16 Ekim 2015
"Koskoca spor salonunun temizliğini bize kitlediler gerçekten. Bu nasıl ceza kafayı sıyıracağım ya. Öğle aramı harcadığım etkinliklere bak!" Eylem temizlik dolabından kova almaya çalışırken etrafındaki her şeyi de yere dökmekle meşguldü.
"Kimin yüzünden acaba?" Emir yan yan Eylem'e baktı.
"Bana bak-" Bir patlama sesi. "Aaa! Çamaşır suyu üstüme döküldü."
"Biz buna karma diyoruz Eylemciğim." Tolga lafını Eylem'in üstüne fırlatıp kendine doğru gelen çamaşır suyundan hızlıca uzaklaştı.
Eylem sinirle viledayı eline alıp bir hışımla kaldırırken bu sefer de içinde deterjanlı su olan kovayı yere döktü. "Yeter ama!"
Çamaşır suyuyla birleşen deterjanlı su yavaşça Emir'in ayaklarına doğru yol alırken Emir bir adım dahi atmaya tenezzül etmeden kaderine razı olup aşırı hijyenik suyun siyah spor ayakkabılarının rengini açmasını izledi. Eylem şaşkınlıkla izlerken Emir'in tek tepkisi bön bön Eylem'e bakmak oldu.
"Hoca gel-" İçeri giren Çetin lafını bitiremeden Emir'in alaca renkli ayakkabısını gördü. "Ne oldu buna?"
Emir bakışlarını Eylem'den çekmeden derin bir iç çektikten sonra ayakkabılarına baktı. "Hiç, kimya çalışıyorum." Çetin'in anlamsız bakışları eşliğinde sessizce ortamı terk etti.
Eylem başka zaman olsa ortalığı ayağa kaldırırdı. Hem ona böyle dik dik bakılıyordu hem de içinde bulunduğu duruma çok sinirliydi. Ama birazcık kendi suçu olduğu için viledayı yere fırlatıp yeri ıslak bırakarak Çetin'i orada tek başına bıraktı.
"Hadi toplanın!" Meryem Hoca'nın keskin bakışları spor salonunda nizami bir şekilde sıraya dizilmiş 10-K sınıfının içinden geçiyordu. "Öğle arası bitene kadar tüm bu salon tertemiz olacak! Bal dök yala yapacaksınız! Bir daha da dünkü gibi rezaletler görürsem işlerim hepinizin siciline! Siz yeni okula geçince unuttunuz herhalde disiplini! Bu okulun öğrencilerine yakışır şekilde davranacaksınız! Ne demek okulun ortasında başka sınıfla birbirine girmek, beni zıvanadan çıkartmayın! Birazdan D sınıfı da gelecek." Öğrenciler gözlerini yerden kaldırıp Deccal'in suratına baktılar. "Gelecek! Birlikte temizlik yapacaksınız. Aranızda kavgayı bırak laf dalaşı dahi geçtiğini duyarsam o zaman görürsünüz neler yapıyorum."
Kafakıran salondan çıkar çıkmaz herkes homurdanmaya başladı. Burada olmalarının sebebi iki gün önce bahçede D sınıfıyla bir kavga yaşamalarıydı.
"Bir top yüzünden düştüğümüz hallere bak ya! Ben evimde bile yer paspaslamıyorum." Yusuf elindeki viledayı yere attı. "Bu eller paspas için değil video çekmek için var."
"Saçma sapan challenge yapacağına iki paspas at da annene bir yararın dokunsun hayırsız!" Eylem önüne gelenin kim olduğu fark etmeksizin ateş açıyordu.
"Sen yapıyor musun?" Açelya sessizce sormuştu.
"Yoo."
"Kimin yüzünden burada olduğumuzu hatırlatmak isterim." Yusuf geri atağa geçti.
"Senin." Kızlar hep bir ağızdan cevap verdiler.
"Ne?!" Erkeklerin hepsi birden cevap verdiler.
"Eylem topu onların tarafına kaçırdığı için kavga çıktı."
"Hayır, Yusuf onların topunu patlattı diye kavga çıktı."
"Ne yapsaydım topumuzu geri vermediler."
Evet, kavga tam olarak bir top yüzünden çıkmıştı. Tam bir kavga da denilemezdi aslında ama Kafakıran Meryem'in lügatında her şeyin farklı bir anlamı vardı.
İki sınıf birden beden dersindeyken bahçenin iki ucunda çalışıyorlardı. Eylem onlara ait olan topu diğer sınıfın alanına kaçırmış, geri atmaları için seslenmiş ama geri dönüş alamamıştı. Topu kendi almak için söylene söylene bahçenin diğer tarafına gidip topla birlikte geri dönmüştü.
Geri gelen topun daha sönük ve farklı bir top olduğunu anlayan ise Yusuf olmuştu. Değişim için gittiğinde tabii ki de istediğini alamadı. Hatta yalancılık ve hilecilikle suçlandı. Bunun üstüne Yusuf karşı sınıfın kenardaki toplarından iki tane alıp cebindeki makasla patlattı. Cebinde neden makas olduğu ise tam bir muamma…
Karşı sınıftan biri Yusuf'a yumruk atınca ortalık karışmış, havada toplar uçuşmuş, birkaç kaş patlamış, bir burun kırılmış, birkaç yüz tel saç koparılmıştı. Ayrıca bu uğurda bir makas, iki telefon kabı, bir saat ve 5 toka şehit olmuş; 3 kolye (Meryem Hoca'nın görmemesi için büyük uğraşlar verilmişti.), 2 tişört ve 1 karekök geometri soru kitabı ağır yaralanmıştı.
"Tamam neyse ne, bu kadar saçma ve küçük sebepler yüzünden birdenbire neden kavga çıktı onu anlamadım." Elif iki tarafın didişmelerinden yorulmuştu artık. - Okul başladığından beri azaldığını söylemekte fayda var. - "Biz normalde böyle insanlar değiliz, sizi bilmem de."
"Biz hiç değiliz." Kerem gururlu bir çıkışta bulundu.
"Sen olamazsın zaten kibarzade." Bu cevap tabii ki Eylem'den gelmişti.
"Şiddet seven insanlar değiliz biz." Emir sokak serserisi gibi eften püften sebeplerle sürekli kavga çıkaran biri gibi görünmek istememişti. Zira kendisi her türlü şiddete karşıydı.
