İçeriğe geç

Üvey Asker

Bölüm 4 · 53 dk okuma

Üvey Asker

Bölüm 4

11. - 20. Bölümler

11. Bölüm

Selam canlarım. Yarın sınavlarım başlıyor. O yüzden bu iki hafta bölüm atmayacağım.

İyi okumalar.

.....................................................

Bir silah patladı.

Biri yaralandı.

Biri öldü.

O patlayan silahın hedefinde Gürkan Uygun vardı. Fakat Selin Sarıoğlu o namlunun önüne attı kendini.

...

O nişancının hedefi Gürkan komutandı. Fakat o ölmezdi. Onun sevdikleri ve sevenleri vardı. Benimde vardı. Fakat o kurşun benim kalbime girmiyecekti ki zaten.

Kurşun sağ omzuma isabet etti. Gürkan komutan kaskatı kesildi. Fakat olayın farkına varınca beni kendinden yavaşça ayırdı. Omzumdan akan kanlar yere damlıyordu. Canım yanmıyor aksine hiçbir şey hissetmiyordum.

"Selin neler oluyor."

"Vuruldum."

"Ne vurulması Selin. Nerenden vuruldun."

"Sağ omzum."

"Şu anda burası hiç güvenli değil arabaya geçiyoruz ve hastaneye gidiyoruz."

"Hastanelik birşey yok."

"Sana sormadım."

Beni belimden tutup yavaşça arabaya bindirdi. Kendi de binip hızlıca sürmeye başladı. Şehrin içinde en bilindik olan hastanenin önünde durduk. Hızlıca benden önce inip beni de indirdi. Sağ tarafıma dikkat ederek acil kısmından içeri girdik. Danışmadaki hemşire bizi görünce hemen yanımıza geldi.

Tanıdık hemşireydi. Füsun hemşire her zaman acil müdahalemde doktorun yanında olan tek hemşireydi.

"Selin neyin var. Ne oldu."

"Sağ omzumda bir kurşun var ve çıkarılması gerek."

"Ne."

"Füsun yardım etmeyeceksen eğer Demire söyle o eder."

"Pelim ya da Demir sana yardım edebilir bugün. Benim başhekime görünmem gerek."

"Demir gelsin."

"Tamam ben senin yanına hemen yolluyorum. Sende otur şurada ceketini çıkar."

Gösterdiği sedyeye oturdum. Gürkan komutan hemen karşımda tetikte duruyordu. Demir gelene kadar ceketimi yavaşça çıkardım. Biraz sonra Demir yanıma geldi.

"Selin yaralanmışsın fakat bu kadar sakin misin cidden."

"Ne yapayım Demir. Yaralıyım diye ortalığı ayağa mı kaldırayım."

"Tamam birşey demiyorum." Ardından Gürkan komutana bakıp bana döndü. "Beyefendi kim?"

"Eşim Gürkan."

Demir dediklerim ile donup kaldı. "Ne zaman evlendin. Ve beni çağırmadın."

"Sonra anlatacağım."

"Tamamdır."

"Selin benim albay ile görüşmem gerek. Dışarıdayım." diyen Gürkan komutana kafamı sallamak ile yetindim.

O dışarı çıktıktan sonra zaten Demirin de işi bitmişti. Kurşun çıkmış yerine dikiş atılmıştı. Acı yoktu. Acı zaten bendim. Demir son olarak yeni bir bandaj takıp etrafı toparladı.

"Selin bandaj çıkmayacak. Yara suya değmeyecek. Merhem yazılacak büyük ihtimalle ama zaten sen 2 hafta önce geldiğindeki merhemi kullanabilirsin. O merhemi ne kadar çok geç aldığını bildiğim için bunu söylüyorum. Yoksa asla kullanamazdın."

"Çok konuştun."

"Aman zaten ben çok konuşuyorum sadece. Sen nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun ki."

"Kurşunu ver göstereyim."

Elime eldiveni takıp kurşunu elime aldım.

