•
Gözüm kapıda kalmıştı. Daha dans bitmeden babası ile kapının yanında durduğunu görünce önüme dönebilmiştim.
Dans bittiğinde kendi masamıza asla oturmayacaktım. O yüzden Bige'yi bulup onunla birlikte terasa çıktık. Bige kuzenlerim arasında yakışıklı bir erkek bakarken Atakan küçük bir grup halinde yanımıza gelmişti.
Sohbete ne kadar dahil olmaya çalışsam bile huzursuz hissediyordum.
Bir şekilde sesini duymam gerekiyordu.
Oflayıp elimi göğsümde gezdirdim. Bige dahil herkes sigara içtiği için onlardan uzaklaştım. Büyük terasın kapısında konuşarak içeri girmekte olan adamlara gözüm kaydı. İş adamlarının olduğu dört beş kişilik grubun en önünde elinde şarap kadehiyle Oğuz bey vardı. Bana başıyla selam verip terasın diğer tarafına ilerlediler. En arkadan telefonla konuşarak yürüyen adamı görünce göz göze geldiğimiz an boynumdan yukarıya doğru sıcaklık süzüldü.
Bana doğru yürüyeceği hissine kapıldığım an babası ona seslenince göz temasımız kesilmişti.
Hayal kırıklığıyla gözlerimi başka yöne çevirdim.
-"Oo benim havalar başladı."
Oyun havası müziğini duyan Atakan soluğu pistte alırken Bige de onunla oynamaya gitmişti. Ciddi anlamda oynak. Orası burası bir türlü durmuyor.
Pek de yakın olmadığım kuzenlerime öylesine tebessüm edip soğuk trabzanlara yaslandım. Yağmurun çiselediğini fark ettiğimde belli belirsiz bir gülümseme ile gökyüzüne doğru baktım.
Terasta olanların bir kısmı ıslanmamak için tamamen içeri geçmeye başlamışlardı. Terasın iki büyük kapısından girenleri izlerken binanın iç duvarına doğru yaklaştım ve yağmurdan korundum.
Kandemir gözümden kaçmıştı. Diğer kapının yanında duruyordu ve bulunduğum yer bir kolon kenarı olduğu için onu göremiyordum.
-"Üşüdün mü?"
Korkudan yerimde sıçradım.
-"Deli misin sen?! Bir daha bana yaklaşma." Neredeyse dibime girmişti ve bu beni çok fazla sinirlendirdi.
-"Bu öfkeli haline sahip olmak için ne yaptım?"
-"Zorla benimle konuşmaya çalışıyorsun. İstemediğimi söylüyorum!"Saçımı savurarak arkamı dönmüştüm ki tuttuğu kolumu elinden çektim.
-"Eski erkek arkadaşından korku-"
-"Eski falan değil! Düzgün konuş."dedim direkt sesimi yükseltip.
Karşımda alayla güldü.
-"Pek öyle görünmüyor. Eski değilse nerede hani?"
-"Ecelin olarak buradayım gel tanışalım."
Karşımdaki adam ışık hızıyla kendini yerde bulurken küçük bir çığlıkla ellerimi ağzıma kapattım.
Ben Kandemir'i durduramadan uzaktan da olsa sürekli gördüğüm koruması yerdeki adamı elinden almıştı. Taha denen adam burnundan akan kanla yerden kalktı.
Konuşamayacak kadar şoktaydı ve koruma tarafından sürüklenerek binanın dış merdivenine götürüldü.
Gözlerim irileşmiş kalbim atak geçirir gibi hızlı hızlı atarken Kandemir ceketinin kollarını düzeltiyordu. Bir yanım düğünde böyle bir olay yaşandığı için telaşlı, diğer yanım Kandemir kıskandı diye çığlık içinde.
-"Nerede yavşak bir orospu evladı varsa özenli bir biçimde onları çekiyorsun." Bedeninden öfke akarken oldukça sakin konuştuğu için bir tık ürkütücü oldu.
-"Benim ne suçum var?"dedim savunma amaçlı.
-"Suç sende değil bende. Elaleme örnek olsun diye onu şimdi şurda sikmek vardı da yapmıyorum o yüzden suç bende." Alnında belirginleşen damara bakarken o kararmış gözleriyle salonu işaret ediyordu.