"Biz savunma yaptık zaten. Burnu kırılan çocuğa vuran, gene bana vurmaya çalışırken ayağı kayan kendi arkadaşıydı." Çetin'in hatırlatmasıyla hepsi kıkırdamaya başladı. "Şey, sayılırsa ben birinin kolunu burktum baya ama Rüya'nın saçına asılmıştı."
"Ben de birkaç tanesine defterle kafa travması yaşattım ama onlar da Yasin'in saatini kırmıştı." Şükran savaşa katkı sağlamak için canından kıymetli olan, senaryo yazdığı defterini silah haline getirmişti.
"Sen Yasin'e sataşan adamın kafasına nasıl eriştin?" Rüya bu soruda haklıydı çünkü Yasin'in boyu 1.86 iken Şükran'ınki ayak ucunda 1.58 oluyordu.
"Seyit Onbaşı gücüyle."
"Aa bir dakika evet, sonra o da senin defterini yırttı." Berk düşündükçe sahneler gözünün önünde canlanmıştı. "Bak o zaman bir tane Osmanlı tokadı çaktım işte. O defterdeki senaryolar o zibididen daha değerli." Bu söz iki tarafı da susturmuştu çünkü bu taraflar arası ilk iltifattı. Bununla birlikte fark ettiler ki kavga sırasında yapılan her atak da birbirlerine yardımcı olmak içindi. "Bizim kendi içimizdeki iç savaşımız bizi ilgilendirir, ama dış güçlerle olan her sorunda birimize yapılan tüm sınıfa yapılmıştır."
"Ooooooo."
"Neyiz biz, devlet mi?" Rüya eski sıra arkadaşının sözleriyle eğlenmişti.
"Öyleyiz tabii." Furkan bunu çok benimsemiş bir şekilde söyledi. "Sınıftaki panoda kocaman yazmıyor mu, 'Aksakallıoğulları Beyliği' diye."
Bununla birlikte hepsi kahkahaya boğulmuştu çünkü bu gerçekten vardı ve şimdiye kadar herkes çok normal bir şeymiş gibi görüp kimse sorgulamamıştı.
"Aynen, ben de bu Beyliğin Hatunuyum. Herkese temizliği emir buyuruyorum."
Hepsi birden kendi aralarındaki tartışmanın üstünü örtüp temizliğe giriştiler. Önlerinde koskocaman bir salon vardı. Önceden ne kadar büyük olduğuyla övündükleri bu salonun şu an bu kadar da büyük olmasına gerek yokmuş gibi hissediyorlardı.
Eylem öncelikle 10 dakika önce mahvettiği malzeme odasını temizlemeye gitti. Bir dakika içinde herkes yapacak bir şey bulmuştu. Soyunma odalarına, spor malzemelerinin olduğu odaya, seyirci koltuklarını temizlemeye, pota ve file direklerinin tozunu almaya ve yerleri paspaslamaya gelişigüzel ayrıldılar.
Eylem yerlerdeki çamaşır suyunu paspasa çektirmeye çalışsa da artık paspas da çekebildiği kadar çekmişti. Viledanın ucuna takabileceği her şey zaten kullanılıyordu. Yere diz çöküp bezlerle silmekten başka çaresi kalmamıştı. Tabii ki bu formasıyla vedalaşması anlamına geliyordu. Oflayarak yavaşça çömelmeye başladı.
"Dur, ben yaparım."
Bunu söyleyen 10 dakika önce ayakkabılarını mahvettiği Emir'di.
"Gerek yok." dedi Eylem.
"Ver işte." Emir yerdeki bezi eline aldı. "Benim ayakkabı gitti zaten, paçalarıma da geldi. Senin forman da boşuna beyazlamasın."
Eylem biraz tereddüt ettikten sonra kabul etti. "Sen bilirsin." Biraz daha sessiz kaldı. "Sağ ol." Emir buna şaşkın bir suratla cevap verdi.
Eylem ilkokulda arkadaşı olmadığını söyleyip Emir'in bozulduğu günden beri Emir'e karşı mahcup hissediyordu. O günden beri Emir'den kaçınmıştı. Voleybol maçı yaptıkları gün dışında çok da yan yana gelmemişlerdi zaten. Kızlarla bahçede yaptığı 'etrafımdaki erkekler' adlı konuşma aklına geldi. Belki biraz ilerleme kaydedebilirdi. Sadece birazcık.
"İlkokuldayken seni arkadaşım olarak görüyordum." Bu söz Emir'i daha da fazla şaşırtmıştı. "Nefret etmediğim sayılı insanlardandın. Ama sen benden çok farklı biriydin ve farklı bir çevren vardı." Emir'in mutlu olduğu sırıtmaya başlamasından belliydi. Bu, Eylem'in düşündüğünden fazla bir ilerleme olmuştu. "Çok şımarma. Arkadaş dedim, can ciğer kuzu sarması değil. Normal sınıf arkadaşı işte." Emir'in sırıtması artmıştı. "Bana bak, sırıtma! Kafana sopa geçiririm ha." Eline sopa alıp Emir'e doğru yürüdü.
"Tamam, tamam." Emir kolunu kendine siper ederken gülmeye devam ediyordu.
"Birinden bile duyarsam bu konuşmayı, fena yaparım seni, duydun mu?!"
"Anlaşıldı komutanım." Emir asker selamına geçmişti.
"Aferin."
"Kıvırcık komutan." Eylem tekrar elini kaldırdı. "Tamam, tamam, demedim bir şey."
"Bak işine." Eylem gözleriyle yeri işaret edip odadan çıktı. Emir ise fazlasıyla keyifliydi.
Eylem malzeme odasından çıktıktan sonra Kerem'le karşılaştı. Ona da birtakım şeyler söylemiş olabilirdi. Cüce, sümsük, kibarzade. Kibarzade hakaret sayılmazdı. Biraz fazla dalga geçmiş ve bağırmış olabilirdi. Bir de elektrik çarptırmıştı tabii. Bir şey demeli miydi? Ağzını açtı ama bir şey söylemeden geri kapadı. Kerem ne olduğunu anlamadan bön bön bakıyordu. Bu kadar ilerlemeyi bünyesi kaldırmazdı. Kibarzade cücenin gönlünü almak başka bir günün işiydi. Bir şey söylemeden yanından sıyrıldı ve gitti.
Kerem'in gördüğü ise Eylem'in hiçbir suçu olmamasına rağmen tip tip kendisine bakıp göz devirerek gittiğiydi. 'Gene ne yaptım acaba?' diye düşündü ama artık sorgulamayı bırakmıştı.