"Bak bu kurşun normal bir kurşun değil Demir. Sakin olmamın sebebi bunun içindeki şey. Bu benim derimden içeri girdiği anda beni zehirlemeye başladı. Fakat sen bir doktor olmadığın için bunu fark etmedim. Kanımdaki zehiri temizlemek gerek fakat bunu burada yapamayız. Bunun için hemen karargah'a gitmem gerek. İşin bitti zaten değil mi."

"İşim bitti fakat bir şeyi tam olarak anlamadım."

"Neyi anlamadın Demir."

"Zehiri anlamak için doktorluk ile ne alakası var."

"Sen bana az önce acil müdahale yaptın. Detaylı bir müdahale olmadı. Çünkü sen hemşiresin. Fakat müdahaleyi bir doktor yapsaydı o hem acil hem de detaylı yapardı."

"Anladım galiba tamam. Çıkabilirsiniz ben işlemleri halledeceğim. Sadece imzan gerek."

"Tamamdır. Geçerken şu ceketi de çöpe at. Ben bekliyorum."

Demir ceketi alıp odadan çıktı. Demir çıktığı gibi içeri Gürkan komutan girdi. Onun girmesi ile yerimde dikleştim.

"Rahat ol Selin."

"Albay birşey dedi mi."

"Sana çok kızdı. Orada kurşunun önüne atlamak yerine beni uyarabilirdin."

"Fakat geç de kalabilirdim. Bunu göze alamazdım. Ben doğru olanı yaptım demiyorum fakat olması gereken buydu. Tartışmanın bir anlamı yok." Konuşmam bitince içeri Demir girdi. Başından beri bizi dinlediğini yüz halinden ve zamanlamasından belli idi. Elindeki birkaç kağıdı bana getirdi. Okuyup imzalayınca ayağa kalktım. Hafif başım dönsede belli etmeden biraz durup sonra yürümeye başladım.

"Derhal karargah'a gitmemiz gerek."

Dediğim gibi dışarı çıktım.

...

Karargaha gelmiş zehiri kanımdan temizletmiş yeni bir toplantı yapılmıştı. Şimdi konakta oturmuş yarınki daveti düşünüyordum. Omzumda bandaj vardı ama giyeceğim elbise omuzlarımı gösteren bir elbiseydi. Bandaj çıkabilirdi fakat o zamanda dikişler belli olurdu. O yüzden dikişlerin olduğu yere bir dövme yaptıracaktım. Ben düşünce havuzunda boğulurken avludaki kapı çaldı. Ayağa kalkıp kapıya ulaştım. Açınca karşımda Mert Sarıoğlunu görmeyi planlamıyordum.

"Beni içeri almayacak mısın."

"Seni neden içeri alayım Mert."

"Konuşmamız gereken şeyler var."

"Evimde seninle konuşacak birşeyim yok eğer beklersen hemen üstümü değiştirip geleyim ve dışarıda konuşalım."

"Tamam bekliyorum"

"Beklerken sıkılırsın sen şimdi. Gürkan geliyor onunla konuş ben gelene kadar."

Ben arkamı döndüğümde Gürkan komutan yanımda durmuştu.

"Birşey mi oldu Mert."

"Hayır Selin ile konuşmak istiyorum fakat dışarıda konuşmak istedi kendisi."

"Anladım."

Onlar konuşurken ben odama çıktım. Ağustos ayındaydık. Havalar hâlâ güzeldi.

(Takılar da var

(Takılar da var.)

Elbisemi giydim ve yine de üşümemek ve bandajımın gözükmemesi için bir ceket giydim.

Üstümü giyince çantamı elime aldım. İçine telefon, kimlik, silah gibi gerekli eşyaları koyup aşağı indim. Ben indiğimde onlar hâlâ kapıdaydı. Geldiğimi gören Gürkan komutan bana dönüp üstümü süzdü. Yanlarına gelince Gürkan komutan beni belimden tutup kendine çekti. Saçlarımın arasına minik bir öpücük kondurup fısıltı ile dikkatli ol dedi. Ondan ayrılıp Metre döndüm. O çoktan arabasına geçmiş beni bekliyordu. Arabasının yanına gittim.

"Kendi arabam ile geleceğim. Sende beni takip et."

