İçeriğe geç

UYUMSUZ

Bölüm 15 · 13 dk okuma

UYUMSUZ

Bölüm 15

On beş

•

Gün açmadan girdiğim suyun altında artık halim kalmadığı için çıkmıştım. Gün doğmuş odam aydınlanmıştı.

Kalmayı bile düşünmediğim evde bir haftam dolmak üzereydi.

Evde ölüm sessizliği vardı. Bir nevi evden cenaze çıkmıştı.

Annem odasından dışarıya çıkmıyordu. Bende onunla iletişim kurmak istemiyordum. Bilmiyorum. Ona kızgın hissetmem belki saçmaydı ancak yıllardır bunu görmediği için ona kızıyordum.

Ve yaptıklarını unutmazdım.

Ablam ise kendini toplaması gereken tek kişiydi. Düğünü olacaktı. Aralarında sevgi olmayan nişanlısıyla birlikte son hazırlıkları yapıyorlardı. Zaman geçtikçe ona alıştığından bahsediyordu.

Ben evden hiç çıkmadım. Kimseyle görüşmedim. Kuzenlerim ve akrabaların geri kalanı kimse bilmiyordu. Her şey normalmiş gibi davranıyorduk.

Benim geldiğimi teyzemden öğrenmişlerdi ancak onlara bahaneler sunarak görüşmeyi reddediyordum.

Hayatla bağlarımı koparmak istiyordum. Hiçbir yaşam belirtisi göstermeden öylece duvarlara bakarak gün geçiriyordum.

Kandemir.

Her şeyin yolunda olduğuna mesajlaşarak ikna etmiştim. Çünkü durmadan arıyordu.

Sesini duymak istemiyordum. Ağlardım. Konuşamazdım. Onu görmek de istemiyordum.

Ben artık kimsenin yüzüne bakmak istemiyorum. Aynada kendime bakamıyordum.

Durup durup ağlayan birisi değilken gözlerim kurumaz olmuştu. Ablama bile belli etmemeye çalışıyordum fakat çok yara almıştım.

Her ne olursa olsun biz bir aileyiz derdim.

Kapının tıklatılma sesiyle kendime doladığım kollarımı çözüp kapıya baktım.

-"Arven hanım dedeniz yemeğe çağırıyor."

Omuzlarım düşerken istemeye istemeye yataktan kalktım. Üşüyordum. Üstüme bir hırka geçirip odamdan çıktım.

Günlerdir ne yediğimi bilmiyordum. Her ne kadar yıllardır anlaşamadığımız dedem olsa bile şimdi burada bizim için çabaladığını biliyordum.

Az da olsa terk edilmiş hissetmiyordum.

Anneannem ve dedemi bir trafik kazasında kaybettiğimizden beri ailenin tek büyüğü babamın babası olan dedem kalmıştı.

Merdivenlerden inerken tutunarak adım atıyordum. Her şeyle baş etmek en ufak darbede yıkılmak buydu işte.

-"Annen nerede?"

Masaya oturduğum andan beri eğik duran başımı kaldırdım.

-"Odasındadır."dedim kuru dudaklarımı kıpırdatıp.

Başını salladı.

-"Ne yaşadığınızı anlayabiliyorum. Hep birlikte aşacağız. Geride kalacak. Şimdilik yas tutun sonra her şey güzel olacak."

Biz bir ölü gömmüştük. Dedem oğlunu,biz ailemizin babasını toprağa bırakmıştık.

Başımı iki yana sallayıp ellerime baktım.

-"Her şeyden iğreniyorum."diye fısıldadım.

Titremeye yüz tutan dudağımı ısırarak gözlerimi yüksek tavana çevirdim.

-"Sizin bir suçunuz yok. Başınız dik alnınız ak olsun. O bok kafalı adam için daha fazla üzülmeyin." Kendi oğlunu bu denli silmişken bizden de aynısını bekliyordu. Ancak bu öyle kolay olmuyordu.