Laven elindeki paspas sopasıyla salonda kelimenin yarım anlamıyla sörf yapıyordu. "Fiçuuuuv. Kaçaooov." Yerleri temizliyor mu kirletiyor mu belli değildi.
"Laven, sildiğim yerlerde kayıp kayıp durma, hep iz yapıyorsun." Açelya viledayı birinin kafasına geçirmek üzereydi. Spor salonunda olmak kazanamadığı voleybol maçını hatırlatıyordu. Kaybetmiş de sayılmazdı ama bu kazanmadığı gerçeğini değiştirmiyordu.
"Ama öyle hiç eğlenceli değil."
"Şu işin herhangi bir modifiyeyle eğlenceli olabilecek bir tarafı var mı sence?"
"Va-Aah!" Laven sözünü bitiremeden Açelya'nın paspasın bezine basmasıyla sopa Laven'in yüzüne yapışmıştı.
"Hiii." Açelya istemeden sebep olduğu şiddetle sarsıldı. "Çok özür dilerim. İyi misin?"
"Aaaah!" Laven suratını elleriyle kapatıp yere çömelmişti.
"Laven çok özür dilerim. Dur bakayım bir yüzüne." Laven'in ellerini kenara çekip yüzünü inceledi. Burnu ve alnı kızarmıştı, gözleri dolmuştu ama sırıtıyordu. "İyi misin?" Laven gülmeye başladı. "Ne gülüyorsun be?" Açelya da onunla gülmeye başladı.
"Aah, acıdı." Laven gülerek konuştuğu için ne dediği tam anlaşılmıyordu. Daha çok gülmeye başlayıp yere yattı. Açelya darbenin salaklaştırıcı etki yapmasından şüphelendi ama normal halleri böyleydi zaten. Laven güldükçe o da yere oturup gülmeye başladı.
"Ne oluyor be?" Eylem yerde yatıp gülen arkadaşlarına anlam verememişti. Açelya elleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama nefes bile almakta zorlanır durumdaydı. "Ne anlatıyorsun. Aaaa! Eteğinin rengi açılmış neden yerde geziyorsunuz?"
"Neee!?" Açelya ışık hızıyla gülme seansını bitirip ayağa fırladı. Laven de kalkmıştı. Arkalarını görmeye çalışıyorlardı ama başaramadılar. "Hani neresi? Ya iki damla çamaşır suyu koyduk altı üstü ya!"
"Yok bir şey, yok. Kalkın diye öyle dedim." Eylem'in cevabıyla kısa bir sessizlik ardından kötü bakışlar geldi.
"Of böyle çok zor ya." Açelya yerdeki sopayı tekmeledi. "Hortum bir şey yok mu burada şöyle şarıl şarıl yıkayalım."
"Ben görmedim malzemelerin orda." Laven hala arkasını görmeye çalışıyordu bir yandan. "Gülhane bilir o voleybol takımında ya. Başka yerde vardır belki."
Gülhane'yi etrafta göremediler ama gene voleybol takımında olan Barış'ı biraz değişik bir vaziyette gördüler. Birkaç erkeği daha arkasına almış ritimli bir şekilde koşuyorlardı.
"N'apıyor bu gavatlar?" Eylem iğrenerek bakıyordu.
"Gavat ne demek biliyor musun?"
"Ne bileyim Açelya. Hakaret işte."
O sırada arkadan gelen bir cisim Eylem'in göz hizasından koşan erkeklere doğru sürtünme kuvvetinin etkisi olmadan ışık hızıyla uçtu. Cismin rotası Furkan'ın kafasında son buldu. Furkan duraksayınca arkasından gelen Tolga ve Ömer de ona çarpıp dengelerini sağlayamadan üzerine kapaklandılar. Önden giden Barış ise habersizce yoluna devam ediyordu.
"Niye durdun be?"
"Suratıma bir şey çarptı. Nerden geldi bu ya?"
Erkekler etrafta kaynak noktasını ararken Eylem, Laven, Açelya üçlüsü arkalarına bakınca Ceren'i gördüler. Uçan cisim belli ki sarı bezdi. Elindeki diğer sarı bezi de Barış'ın kafasına uçurdu.
"Ne yapıyorsunuz be! Biz silelim siz koşun dünyaya bak. Erkeksiniz diye temizlik yapmayacaksınız mı demek. Başlarım sizin erkekliğinize." Ceren içindeki feministi son ses açmış, sesiyle tüm salonu çınlatıyordu.
"Ne alakası var ya?" Furkan alınmışa benziyordu. "Maç var iki güne. Isınıyoruz."
"Bana ne be! Başka zaman ısının. Sen ne yapıyorsun be?" Ceren elindeki telefonu onlara yönelten Yusuf'a bağırdı.
"Vlog çekiyorum. Kanalıma atacağım."
"Öyle mi? Al bak bu pozu da yakala." Sarı bezi tam kameraya fırlattı. "Gidin şu direkleri silin. Deli etmeyin adamı!"
Erkekler kuzu kuzu temizliğe döndü.
"Gülhane'yi gördünüz mü ya? Hortum soracağım."
"Ay değil mi şöyle şarıl şarıl yıkayalım." Açelya Ceren'in de bu fikirde olduğunu duyunca heyecanlandı.
"Evet ya! Böyle viledayla olacak iş mi bu? Bir işe de yaramıyor zaten."
"Bakın ne getirdim!?" O sırada Gülhane içerden elinde kocaman bir hortumla geldi.
"Aklın yolu bir işte." Açelya kendini onaylar şekilde başını aşağı yukarı salladı.
"Soyunma odasındaki musluğa taktım bunu. Önce yerlere çamaşır suyu dökelim. Sonra hortum, fırça, çekçek, oh mis. Annem burayı viledayla sildiğimi görse kafamı kırardı."
"Bir şey diyeceğim ama..." Laven hevesleri bölecek olduğu için üzgündü. "Gider yok ki burada." Bu farkındalık koca bir sessizlik yarattı. Gülhane hayal kırıklığının verdiği sinirle hortumu oflayarak önce yere fırlattı sonra döndürerek toplamaya başladı.
"Of silmeye devam mı edeceğiz yani." Açelya isyan etmeye başladı.
"Kızım saçma saçma konuşma. Silmek daha kolay zaten. Hortum falan başımıza iş çıkarmayın. Şu kıza bak." Eylem tekrar kaymaya başlayan Laven'i gösterdi. "Islanacak her yer, kayıp bir taraflarını kıracak." Laven'in elindeki sopayı çekiştirip aldı. "Rüya nerede ya?"
