•
-"Nereye?"
Dağılmış halde yarı uykulu sesimle ona sordum. Dudaklarımı hoş bir sıcaklıkla öperek üstümden kalkmıştı.
-"Duş."dedi yalnızca.
Zevkten erimiş bir biçimde yatakta uykuyla mırıldanarak yan döndüm. Kandemir kalkıp gittikten sonra geldiğinde gözlerim yarı kapalıydı.
-"Uyudun mu?" Kulağıma değen dudaklarıyla serin bedenini arkama yerleştirdiğinde sesli bir iç çektim.
Her ne kadar gevşemiş bedenim uyku istese de saç diplerimde hissettiğim ter yüzünden yatamayacaktım.
-"Hayır. Hızlıca duş alıp geliyorum." Esneyerek yataktan ve kollarının arasından çıktım. Sütyen askımı düzeltip Kandemir'i arkamda bıraktım banyoya girdim. Işığı açmadan odadan gelen loş ışık altında soyundum suyun altına geçtim.
Olabildiğince hızlı yıkanıp çıktığımda gözlerimden uyku akıyordu. Üstüme sardığım bornozla kendime askılı bir gecelik seçtim banyoda giyindim.
Koşar adımlarla yatağa atladığımda direkt örtünün altına kıvrılıp yatmıştım ki umduğum gibi olmadı.
-"Islak saçla yatma Arven."
Dudaklarımdan onaylamaz bir mırıltı çıktı.
-"Uyudum."diyebildim sadece.
Bana bir şeyler söylenmişti. Yataktan kalktığını hissettim. Çok geçmeden başıma dikilmiş fön makinesini açmıştı.
Dalmak üzere olduğum uykunun arasında tebessüm ettim.
-"Uyumuyorsan kalk kurut."diye homurdandı.
-"Yok sen yap."diye yanıtladım bende.
-"Bebek gibisin."derken eleştiri olarak söylemesine rağmen kıkırdadım.
-"Evet senin bebeğin." Hafifçe gözümü aralayıp ona baktığımda gülümsüyordu.
Daha sonra sesimi çıkarmadan bekledim. Yattığım yerden olabildiği kadar kurutup makineyi kapattı yere bıraktı. Işıkları söndürdükten sonra da arkama geri yattı.
Karnıma sarıldığı gibi sırtımı göğsüne çekerek beni güvenli göğsüne hapsetmişti.
En güzel uykularımdan birine kendimi bıraktım.
•
Sabah yalnız uyandığım yatakta biraz yatmış oyalanmıştım. O saçma magazin haberinin kalktığını görünce de daha iyi hissediyordum.
Elimi yüzümü yıkayarak iyice kendime geldim. Yüzümde hala yastık izleri duruyorken gecenin tatlı hatırlanması hissiyle utançla tebessüm ettim.
Nereye gitti bu adam ya?
Sabah sabah uykumdan öpülerek uyandırılmak istemiştim.
Bir an önce üstümü giyinip ev halkına bakmam gerekiyor diyerek ince bir takımı beyaz iç çamaşır üstüne geçirdim.
Saçlarımı gelişi güzel başımın üstünde topuz yapıp odadan çıktım.
-"Yürüyen pijama."
Enseme yediğim hafif darbeyle kaşlarımı çatarak geriye baktım.
Salona dönmeden Atakan öküzü arkamdan gelmişti.
-"Kandemir'in yanında şöyle dalga geçersen seni uykunda boğarım."Sessizce onu tehdit ettikten sonra karnını çimdikleyip canını yaktım koridoru döndüm.
Güzelliğimiz var boyumuz yok. Ne yapalım şimdi?
-"Günaydın prenses." Barış abiye gülümseyerek günaydın dedim.
Salonda kızlar yoktu. Bir de Kandemir yoktu.
-"Sevgilimi gören var mı acaba?"diye sorarken salondan görülen bahçeye bakıyordum.
Sorum üstüne Rasim'le birlikte Atakan gülmüştü.
-"Verandaya bak. Bir saattir telefonla konuşuyor. Benden söylemesi işkolik bir adamla zor geçinirsin." Rasim'e göz devirdim.
-"Türkiye'nin en zengin adamlarından biriyle birlikteyim diye kıskanmayın."dedim yalandan ukala bir tavırla.
Ardımda kahkaha atan Barış abiyi ve diğerlerini bırakıp koridora geri girdim. Koridorun oval çıkıntısından verandaya açılan kapıyı aralayıp baktım. Sabahın serin rüzgarı bedenimi hafifçe titretmişti.