Ablam annemle birlikte ruhsuzca masadaki yerlerine oturdular. Göz ucuyla anneme baktım. Yüzü beyazlamış,saçları pürüzsüz bir topuzla toplanmıştı.

Daha iyi duruyordu. Annemi hiç dağılmış görmeyen bir kız çocuğu olarak bu hali bir nebze rahatlatıcı geldi.

-"Afiyet olsun."dedi dedem.

Mideme bir şeyler girsin diye zar zor iki kaşık çorba içebildim. Sessizliğin esir aldığı masada sadece çatal bıçak sesleri duyulurken ben yemeyi bırakmıştım.

Masadan kalkmak üzereyken kapı çaldı. Bir kaç saniye sonra yardımcımız geldi.

-"Arven hanım misafiriniz var."diyince Atakan ve ya diğerlerinin gelme ihtimaliyle kaşlarım çatıldı.

-"Kim?"dedim hemen.

Ellerini önünde bağlayıp başını eğdi.

-"Kandemir bey efendim."dediği an kalbim durdu sandım.

Soluk soluğa elimi göğsüme atıp sandalyemi geri ittirdim.

-"Evde olmadığımı söyle. İçeriye alma."diyerek tepeden tırnağa titreyen bedenimi ayağa kaldırdım.

Masanın ahşap kenarına sıkıca tutunduğum esnada gözüme çarpan gölge benim nefesimi kesti.

-"Ne zamandır yalan konuşur oldun?" Buz gibi bir tonda gözlerime bakarak sordu.

-"Problem nedir? Siz kimsiniz?" Dedem çoktan ayaklanmış masanın önünde ayağa dikilmişti.

Gözlerimi Kandemir'den kaçırıp önüme döndüm. Annem karşıdan bir bana bir de ona bakmıştı.

-"Kandemir Barbaros. İzinsiz girdim sorun olmamıştır umarım."

Dedemle el sıkışırken burnum sızlıyordu. Üzüntüden yine midem bulanıyordu ve ağzımın tadı değişmişti. Nefes dahi alamıyordum.

Gitsin istedim. Arkasını dönsün çeksin gitsin.

-"Geleceğinizden haberimiz yoktu. Değil mi?" Dedemin bana baktığını hissedince başımı kaldırmadan onu onayladım.

-"Arven'le konuşmam gerekiyor." İsmimi telafuz etti. Sanki kanayan yaralarımın üstüne üfler gibi olmuştu.

-"Anladığım kadarıyla torunum istemiyor. Sizde zorluk çıkartmayın lütfen."

Ne düşündüğümü bilmiyorum. Tek bildiğim artık kimseyi istemediğimdi.

İçimi yakan bir adam olmasına rağmen.

-"Arven..?" Sesi uyarır gibiydi. Ona bakmayışıma delirdiğini biliyordum. Telefonlarını açmadığım için öfke dolmuş olmalıydı.

Derdime devan olmayacak.

-"Konuşmak istemiyorum."dedim soluksuz. Sesim titremediği için çok şanslıydım.

Sırtım ona dönükken gözlerimi anneme kitledim. İki gözümden birer birer yaşlar süzüldü.

-"İstemiyorsun öyle mi?" Yaklaştığını dedemin adım atmasıyla anladım.

Sesimi çıkarmadım.

-"Size kapıya kadar eşlik etsinler."diyerek dedem ona gitmesini söyledi.

Adım sesleri son bulana dek kendimi bir ölüden farksız görmedim.

Herkesin ortasında hıçkırmaktan utanmayarak ağlaya ağlaya odama koştum.

Acı çektirecek kimsem olmasın. Daha dayanacak gücüm kalmadı.

•

Zaman benim için acımasızdı. Günlerin her saniyesi ızdırap gibi yavaş geçiyordu.

Herkesi oyalamak,bir yandan kendini düşünmek çok zordu. Sürekli sorular soruyorlardı. Sürekli sürekli merak ediyorlardı.