Rüya seyirci koltuklarını siliyordu. Eline iki bez, yanına da bir kutuda deterjanlı su almıştı. Dalgın dalgın bir bezle siliyor bir bezle kurutuyordu. O kadar dalgındı ki sahada olan olaylar hiç odağına girmemişti. Hatta bezleri bile arada karıştırıyor olabilirdi. Bir tanesi elinden kaçıp yere düştü. Düşen bezle bakışmakla yetindi. Eğilip almak istememişti. Ama bezi alıp Rüya'ya veren başka bir el vardı.
"İyi misin?"
Rüya karşısında Çetin'i görünce irkildi. Dalgınlığı geçmişti. Refleks olarak birkaç adım uzaklaştı.
"Korkma." Çetin Rüya'yı istemeden korkuttuğu için çok üzülüyordu. "Çok dalgın görünüyorsun. Merak ettim sadece."
"Sana ne. Yalnız bırak beni." Çetin'in elindeki bezi uzanıp almaya çalıştı ama Çetin izin vermedi.
"O kirlendi artık. Bu temiz bunu al." Diğer elindeki bezi uzattı.
Rüya önce tereddüt edip sonra bezi ucundan tutarak aldı. Aralarındaki mesafeyi bozmamıştı. Beze ulaşmak için kolunu fazlasıyla uzatması gerekmişti. "Tamam git artık." İşine devam etti ama Çetin hala gitmemişti ve yanında olması ister istemez onu alarma geçiriyordu. "Gider misin? Bağırarak kaçacağım yoksa." Çoktan gözleri dolup elleri titremeye başlamıştı bile.
Çetin bu halini görünce biraz uzaklaştı ama gitmemişti. "Açelya'yı çağırmamı ister misin?"
"Hayır!" Rüya'nın cevabı çok hızlı ve sert şekilde gelmişti.
Sinirliydi çünkü. Kendine de Çetin'e de. Durduk yere ağlamaya başlamasına, kaçmak istemesine sinirliydi. Korkacak bir şey olmadığını biliyordu. Çetin'in ona zarar vermeyeceğini de biliyordu. Ya da bilmiyordu. Onu tanımıyordu ki. Saçma olan da buydu zaten. Çetin de onu tanımıyordu. İlkokulda bile birbiriyle bir kere olsun konuşmamışlardı. Tanımadığı insanın neyini seviyordu bu çocuk. Hem de yıllarca unutmayıp aynı okula gelecek kadar. Belki de manyağın tekiydi. Takık bir psikopattı belki de. Ama okul başladığından beri onunla normal bir şekilde iletişime geçmekten başka bir şey yapmamıştı da. Gözleri Laven'e takıldı. Bir de bu vardı. Laven'in ikiziydi sonuçta. Kötü biri olamazdı. Ama sırf bu yüzden kötü değil diye bir şey de yoktu.
Düşünceler bir iyi bir kötü beynine hücum etti. Bu duruma düşmek istemiyordu. Aşması gerekiyordu. 4 yıl böyle yaşayamazdı. Sürekli Açelya'nın yardımına koşmasını da bekleyemezdi. Elleri iyice titremeye başladı. Koşup kaçmak istedi ama bacaklarında bu güç yoktu. Sandalyenin birine çöküp başını önüne eğip ellerinin içine aldı. Yine ağlamaya başlamıştı.
"Rüya? Rüya iyi misin?" Çetin yanına gelmiş ona sesleniyordu ama çok da yakınına gelmediğini hissediyordu. "Tamam bak gidiyorum sakinleş, ağlama lütfen."
Çetin gitmek için ayaklandı ama kolunu tutan Rüya onu durdurdu. Hala şoktaydı ve titriyordu. "Dur." Şoktan kendini kontrol edemiyordu ve Çetin'in kolunu fazla sıkıyordu. Çetin gerçekten bir şey olmasından korkmaya başlamıştı. Tek amacı neden canının sıkkın olduğunu sormaktı.
Açelya'ya seslenmek için etrafa bakındı ama ne onu ne de diğer kızları görebildi. Rüya onu her gördüğünde bu hale girecekse eğer okuldan gitmeliydi belki de. Başkalarını çağırmak istedi ama Rüya'nın başkalarına bu halde görünmek istemeyeceğini düşündü. Hafifçe Rüya'nın yanında diz çöktü. Kolu hala Rüya'nın elinde sıkılı haldeydi.
"Rüya?"
"Konuşma sus. Dur öyle sadece. Uzaklaş biraz." Hala telaşlı telaşlı konuşuyordu ama kaçmıyordu da. Çetin ne yapacağını bilemedi. Rüya ise kendini test ediyordu. Saniyeler saatler gibiydi ve kafasında saatlerdir Çetin'le tek başınaydı ve zarar görmemişti. Belki de ihtiyacı olan bu düşünceydi zaten. Nefesi düzelmeye başladı. Titremesi de gözyaşları da yavaş yavaş duruyordu.
Birkaç dakika ikisi de sessizce durdular. Durgunluğu Rüya'nın Çetin'in kolunu bırakması bozdu. Rüya kafasını kaldırıp etrafı ve tavanı izledi. Derin bir nefes aldı.
"Başardım." Kendi kendine gülmeye başladı. Etrafa bakınırken Çetin'e denk geldi. Şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Korktuğu belliydi. 'İkimizi de düşürdüğüm hallere bak' diye düşündü. "Başardım." Çetin'e bakarak tekrarladı bu kez.
"İyi misin?"
Rüya başını sallamakla yetindi. İçinde garip bir his vardı. Rahat olduğu söylenemezdi ama korkmuyordu da. Ama kendine biraz zaman verirse bunun da geçeceğini düşündü. "Sen bana niye takıksın bu kadar?" Çetin bu soruya çok hazırlıksız yakalanmıştı. "Beni tanımıyorsun ki. Küçükken de tanımıyordun. Sosyal medyadan da tanıyamazsın. Kendini neden tanımadığın bir insana adıyorsun?"
Çetin Rüya'yı düzelmiş görünce derin bir nefes verdi. Kalkıp iki yanındaki koltuğa oturdu. "Sen öyle san."
"Ne?"
"İlkokulda çok konuşmamış olmamız seni tanımadığımı göstermez. Sen beni tanımıyordun. Serviste birlikteydik. Andımız sırasında yan yanaydık. Sınıflarımız yan yanaydı, teneffüste kavga etmediğimiz zamanlar sınıflarımız hep birlikte oynardı."
