İçeriğe geç

UYUMSUZ

Bölüm 30 · 14 dk okuma

UYUMSUZ

Bölüm 30

Otuz

Düğünden bir gün önce yine şirkette akşamı etmiştim. Yeni kurulan fabrikamızda başlayacak olan bir proje vardı. Üretime geçmeye az bir zaman kaldığı için cahil duruş sergilememek adına her noktayla ilgilenmeye çalışıyordum.

-"Delirmiş mi bu adam?!"

Ama yine aksilik yine aksilik!

Karşımda ezilip büzülüp duran adamı daha fazla mahcup etmemek ve sinirimi ondan çıkarmamak adına elindeki dosyayı aldım.

-"Çok üzgünüm efendim ama beni korumalarıyla kovdurdu."

Alaycı bir tıslama ile çantamı kaptığım gibi odadan çıktım. Mesaisi bitmiş çalışanların arasında asansörle otoparka indim.

Şoföre gitmesi gerektiği adresi söyledim. İçim kıpır kıpır bir sinirle doluydu.

Tek amacı uyuzluk!

Kesinlikle uyuz!

Kapıda kalmamak için yoldayken Rasim'i aradım. Sonuçta en yakın kişi oydu.

-"Buyur yengem. Şey pardon Arven?"

Göz devirip sesli bir nefes aldım.

-"Beni delirten kuzenin nerede?"diye sordum direkt.

Kahkahasıyla yanıtladı.

-"Kandemir'den bahsediyorsun galiba."dediğinde sesimi çıkaramayınca konuşmaya devam etti.

-"Sabah bir toplantıya katıldı diye biliyorum. Biraz üşütmüş galiba evdeydi bütün gün yattı."

Çatılı kaşlarım düz bir çizgi halini aldı. Hasta mı olmuş?

-"Tamam sağ ol."dedim ve kapattım.

Haliyle bütün saldırgan öfkem söndü gitti. Kandemir işleri aksamasın diye kendine fazlasıyla dikkat eden bir adamdı. Beslenmesi ve sporuyla gayet sağlıklıydı. Nasıl hasta olmayı becermişti?

Binadan içeriye girmiş kapısının önünde bekliyordum. Bu kapıdan içeriye girmelerim şimdiki gibi olmamıştı. Bir daha aynısı olur muydu onu da bilmiyorum fakat şimdi içeri girip boynuna atlayacağım birisi yoktu.

Kapıyı tıklattığımda bekleme süresinde kalbim ritimsiz bir hızda atıyordu. Hatta beni korkutacak kadar hızlıydı.

Açılan kapıda gördüğüm bitkin bedene bakakaldım. O ise beni görür görmez dikleşmiş şaşırmıştı.

Dağınık saçları ve pijamasıyla yüreğimi hoplatıyordu. Bakma Arven bakma.

-"Kalemin var mı?"dedim şaşkınlığını görmezden gelerek.

-"Ne?"

-"Ne ne? Niye imzalamıyorsun?! Ne inat adamsın sen!"diyip ayağımı yere vurdum.

-"Bunun için mi geldin?"diye sorarken umursamaz tavrıyla alnını ovuşturmasını izledim.

-"Yok yüzüne hasret kalıp geldim! Şunu imzalar mısın?"dedim biraz daha sakinleşip.

İçeriden gelen tıkırtılar yüzünden gözüm koridora kaydı fakat bir şey göremedim.

-"İmzalamıyorum."diyip içeriye doğru yöneldi.

-"Ya deli misin nesin sen?! Arven imzalatsın demişsin!" Söylenerek arkasından ilerlerken salonda gördüğüm kadınla duraksadım. Kalbimin atışı yavaşlar gibi oldu. Ayaklarım olduğum yere sabitlenirken Kandemir beni umursamadan koltuğa kendini bıraktı. Gevşek bir oturmayla kalçasını aşağı kaydırıp başını geriye bıraktı.

-"Sana söylüyorum."dedim dişlerimi sıkarak.

-"Bakarız sonra."diye mırıldandı.

Mini elbisesi ve topuklu ayakkabılarıyla yanına oturan kadına dehşetle baktım.

Yok artık.

Yani bu da olamaz!