Dedem onlarla düğünden sonra konuşacağını söyleyerek iyice meraklanmalarına neden olsa bile artık susmuşlardı.

Afra ve Melin birkaç gün önce gelmişti. İyi görünmek için çaba gösteremedim. Bahane olarak Kandemir'i öne sürdüm.

Ah Kandemir.

Öyle zorsun ki. Öyle burnumda tütüyorsun ki.

Gözleri gözümün önüne gelince kalbim sızlıyordu.

Yarın bizim için zor bir gün olacaktı. Şimdi uyuyup dinlenmem gerekiyordu. İki haftadır olduğu gibi Kandemir'le uyuduğum geceyi hayal ederek gözlerimi kapatmıştım.

Sabah öğleye doğru uyandığımda güne başlamamış olmayı dilerdim. Fakat bu olanaksızdı.

Amcamın tek kızı Melin ve Rasim'in söz töreni bu akşam olacaktı.

Hiçbir şey olmamış her şey yolundaymış gibi gülümseyeceğiz. Aile olarak görevimizi yapmalıydık. Mutlu günlerinde yanlarında olacaktık.

Yataktan kalkmadan telefonumu açtım. Kandemir'in fotoğrafında göz gezdirip hasret giderdim. Yüzünü okşayan parmağımı çektim ekranı kilitledim.

Bir yanım buradan herkesten uzağa gitmek istiyordu. Kaçmak unutmak istiyordum.

-"Arven?"

Kapıyı aralayan ablama bakmak için sağ tarafımın üstüne döndüm.

-"Uyandırdım mı?"

Başımı salladım.

-"Uyanmıştım."diyip sırt üstü döndüm.

Yaklaştı ve yatağıma oturdu.

-"Annemle konuştum. Bu akşam için endişeli ya da gergin durmuyor. Kabullenmiş gibi. Geç hazırlanmayın erken gideceğiz dedi."

Doğrulup saçlarımı karıştırırken başka bir ayak sesi geldi.

Şaşırdım çünkü annem gelmişti.

-"Hala yatakta mısın Arven?"diye sordu ellerini önünde birleştirip.

Elimi yüzümde dolaştırdıktan sonra nefesimi vererek ona baktım.

-"Her şey normalmiş gibi devam edemiyorum!"

Kirpiklerini kırpıştırıp başını dikleştirdi.

-"Oturup ağlayalım o halde ne dersiniz? Kandırılmış aldatılmış olmamız değişir mi?Bundan sonra yeni bir hayatımız olacak. Geçmişi unutup daha iyi olacağız ki bizden istediklerini ellerine vermeyeceğiz. Anlaşıldı mı?"

Başımızla sessizce onayladık.

-"Yataktan kalk ve duşa gir. Dağınık görünmenizi istemiyorum. Bugün güzel bir gün olacak."

İlk defa anneme hayran kaldım. Nasıl da duygusuz ve güçlü durabiliyordu?

Odamdan ikisi çıktığında yarım saat daha yatakta oturdum. İçim sızlıyordu. Öyle bir acı ki fiziksel olarak acı içindeydim.

Soluksuz kalarak boğulduğum suyun altından yine gözlerimde yaşlarla çıktım.

Kandemir...keşke başka bir zamanda yaşasaydık.

Benim inancımın kalmadığı hayatın geri kalanında hiç kimseye tahammülüm de kalmamıştı.

Sadece bu akşamı ve ablamın düğününü geçirmek için güce ihtiyaç vardı. İnsanların bakışları ve merakları doğrultusunda kalmak çok zor olacaktı.

İyi görünmek için son günlerde iyice küçülmüş ve solgunlaşmış yüzümü makyajla gizledim. Uzamış saçlarımı düzleştirdikten sonra ortadan ayırıp geriden sıkıca toplayarak at kuyruğu halinde bıraktım.

Gözlerim mutsuz olduğunu acı çektiğini haykırırken böyle yapmacık bir görüntüye bürünmek saçmalıktan ibaretti.