"Nasıl yani? Ben hep kavgalıyız diye hatırlıyorum."
"Sadece kötü şeyleri hatırlıyorsun da ondan. Yağ satarım oynarken mendili hep senin arkana koyardım. Yerden yüksek oynarken hep senin bileceğin şarkıları söylerdim. Körebe oynarken hep sana bilerek yakalanırdım. İstop oynarken hep senin tokanın rengini söylerdim." Rüya şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Başka biriyle karıştırıyor olduğunu düşünmeye başlamıştı ama emin de değildi. Çetin gülmeye başladı. "Daha çok kavga ediyorduk ama bu yüzden eğlenceli günleri unutman normal."
"Ama ben Laven'i de hatırlamıyorum hiç."
"O uyuyordu çoğu zaman. Zaten çocuklar oynarken bu kim, o kim diye bakmazlar ki. Ben de diğer insanları hatırlamıyorum zaten. Bir tek seni hatırlıyorum. Çocukluk aşkı işte. Ama senin aklında sadece ayakkabını kaybettiren çocuk olarak kaldım, doğal olarak kötü şeyler ağır basıyor."
Rüya kendini kötü hissetmeye başlamıştı. "Özür dilerim."
Şimdi de Rüya kendini kötü hissettiği için Çetin kendini kötü hissetmeye başlamıştı. "Hayır, hayır. Senin bir suçun yok ki. Ben biraz fazla gittim üstüne. Benim de ilkokulda korktuğum insan birden okuluma gelse, yıllardır internetten beni takip edip sevdiğim şeyleri sevmeye başlasa ben de korkardım." Bir sessizlik oldu. "Böyle söyleyince sapık gibi görünüyorum gerçekten."
İkisi de suspus oturmaya devam ediyordu. Garip bir ortam oluştu. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı, kalkıp gidemiyorlardı da.
"Ama merak etme sapık falan değilim. Tamam yalan yok hala sana karşı hislerim var ama senden bir karşılık beklemiyorum ki ben. Arkadaş olalım sadece. Eğer istersen. Tabii seni sevdiğimi de gizleyemem, bunun sözünü vermiyorum asla. Hatta kendimi biraz biliyorsam sürekli bunu dile getirip dururum. Ama sana zarar vermem asla."
Rüya'nın kafası allak bullak olmuştu. Ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. "Sevmek demeyelim, alışkanlık diyelim. Çocukluktan kalmış sonuçta, çocukluk aşkı. Buna takılıp kalmamalısın. Ben aynı kişi değilim ki artık. Seni hatırlamayan bir kız için bu kadar uğraşman çok üzücü. Sen dedin, Laven de dedi. Ben seviyorum diye izlediğin, okuduğun şeyler, hatta ben bu okula geliyorum diye buraya gelmen... Bunlar gerçekten senin istediğin şeyler mi ki? Kendini bana odakladığın için beni sevdiğini düşünüyorsun bence. Bu gerçekten sevmek değil ki. Hem sana da büyük bir haksızlık. Benim değil kendi sevdiğin şeyleri yapmalısın. Kendi istediğin okula gitmelisin."
Çetin sırıtmaya başladı. "Laven de aynı şeyleri söylemişti. Merak etme hasta değilim. Bunların da gayet farkındayım. Kendimi senin sevdiğin şeyleri sevmeye zorlamıyorum, sadece ne olduğuna bakıyorum ve tesadüfen ben de seviyorum. Ah, bak aklıma ne geldi?" Rüya'ya doğru döndü, mesafesini hala koruyordu. "8.sınıftaydık galiba, manga forumunda geziyordum. Bir tartışmayı açtım okudum. Ne hakkında olduğunu çok hatırlamıyorum ama bir konu üstüne tartışma dönüyordu 10 15 kişiyle. Ben bir tarafı acayip savunuyorum ama böyle paragraflar falan yazıyorum. Herkes de aynı, sanki vatan savunuyoruz. Neyse tartışma bitti, aynı tarafta olduğum kişilerin hesaplarına bakmaya başladım. Birlikte teori falan yaparız belki diye. Sonra bir baktım biri senin hesabın." Rüya'nın gerçekten şaşırması Çetin'in hoşuna gitmişti. "Bak, senin olduğunu bile bilmiyordum ama aynı fikirdeydik. Yani zorlama falan yok, sadece benzer ruhlarız diyelim."
"Klaus referansı mı yapıyorsun?"
"Ne?" Çetin neden bahsettiğini sonradan anladı. "Hee, hayır. Aa, bak mesela. Senin sevdiğin ama benim hiç sevmediğim bir şey. Kendimi izlemeye zorladım ama asla sevemedim."
"Şu anki aklım olsa ben de izlemem."
İkisi de gülmeye başlayıp bir anda durdular. Peşinden hemen tekrar sessizlik çöktü.
"O zaman..." Çetin bunu sormaya çekiniyordu. "Arkadaş mıyız?"
Rüya biraz duraksayıp kafasını sallayarak cevapladı. "Arkadaşız." Çetin el sıkışmak için elini uzattı. "O kadar değil."
"Tamam. Sen ne dersen o."
"Seni görünce kaçmayacağım yakın olacağız anlamına gelmiyor. Yani sen gene de çok yaklaşma bana. İçimdeki canavarın çıkmasını istemezsin." Çetin mahcup bir gülümsemeyle başını salladı. "İkimizin de yararı için bu alışkanlığından vazgeç en iyisi."
"Anladım. Anladım, kendini yorma."
Tüm salonda yankılanan bir ses kulakları patlattı. Herkes işini bırakıp kapıya baktı. D sınıfının öğrencileri alacaklı gibi içeri dalmıştı.
"Benim bu D sınıflarından çektiğim ne ya!" Rüya yanındaki eski D sınıflıyı unutup sitem ettikten sonra aşağı inmek için seyirci koltuklarının arasından dolanmaya başladı. Çetin ise aşağı zıplayıp gelen ekibi karşılamaya gitti.
"N'apıyorsunuz lan gavatlar!" D sınıfından bir çocuk ağzını yaya yaya konuştu.
"Ya niye kimse gavatın anlamını bilmiyor!?" Açelya'nın derdi ise buydu.
"Hayırdır niye geldiniz cümbür cemaat?" Yasin'in elindeki sarı bezle yüzündeki ifade pek uyuşmuyordu.