Kolunu mu tuttu o?

-"Kandemir alt tarafı bir imza. Beni uğraştırma. Şunu imzala gideceğim." Gidip olan gücümle ağlayacağım.

Neyi izliyorum ben böyle diye krize gireceğim esnada kadının elinde iğne ucu görmemle balon gibi söndüm.

-"Kendinizi sıkmayın lütfen fazla sertsiniz."

Ne diyor bu kadın?

Kolunu mu okşuyor ben mi yanlış görüyorum?

-"Seninle uğraşmayacağım."dedim hat safhada sinirle dolunca. Durup bu saçma sapan görüntüye katlanamam. Kötü olan sesimi de çıkaramıyor oluşum.

Arkamı dönmüş gidecekken beyefendi kendine gelebildi.

-"Tamam dur imzalayacağım ne çabuk pes ediyorsun."

-"Oyun mu oynuyorsun benimle?!" Hiddetle ona döndüğümde yine o bitkin yüzüyle karşılaşınca kızamadım.

-"Meşgulüm. Biraz bekleteceğim seni." Gözleriyle sanki ben görmüyormuşum gibi koluna takılan serumu işaret etti.

Gözüm seğiriyordu o da bunu görüyor mu acaba?

-"Gidebilirsiniz siz."

Gözlerimi yere dikmiş bekliyordum.

-"Bitince çıkartmam gerekiyor."

-"Gidebilirsiniz dedim." Kadın kolunu okşarken de bu kadar sert çıksaydın keşke.

Kıskançlık damarlarıma sızmış oluk oluk akarken yüzümü sabit tutmak için çaba sarf ediyordum.

Kadın beş dakika içerisinde toplanıp gittiğinde kapı sesiyle birlikte koltuğa doğru yürüdüm. Sehpada gördüğüm kalemi de alıp dosyanın kapağını açtım ve kıvırdım.

Önünde ayakta durdum kalemi uzattım.

Yarı kapalı gözleriyle bana bakarken kolunu gözlerinin üstüne doğru kapattı.

-"Halim yok görmüyor musun?"dedi boğuk biçimde.

İçimden sabır çektim.

-"Bence sen abartıyorsun."dediğimde öksürmüştü.

Gözlerimi devirmemek için zor durdum.

-"Acımasızsın."dedi uykulu sesiyle. Minderi düzeltip koltuğa boylu boyunca uzanınca elimi alnımda gezdirdim.

-"Kandemir sabaha bu kağıdı imzalı şekilde vermem gerekiyor. Bende sabaha kadar burada durmayacağım."

Serum takılı kolunu hafifçe kaldırıp geri bıraktı.

-"Bak. Kolum kalkmıyor."

Sinirden gülerek saçlarımı geriye attıktan sonra koltuğun bir kenarına oturdum. Gözümün önünden geçen anılar bir bir kendini gösterirken göğsüm yine tanıdık hisle ağırlaşmıştı.

Kucağından kalkmazken şimdi ona dokunmuyordum bile.

-"Ne zaman kalkar tam olarak?"

Kapalı gözleriyle alt dudağını büktü. Şu koskoca kalıbına bakmadan böyle hareketler yapmaya utanmıyor mu?

Göğsüm şişerken içime doldurduğum hava tamamen onun kokusuydu.

Çantamı ve dosyayı koltuğa bırakıp soğuk bir su almak için mutfağa yürüdüm. Mutfak tertemizdi. Hiçbir dokunulmuş iz olmayınca yüzüm asıldı.

Su içmeden yanına geri gittim.

-"Bir şey yemedin mi sen?"diye sordum bütün üzgünlüğümle.

Gözlerini açmamaya devam ederek başını belli belirsiz sallamıştı.

-"İpek hanımı çağıralım. O bakar sana. Haberi yok mu?"

-"Yok."

-"Neye yok?"

-"İkisine de." Bu adam cidden huysuz ve uyuz.

-"Rasim gelsin o zaman."dedim yerimde kıpırdanarak. Onu bu halde görmek her yanımı hüzünle çevirmişti.

Bir süre düzenli soluklarla yattı. Ardından dirseğini koltuğa bastırıp hafifçe doğrulmuştu. Sanki başı ağrıyormuş gibi kaşlarını derince çattı.