Fakat Melin benim canımdı. Onun en mutlu gününe kendi sorunlarımızı ortak edemezdik.

Biraz olsun kafamı toplamak için üstüme sabahlık geçirip önünü bağladım. Ardından odamdan çıkarak alt kata indim. Mutfağa dönüp kahve istedikten sonra odama geri gidiyordum ki dedem salondan seslendi.

-"Gel bakalım konuşalım."

Gözleriyle işaret verse de oturmadan ayakta durdum.

Kahve fincanını indirip bana uzun uzun baktı.

-"Eve baskın yapar gibi gelen o adam hakkında diyeceğin bir şey yok mu?"

Ensemi kaşıyarak sertçe yutkundum.

-"Arkadaşımdı."

-"Nasıl bir arkadaş?"diyince seslice nefesimi üfledim.

-"Dede...cidden şu günlerde en son konuşacağımız konu bu. Hiç çekecek halim yok kusura bakma."dedikten sonra direkt odama yol aldım.

Kahvemi içip giyinmek için kalktım. Dolaptan gözüme gelen düz basit elbiseyi çekip üstüme geçirdim. Evde yapılacak söz töreni için muhtemelen daha fazla abartılı giyeceklerdi ancak benim içimden bu kadarı gelmişti.

Saat beş olmak üzereyken evden çıkmıştık. Arabada sessizlik içinde amcamların deniz kenarında olan yalısının önünde durduğumuz zaman aile fertlerimizin arabaları çoktan bahçeyi doldurmuş görünüyordu.

Kapıya adımlarken ruhsuz boş bir bedenden ibarettim. Yorgun yıkık hislerle yalıdan içeriye girdiğimizde yengem güler yüzüyle bizlere sarılmıştı.

Sevimli heyecanıyla bizim henüz bilmediği sorunumuz yüzünden daha sıcak davranıyordu.

-"Gelin gelin herkes içeride. Buyur baba geç." Yengem dedemi önden alırken annem ikimize bakışlar atarak yürümeye başlamıştı.

-"Serkan geliyor. Ben onu bekleyeceğim sen geç."

Ablamı geride bırakıp geniş salona girdiğim an içim açılsın diye alabildiğince görünen deniz manzarasına baktım. Gülerek sohbete dalmış akrabalarım bana selam verdiler.

-"Daha bir kaç hafta önce birlikteydik ama özledik be." Atakan'ın sarılışına karşılık verirken cansızlığımı hissettiği için uzatmadan çekilmişti.

-"Naber civciv?" Barış abi arkamdan gelerek yanağımdan bir makas aldı.

Zorla tebessüm ederken dudaklarım gerildi.

-"İyidir senden?"diye sordum. Elini belime atıp bahçede olan kızların yanına doğru yönlendirdi.

-"Hoşgeldin!" Melin elindeki kadehi bırakarak bana kollarını doladı.

-"Çok güzel olmuşsun."diye mırıldandım. Sıkı sıkı sarıldığında sebepsiz yere ağlayasım gelmişti.

-"Ya oldu mu? O kadar aceleyle seçtim ki emin değildim!"

Yüzündeki mutluluk onu peri kızı gibi gösterirken çirkin olma ihtimali yoktu ki.

-"Çok güzel merak etme." Zorlukla gülümseyip elini okşadım.

-"Amcam yok mu?"diye sordu içeri bakarak.

Yanak içlerimi sertçe ısırdım ve başımı iki yana salladım.

-"Şehir dışında. Yetişemedi." Dilim bir mızrak oldu canımı yaktı.

-"Hadi ya. Olsun neyse."

Yüzüm biraz düşse binbir soru sorarak eşeleyen kuzenlerim bugün beni tanımıyormuş gibi yaparak iyilik yapıyorlardı.

Geniş salonda oturma alanları fazla olsa da koltukların arkalarına şeffaf sandalyeler koyulmuştu.