Kafasını sallayıp camı kapattı. Bende sabah karargahtan geldikten sonra gelişi güzel park ettiğim arabama geçtim. Hızlı bir şekilde her zaman korunaklı olan bizim tim ile birlikte gittiğimiz cafeye sürdüm. Kafe yakındı o yüzden 15 dakika içinde orada olmuştuk. Benim arabayı park etmem ile Mertte arabayı park etti. Ben önden o arkamdan yavaş ama hızlı adımlar ile içeri girdik. Beni gören kafenin sahibi Damla yanıma geldi. Hızla sarıldı. Bende ona aynı şekilde sarıldım.

"Seliin seni çok özledim. Nerelerdesin."

"İşlerimin yoğun olduğunu biliyorsun Damla. Tim de yorgun ve yoğun olunca gelemedik."

"Önemli değil. Mert Bey sizde hoşgeldiniz."

"Hoşbuldum Damla."

"Siz tanışıyor musunuz."

"Hayır kendisini magazinlerde duymuş ve görmüştüm."

"Anladım. Biz yerimize geçiyoruz."

"Tamamdır birazdan garson gelip siparişlerinizi alır."

Biz yerlerimize geçerken Damla arkadaki mutfağa geçti. Yerimize oturduğumuz zaman çalan telefonuma baktım. BİNBAŞIM arıyor yazıyordu.

"Buna bakmam gerek Mert Bey."

"Tabii buyrun."

Yanından kalkma gereği duymayıp telefonu açtım. Kulağıma götürdüğümde Arasın sesi kulaklarıma doldu.

"Selin acil eve gelmen gerek."

"Neler oluyor Aras."

"Gürkan komutan yok. Ben az önce geldim. Avludaki kapı aralıktı. İçeri girdim. Yerde birkaç kan izi vardı ve Gürkan komutanın telefonu da yerdeydi."

Hızlıca yerimden kalktım.

"Aras konakta her yere baktın mı."

"Evet baktım fakat hiçbir yerde yok. Albaya haber verdim. O da seni arayıp karargaha gelmeni istedi."

"Tamam bak şimdi benim üniformalarım girişte temizlik odasında onları al ve karargaha geç ben de geliyorum."

Tamam diyip telefonu kapadı. Mert de benimle ayağa kalkmıştı. Hızla ona döndüm.

"Eğer ki bunun altından sen çıkarsan herşeyi mahvederim. Acımam yaparım." Çantamı kaptığım gibi koşarak arabama bindim. Ve son sürat karargah'a sürdüm.

...

Karargah'a gelince girişte kartımı gösterip içeri girdim. Hızla Arasın yanına gidip eşyalarımı aldım. Soyunma odasında üstümü değiştirip toplantı odasına geçtim. Ben dışında herkes buradaydı. Hızla selam durup yerime geçtim. Albay kaldığı yerden devam etti.

"Ve tamda bu zamanda kaçırması bir şeylerin planlı olduğunu söylüyor."

Albay sözü bitince benim bileğime baktı. Bilekliği soyunma odasında ya da arabada bırakmıştım. Bunu görünce yüzüme baktı.

"Selin şüpheli bir durum var mıydı sabahtan beri."

"Sabah Gürkan komutan ile alışverişe çıkmış dönüşte de saldırıya uğramıştık. Hedef Gürkan komutan idi fakat ben hedefi değiştirip kendimi koymuştum. Hastaneden sonra zaten buraya gelip bir toplantı yapmıştık. Eve geçince 2-3 saat sonra Mert Sarıoğlu geldi. Benimle konuşmak istediğini söyleyince bende evde olmayacağını dışarıda konuşmak istediğimi söyledim. Ayrı arabalar ile Damla'nın kafesine gittik. Sonra oturduğumuz gibi Aras aradı ve haberi verdi zaten."

"Mert ile daha konuşamadan haber geldi yani. Bu da sizin çıktığınız gibi Gürkanı aldıklarını gösterir."

O sırada içeri bir er girdi.

"Komutanım. Gürkan komutana ait bir sinyal bulduk."