Dudak uçuklatan cinste savurduğu küfürlerle olduğum yerde kıpırdayamadım.
-"Nereye götürdü onu?"diye korka korka sordum. Korktuğum şey tepkisiydi.
-"Çıktığı yere geri sokmaya. Sana ne kızım?!" Bir anda bağırınca yerimde sıçradım.
Ne bağırıyor ya?
-"Farkında mısın bilmiyorum ama biz iki ayrı insanız. Önüne geleni dövemezsin."diyerek kendimi toparladım. İşaret parmağımla ikimizi işaret ettiğim esnada bileğimi tuttuğu gibi elimi indirdi ve beni bir çırpıda kendine çekti.
-"Az önce lavuğa öyle demiyordun ama. Ne oldu şimdi? Eskide kalamadım mı?"
Dudaklarımı aralanırken gözlerimi göğsüne dikip omuz silktim.
-"Ben..başımdan atmak için söyledim."
Başını öylesine salladı.
-"Sen ancak kendini kandırırsın. Benim buradan katil olarak ayrılmamı istemiyorsan şimdi uslu uslu yanımda duruyorsun."
Adeta şimşek çakmış gibi oldum. Beynime çaktı en azından.
-"Ne? Saçmalama." Heyecanımı belli etmeden istemiyormuş gibi yapmak inanın çok zor çünkü karşımda Kandemir var.
-"Konuşup beni de kendini de yorma. Düğün bitince istediğin kadar konuşuruz. Bu saçmalığı yeterince uzattık."
Dört nala koşuya çıkmış kalbim beni yarı yolda bırakacaktı. Öleceğim. Heyecandan şimdi şıp diye öleceğim.
-"Buna sen karar veremezsin."
Evet biraz daha oyna Arven.
-"İyi madem. Gözümün içine bak ve içinde bana karşı olan her duygunun bittiğini söyle."Dirseklerimden sıkı sıkıya tutup ona bakmamı sağladığı an nasıl kaçacağım endişesiyle önce nefesim kesildi. Sonra akıllıca düşündüm.
Nefessiz bırakan yakışıklılığı karşısında bir kaç saniye yüzüne taparcasına baktım. Ardından bile bile yüzünü karış karış inceledim.
-"İlk olarak şu temasını kesersen sevinirim."diye uyardım. Aslında her yerime dokunmasını istiyordum ama konumuz bu değil.
-"Sevgisini bir kere bile dile getirmemiş bir adam olarak bence bu çaban çok yetersiz. Ve inan işe yaramaz. İlk önce aynada sen kendi gözlerine bak. Sonra duygularını dillendirecek cesaretin olduğunda gel bende duygularımı ifade ederim."
His barındırmayan bir tebessümle biraz da üzülerek onu orada yalnız bıraktım.
Yaşça ondan küçük olabilirdim. Ama bu en azıyla yetineceğim anlamına gelmiyordu. Elime bir şeker tutuşturup beni mutlu edeceği yaşta değildim.
Düğünün kalan bir saati durgun geçti. Sosyetenin büyük kısmı dağılmıştı. Annem beni tanıştırmaya can attığı adamın yok oluşuyla yüzleşirken ben Kandemir'e bakmamak için can çekişmiştim.
Ne zaman bir köşede kalsam bana doğru hareketlendiğini anladıkça kalabalığa karışmıştım.
Köşe bucak kaçmalı bir düğün olmuştu kısaca.
'
Ertesi sabah evin soğuk sessizliği ile kahve yudumluyordum. İki saat sonra uçağımız vardı. Ben gece uyku tutmayınca eşyalarımı hazırlamıştım ancak Bige sabaha bırakmıştı.
Açıkçası yorulmuştum. Oradan oraya gidip gelmekten sıkılmıştım ve sıcak bir yuvam olsun istiyordum. Evimdeyken bile evimde hissetmiyordum.
Önceden de hissetmezdim.
Ama sanki şimdi daha bir yalnızdım.
-"Hazırım!"
Bige merdivenlerden zıplayarak indiğinde sırtımı yasladığım camdan uzaklaştım.