Salonun bir ucunda yanmayan şömineye bakarken kapı sesiyle birlikte araba kornaları sesi duyuldu. Melin hızla yerinden fırladı.

-"Ay geldiler geldiler!"dedi.

-"Hadi kızlar siz kapıda karşılayın biz buradayız." Yengemin talimatıyla istemeye istemeye Afra'nın arkasından yürüdüm.

İki parçalı camdan oluşan demir kapı yardımcılar tarafından açılırken yan yana dizildik. Biraz ileride salonun girişinde de amcam ve yengem duruyordu.

Beş altı arabadan boşalan insanları gördüğümde gözlerimi kaçırıp yere diktim. Soğuk bir hava esiyordu.

Haziran ayında olmamıza rağmen benim içimi üşütecek bir hava vardı. Kendimi hatta ailemi tüm bu insanların içinde utanç kaynağı görüyordum.

Sanki...sanki babamın ahlaksızlığı bize bulaşmış gibi gören duyan iğrenecekmiş gibi hissediyordum.

-"Arven. Kaldır başını." Solumda duran Afra fısıldayarak belimi çimdikleyince derin bir nefesle başımı kaldırdım.

En önde giren Rasim yüzünde büyük bir sırıtmayla Melin'in yanağını öpmüş devasa gül buketini kucağına bırakmıştı.

Bizlere tebessüm ettikten sonra geçti. Melin, Rasim'in anne ve babasını karşılamak için kucağındaki buketi bana tutuşturdu. Her geleni nezaketle tokalaşarak eve davet etmişti.

Güzel bir gelin olacaktı. Zaten onu herkes severdi.

Afra diğer yanımda kollarında duran çikolata tepsisine hevesle bakarken gürültüde kalabalıkta kimsesiz hissetmenin zorluğuyla gözlerimi gezdirdim.

En sona Rasim'in erkek kuzenleri girerken en sonda gördüğüm bedenle elim ayağım uyuştu. Düşecek gibi sendeledim.

Gelebilme ihtimalini nasıl da unutmuştum?

Kandemir

En sona içeri adımladığında buğulu gözlerime değen gözleri bir anlam çıkartmasın diye başımı dümdüz karşıya çevirdim.

Göğsüme öyle bir ağırlık çöktü ki yutkunamadım bile.

-"Hoşgeldin." Melin gülerek aynı enerjide onu karşıladığında kokusu burnumu sızlatacak kadar yakındaydı.

Yere düşmeden kendimi sabit tutmak çok zordu.

İçeri ilerlediğini hissettiğim an çiçeği yeniden Melin'e bırakıp koridora girdim. Banyoda duvara yaslanarak iki elimle kalbimi tuttum.

Banyo açılınca yerimde sıçrayarak doğruldum. Afra çabucak içeri girdi ve kapıyı kapattı.

-"Kandemir Barış'a aranızda doğru düzgün bir anlaşmazlık olmadığını söylemiş. Neden bize yalan söylüyorsun? Çabuk dökül."

Hüzünle düşen yüzümü eğdim.

-"Sonra konuşalım lütfen. Zamanı değil." Sesim titriyor gözlerimden yaşlar düşmek için bekliyordu.

Halimi gören Afra afallayarak bana yaklaşmış yüzümü tutmuştu.

-"Tamam tamam yapma böyle. Özür dilerim üzmek istemedim. İstediğin zaman konuşuruz." Başımı omzuna çekip sıkıca sarıldı.

Fısıltıyla teşekkür ettim. Sakinleşmem için beni yalnız bırakmasını söyledikten yaklaşık on dakika sonra banyodan çıktım.

Yüzüm ifadesiz görünüyordu. İyi görünüyor sayılırım.

Sohbet seslerinin yükseldiği kalabalık salonda kimseye bakmadan yemek masasının olduğu tarafa ilerledim. Afra kolumdan çekerek beni yanındaki boş sandalyeye oturtmuştu.

Başımı kaldırır kaldırmaz karşımdaki koltukta Rasim'in yanında oturan adamla göz göze geldim. Duygusuz yabancı bir adam olarak bakıyordu.

Tüylerim ürperirken hafifçe titreyip sırtımı dikleştirdim.

Ondan gözlerimi çekerken annemle gözlerim birleşti. Gözleriyle bana uyarı veriyordu. Bundan daha iyi görünmem mümkün değilken fazlasını istiyor.

Konuşulanlar birer uğultudan ibaretti. Sadece alkış sesi duyunca kendime gelebilmiştim.

-"Mutfağa gidelim hadi." Afra kalktığında güçlükle bacaklarıma can vererek ayağa kalktım.

Yengem de buradaydı ve evin yardımcılarının değil de bizlerin kahve dağıtmasını rica etmişti. Melin'in diğer iki kız kuzeni de geldiğinde elimizdeki tepsilerle mutfaktan çıktık.

Bilerek kimseye bakmazken kenarda sandalyede oturan Aycan dikkatle bana baktığı için ona bakmıştım. Gülümseyince varla yok arası tebessüm edip gözlerimi çektim.

Rastgele kadınlara kahvelerini verdikten sonra mutfağa döndüm. Mutfağın kapısından bahçeye çıktım. Yüzükler takıldıktan sonra buradaki ikramlar için bahçeye çıkılacaktı.

Havuzun başına ilerleyerek gözlerimi kapattım ve denizden esintili gelen havayı derince soludum.

-"Bu da iyice yabani oldu. Ne yapıyorsun kaçtın mı?" Atakan'ın sesini duyunca gözlerimi açıp baktım. Barış abi ile sigaralarını yakarak bana yaklaşmışlardı.

-"Gürültülü. Bunaldım."dedim sadece dudaklarımı oynatarak.

Beni dikkatlice inceledikleri için rahatsız olmuştum.

-"E götüreyim eve. Zorla duruyorsun zaten."diyen Barış abime başımı olumsuz anlamda salladım.

-"Olmaz öyle."diyerek ahşap şezlongun kenarına oturdum.

-"Neyse ben içeri geçeyim."dedim ve oturmaktan vazgeçip bahçe kapısına yürüdüm.

Dikkat çekmemek için yeniden mutfaktan girdim ve öylece salona iliştim. Girişin sütun kolonuna hafifçe yaslanıp içeri çok dahil olmadım.

-"Gelsene buraya.Seni ayakta mı bıraktılar? Evimizin sona kalan prensesi."

Atakan'ın babası Uğur enişteme tebessüm ettim. Yanımdan geçerken omzuma sarılmıştı.

-"Kalabalık yorucu geldi biraz."diyerek geçiştirdim.

Bir kaç kadın beni ayakta gördüğü için göz ucuyla süzerken İpek hanımla göz göze gelmemeye dikkat ettim.

Rasim ve Melin onlar için hazırlanmış tören bölümüne geçtiklerinde kenarda kalmaya devam ettim. Herkes bir anda kalkmış o yöne dönmüşlerdi.

Dedem ve Rasim'in dayısı yüzükleri takmaya gittiğinde görüş açık kalabalıklaşmıştı.

En geride duran amcamı gördüm. Yanında halam ile birlikte dolu dolu gözlerle uzaktan izliyordu.

Öyle gururlu öyle şefkatli ve sevgi dolu bakıyordu ki uzun dakikalardır tutmakta olduğum iki damla yaş yanağıma düşüverdi.

Hızlıca elimin tersiyle onları silip nefes almaya çabaladım.

Bir damla daha süzüldüğünde kimsenin ilgisi bende olmadığı için yakınında olduğum kapıdan dışarıya çıktım. Koridorda ilerleyerek en sonda yer alan camdan kış bahçesine çıktım.

Koltuğa çöküp dirseklerimi dizlerime yasladım ve dudağımı sertçe ısırdım.

İnsan babasına güvenemedikten sonra kendine güveni kalır mıydı?

Ben annemin dediği o iyi güne kavuşmayacaktım. Benim bütün iyilerim o gecede son buldu.