"Nerede"

"Şehrin dışındaki bir depoda fakat depoda sinyal kesici olmalı ki kesik bir sinyal var."

"Anlaşıldı çıkabilirsin."

Er selam verip dışarı çıktı. Albay konuşmaya başladı.

"Kara ve Anka görevi duydunuz. Gürkan komutanı sağ salim alıp geliyorsunuz."

"Emredersiniz komutanım."

Hepimiz kısa bir süre içinde hazırlanıp araçlara bindik.

...

Depo şehrin dışında boş bir arazideydi. Deponun etrafı adam doluydu. Emir komuta Ozan komutandaydı.

"Herkes yerlerini biliyor. Geçin yerlerinize."

Herkes yerini alınca Ozan komutandan gelecek emri bekledik.

Emir birkaç dakika sonra kulaklıklardan duyuldu. Hızlı bir şekilde dışarıdaki adamları indirdik. Silah sesini duyan içerideki itler dışarı çıkmaya başladı. Kapıdan çıkan hepsi tek bir kurşun ile yere seriliyordu.

Herkesin bittiğini düşündüğümüz bir anda içeri girmek için bir hamlede bulunduk. Kapıya en yakın İdris vardı. O hızlı adımlar ile kapıya giderken bir patlama oldu. Herkes bir tarafa savruldu.

Gürkan komutan burada değildi. Bu bir tuzaktı.

.....................................................

Bu bölümde bitti.

Dediğim gibi 2 hafta boyunca bölüm gelmeyecek sınavlarım var.

Sorunuz varsa eğer lütfen sorun

Umarım beğenmişsinizdir.

12. Bölüm

Bugün 3 sınav sonucu açıklandı ve açıkçası derslere göre batmış bulunmaktayım. Moral için bölüm yazıyorum tarih sınavına çalışmak yerine. Neyse neyse okumaya geçelim.

01.11.2021

İyi Okumlar ✨

🪐🪐🪐

Patlamanın üstünden 3 gün geçti. İlk operasyon iptal oldu. Diğer operasyon ise 2 hafta sonra.

O patlamada en ağır darbeyi İdris aldı. Depoya en yakın olduğu için patlama sırasında dağılan depodan uçuşan demir parçaları vücuda isabet etmişti.

Herşeyin tuzak olduğunu anladığımız an helikopter çağırıp İdris'i hastaneye kaldırmış geri kalanımız ise karargah'a dönmüştük. İdris'in durumu iyiydi.

Gürkan komutandan hâlâ daha haber yoktu.

Şu anda konakta Ozan abim ve Aras ile oturmuş neler olacağı hakkında konuşuyorduk. Ama hepimizin kafası dağınıktı. Timin geri kalanı karargah'ta kalmış haber bekliyordular.

"Burada böylece beklemek elimize ne veriyor." diye haklı bir isyanda bulundu Aras.

"Hiçbir şey vermiyor. Fakat emir bu. Bir arada olacağız." diye yanıtladı Ozan abim.

Tam o sırada telefonum çalmaya başladı ve ikilinin gözleri bana döndü. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı. Telefonu yavaşça elime aldım ve aramayı yanıtladım.

"Ooo Selin hanım hiç açmayacaksınız zannettim."

"Kulaksız?"

"Tam olarak kendisi ile konuşuyorsun şu anda."

"Ne istiyorsun."

"Tam olarak birşey istemiyorum desem yalan olur."

"Lafı uzatma Kulaksız. Ne söyleyeceksen söyle."

"Bak şu anda karşımda Gürkan Uygun var. Acaba senin geçmiş hikayeni ona anlatsam nasıl olur."

"Bunu aklından bile geçirme Kulaksız."

"Ama işte geldi bir kere aklıma. Söylesem ne olur sanki."

"Ne mi olur? Mesela bir diğer kulağını da senden alırım."

"Kulaklar çok önemli değil, önemli olan gözler."

"İyi taktik. Gözlerininde icabına bakarız."

"Selin Selin sakin ol. Şimdi ya bana kendi ellerin ile geleceksin ya da Gürkan Uygun'a veda et."