-"Ver şunu."

Dosyayı işaret etmişti. Kalemi eline verip dosyayı da bedeninden kalan küçük kısımda koltuğa koydum.

Adeta şiir gibi bir imza atıp kalemi sehpaya fırlattı ve doğruca geri yattı. Yine gözlerini koluyla kapatmıştı.

Dudaklarımı kemirerek dosyayı aldım.

-"Başın mı ağrıyor?" Bunu sorarken niye bilmiyorum ama heyecanlanmıştım. Galiba onu düşündüğümü anlayacak olmasından dolayıydı.

-"Evet." Sesini zor duymuştum.

Boynumu kaşıyıp stres dolu bir halde dosyayı çantamın üstüne bıraktım.

-"Çorba yapıyım mı sana?" Usulca çekinerek sordum.

Göğsü sakince inip kalkarken koltuğu kaplayan hatta sığmayan bedeninde göz gezdirdim. Pijamasının üstü yukarı doğru kaymış çıplak karnını açıkta bırakmıştı.

-"İştahım yok."dedi bir kaç dakika sonra.

Sehpada duran ilaçlara baktım. Antibiyotik olana tok karnına içilmesi gerektiği yazıyordu.

-"İlaç içmen lazım. Yani yemen gerekiyor."dedikten sonra yanına yaklaşıp büyük bir iradeyle kolunu tuttum kaldırdım.

Bana kısık bakışları eşliğinde tuhaf tuhaf baktı. Ona dokunmamı beklemiyor olmalıydı.

-"Ateşin var mı?" Hem ilgisiz görünüp hem ilgilenmeye çalışmak bir hayli saçma.

Avucumu alnına koyduğum an içimden bir şeyler koptu. Sıcak tenini hissetmeyeli kaç zaman oldu?

Göğsüm kabardı. Fakat bu nefes alamadığım içindi. Nefessiz bir acı çekiyordum. Elimi alnından yanağına kaydırdım. Gözlerini yine kapatmıştı. Şimdi kapalı gözlerini öpmek vardı.

-"Yok sanırım." İçime kaçmış gibi çıkan sesimi duymasa daha iyiydi dedim kendi kendime.

Aksine yüzü soğuktu. Son olarak sıcaklık yayılan boynuna elimin tersiyle dokundum. Daima sıcacık teni şimdi soğuktu.

Hızlıca ondan uzaklaştım. Yatak odasına istemeyerek girdim. Eğer mümkün olsaydı gözlerimi açmadan girmek isterdim.

Dağınık yatağa doğru yürürken hatırlamak istemediğim anılar bir bir gözümde canlandı. Ellerim titreyerek yataktaki örtüyü çektim aldım ve göğsüme bastırdım.

Sarmaş dolaş uyuduğumuz bu yatakta olmayı o kadar özlemiştim ki burnum sızlıyordu.

Biraz daha yatağa bakarsam ağlayacaktım. Hemen odayı terk edip Kandemir'in yanına gittim. İnce beyaz pikeyi üstüne örterken hiç kıpırdamamıştı. Muhtemelen serumun etkisiyle uyuya kalmış gibiydi.

Bütün hücrelerim tıpkı bana yaptığı gibi eğilip deli gibi onu koklamayı istiyordu. Ama yapamadım. Uyanırsa çok utanırdım. Bütün bu savunmam yerle bir olurdu.

Kaçarak mutfağa dönmüştüm. Kiler dolabında bulduğum malzemelerle ona elimden geldiği kadarıyla güzel bir çorba yaptım. Kaynamasını beklerken mesaj atan kızlara kısaca ne yaptığımı söyledim. Roller değişmiş gibi Bige yaptığımın pek de doğru olmadığını söylemişti.

Çünkü bütün acılarımı önünde çekmiştim. Haklıydı. Geceleri sessiz sessiz ağlarken yanımdan ayrılmamıştı.

Diğerleri ise daha ılımlıydı.

Yine de benim için en doğru olan böylesine bir yenilgiye kapılmamaktı.

Bu kararım Kandemir'e bakana kadar sürüyordu. Ona olan sevgim ve aşkım öylesine güçlüydü ki beni çok bencilleştiriyordu. Aylarca ayrı kalacak olsak bile benden bir başkasını kendine dokundurtmasın istiyordum.

Fakat içimdeki yüksek sesli bir his tam olarak gerçekti.

Kandemir senden başkasına değil dokunmak bakmaz bile.

Evet ona bu kadar güvenirken nasıl olmuştu da onu sorgular hale gelmiştim. Duygularımın hassaslığından dolayı mı?

Aklım binbir ayrıntıyı ince ince düşünürken Kandemir'den yükselen kısık sesli inlemeyle çabucak yanına koştum. Sehpayı çekip kenarına oturduktan sonra elimi alnına yerleştirdim. Biraz ısınmıştı ancak ateşi yoktu. Muhtemelen vücudu ağrıyor olmalıydı.

-"Kandemir?"

Hazır uyuyorken biraz yüzünü okşamaya karar verdim. Alnında duran elimi yanağına kaydırıp gözünün altını usulca sevdim.

Uyku halinde olmasına rağmen kaşları çatıktı. Huzursuz bir şekilde uyuyordu.

-"Kandemir..hadi uyan."diye mırıldandım.

Kurumuş dudakları benimde dilimi damağımı kuruttu. Yumuşak yüzünden elimi çekip karnında duran elinin yüzeyini hafiften okşadım.

Boğazıma oturan yumru ile omzunu dürttüm. Bir kaç kere daha seslenmemin ardından kirpiklerinin örttüğü güzel bakışları açığa çıktı. O bana bakınca bahar gelmiş gibi hissettim.

Hep iyi olsa. Küs olsak ama böyle savunmasız bir halde olmasa.

-"Arven." Gözlerini kapatıp mırıldandı. Dudaklarını ıslatışından su içme isteğini hissederek ona bir bardak su getirdim.

Bedenini kaldırmasına asla gücüm yetmezdi. Kendi kendini doğrultup bekledi.

İdrak ettiğim şeyle birlikte beynim yanmaya başlamıştı. Ona su içirmemi bekliyordu.

Derin derin nefeslerle bardağı dudağına yaklaştırdım. Küçük yudumlar halinde az bir miktar su içmiş geri yatmıştı.

-"Daha iyi misin? Gitmem gerekiyor."dedim hiç mi hiç istemiyor olsam dahi.

Başını iki yana salladı.

-"Gitme yanımda kal. Ne yapacağım yalnız başıma?"

Hastalığını mı konuşuyoruz?

-"Şey Rasim gelsin."

-"Adam yarın evleniyor."derken sesi oldukça güçsüzdü.

Ama böyle olmaz ki!

Oflayıp oturduğum sehpadan kalktım.

-"Merhametimi kullanıyorsun."dedikten sonra mutfağa gittim. Bir kase aldım çorba koydum.

-"Kalk biraz çorba yaptım." Diyerek elimde tepsiyle yanına gittim. Tepsiyi sehpaya koyarak kalkmasını bekledim.

-"Niye uğraştın ki?"

-"İnsanlık için."dedim kısık sesle. Yorgun yüzünde küçük bir tebessüm olunca gözlerimi kaçırdım.

Koltuğa tutunarak kalkmış arkasına yaslanmıştı.

-"Teşekkür ederim."

Bir öpücükle teşekkür alabilecekken bu duruma düştüğümüz için utanalım.

-"Afiyet olsun. Serumun bitiyor nasıl çıkacak?" Sanki kolunda olduğunu unutmuş gibi dönük baktıktan sonra hiç canına acımadan serumun iğnesini çıkartıp kenara attı.

Onun yerine bana iğneler batmış gibi acı hissettim.

-"Ya delirdin mi?" Masadan peçete alarak yanına oturdum ve kan akan koluna bastırdım. Yüzümü acıyla buruşturmuş üzülürken Kandemir bir tepki vermemişti.

Tamam kanı dışarı süzülmüyordu ama yine de acımış olmalıydı!

-"Bir şey olmaz."dediğinde ona onaylamaz bakışlar atıyordum.

Ardından durdum ve ne yapıyorum ben dedim.

Boğazımı temizleyip elimi kolundan çektim ayağa kalktım.