Karşı taraftan birkaç kişi Yasin'in elindeki sarı beze bakıp kıkırdadılar.
"Ne lan? Hiç temizlik yapan insan görmediniz mi, pasaklılar?"
"Estağfurullah, eline çok yakışmış Yasin Hanım."
"Karıştırmayın ortalığı. Çekin gidin işimizi yapalım hadi." Gerginliğin kokusunu alan Emir arayı bulmaya çalışıyordu.
"Kardeş bi dur ya. İki muhabbet ediyoruz şurada."
Arka tarafta Eylem misafirlerin üstüne atlamaya çalışırken kızlar onu geri çekiştiriyordu.
"Ne istiyorsunuz lan?" Yasin çocuğa doğru birkaç adım attı.
"Aa, siz de her şeyden nem kapıyorsunuz. Yardım etmeye geldik canım."
"Ya bizi buraya kilitlediler. Bunlara ceza yok mu?" Açelya yanındaki Laven'e fısıldadı.
Hakan sınıf başkanı edasıyla -ki öyle- öne çıktı. Yasin'i çocuktan uzaklaştırdı. "Biz hallediyoruz sağ olun. Eminim Meryem Hoca size de uygun bir iş verir."
"Of çok sıkıcısınız. Sizinle de bir kavga edilmiyor. İlla bir atak bekliyorsunuz. Şöyle karşılıklı laf dalaşı da yapamıyoruz! Hayırdır yıldız sınıfsınız diye efendi çocuklar ayağına mı takılıyorsunuz?"
"Biz şiddet sevmiyoruz." Elif çocuğa tip tip bakıyordu.
"Ayrıca zeki ve başarılı olmamız da bizim suçumuz değil. Hiçbir zaman havasını da atmadık. Aşağılık kompleksiyle mi geldiniz buraya?" Şevval böyle dese de pek etkisi olmadı çünkü kendisi okul ikincisi, arkasındaki Gülhane okul üçüncüsü, yanında duran İsmail ise geçen sene farklı okullarda olsalar bile herkesin bildiği okul birincisi 99 İsmail idi.
"Bunların da Eylem gibi bad boy sevdası var galiba." Rüya da Laven'e fısıldadı.
"Aa, sen neredeydin ya?"
"Kardeşinle laflıyorduk."
"Neee!?" Laven biraz fazla sesli şaşırmış olacak ki herkes ona bakıyordu. "Ee, şey." Bir bahane ararken gözü karşı sınıftan bir kızın elindeki yemeğe takıldı. "Aaa, kantine sosisli mi gelmiş?"
Herkes anlamsızca Laven'e, Laven de fazla iştahla sosisliye bakıyordu.
"Eee, yeter be!" Karşı taraftaki çocuk Yasin'e yumruk attı. Yasin de karşılığını verdi tabii ki.
Ortalık bir anda kaosa boğuldu. Herkes elini nereye attıysa ona bulaşıyordu.
"Ya ben acıktım kavga falan edemem." Laven kaosun ortasından durmuş bağırıyordu.
"Al bunu ye!" Sosislisi olan kızın yemeği Laven'in suratına yapıştırma çabası başarısız oldu. Laven kızın elinden sosisliyi başarılı şekilde kaptı.
"Aa, teşekkürler." Kıza gülümsedi. Kız ise alık alık bakıyordu. "Bay." Kıza el sallayıp arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı.
Kız Laven'in saçını çekecekti ki kolu Çetin tarafından nazik bir biçimde durduruldu. "Açken çok güçlü olur. Önermem."
"Bir kıza mı vuracaksın gerçekten?"
"Estağfurullah, olur mu öyle şey. Hepimizin can güvenliği için rica ediyorum sadece."
"Ne? Ne diyorsun be?"
"Neyse, bay." Çetin de kızdan uzaklaşmaya başladı.
Eylem erkeklerin saçını çekmekle meşguldü.
"Bak kızım bırak, kız demem çarparım bir tane!"
"Hadi ya? Vursana gavat!"
"Ya gavat o demek değil!" Açelya elindeki cam sili etrafına sıkarken bir yandan Eylem'e bağırıyordu.
Rabia ve Feyza sandalyeye çıkmış küçük tenis toplarını karşı tarafın insanlarına fırlatıyorlardı. Ceren ise ışık hızında sarı bezlerle görüş açılarını engelliyordu.
"Ya ben oraları yeni sildim ya!" Gülhane temizlediği yerler kirlenirken sinir krizi geçiriyordu.
"Hani şiddet sevmiyordunuz be!" Elif'in saçını kaptığı kız acı içinde bağırdı.
"Sevmiyoruz diye dayak yiyecek de değiliz."
İsmail kaçmaya çalışırken yere kapaklanınca yakalarından yukarı kaldırıldı. "Ben kavga edemem. İmdat!"
İsmail'i kurtaran Çetin'in çocuğu karnından tutup yere fırlatması oldu. Fırlattığı çocuk neredeyse sarı bezle insanları dövmeye çalışan Rüya'nın üstüne düşüyordu. Birkaç kişi daha üstüne düşer gibi olunca Çetin Rüya'yı oradan çıkardı. Bu sefer de diğer tarafta biri gerçekten üstüne düştü. Rüya yere düşerken ayakkabısı da ayağından çıktı.
"Ya yeter ya!" Rüya ayakkabı facialarından bıkmıştı artık.
Üstüne düşen çocuk ayaklandı. "Abartma be sen de." Çocuk bu lafına pişman olmuş olabilir çünkü yandan gelen Çetin'in yumruğuyla tekrar yere düştü. "Galiba dişim kırıldı."
Berk kavga ettiği çocukla birlikte yerde yuvarlanırken Şükran defterle çocuğun kafasına vuruyordu. Temizlik yapmaya neden defterle geldiğini sorgulamayın.
"Ya eteğimi kirletmeyin be!" Eylül insanlar arasında sıkışan kıyafetlerini kurtarmaya çalışırken kim vurduya giderek suratına bir tokat yedi. Sinirle eteğini şak diye çekip kendine tokat atan kızı da kolundan tutup kendisine çevirdi. Kıza öyle bir tokat atmıştı ki kız arkasındaki Buse'ye çarptı.
"Eylül biz aynı taraftayız!" Buse'nin gözlükleri muhtemelen bir yerlerde kırık haldeydi.