-"Çantamı alayım çıkalım."dedim.
-"Vedalaşmak istediğin kimse yok mu?" Yerinde çocuk gibi sallanarak sorunca gülümsedim.
-"Var ama yok." Yanından süzülerek merdivenleri çıktım. Yardımcı kadın iki büyük bavulu indirmek için gelmişti. Çantamı omzuma asıp geri salona indim.
Bizi bekleyen arabanın içine girip arka koltuğa oturdum. Bige de karşımdaki koltuğa yan şekilde oturup ayaklarını uzattı.
Gidesim yokken zorla gidiyordum. Çünkü burada uzak kalmak daha zordu. En azından araya mesafeler girince daha katlanır hissediyordum.
Havaalanına girip gerekli işlemleri yapmış uçağın saatini beklemiştik. Anons yapıldığı sırada Bige'nin ismini duyduk. İkimizde şaşırmıştık çünkü şimdiye kadar defalarca uçmuş iki insan olarak hiçbir problem yaşamamıştık.
-"Sen git ben gelirim."
Gişeye doğru giderken ona bekleyeceğimi söyledim. Koşa koşa gözden kaybolmuştu.
İnsanların geçmesi için koridorda kenara çekilmiştim. Telefonuma son kez göz attım ve kapattım. Olduğum yerde ayağımı sallarken bir kaç dakika daha geçtiği için endişelenmeye başlamıştım. Görevlinin yanıma gelmesi nedeniyle koridoru mecburen geçmiştim. Uçağın merdivenlerine ilerleyeceğim esnada güçlü bir el kolumdan tuttu.
Ağzımdan kaçan çığlıkla insanların bana dönmesine neden olunca utanmıştım.
Korkuyla baktığım yerde hiç mi hiç görmeyi beklemediğim adam vardı.
-"Ne işin var burada? Ödüm koptu Kandemir!"
Elimi göğsüme atıp tekrar geriye göz attım. Bige hala yoktu.
-"İşim değil işimiz var. Hadi."
Beni ilerletmeye çalıştığı için ayaklarımı yere bastırdım.
-"Saçmalama ne yapıyorsun? Uçağım var gidiyorum. Bige içeride. Bırak kolumu."
Direniyordum çünkü ne olduğunu anlayamamıştım. Beni burada nasıl bekleyebilirdi? En önemlisi niye kimse yardım etmiyor?!
-"Bige şimdi uçağa bindirilecek bir problem yok."derken hala beni ittiriyordu.
Gücüne karşı koyamadığım için mecbur olarak sürükleniyordum. Söylediği cümle ise beni şoka soktu.
-"Ne? Sen mi sorun çıkarttırdın?! Sana inanamıyorum! Ya bir dursana! Beyefendi görmüyor musunuz acaba yardım etsenize?!" Elleri önünde birleşmiş duran görevliye doğru seslendiğimde başını eğmişti.
-"Uçağın rötar yapacağını bildir. Belli ki bekleyen biz olamayacağız."
Gittikçe gözlerim irileşiyordu.
-"Kandemir! Sen delirdin mi? Hayır bunlar sana niye itaat ediyor onu da anlamıyorum? Yok artık! Sen neyin peşindesin?!" Tepkilerime ben bile engel olamıyordum.
Özel uçağını nasıl olur da sahada görmemiştim. Önüne sürüklenene kadar da fark etmemiştim.
-"Bak yapma! Bige merak eder lütfen. Beni nereye götürüyorsun?!"
Kollarında çırpındıkça ona etki etmediğimi görüyordum. Bir elini dizlerimden diğerini belimden geçirerek kendimi bir anda havada buldum.
-"Kuş kadar halinle beni nasıl yorabiliyorsun?"
Bana yaşattığı bu adrenalini açıklamadan nasıl kendi halinde gidiyor?
Kalbim küt küt atarken ondan kaçamayacağımı anlayıp kollarımı göğsümde bağladım. Saçlarım rüzgarda uçuşuyordu ve üstüm başım dağılmıştı.
Gitmek istemediğimden değildi. Onunla ben her yere giderdim ama bu şekilde değil. Resmen nevrim dönmüştü.