-"Şimdi hemen konuşmazsan bu gece çok kötü sonlanacak."

Arkamdan gelen soğuk ses beni korkudan zıplattı. Cam kapıyı üstüne kapatarak içeri girdiği zaman yerimden kalktım.

-"Çekilir misin?" Kırgın sesimle yanından geçmeye çalıştığım esnada beni kollarımdan tutarak sabitledi.

-"Sana yaklaşmak niyetinde değilim. Bana bir açıklama borçlusun."

Kalbim çok kırık. Bu nasıl açıklanır?

-"Bırak. Lütfen."

Gitmek istiyorum. Gözlerim doluyor lütfen gitmem gerekiyor.

-"Bırakmıyorum lan bırakmıyorum! Ne bu suratının hali?! Ne yaptılar sana kızım?" Bedenimi tüy gibi sallandırırken yanaklarım çoktan ıslanmıştı. Tavandan asılan demir fenerlerden yayılan ışıkların altında yaşlarımın parıltısını gördü. Kollarımı hafifçe sıkarak beni kendine doğru yaklaştırdı.

-"Seninle bir ilgisi yok!" Ağlamaklı sesimle bağırıp kollarımı ellerinden kurtardım.

Karşımda kusursuz bir çizgide beni izliyordu. Simsiyah bir takım elbise giyiyordu ve mükemmeldi. Hayallerimin en güzel kısmını dolduruyordu.

-"Yoksa niye beni köpek yerine koyuyorsun?! O siktiğimin evine girdin..değiştin! Anlat bana. Anlat ki tutunacağım bir şeyler olsun Arven."

Başımı sallayarak elimi boynumda gezdirdim.

-"Anlatamam."diye fısıldadım.

Burnundan güçlü bir soluk aldıktan sonra yeniden bana yaklaştı.

-"Anlamadan seni kıracak bir şey mi yaptım? Ne oldu?"

-"Hayır...beni rahat bırak ne olur?"Dilim aksini isterken canımın acısıyla konuşuyordum.

Kapıya ulaşmak istediğim zaman yeniden önümde durdu. Kapının önünde bir dağ gibi duruyordu. Onu geçmem mümkün değildi.

-"Arven çocuk değilim. Oyun da oynamıyoruz. Benimle ilgili sorun neyse söyle bitsin. Peşinden koşturacak seni bunaltacak değilim. Rahat olmak istiyorsan geçerli bir sebep söyle beni delirtme!"

Bitsin?

Ruhsal bir çöküntü içine düştüm. Kendimi bir anda uçsuz bucaksız karanlık bir kuyuda buldum.

Kandemir ifadesizce sarf ettiği sözlerinin ardından benden küçük bir açıklama beklerken dakikalar sonra sırtını döneceği insan olacaktım.

Yarı kapalı duran kirpiklerimi geniş göğsüne bakmak için kıpırdattım.

-"Ben sadece seni değil..kendimi de görmek istemiyorum Kandemir. Bu anlayabileceğin bir şey değil."

Bu utanç,sefil halim hiç de kaldırılacak yük değildi.

Senin de hayatından gitmek istiyorum diyebilir miydim bu adama?

-"Sen var ya çok uğraştırıcı bir kızsın. Sana bu kadar sabır gösterdiğimi gören olsa inanamaz." Ona arkamı döndüğüm esnada geniş kolunu karnıma sarmasıyla gözlerim kapandı.

-"Şimdi bu geceyi o güzel gözlerini yaşartmadan geçiriyorsun. Yanımda duruyorsun ve sonra gidiyoruz. Beni hayatında istemiyorsan daha sakin bir yerde açıklarsın. Sonra seni rahat bırakırım."

•••

İyi geceler herkese ❤️

Geç bir saat ama uyumayan vardır diye yayınlayayım dedim🫶🏻

Yorumlarınızı bekliyor olacağıımm❤️

Bölüm sonu

3 yorum