Tolga tenis raketini eline almış milleti tavuk gibi kışkışlamaya çalışıyor, Kerem çarptığı insanlardan özür dileyip duruyordu. Ömer sanki Street Fighter karakteriymiş gibi aşağı yukarı zıplıyordu. Furkan'ın ise burnu büyük ihtimalle kırılmıştı.
"Gene ceza alacağız ya! Kesin disipline gideceğiz, babamı çağıracaklar." Rüya gene babaistik düşünmeye başlamıştı.
"Boş ver kendime geldim. Sabahki halim neydi öyle Emir'den özür falan dilemeler." Eylem anın gazıyla Emir'i kimseye söyleme diye tembihlediği şeyi kendi ağzından kaçırmıştı.
"Sen Emir'den özür mü diledin?" Açelya bunun şokuyla elinde saçları olan kızı yere itti. "Ya o gavattan neden özür diliyorsun!?"
"Hani gavat o demek değildi be!" Eylem kendini sorguladı.
"Önemli olan bu değil şu an!" Açelya bunu dedikten sonra üstünün ıslanmasıyla çığlık attı. Yere ittiği kız su şişesini üstüne boşaltmıştı. Tam kızın üstüne yürüyecekken bir ses onu durdurdu.
"Uzaklaş!" Emir'in sesiydi. "Uzaklaşın." Emir'in elinde koca bir kova vardı. Açelya, Eylem ve Rüya denildiği gibi uzaklaştılar. Emir Açelya'yı ıslatan kıza döndü. "Sen de yüzünü arkaya dön."
"Ne?"
"Dön işte."
"Ne diyorsun be!" Kız bunu söylerken Emir elindeki kovadaki sıvıyı kızın sadece kıyafetlerine gelecek şekilde dikkatlice fırlattı. Kız refleks olarak yüzünü korumuştu. Formasının rengi açılmaya başlayınca kız çığlık attı.
Açelya, Eylem ve Rüya ise şok içindeydi. Ağızları açık kızı izlediler. Rüya ve Eylem kahkaha atmaya başlarken Açelya sinirle Emir'e döndü.
"Neden yaptın bunu? Ben kendimi savunabilirim."
"Çünkü ben gavat değilim ve sen sınıf arkadaşımsın!" Anlaşılan Emir de gavatın anlamını bilmiyordu.
Ve iki sınıftan herkes çığlık atmaya başladı. Gülhane hortumla gelmiş son ses suyla herkesi ıslatıyordu ve bunu yaparken kendi arkadaşlarını da aradan seçmiyordu. Tüm bunlar olurken Laven hala köşede sessizce yemeğini yiyor, Yusuf da olan biteni YouTube kanalına atmak için videoya alıyordu.
Gülhane saldırıyı bitirdiğinde herkes de olduğu yerde kalmıştı. Hepsi ıslak ve üstleri başları dağılmış haldeydi.
"Al işte. Bir top sevdası için bize düşürdüğünüz hale bakın." Hakan karşı sınıfa trip attı.
"Bana bak!" Karşı taraftan biri Hakan'a doğru elini yumruk yaparak ilerledi.
"YETER!" Bu isyan Elif'tendi. "Yeter!" Çocuk durdu. "Doğru düzgün nedeni bile yok, neyin kavgası bu ya! Şimdi ya Meryem Hoca gelmeden burayı hep birlikte tekrar temizleriz-" Karşı sınıftan biri itiraz edecekti ki Elif onu bakışlarıyla durdurdu. "Hep birlikte! Ya da merhaba disiplin."
"Ama ben açım." Laven arkadan konuşmaya katıldı.
"Yemeğimi yedin ya doymadın mı?" Bunu söyleyen sosislisi artık olmayan kızdı.
"Benim sırrım bu. Ben hep açım."
İki sınıf da anlaşıp baştan temizliğe başladılar. Erkekler içerideki ceketlerini kızlara vermişlerdi zira hepsinin üstü hala ıslaktı ve birçoğu şimdiden hapşırmaya başlamıştı.
Meryem Hoca kontrole geldiğinde her yer tertemizdi. D sınıfı dakika farkıyla yakalanmadan gitmişti. Meryem Hoca'ya yakalanıp neden burada olduklarının açıklamasını yapmak istemiyorlardı. Neden ıslak olduklarını ise hortumu takamayıp kazaya maruz kaldıkları şeklinde açıkladılar. Tabii ki bunun için de ayrıca azarlanmışlardı. Kafakıran Meryem'in aşırı ince incelemesinin ardından K sınıfı sakinleri de serbest bırakılmıştı.
🧠🧠🧠🧠🧠🧠🧠🧠
"Gelin gelin, bakın nereyi keşfettim!" Laven kızları yorgun argın ve ıslak biçimde bir yere sürüklüyordu. Kendisinin üstü ıslanmadığı, saçı çekilmediği veya defalarca kez yere düşürülmediği için diğerleri kadar yorgun değildi.
"Laven nereye gidiyoruz Allah aşkına?" Açelya yorgunluğu kemiklerinde hissediyordu. "Öldüm yorgunluktan."
"Kemiklerim titriyor ya." Eylem'in gerçekten de çenesi titriyordu. "Meryem cadısı bari eve yolla bizi, görüyorsun her yerimiz ıslak."
"Herkes sınıfa girdi zaten, hoca gelir şimdi." Dünyaistik Rüya iş başındaydı. Bir yandan da hapşırıyordu.
"Ya şu yorgunlukla ne dersi ya. Giremem derse falan." Laven böyle deyince kızlar tetiklendiler. Çünkü Laven yorgunsa onlar neydi? "Hadi ya ne kadar ruhsuzsunuz." Üçünü de arkadan ittirdi.
Onları giriş katın bir tarafındaki koridorun son odasına götürdü. Oda demek yanlıştı çünkü burası yangın merdiveni boşluğu gibi bir yerdi ama yangın merdiveni boşluğu değildi.
"Ta daa! Yeni gizli mekânımız Satranç Odası. Yani gizli sayılmaz ama kullanılmıyor."
Küçük odanın giriş kapısı koridora, arka kapısı ise bahçeye bağlanıyordu ama bu kapı kilitliydi. Yan taraftaki başka bir kilitli kapı da muhtemelen yangın merdivenine açılıyordu. Camı da çardakların olduğu bahçeye bakıyordu. Üstünde stor perde takılıydı. Gerçekten gizli değil hatta en ortalık yerde ama kullanılmıyordu.