-"Kapatın kapıları."
Kaçacağıma dair bana olan güvensizliği göz yaşartıcı.
-"Ben nereye düştüm böyle ya? Bu nasıl bir sahtekarlıktır? Ülkede kimseye güvenemeyecek miyiz biz? Göz göre göre kaçırılıyorum resmen kimse bir şey yapmıyor. Mememden elini çekersen sevinirim."
-"Kemerini bağlıyorum." Yarım ağız gülerek bana tepemden bakıyordu.
Oturduğum rahat koltukta söylene söylene yalnız kaldığımız bu bölümde göz gezdirdim. İki kapı da kapalıydı.
Yeniden kollarımı göğsümde bağladım ve ayağımı sallamaya başladım. Kendisi de yanıma oturdu yan dönerek bana baktı.
Ondan gözlerimi çekip ofladım.
-"Ağzımı bantlayıp ellerimi de bağlasaydın."
Kahkahasıyla yüreğim çırpındı.
-"Hoşuna gittiğini öğrenmem iyi oldu. Deneriz bir gece."
Kıpkırmızı olduğuma emin olarak başımı diğer tarafa çevirdim.
Oha ama!
Bir de kendimi utanmaz bilirdim.
-"Beni nereye kaçırıyorsun?"diye sordum konunun değişmesi için.
-"Kaçırmıyorum. Öncelikle sakinleşirsen daha iyi iletişim kurabiliriz." Bu adamın sakin tavrı beni daha da gerginleştiriyor.
-"Zorla beni aldın kaçırdın. Nasıl bir sakinlik bekliyorsun?"diye ellerimle kendimi gösterirken iki elimi tutup sırayla öptü.
Hemen sinirim söndü demek istemiyorum ama söndü. Yumuşak bir pamuğa döndüm ve gözlerimi ellerimize diktim.
-"Teklif etsem gelmeyecektin. Biraz yalnız kalmamızın vakti geldi." Elini uzatıp saçlarımı yumuşak dokunuşlarla düzelttikten sonra kulağımın gerisine sıkıştırdı.
Uzandı ve dudaklarını yanağıma değdirmeden öylece durdu. Gözlerim kapanırken aldığı nefesleri dinledim.
-"Seni özlediğim gibi sende özlemedin mi?" Göğsümün titreyişi işimi kolaylaştırmıyordu. Adeta elim ayağım uyuşmuştu ve kokusuyla sarhoş olmuştum.
-"Özlemekle bir şeyler düzelmiyor."dedim mırıldanarak.
Burnunu yanağıma sürttü. Sesli bir nefes aldığımda duraksamış iyice yaklaşmıştı. Dudağımın kenarını öptü. Aklımı başımdan aldı gitti.
-"Düzeltmek için çaba göstermezsek ne yapacağız? Sana muhtaç kaldım Arven. Güzel yüzünü,gözlerini artık benden esirgeme."
Dudaklarımı ıslatıp sessiz sessiz kokusunu soludum. Onsuz hayatım ilerlemiyordu. Benden farksız olmadığından ise haberim yoktu.
-"Birbirimizi kırdık."dedim. Kırıldım desem haksızlık ederdim. Onsuz kalıp iyice hassaslaştım ve bende ona gereksiz bir hırçınlık sergilemiştim.
-"Seni kırdığım ve yalnız bıraktığım için üzgünüm. Bu duruma geleceğimizi düşünmemiştim. Sadece emin olarak benim yanımda olmanı istiyordum." Sesi de tıpkı parmakları gibi beni okşuyordu. Elini yanağımda gezdirip küçük bir öpücük daha bıraktı.
-"Ben zaten duygularımdan emindim."diye fısıldadım biraz utanarak.
Kalın dudakları yukarı kıvrıldı. İçimde büyüyen öpme isteğiyle baş ediyordum. Çok özlemiştim.
-"Yanıldık mı diyelim o halde?" Keyifli ses tonuyla ister istemez tebessüm ettim.
-"Şu ufacık boyunla beni böyle süründürdüğüne inanamıyorum."
Uzanıp alnımın köşesini öptü.