-"Daha iyi olduğuna göre ben gidiyorum. Çok bile durdum." Büsbütün tavrımı değiştirip çantamı ve zorla imza attırdığım dosyamı aldım.

-"Bıraksınlar seni geç oldu."

-"Şoförüm var. İlaçlarını içmeyi unutma."diye ekledim içim el vermeyince.

Ayaklarım geri geri giderken koridora doğru adım attım.

-"Bekle."der demez ona baktım.

-"Kalkmana gerek yok ben geçerim."dedim aceleci tavırda.

Koltuğa geri oturdu.

-"Teşekkür ederim sağ ol."

Başımı salladım.

-"Rica ederim iyi geceler."diye mırıldandım. Bizim vedamız onun boynuna atlamamla olurdu. Fakat şimdi özlemle ona uzaktan bakıp arkamı döndüm.

'

Ertesi gün Melin'lerin evinde hazırlanırken aklım hep Kandemir'de idi. Nasıl olduğunu merak ediyordum ancak onu arayamazdım ki.

Rasim de telaşından ortalığa düşmüştü. Ona da soramıyordum.

Önümde duran boy aynasında asık yüzüme baktım. Eve gelmiş olan makyaj artistleri ve kuaförlerle bir hengâme içindeydik.

-"Yarın mı gidiyorsun?" Afra'nın sorusunu baş sallamasıyla onayladım.

-"Kandemir biliyor mu?"diyince bu sefer ona döndüm.

-"Bilmesi mi gerekiyordu?"diye sordum tersler gibi. Geriliyordum. Galiba acı çekmek beni sinirli birisine dönüştürüyordu.

Omuz silkti.

-"Adamın her şeyden haberi oluyor ondan söyledim."

Dudağımı bükerek bilmiyorum anlamında baktım.

-"Bir şey değiştirmez."

Bige'nin gelip konuyu değişmesiyle tekrar Kandemir'in ismi geçmedi.

Hazırlıkların tatlı heyecanıyla yerinde duramayan Melin'e destek olurken bir gün onun yerine olur muyum diye düşünüp durmuştum.

Aşık olduğum adamın evlilik isteyip istemediğini bile bilmiyordum. İki ayrı insan olarak bunu düşünmem de komikti zaten.

Ne ben Melin kadar şanslıydım, ne de Kandemir Rasim gibi bana düşkündü.

-"Bitti."

Omuzlarıma dokunan elle kendime gelip sırtımı dikleştirdim.

Ortadan ayrılmış at kuyruğu halinde olan saçlarımın uç kısımları dalgalandırılmıştı. Takma kirpiklerle elde ettiğimiz yoğun göz makyajına hafif bir ten makyajı eşlik ediyordu. Dudaklarımı yalnızca kalemle çevreleyip parlatıcı sürmüştük.

Hevessiz değil de hissizdim.

-"Giyinmeye çıkıyorum."diyerek yüksek sandalyeden kalktım.

Üst katta kılıfında asılı duran elbisemi yavaşça çıkarttım. Küçük fakat gösterişli bir kuyruğa sahip elbisemin derin bir yırtmacı vardı. Açıkçası bayılarak almamıştım ancak güzeldi işte.

Tamamen soyunduktan sonra kıyafetlerimi çantalarımdan birine yerleştirip varla yok arası ince bir string giyindim.

Zaten uzun boylu bir insan olamadığım için boyumu kesmeyecek sivri burunlu topuğumun arkasından ince bir pırıltı geçen yüksek ayakkabıları giyindim.

Elimde parlayacak küçük bir tutma askısına sahip ışıltılı çantaya telefonumu koydum. Diğer eşyalarımı evin yardımcısına vererek arabaya gönderdim.

Merdivenleri dikkatle indiğimde kızlar fotoğraf çekilmek için bahçedeydiler. Melin ise moda evinden gelen kadınlarla üst katta gelinliğini giyiyordu.

Aradan bir saat geçmişti. Hava artık kararmaya dönmüştü. Kapıdan yükselen seslerin eşliğinde Rasim gelinini almaya gelmişti.

Düğünün yapılacak olduğu gösterişli otel salonuna kendi şoförümle gittim. Bige'nin bitmek bilmeyen story çekme aşkıyla baş etmek oldukça zor oldu.

Salonun girişinde misafirleri karşılayan dayıma ve yengeme sarılıp ilerledim.

Oldukça büyük bu alan tavandan sarkan çiçeklerle ve etrafta fazlasıyla yer alan cam objelerle çok güzel olmuştu. Her yerde mum yanıyordu.

Ve çok kalabalık!

Tanıdık tanımadık kim varsa mecburen selam veriyordum çünkü önümde durup konuşmaya çalışıyorlardı.

Övünmek için söylemiyorum ama bu tarz sosyetenin bol olduğu her yerde gözde bekar erkeklerin ilgi odağı oluyordum. Yıllardır ne zaman katılsam çoğu başımı çevirdiğim yerde olurdu.

Abartı bir güzelliğe sahip olduğum için değildi. Ancak yine de bende arayıp buldukları şeyin ne olduğunu bilmiyordum.

Zaten benim aradığım tek bir kişi vardı. O da yoktu.

Hala hasta olabilir mi?

-"Bu güzelliğiniz gerçek mi acaba bayan?"

Aycan kolumu tutup çevirdiğinde gülümseyerek ona sarıldım.

-"Asıl sen kendine bak. Su gibi olmuşsun!" Doğal sarı saçlarını açığa çıkartan çok güzel bir siyah elbise giymişti.

-"Ya yüzüm güzel olacağına kaderim güzel olsaydı."diyince kıkırdayarak geri çekildim.

Tam o esnada göz göze geldiğim adamla kalbim hoplamaya başladı.

Ailesinin oturduğu masanın başında ayakta duruyordu. Simsiyah bir takımın içinde baştan aşağı kusursuzdu.

-"İnan bana aynı fikirdeyim."diye mırıldandım.

Heyecandan dizlerim titriyordu ve nasıl yürüyeceğimi bile unutmuştum.

-"Ay Afra ne tatlı!"

Onunla birlikte başımı çevirdim. Barış abi ile el ele içeri giriyorlardı. Girişte ailelerini görünce oyalanmışlardı.

Afra toz pembe şifon bir elbise giyinmişti. Gerçekten çok güzeldi. Ve hamile olmak onu daha da güzelleştiriyordu.

Atakan gelip beni alana kadar kızlarla ayak üstü sohbet etmiştik. Masamız Kandemir'in durduğu masa ile biraz mesafeliydi. Bige bana ona bakmamamı söylüyordu ancak ben gözlerime dur diyemiyordum.

Düğün hızlı bir girişle başlamıştı. Melin tamamen geleneksel bir düğün istediği için herkes ortada göbek atıyordu. Bizde aile boyu oturuyorduk. Ablam ve kocası Serkan da buradaydı. Belki tanıdıkça anlaşabilirdik ama şimdilik ondan hoşlanmıyordum.

Bige daha fazla dayanamayacağını söyleyerek Aycan'ın eşliği ile oynamaya gitti. Atakan oyun oynayanların arasından ara ara gelip beni çağırsa da kalkmadım.

-"Seni birisiyle tanıştıracağım."

Annemin eğilip kulağıma söylediği bu cümleyle yüzüm dondu.

-"Kimle?"diye sordum haliyle.

-"Dernekten bir arkadaşım. Seni çok beğenmiş. Oğluyla tanışacaksın."

-"Asla böyle bir şey yapmayacağım."dedim direkt. Anında strese girmiştim ve bütün o heyecanım uçmuştu.

Sandalyeden kalkacakken koluma yapıştı.

-"Beni rezil etme. Sadece tanış. Kendinden yaşça büyük adamla sevgili olurken sorun yok ama ben biriyle tanışmanı isteyince mi sorun?!"

Şaşkınla sinirle karışık güldüm.

-"Ne saçmalıyorsun?! Onu sevdiğim için birlikte oldum."

-"Gerçek bir sevgi olsaydı yanında olurdu. Ama bak değil. Biraz mantıklı düşün. Sevgiyle işler yürüseydi ben bu durumda olmazdım."diye kendinden gayet emin konuştu.

Başımı sallayarak onu ciddiye almadığımı gösteren bir gülüş gösterdim.

-"Umrumda değil. Bırak kolumu."

-"Aptal mısın Arven? Bir adamla tanışmaktan korkar hale mi geldin?"

-"Hayır anne korkmuyorum. Sadece içimde olan aşka karşı bir saygım var." Kolumu sertçe çekip elinden kurtardıktan sonra kendimi salonun terasına attım. Kalın perdeler geri çekildiği için salon buradan rahatça görünüyordu.

Nefes almayı umduğum sırada kalabalık sayılmayacak terasta yanımda birisi belirdi.

Koşa koşa annemin gönderdiğini bilmesem inanırdım.

-"Merhaba."

Gözlerimi kısa bir an kapatıp nefeslendim.

-"Tanıştığımızı düşünmüyorum."dedim ciddi bir yüz ifadesiyle.

Karşımda duran adam elinde duran kadehlerden birisini uzattı.

-"Tanışırız."dedi abartılı bir tonda.

-"Teşekkürler."dedim hem şarap için hem de tanışma isteği için.

Önümü kapladığından dolayı salonu göremiyordum ve beni afakanlar basmıştı.

-"İsmimi bile sormadınız. Çok nezaketsizce değil mi ama? Hemde böyle güzel bir kadına göre."

-"Sizce oradan tanışmak istiyor gibi mi duruyorum?"dedikten sonra ona göz devirip terastan çıktım.

İkinci dans müziği başladığı esnada beni bileğimden tutarak durdurdu. Salonun kenarında olmamıza rağmen yine de göz önündeydik.

-"Tanışmak istemiyorsan tanışmadan dans edelim mi?"diyince bu aptal tavrına sinir dolu bir şekilde güldüm.

-"Yani şöyle durup bir düşün. Zorla bir kadının hayatına girebilir miyim diye? Ve o elini çek ki burada rezil olma."

Uslu uslu elini çekti.

-"Pekala yavaş yavaş tanışırız madem."

Daha fazla sesimi duyurmak istemediğimden cevap dahi vermedim ve salonu arşınlamaya başladım. Etrafa dikkat etmediğim için tek baktığım nokta vardı.

Ve o da bana bakıyordu. Durgundu. Hatta biraz donuk.

-"Arven?"

Atakan belimden çekip dans pozisyonunu alınca ayaklarım ona eşlik ederken gözlerim Kandemir'deydi. Zar zor gözlerimi kaçırdım.

-"Teyzemin salona yaydığı doğru mu? Taha denen adamla mı görüşüyorsun?"

Kaşlarım çatıldı.

-"Ne diyorsun Atakan? Buna inandın mı?"

-"Vallahi bir dakika önce gayet düzgün sohbet ediyor gibiydiniz."

Beynim zonkladı diyebilirim. Öfkeli bakışlarım altında omuz silkti.

-"Sen cidden delisin."

-"Bence Kandemir de inanmış gibi."

Başımı hızla sağ tarafa çevirdim. Taha denilen adam annesi diye tahmin ettiğim kadınla bizim masada oturmuş annemle gülerek konuşuyorlardı.

Kandemir de göz ucuyla ona bakıyordu. Buna inandıysa diyecek bir şey bulamıyorum.

-"Saçma sapan konuşma."

Atakan beni kendi etrafımda döndürüp yeniden kollarına çektiğinde bu sefer ensem ağrıyordu.

Telaşlanmıştım.

Şimdi gidip ona delirdin mi ben sana aşığım diye de bağıramam. Ama o kadarını da anlasın!

Ne yapacağımı bilemezken Kandemir'in salondan çıkmak üzere yürüdüğünü gördüğüm an beynimden vurulmuşa döndüm.

Hayır tam şu an gidip o adamı dövmesi gerekmiyor muydu?

•

Merhaba herkese iyi geceler ❤️

Normalde bu gece yayınlayamayacak kadar yorgundum ama yine kendimi zorladım ve elimden geldiğince uzun bir bölüm oldu.

Doğaçlama bir şekilde ilerledi.

Ne nasıl olur hiç bilmiyorum. Umarım beğenmişsinizdir.

Sizi seviyorum 🫶🏻🌸

Bölüm sonu

1 yorum