Dün gece oturduğumuz masada oturmuş kahve içerken bir yandan telefonda karşıdakini dinliyordu.
Sessizce küçük adımlarla ona ilerlemeye başladım. Beni gördüğü gibi sandalyesini geri ittirince hemen boynuna sarılarak kucağına tırmandım. Kucağına sığmak bir yana yalnızca bir dizine oturduğumda koluyla beni sarıyordu.
Bacaklarının arasında kalan üşümüş çıplak ayaklarımı sıcak avucuyla kavradı.
Konuşmasının bitmesi neredeyse on dakika daha sürmüştü. Telefonu kapattıktan sonra başımı geriye çekip gözümün altına minik bir öpücük bıraktı.
-"Günaydın minik kuş."
-"Günaydın sevgilim." Gülümser halde olan dudaklarım bu sefer sert bir öpüşle payını almıştı.
-"Neden erken kalktın?"diye sordum çenesinin altına başımı sokup.
-"Sana daha fazla vakit ayırabilmek için çabalıyorum."dedi tane tane.
Bazen bu kadar ciddi ve olgun birisi olduğu için zıt düşer miyiz emin olamıyorum.
-"Bence artık hayatını yaşamalısın. Çalış çalış nereye kadar? Mesela bir kış günü Estonya'ya gidelim. Oradan dönüşte...Paris. Sonra bir Yunanistan güzel olmaz mı?"
Masum hevesli sorularıma mimiklerimle eşlik ederken sustuğum an yanağımı tutup dudaklarımın üstünü bir kaç saniye boyunca öptü.
-"Sen ne istersen yaparız. İstediğin yere gideriz güzelim."
-"Olur gidelim." Büyük bir sırıtmayla boynuna uzandım ve sarıldım. Açılan çıplak belimi okşarken iç çekerek biraz daha sıkı sardım.
Kahvaltı hazırlığına yardım için içeri döndüğümde Kandemir de benimle eve girmişti. Salondaki ahşap masaya kızlarla doyurucu bir kahvaltı hazırladık.
Karnımızı bir güzel doyurup salona yayıldığımızda yine Kandemir'in pek önemli telefon görüşmelerinden dolayı ayrıydık. Barış abimle Rasim oyun konsolunu açmış maç oynuyorlardı. Atakan'la ikimiz yan yana koltuğa yerleşmiş telefondan açtığımız online bir oyunu oynuyorduk.
Kızlar ise Melin'in düğünü olunca ne giyeriz sohbetiyle bakınıyorlardı.
Bağdaş kurduğum bacaklarımı çözüp dizlerimi göğsüme doğru çektim. O esnada kaybettiğimi fark edince Atakan'a omzumla vurup oyunu kapattım.
-"Sadece beni yenebildiğin için hep benimle oynuyorsun. Çok kahpesin."dedim ve ayağa kalktım.
Hepsine sorsam kesin isteyeceklerdi. O yüzden çaktırmadan kendi kendime mutfağa gidip kahve yapmaya giriştim.
Ada tezgaha zıplayıp oturduktan sonra makineden kahve akışını bekledim. Sosyal medyada gezinirken adım sesi duyunca burnumu kırıştırdım. Şimdi bir sürü kahve yapmak zorunda kalacağım.
Yanlış alarm.
-"Burada mıydın sen?"
Bana imalı bir bakış atıp elini cebinden çıkarttı ve önüme geldi. Belimi tuttuğu gibi beni yere indirdi.
-"Ancak bu kadar olabiliyor."dedi ve alnımın kenarını öptü.
-"İstersen sen git. Ben seni ararım. Çünkü telefonla daha sık görüşebiliriz gibi geliyor." Sitemimi burnumu sıkarak ciddiye almadı fakat benim daha çok canım sıkılıyordu.
Ne bu böyle canım?
-"Kahve kokusuna geldim."
Mutfak kapısından gelen sesle Kandemir bir adım geri çekilip elini cebine geri koydu ve tezgaha yaslandı.
-"Av köpeği gibisin." Homurdanarak Atakan'a ters ters baktım.
-"Sende süs köpeği mi oluyorsun?"dedi sırıtıp.
Yüzümü ondan iğrendiğimi belli eden mimiklerle hareket ettirdim.
-"Senin bu sevgilin olacak kız kadar mızmız çekilmez birisi yok inan ki."