-"Belki bir daha aynı şeyleri yapmazsın."diyip burun kıvırdım ve atik bir şekilde ondan uzaklaştım geriye yaslandım.
-"Ne yapmışım ben küçük hanım? Etrafındaki şerefsiz köpeklerle uğraşmaktan bir şey yapamadım." Aklına gelenlerle sinirlenmiş olmalı ki nefes alış verişi değişmişti.
Hızla ona döndüm.
-"Ne yaptın o adama? Ayrıca Ali'ye çok ayıp ettin. Adam benden hoşlandığı için onu dövemezsin!"diye çıkıştım.
-"Ya siktirsin gitsin. Sövdürme şimdi beni. Dövemezmişim. Onun sülalesini si-" Elimi ağzına kapattım.
-"Küfür edip durma."
Avuç içimi öpünce elimi çekiverdim.
Kabarmış göğsüyle ağzının içinden konuşa konuşa önüne döndü. Görevli hostes gelince bir daha konuşmamıştık.
Uçak kalkarken aklım hala bu hale nasıl geldiğimizdeydi.
-"Sabahın köründe mi bu planı yaptın?" Merak ederek sordum.
Açıkçası şu an içimde dönen konu bu değildi. Deli gibi sevinç çığlıkları atmak istiyordum ancak o kadar da belli etmeyeyim dedim.
-"Aslında dün gece size geldim. Sonra annenle falan uğraşamam diye geri döndüm." Gayet mantıklı bir şeyi anlatır gibi konuşmasına hayretle baktım.
-"Nereye gidiyoruz?"diye ikinci sorumu yönelttim.
Omuz silkti.
-"Uzun bir yolculuk olmasını dilerdim ama o kadar boşluğum yok. Şimdilik bir kaç günlüğüne uzaklaşıyoruz. Gidince görürsün."
-"Ne kadar sürecek?"
-"Hep bu kadar çok soru sorar mısın?"diye terslemesiyle gözlerimi devirdim. Konuşmayı sürdürdü.
-"Bir kaç saat. Biraz uyuyabilirsin." Uykusuz göründüğüme emindim çünkü doğru düzgün uyumuyordum.
Zevkle bunu onayladım. Başımı sol omzuma doğru yatıracakken çenemi tutup beni kendi omzuna yasladı. Saçlarımın üstünü öpmüş elimi tutarak kucağına bırakmıştı.
•
Bedenim hareketlenmenin etkisiyle uykudan ayılırken gözlerime konan öpücüklerle bir an nerede olduğumu algılayamadım.
-"Uyu güzelim."
Boynuna sokulup tenime vuran soğuk yüzünden hafifçe titredim. Üstüme bir şey örtülmüştü ancak çok soğuktu.
-"Üşüdüm."dedim boğuk uykulu halimde.
Kucağında taşıdığı bedenimi biraz daha sarmalamıştı. Bir arabaya bindiğimizi hissedince başımı kaldırdım. Allak bullak olmuş aklımı toplamam biraz vakit almıştı.
-"Neredeyiz?"diye mırıldanarak sordum.
Ayrıldığımız havalimanı ve tabelaları görüp okumaya çalışırken kaşlarım çatıldı.
İnanamıyorum cidden.
-"Unutmadın mı?"
Beni kucağından indirmeden yanağıma büyük bir buse bıraktı.
-"Bir sonraki boş vaktimde Paris'e gideriz. Sonra Yunanistan."
Gülümseyerek yeniden başımı omzuna bıraktım. Sıcacık boynuna değen burnum güzel kokusunu doya doya alıyordu.
Estonya'ya gelmiştik. Bunu düşüneceği aklımın ucundan geçmezdi.
Şehrin yakınlarında bir göl kıyısına gelmiştik. Arabada bana giydirdiği kalın şişme montla dışarıya çıktım. İstanbul da soğuktu ancak henüz bu kadar kış gelmediği için ceketle çıkmıştım.
Burası ise buz gibiydi.
-"Biraz daha üşüyeceksin güzelim." Elimi kavrayınca göğsüm heyecanla sıkıştı.