Odanın ortasında bir satranç masası, etrafında dört tane sandalye, duvarlarda birkaç satrançla ilgili özensizce asılmış resim vardı. Küçük, kutu gibi bir yerdi. Muhtemelen yangın merdiveni başka yere bağlanınca burayı kilitleyip Satranç Odası yapmışlardı ama satranç kulübünün alt katta zaten kocaman bir odası vardı. Bu durumda burası da hiçliğe terkedilmişti.
"Sen burayı nereden buldun?" Açelya kendini sandalyelerden birine attı.
"Küçük keşiflerimde diyelim." Laven hazine keşfetmiş gibi davransa da küçük oda göz önünde bir yerdeydi.
"Karar verdim." Eylem de başka bir sandalyeye fırladı. "Burası Aksakallıoğulları Beyliği'nin başkenti olsun. Ama sadece yönetim kadrosunun, dördümüzün. Sınıftaki zibidiler de zorla girdi zaten beyliğime."
"Aaaa, evet!" Laven bu fikre çok heyecanlandı.
"Ben buranın neden kullanılmadığını anladım galiba." Rüya'nın sesi zor çıkıyordu. Diğer kızları anlamayınca gözüyle kapıyı işaret etti.
"Aaaa!" Eylem ayağa fırladı. "Kolu yok bunun." Eylem kapının üstünü başını arar gibi her tarafına bakıyordu. "Kilitli kaldık."
"Kapıyı ellemeyi bırak Eylem. Bir yerine dokununca sihirli bir kol çıkmayacak." Açelya yorgunluktan yerinden kıpırdamadı bile. Hapşırırken göğsü acıyordu.
"E sen nasıl keşfettin burayı da geri çıktın?" Eylem mantıklı bir soru sormuştu.
Laven ciddi anlamda düşünüyor gibi duruyordu. "Hatırladım. Tam içeri girip kapıyı kapatacakken Fatma Hoca'ya yakalanmıştım. Geri çıkmak zorunda kalmıştım."
"Eee kaldık burada bu ders?"
"Rüya dersine başlatma şimdi!" Eylem kapının önünde yere çökmüştü. "Şu hâlde derse giremezdim zaten."
"Evet, ben de bu yüzden buraya getirdim sizi." Laven kendiyle gurur duyuyordu. "Sonraki ders de aynı hoca zaten. Teneffüste Çetin'e yazarım gelir açar. Hoca da şu halimizi görünce bir şey demez herhalde."
"Ay susun uyuyalım biraz ne olur." Açelya çoktan kafasını masaya dayamıştı.
"Ne uykusu ya? Fotoğraf çekelim hadi. Başkenti resmileştirmek lazım."
"Laven bunları gerçekten sen mi söylüyorsun?" Rüya şaşırmakta haklıydı. "Sen kimsin ve Laven'e ne yaptın?"
"Evet ben de kendime şaşkınım şu an. Hadi kalk Açelya!" Laven Açelya'nın kafasını zorla kaldırdı. "Eylem senin kameran güzel sen aç."
Eylem kamerayı açtıktan sonra anında Rüya'ya kaptırdı.
"Evet sevgili Aksakallıoğulları Beyliği sakinleri, Fetih ve Kutsama Törenine hoş geldiniz. Hapşu!"
"Rüya n'apıyorsun?" Eylem kameraya anlamsız bakışları atıyordu.
"E burayı başkent ilan edeceğiz işte, tören lazım. Bayrak dikip bizi kutsa beyliğin Hanım'ı olarak." Eylem aynı bakışlarını sürdürdü. "Hadi ya!"
"Nerden bayrak bulayım şimdi, ayakta zor duruyorum."
"Al bunu." Laven stor perdenin demirini çıkarıp Eylem'e verdi. "Açelya kalk hadi!"
"Off!" Açelya sonunda kalkmayı başardı.
Eylem direği odanın ortasına hayali bayrakla birlikte dikti.
"Tamam bu abi çekeceğim şimdi, ciddi durun."
Ciddiden çok yorgun gibi duruyorlardı.
"Gelin kutsayayım sizi askerler." Eylem direği hepsinin sırasıyla iki omzuna dokundurdu. Her birinin kutsanması da kameraya alınmıştı.
"Tamam normal fotoğraf çekebiliriz şimdi." Laven zıplamaya başlamıştı.
"Ne zaman uyuyacağız? Of Laven bunları senin söylemen gerekiyordu kendine gel."
"Tamam oturarak çekelim, sonra uyuyalım."
"Ver bana, ben çekeceğim." Açelya telefonu kaptı. Madem fotoğraf çekilecekti mükemmel olmalıydı. "Şimdi herkes uçak geçiyormuş gibi yukarı baksın."
"Kızım kaç tane uçak geçiyor, hepimiz farklı yere bakıyoruz." Eylem kendini havaalanında hissetmişti. Kafasında Hande Yener - Havaalanı çalmaya başlamıştı. Gideceğim tek yer havaalanı...
Bu sefer Açelya'nın belirlediği tek bir noktaya bakarak tekrar çektiler.
"Rüya düzgün baksana gözlerini kaydırıp durma! Bir resimde de düzgün poz versene." Açelya fotoğraf işini ciddiye almaya başlamıştı. Uyku başına vurmuş olabilirdi. "Laven sen de bırak şu demiri, boyundan büyük zaten!"
"Ama bu benim en normal pozum." Rüya gerçeği söylüyordu.
"İyi madem bu sefer hepimiz çirkinleşelim."
Açelya, Eylem ve Rüya suratlarını büzüştürüp en çirkin hallerine dönerken Laven de ellerini Rüya'nın başının üstüne koymuş beyin yiyen bir poz vermişti. Kızlar poz çalışması yaparken dışarıdan gelen sesleri duymuyorlardı.
"Bakın burası benim gizli sığınağım. Kitleniyor zaten. Burada dinlenin bir dahaki derse kadar."
"Buranın neresi gizli oğlum. Okulun ortasında burası, herkes biliyordur."
"Saçmalama, benden başka kimse bilmiyor burayı. O'ndan öğrendim ben de."
"O kim be!?"
"O işte."
Ve kapı açıldı.
"Laven sen Rüya'ya ne yapıyorsun öyle?"
Kızlar bu sesle en çirkin hallerinden en ödleri kopmuş hallerine döndüler.
"Of ben size uyuyalım demiştim." Açelya bu tipinin görülmesine sinirlenmişti.
Kapıdaki Çetin, Emir ve Hasan üçlüsü şaşkın şaşkın kızlara bakıyordu.