Yüzümü ifadesiz hale getirip elime aldığım plastik kahve kaşığını Atakan'ın kafasına fırlattım.
Kandemir dudaklarını birbirine bastırmış halde elini karnıma atarak beni kenara çekti.
-"Sen beni öp de başına koy. Bir daha da konuşma benimle." Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı aksi yöne çevirdim.
-"Pek de nazlı. Sen benimle konuşmadan duramazsın ki. Hadi bir kahve yap da eniştemle içelim."diyince kendimi tutamadım. Dudaklarımın arasından bir kıkırtı kaçtı.
Salak ya.
-"Bu hep beni böyle eziyor kullanıyor." Kandemir'e dönüp ellerimi göğsüne koydum ve dudaklarımı büzerek konuşmaya devam ettim.
-"Onu döver misin lütfen?"
Hafifçe güldükten sonra Atakan'a döndü.
-"Emir büyük yerden görüyorsun."dediğinde Atakan bana şimdi köpek yavrusu gibi bakmıştı.
-"E yok artık. Sağlığa zararlı bir çift olmuşsunuz."diyerek mutfağı terk etti.
Büyük bir gülümsemeyle boynuna uzandığım adam belime sarılarak ayaklarımı yerden kesti.
-"Odaya gidelim mi? Biraz öpüşmemiz lazım."dememle baygınlık geçireceğim tarzda kahkaha atmıştı.
Elbette dediğim olamadı. Herkes oturuyorken gözlerinin önünde odaya kapanmamız uygunsuz olurmuş.
Ne olmuş yani? İhtiyaç bu.
Biraz film izleyip sohbet ettikten sonra hava kararmaya dönmüştü. Kızlarla kolaya kaçıp hazır pizzalardan pişirme niyetimiz vardı.
Ancak Rasim'in teklifi üstüne şu an beyler mangal yakmaya çalışıyorlar. Üstelik hiçbiri bu konuda tecrübeli değildi.
-"Nasıl çok yönlü bir adam bulmuşum. Görüyorsunuz değil mi? Maşallah."
Mangal işine el atan Kandemir sağlam bir köz yapabilmişti.
-"Poponu kaşı bir de istersen. Annesi doğurduğunu bu kadar övmüyor sen nazar duası okuyorsun."diye laf soktu Afra.
Beni kıskanıyorlar.
-"Okurum ne var?"dedim. Hayran hayran onu izliyordum. Üstüne bol gelen tişörtün kolları pazularını sıkmış kaslarını sergilerken ben uzaktan eriyordum.
Ağzında sigara gözleri mangalda Barış abimle konuşuyordu. Rasim ise etleri pişiriyordu.
Bizde verandaya masayı hazırlamış oturuyorduk. Yemek yiyip masayı ve etrafı toparlamamız iki saati bulmuştu.
Kandemir'le yan yana masada oturunca elim ayağım birbirine girmişti. Bacağı bacağıma değince bile etkileniyordum. İyice kafayı yemiştim. Ancak adam gerçekten oturduğu yerden erkeklik hormonu salgılıyordu.
-"Ben duş alacağım."dedim. Saçlarım üstüm başım hep duman kokmuştu.
Salonda yalnızca Atakan, Aycan ve biz vardık. Diğer çiftler de üstlerini değiştirmeye gitmişlerdi.
-"Seninki bir saat sürüyor. İlk ben gireyim."diyen Kandemir'e göz devirdim.
Benim peşimden ayağa kalkınca sırayı kapmak için odaya ilerledim.
-"Soyundum bile."derken takımın altını aşağıya indirmiştim.
O da içeri girmiş kapıyı kapatıyordu.
-"Ya kızım kırk tane şey sürünüyorsun çıkmıyorsun. Bekle işte."dedi kaşlarını çatarak.
-"Acelen mi var sanki?"diye sorduğum esnada tişörtünü çıkartıp bir kenara bıraktı. Yine can yakıcı çıplak gövdesiyle göz göze geldik.
Usulca yutkundum.
Ben onu izlemeye dalınca fırsattan yararlanıp banyoya girmişti.
Biraz utanmaz bir kız olduğum için peşinden girdim. Gecede olduğu gibi banyoyu odanın ışığı aydınlatıyordu. Duş kabinin önünde pantolonunu çıkarırken önündeki aradan sıvışıp kabine girdim.
Bana sinirli sinirli ve tatlı bir şekilde güldü.
Üstümdeki bluzu da çıkartıp kenardan yere attım.
-"Çok ayıp Kandemir. Gözlerini kapat."dedim yalandan ve suyu açtım.
Aptal yanıma denk geldiği için bir anda akan soğuk su çığlık atmama neden oldu. Işık hızıyla Kandemir'e sokuldum.
Sıcak gövdesine titreyerek sarıldığımda omzumla boynum arasını öptü bir adım geri çekilip beni yere indirdi.
İç çamaşırıyla kaldıktan sonra dudağımı yiyerek sadece göğsüne bakıyordum. Beni banyoda bıraktığında soğuktan kollarımı kendime sarmıştım.
-"Ne oldu?"
-"Laf söz dinlemediğin için mecburen seni uslandırmak gerekiyor. Kapıyı kilitledim." Gölgeye kalan yüzüne heyecanla baktım.
Geri geri kabine girip aynı adımlarla birbirimize yaklaştı. Kabinin kapısını çekmiş başını kaldırmıştı. Sıcak su sayesinde anında bedenim ısınırken gözlerim kapandı.
-"Şimdi sana bir soru soracağım."dedim ve boynuna sarılmak için kollarımı uzattım. Bana yardımcı olmak adına kalçamı avuçlamış beni havaya kaldırmıştı.
-"Sor bakalım."
Dudaklarımı ısırıp düşünür gibi yaptım. Başımı hafifçe yana eğdiğimde aldığım öpücük az kalsın aklımdakini unutturuyordu.
-"Hatırlarsan beni evine davet ettiğinde aramızda yanlış anlaşılacak herhangi bir durum yaşanmayacağını söylemiştin. Sen böyle hep tükürdüğünü yalar mısın?"
Acımasız bir saldırı girişimim onu gafil avladığı için keyiften dört köşe sırıtıyordum. Surat ifadesindeki değişimler ise iyice eğlenceliydi.
-"Bunun cevabını bende değil kendinde aramalısın. Beni nasıl takıntı haline getirdiysen aklıma girmeyi başardın. Tebriği hak ediyorsun güzelim."
Kaşımı hava kaldırıp ona baktım.
-"Yani senin bana tutulmuş olman konuyla alakalı değil mi?"
Belimi gücünü göstererek sıkınca kıkırdayım yüzümü omzuna yasladım.
-"Ne duymak istiyorsun yavrum?" Boynumu öpmek için eğildiğinde huzurlu bir soluk aldım ve ona sıkıca sarıldım.
-"Evet biliyorsun sana karşı koyamadım. Kendimi sana kapılmış halde buldum." Öpücükleri ve sıcak suyun da etkisiyle iyice mayışırken boynuna dudaklarımı uzun uzun bastırdım başımı kaldırdım.
Su damlalarının akıp gittiği dudaklarına dudaklarımı bastırdım. Hızlı bir hamleyle sırtımı soğuk mermere yaslayarak dudaklarıma saldırdı. Gürültülü bir inleme ağzımdan kaçtı.
Adeta yemek ister gibi öpüyordu ve bu sert davranışları beni daha fazla tahrik ediyordu.
Dudaklarımdan boynuma kayarken kalçamı sıkıca saran elleriyle beni biraz daha yukarı kaydırdı. Hafif ısırıklarla etimi sıkıştırıp öpüyordu. Gözlerim kapalı kısık kısık inlerken omuzlarına sarılıp bana yaklaşmasını istedim.
Bu defa elleri bacağıma doğru kaydı. Bacaklarımı beline doladığımda göğsünden yükselen ürkütücü bir hırıltıyla kasıklarını bacak arama yasladı. Bu biraz sert bir hamle olmuştu. İç çamaşırımın üstüne sürtünerek kendini bana ittirdi.
Suyun altında olmamıza rağmen sanki tenimin üstünde alevler oluşmuştu. Yanıyordum.
Dudağını ısırarak ensesindeki saçlarını çekiştirdim. Ardından yüzünü avuçlarımın arasına alıp alt dudağını emmeye başladım. Hararetli devam eden öpüşmemizi kadınlığımda gerçekleşen titreşim sonucu böldüm. İnleyerek başımı geriye duvara yasladım.
Banyoya girişimiz ve çıkışımız arasında bir hayli fark vardı. Kendimi sıkmaktan ve gerilmekten yorgun halde yatağın ucuna oturdum. Açıkçası utanmaz bir şekilde davrandığım için şu an birazcık çekiniyor olabilirim.
Neyse ki Kandemir yine bakması gereken rapor ve mailleriyle ilgileneceğini söyleyerek odanın bir kenarında meşguldü. Bende bu fırsattan yararlanıp banyoya geri gittim.
Duştan çıkmadan Kandemir'i bakmaması için uyarıp iç çamaşırlarımı çıkarabilmiştim. Henüz çıplaklığımız benim kalbimin dayanacağı sınıra gelmemişti.
İlk önce saçlarımı kuruttum. Ardından yüzüme nemlendirici krem sürüp yanıma aldığım iç çamaşır takımını ve kısa bol bir triko elbiseyi üstüme geçirdim. Göğsümde başlayan düğmelerden ikisini kapattıktan sonra odaya döndüğümde Kandemir üstünde yalnızca boxer ile ileri geri yürüyerek telefonla konuşuyordu.
Onu rahatsız etmeden fakat ben rahatsız olarak odadan çıktım. Gerçek anlamda hayatına bu kadar dahil olan iş konusu sinir bozucu.
-"Çay yaptınız mı?" Ruhumun harareti sönmüş olsa da yemek sonrası çay milli bir aktivitedir.
-"Kalk da yap." Atakan'ı ciddiye alıp cevap vermedim.
-"Ne o surat?"diye soran Afra'ya omuz silkerek mutfağa gitmek için hareketlendim.
Kaynaması için su doldururken kızlar mutfağa gelmiş yuvarlak masanın etrafına yerleşmişlerdi.
-"İşler nasıl?"
-"İş demeyin bana lütfen. Adam gece gündüz bağımlı gibi kopamıyor." Fişi takıp sinirli sinirli masaya oturdum.
-"Kandemir abim pek boş durmayı sevmez. Bir de cidden çok yoğun. Ben buraya geleceğini bile ummamıştım."
Melin, Aycan'ın omzuna hafifçe vurup güldü.
-"Kızım adam aşık aşık. Gelmez mi sence? Arven aklını alır onun."
Deli ya.
-"Ne aşık sorma! Ölüyor aşkından."dedim dalga geçerek.
Daha birbirimize paylaşmadığımız çok şey vardı. Sevgimizi ifade etmek gibi mesela. Ondan gelmedikçe bunu söylemek istemiyorum. Şimdilik.
-"Niye canım? Gayet seviyor bence. Tamam yanımızda belli etmiyor ama ben adamı gözünden anlarım."diyen Afra'ya kaşlarımı kaldırarak baktım.
Ki Afra bizim ilişkimizin gerçekliğine inanmayan bir insandır.
-"Bence de. Sürekli seni izliyor. Duygularından emin değil misin yoksa?"diye sordu Melin.
Dudaklarımı ısırınca az önce yaşananlar gözümden geçti ve yüzümü sıcaklık bastı.
-"Karışık ve zor bir adam tahmin edersiniz ki. İlgisiz sevgisiz demiyorum ama ben hemen bağlanan birisiyim. Aynı şekilde duygularımız güçlü mü bilmiyorum. Ya da ben fazla şüpheciyim."diyerek nefesimi üfledim ve ayağa kalktım.
İnce düşüncelere takılınca içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
-"Biraz daha zamana ihtiyacınız var. Hem sen daha ona göre küçüksün. Kandemir'e emin olamıyorken kendini de düşün. Belki sende gerçekten aşık değilsindir. Her şüpheyi karşı tarafa yüklememek gerekir bebeğim." Melin'in analizi beni düşündürürken onu içimden haksız çıkarttım.
Kandemir'e olan hislerim göğsüme dolup taşan cinstendi ve hiç anlayamayacakları kadar yoğun bir aşkla bağlanmıştım.
Bunu sesli dile getirmedim.
-"Katılıyorum. Kandemir abim doğal olarak beğenilen bir adam olduğu için sende onun bu havasına kapılmış olabilirsin. O yüzden bu tarz olumsuz şüphelere düşmemek için birbirinizi tanımayı bekle."dedi Aycan.
Kandemir'in, bir erkek tarafından yanlış anlaşılmaya yol açacak bu sohbetimizi duyduğundan habersiz konuyu uzatmadan çay demlemiş geri oturmuştum.
•••
Merhaba herkese ❤️
Daha da yazacaktım ama yayınlamam uzun sürerdi o yüzden bu kadarını yetiştireyim dedim.
Bir tık farklı ilerlemesi açısından ağır ağır düşünüp öyle yazmaya çalışıyorum.
Beğendiniz mi bilmiyorum umarım hoşunuza gitmiştir❤️❤️