Gölün kenarında bekleyen oldukça lüks küçük bir tekne vardı. Gölün suyu fazlasıyla ürkütücü göründüğü için suya bakmadan tekneye adım attım. Kandemir yanıma gelip arabada üstüme örttüğü polar örtüyü omuzlarıma sardı ve alnımdan öpüp tekneyi çalıştırdı.
Uzun bir yolculuk olmamıştı. Göl kenarında gördüğüm şato gibi bir evle şaşkın şaşkın bakakaldım.
İneceğimiz yerde yaşlı bir kadın ve adam bekliyordu. Kandemir'in yardımıyla tekneden çıkıp temiz havayı içime çektim. Arkamızdan başka bir tekne gelmişti. Havaalanından nasıl aldığını bilmediğim bavulumun yanında kendi bavulu vardı.
Çalışan olarak tahmin ettiğim kişiler bavulları almıştı. Bende Kandemir'le birlikte hızlı adımlarla merdivenleri çıkıyordum.
Kapıdan girdiğimiz gibi yüzüme çarpan sıcak mayıştırıcı bir hava içime değdi.
-"Çok güzel."diyebildim en sonunda.
Paltosunu çıkartıp kenara bıraktıktan sonra üstümdeki poları aldı.
-"Beğendin mi?"derken gözlerime bakıyordu.
Başımı aşağı yukarı salladım. Ömrümün sonuna kadar onunla burada yaşayabilirdim.
Çünkü buraya bayılmıştım.
Evin içi başka bir dünyaya benziyordu. Bütün kaostan uzak huzur dolu bir yuva olmuştu şimdiden.
-"Önce öğle yemeği yiyelim istersen. Acıkmışsındır."
Uçakta uyuduğum için bir şey yememiştim karnım çok açtı.
-"İyi olur." Üstümdeki montu çıkartırken eve giren kadın ona vermem için elini uzatmıştı. İngilizce anladığını umarak öyle teşekkür ettim.
Kandemir önden geçmem için belimi tuttu. Çok uzun zaman sonra bu temaslarımız ilk günkü gibi hissettiriyordu.
Ev olağanüstü büyüklükteydi. Giriş kısmında koridorlar dahil olmak üzere neredeyse her yerde cam vardı. Büyük bir kemerle bölünmüş alanın yarısını yemek masası kaplarken ilerisinde oturma alanı vardı.
Ufak adımlarla ilerledim. Kandemir camın önüne geçmişti. Manzarayla birleşince daha da büyüleyici oluyor.
Huzurlu bir soluk alıp çıtırtı sesleri gelen şömineye göz ucuyla baktım. Hala burada olduğuma inanmakta güçlük çekiyorum.
-"Yoruldun mu?" Yanıma geldiğini fark ettiğimde yüzümü kavramıştı.
-"Biraz."dedim hızlanan soluklarım eşliğinde.
-"Odamıza çıkıp masa hazır olana kadar dinlenelim."diyerek elini kaydırdı elimi tuttu.
-"Odamız mı?"
Odamız.
-"Evet. Bir mahsuru mu var?"
Yani hemen aynı yatağa girmemizde benim için bir mahsur yok ama...neyse.
-"Yok mu?"
-"Yok tabiki. Haftalardır hatta aylardır yattığım yatak işkence gibiydi."Kendi kendine söylenip başını sallamıştı.
Merdivenleri çıkarken kirpiklerimi kırpıştırdım. Ciddi anlamda kalbim duracak.
Heyecandan ayağım merdivene takılınca alışkanlık haline getirmiş gibi beni bir hamlede kucakladı.
-"Mutlu olduğunu sanıyordum."dedim kucağındayken.
Üst kata geldiğimizde beni yere indirip karşımda dikildi. Bu defa bakışları durgundu.
-"Müptelası olduğum ten olmadan...sevdiğim küçük kadınımdan ayrı...nasıl mutlu olurum ben?"
•••
Merhaba herkeseee 🤍
Öncelikle iyi geceler. Artık beklediğimiz bölüm geldi.
Romantik tatlı bir bölüm yazmayı hayal ediyorum umarım en kısa sürede tamamlarım. Belki biraz da ateşli olabilir ama bu konuda emin değilim.
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuuz
