek malzemelerin yeterli olup olmadığına baktı,
"hmm, olabilir." Diyerek Doruk'a döndü, "Hem ellerinin ne kadar becerikli olduğunu görürüz şefim."
Doruk gülerek, "Daha şef olamadım beğenmezsen aç kalırsın, şimdiden söyleyeyim."
Pars, "Sana yardım edeceğim kötü olması imkansız." Diyerek gerekli malzemeleri çıkarmaya başladı, Doruk Pars'ın yanında yaklaşarak çıkardığı malzemelere baktı "Kendinden eminsin yani?" Diye alayla sordu.
Önünde duran Pars tezgahta hamur yapmaya çalışırken oldukça komik duruyordu, Doruk dayanamayıp kıkırdarken, Pars arkasını dönüp,
"Ne oldu, beni böyle görmek komik mi?" Dedi sırıtarak.
Doruk hafifçe omuz silkti, "Ne bileyim, senin gibi bir adamın hamur açması garip geldi." Dedi, gülmemek için dudağını ısırdı.
Pars başını iki yana sallayarak işine döndü, "Bütün işi ben yapıyorum ve sen bana gülüyorsun öyle mi? Gelip şu mantarları doğra görelim becerilerini."
Doruk, Pars'ın yanına tezgaha yaklaştı ve kesme tahtasını çıkartarak tezgaha koydu, keskin ve keseceği mantara uygun bıçağı aldı ve Pars'ın güzelce yıkadığı mantardan bir tane aldı ve, önceden çalıştığı hızlı kesme yöntemiyle mantarları hızlı ve profesyonelce doğramaya başladı.
Pars hamurla savaşmayı bırakarak Doruk'a döndü, "Vaay, seni hafife almamalıydım galiba." Doruk sırıtarak yaptığı işe devam etti.
Pars yaptığı hamuru açmaya başlarken Doruk çoğu malzemeyi doğramıştı bile, Pars yemek yapacağı için beyaz gömleği çıkarmış, onun yerine siyah bir tişört giymişti, kol kasları tişörte sığmıyordu resmen, tişörtün üstünde ise askılı bir mutfak önlüğü vardı Doruk'un bakışları ister istemez kollarına kayıyordu ve Pars bunun farkındaydı.
Yuvarlak hamuru tepsiye alarak Doruk'a uzattı malzemeleri üstüne yerleştirmesi için, Doruk önceden hazırladığı sosu pizzaya sürerken,
"Yemek yapmayı sever misin?"
Pars elindeki ikinci tepsiyi Doruk'un önüne itti ve kafasını Doruk'a çevirdi,
"Aslında yemek yapmayı severim ama pek zamanım olmuyor, birde yalnız yaşıyorum tek kişilik yemek yapmak hoşuma gitmiyor, arada sırada bizimkiler gelirse yaparım, yani genelde sipariş veriyorum."
Doruk hafifçe kaşlarını kaldırdı ve gözlerini Pars'ın vücudunda gezdirdi,
"Her gün dışarıdan yiyen birine göre vücudun oldukça iyi."
Pars, Doruk'un söylediklerine sesli bir şekilde güldü, öyle güzel gülüyordu ki, Doruk onu ara ara güldürmeyi aklına not etti.
Pars bir eliyle tezgahı tutarken Doruk'a eğildi, sırıtarak, "Demek vücudum oldukça iyi ha?"
Doruk bakışlarını kaçırırken Pars konuşmaya devam etti, "Daha görmedin ki, iyi olup olmadığını görmek istersen hemen gösterebilirim."
Doruk hissettiği yoğun kokuyla aklı bulanmıştı, Pars'ın kokusu ciğerlerine dolmuştu ve Doruk derin nefesler almak istiyordu, Pars'ın sorusuna cevap vermek yerine çekilmesi için omuzlarından iterek oluşan boşluktan çıktı, "Dalga geçme, biraz daha oyalanırsak gün batımını kaçıracağız."
Pars sanki sarhoş olmuş gibi bakıyordu Doruk'un güzelliğine,
Doruk hızla iki pizzaya da sosu yaymıştı malzemeleri hızlı hızlı dizerken Pars ise mısırın paketini açmıştı, Doruk'un süslemesine yardım ettikten sonra, ısınan fırına tepsileri koydular.
<<<>>>
İkiside hazırlıkları bitirdikten sonra kıyafetlerini değiştirmek için ayrılmışlardı, ikiside salona girdiğinde Pars Doruk'a baktı, bol bir tişört ve diz altı basketbolcu şortu giymişti uzun boyuna gerçekten yakışıyordu, Pars ise beyaz gömlek, siyah pantolon giymişti, adama gerçekten yakışıyordu ama gideceği yer için fazla ciddiydi, Doruk yanına yaklaşarak, "Sahile gidiyoruz, yetişmen gereken bir toplantı yok." Dedi alayla, Pars, kafasını eğerek üstüne baktı, "ne var ki üstümde? Her zamanki halim."
Doruk, "Ev halin daha şirin."
Pars suratını buruşturdu,
"şirin mi? Ben mi? Bunu duyabileceğimi hiç tahmin etmezdim."
Doruk omuz silkti ve yiyecekleri koyduğu sepeti alarak,
"bana göre öyle."
Pars gülerek başını iki yana salladı ve arabanın anahtarını alarak birlikte dışarıya çıktılar, arabaya bindiklerinde Pars, "kemerini tak." Demişti, her arabaya bindiklerinde Doruk'a hatırlatıyordu.
Doruk bu ince düşüncesine belli etmeden sırıttı, Pars anahtarı çevirerek arabayı çalıştırdı, yola çıktıklarında, Doruk başını arabanın penceresine çevirdi heyecanını belli etmemeye çalışırken, ilk defa piknik yapacaktı ve yanında sevdiği adam vardı, ailesi fazla ilgisizdi, onlar öldükten sonra Adnan'nın eline düşmüştü onunlada değil piknik yapmak o adamla aynı masaya zorunlu olmadıkça oturmazdı bile.
Pars gözlerini aynadan Doruk'a çevirdiğinde heyecan kıpırtılarıyla dışarıyı izlediğini fark etti, galiba onu mutlu etmeyi başarıyordu, Doruk Pars'a dönrerek, "Tahminen kaç dakikaya orada oluruz? Gün batımını yakalar mıyız?"
Pars Doruk'a bakmadan, "Hayır." Dedi, Doruk'un omuzları düşerken, "Neden? Gideceğimiz yer çok mu uzak." Pars hafifçe sırıtarak yan gözlerle Doruk'a baktı,
"Aslında bir yolu var."
Doruk,"Neymiş?" Diyerek dikkatini Pars'a verdi, "Bana bir öpücük sözü verirsen seni gün batımına yetiştireceğim." Doruk yutkunarak bakışlarını kaçırdı, beklemediği anlarda afallıyordu.
Pars bir yola bir Doruk'a bakıyordu tepkisini görebilmek için, Doruk'un kendisi tarafından öpülmenin hoşuna gittiğinin farkındaydı,
"Tamam, öperim." Dedi utançla karışık heyecanla, belki başkası bu kadar heyecanlanmazdı ama bunlar Doruk için oldukça yeni ve ilkti.
Bu hisler sadece Doruk için değil Pars için de yeniydi, hiç bir zaman insanlarla iç içe bir ilişki istememişti bu zamana kadar, tek hedefi kariyerdi, insanların ellerini vücudunda istemezdi, bu nedenle kimseyle birlikte olmamıştı ama Doruk'un her bir zerresini tatması
nı istiyordu.
<<<>>>
Evett bir bölümün daha sonundayız
ARKADAŞIM KÖPEĞİNİN ADINI PARS KOYMUŞ AAAA,
😖💖
~Ceycey
-20.06.24-
♡♡♡
Hoşça kalın.
Takipte kalın.
♡♡♡