"Ben gelirim gelmesine de sana neden güveneyim."

"O da sana kalmış Selin Dikmen."

"Sarıoğlu."

"Anlamadım."

"Ben Selin Sarıoğlu. Soy ismim bu ya hani. Gerçi sen herşeyi bilirdin bu nasıl gözünden kaçmış."

"Ha şu yeni Sarıoğlu sen miydin. Ah Selin çevrene dikkat etmelisin."

"Sen de çevrene dikkat etmelisin. Çünkü tam on saniyen var."

"Ne için."

8,7,6,5,4,3,2,1,0

Ve arkadan gelen bir patlama sesi. Birkaç günde ne kadar çok patlama sesi duyuyorduk.

Ah size bahsetmedim değil mi. O İdris'in yaralandığı patlamada biz toparlandıktan sonra depoyu incelemek için gelen ekip bir not bulmuştu. O notta Size yazdığım kordinatlarda olacağız. Buna eminim fakat Kulaksız buralarda olmayacak. Yani beni kaçıran kişi Kulaksız. yazıyordu. Yazı Gürkan komutana aitti. Daha o gün bu olayların başında Kulaksız'ın olduğunu anlamıştık.

Bundan sonrası kolay gelişmişti. Kulaksız'ın bizi aramasını beklemiştik. Biz 3 kişi olarak konakta gerisi ise karargahta bekleyerek bizi yönlerdirmişlerdi. Asıl konumu bu 3 günde bulmuş sadece aramanın yapılmasını beklemiştik.

Bu yeni olan patlama da küçük bir uyarıydı. Bu patalamada sadece bir grup terörist ölebilir iken gerisi sağlam kalmış olmalıydılar.

Arkadan bağrış sesleri geliyor, Kulaksız sayısız emir yağdırıyordu. En sonunda bağrışlarına daha fazla dayanamayıp telefonu yüzüne kapadım. Hızla yerimden kalktım. Benim kalkmam ile Aras ve Ozan abimde kalktı.

"Misafir odalarında üstünüzü değiştirebilirsiniz." deyip odama çıktım.

Kapıyı açıp içeri girdim. Giyinme odasında üniformamı giyip odadan çıktım. Aşağı inerken aşağıdan gelen sesleri dinliyordum bir yandan da. Büyük ihtimalle Mustafa gelmişti. Aşağı inince gözler birkaç saniyeliğine bana döndü. Ama hemen önlerine dönüp konuşmaya devam ettiler. Tahminim doğru idi Mustafa avludaki masaya yerleşmiş önündeki bilgisaydan birşeyler yapıyordu. Ozan abim ve Aras da başında bekliyordu.

"Haber var mı?" diye soru yönelttim ortaya.

"Bir tim Gürkan komutan'ı almaya gitmiş. Fakat bir sorun var."

"Nedir."

Yüzündeki sıkıntılı ifadeyi bir kenara bırakıp söze başladı. "Gürkan komutanın ailesi buraya gelmiş. Ailesi derken kardeşi ve kuzeni."

"Yani sonuç."

"Şu anda havaalanındalar ve onları Bartu almaya gitti. Ama"

"Ama ne Aras hadi söyle."

"Bartu yanlışlıkla ağzından sizin evli olduğunuz gerçeğini kaçırmış."

Bunu duymak küçük bir darbeydi bana. Daha Gürkan komutana yeni yeni alışmışken bir de ailesi ile tanışmak zordu.

"Tamam sorun değil şu anda buraya mı geliyorlar."

"Evet ama istemezsen ben onlara otelde bir yer ayarlayabilirim."

"Sorun değil Aras burada tabii ki kalabilirler."

"Tamamdır."

Bizi dinleyen Mustafa sözlerimizin bittiğini duyunca söze atladı. "Gürkan komutan'ı hastaneye götürüyorlarmış. İsterseniz gidebiliriz komutanım."

"Burasını kime bırakacağım?"

"Kapıda erler var içeriye de güvenli bir kaç asker görevlendirebiliriz. Albayın izni var."

"İçeriye sadece 6 asker girecek ikisi giriş yani avluda, diğer ikisi misafir odalarının olduğu yukarı katta, geri kalan ikisi ise teras ve bizim odalarımızın olduğu kata görevlendirilecek."

"Emredersiniz komutanım."

Söyleceklerim bitince abimden küçük bir izin alıp dışarı çıktım ve arabama bindim. Hızla hastaneye sürdüm.

...

Hastaneye gelince danışmadan Gürkan komutanın kaldığı katı öğrendim. Hızla kata çıkıp içeri dan diye girdim. İçeride 2 kız bir doktor ve Gürkan komutan vardı. Benim içeri girmem ile bakışlar bana döndü. Yavaş adımlar ile doktorun yanına gittim.

"Doktor bey sizinle dışarıda konuşmak istiyorum."

"Kim olarak."

"Yüzbaşı Selin UYGUN ve Gürkanın eşi olarak."

Yüzbaşı lafımı duyunca yüzü renk atan doktor bey hızla bana döndü.

"Buyurun komutanım lütfen odamda konuşalım."

Gürkan komutana küçük bir selam verip doktor beyin odasına geçtik.

...

Yasemin Uygun (Gürkanın kız kardeşi)

"Bu tetkiklerin sonu-."

Doktorun lafı yarıda kalmış hastane odasının kapısı dan diye açılmıştı. Evet evet bildiğiniz dan diye açılmıştı. İçeri çok güzel ve üstünde askeri üniforma olan bir kadın girdi. Bakışlarımız ona döndü fakat o bunu önemsemeden doktorun yanına gitti.

"Doktor bey sizinle dışarıda konuşmak istiyorum." dedi güzel kadın.

"Kim olarak." diye patavatsızca bir soru sordu doktor. Büyük ihtimalle yüzünü kapıya hiç çevirmediği için kadının üstündeki askeri üniformayı görmemişti.

Kadın yavaşça bir nefes aldı ve söze başladı.

"Yüzbaşı Selin UYGUN ve Gürkanın eşi olarak." dedi. Bu sözleri ile yüzü renkten renge giren doktor hızla adının Selin olduğunu öğrendiğimiz kadına bizde Nehir ile birlikte hızla abime döndük.

"Buyurun komutanım lütfen odamda konuşalım." dedi doktor. Selin abime küçük bir baş selamı verdi ve doktor ile birlikte dışarı çıktı.

Abimin biri ile birlikte olduğunu Bartudan öğrenmiştim fakat evli olması hiç aklımın ucundan bile geçmezdi.

Nehir benden önce davranıp söze atladı.

"Bu ne demek abi. Ne eşi."

Dehşetle sorduğu sorulara abim sesli bir nefes alıp vererek başladı.

"Selin benim karım."

"Onu bizde anladık. Fakat bu ne zaman nasıl oldu."

"Sevdik evlendik. Size tebrik etmekten başka birşey düşmez hanımlar şimdi susun da bende uyuyayım." dedi ve gözlerini kapattı. Birkaç dakika sonra abimin nefesi normal düzene girdi. Bende kendimi ziyaretçi koltuğuna attım. Nehir ise camın kenarına gidip dışarıyı izledi.

Yarım saat kadar sonra odanın kapısı çaldı ve açıldı. İçeri abimin timi ve başka kişiler girdi. Aras hızla yanıma gelip sarıldı. Aras benim herşeyimdi.

"Geleceğini söylemedin hiç."

"Süpriz yapmak isterdim. Fakat pek öyle olmadı."

"Önemli değil güzelim. Geldin ya."

Arkadan öksürük sesi yükseldi. Abim uyanmış ve bize bakıyordu. Abim sevgili olduğumuzu biliyordu fakat beni paylaşmayı sevmiyordu. Hızla ayrıldık Aras timin yanına dönerken bende yerime geri oturdum. Benim oturmam ile içeri Selin girdi. Hızla abimin yanına gidip yatağın kenarına oturdu. Küçük bir incelemeden sonra abime sarıldı. Abim sanki bunu bekliyormuş gibi kollarını karşısındaki güzel kadının beline doladı.

.....................................................

Selaaaam.

Nasılsınız?

Selin ve Gürkan arasında neler oluyor.

Bu sarılma da neyin nesi.

Yoksa birşeylerin habercisi mi.

Aras ve Yasemini bekliyor muydunuz.

Nehir Gürkanın kuzeni

Yasemin Gürkanın kız kardeşi

Nehir ile kim ship olur acaba.

Sizin bir sorunuz olursa lütfen bu satırlara yazın.

Yeni bölüm hafta sonu gelecek.

Biraz kısa oldu farkındayım ama düzelecek hepsi.

02.11.2021

Yeni bölümde görüşürüz.

Güle güle. 😘

13. Bölüm

Selaaam

Yukarıda boş yapıp geldim

Normalde bölümü yarın atacaktım fakat moralim bozuk olduğu için bugün yazıp atayım biraz moralim yerine gelsin dedim

Sorunuz varsa baştan alayım yoksa okumaya geçebilirsiniz

İyi okumalar

🪐🪐🪐

Yasemin Uygun

Abim karşısındaki kadına sarılmış dururken arkadan bir öksürük sesi daha geldi. Öksüren kişiyi tanımıyordum. Büyük ihtimalle abimin timi den değildi.

"Ayrılsanız mı artık?" dedi, öksüren adam.

"Pardon komutanım." dedi Selin.

"Önemli değil. Geçmiş olsun Gürkan."

"Sağol Ozan. Fakat bir daha karım ile arama girme." dedi hafif kızgın bir sesle abim.

"Lan senin karınsa benim de kardeşim." dedi adının Ozan olduğunu öğrendiğim adam.

Gergin ortamı dağıtmak için ortaya Nehir atladı.

"Abicim bizi arkadaşların ile tanıştırmayacak mısın?"

"Bizim timi tanıyorsun zaten. Diğerleri de Ozan komutanın timi."

"Anladım peki bu güzel kadın kim?"

"O da Ozan komutanın timinden Selin Uygun."

"Uygun derken."

"Eşim."

"Ha şu dillerden düşmeyen kadın sendin demek."

"Dillerden düşmeyen derken Nehir."

"Ya abimin timi konuşurken çok duydum seni."

"Anladım. Sizden birşey isteyebilir miyim?"

"Tabii ki."

"Hepinizi dışarı çıkar mısınız."

"Sebep?" dedi Ozan.

"Öyle gerekiyor. Aras abi sen hallet."

Aras bir süre döndü fakat kendine gelince yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirip Ozanın yanına gitti. Kolundan tutup yavaşça dışarı çıkardı. Diğerleride çıkınca Nehirde çıktı. Fakat ben koltukta oturmaya devam ettim.

"Yasemincim Selin ablanın sözünü dinleyip dışarı çıkar mısın!?" dedi abim. Soru sorar gibiydi fakat altında bir emir yatıyordu.

Kafamı sallayıp bende dışarı çıktım. Kimse kapının önünde olmayınca kafeteryaya indim.

Herkes bir masaya oturmuş konuşuyordu. Arasın yanına bir sandalye çekip oturdum. Benim gelmem ile konuşmayı durdurdular.

"Ne konuşuyorsanız lütfen devam edin. Fakat benim bir kaç sorum olacak... Abim ve Selin abla ne zaman evlendi, niye bizi çağırmadılar, sizin haberiniz var mı, Selin abla Aras'a niye abi dedi???" diye sorularımı sıraladım. Son sorum ile Ozanın bedeni kasıldı. Arasın yüzünde tebessüm oldu.

"Yenge ilk hangisini cevaplayalım." dedi Savaş.

"Mümkünse sırayla." dedim.

"Yaklaşık 1 ay önce evlendiler, sizi çağırmadılar çünkü görev vardı herşey aceleye geldi, bizim en başından beri haberimiz vardı, Selinin öz abisi Aras olduğu için Aras'a abi dedi." diye sorularımı cevapladı Ozan.

Öz abisi lafını duyduğum gibi Aras'a döndüm.

"Nasıl öz abisi. Senin tek kız kardeşin Derya değil mi."

"Yavrum bunları sonra seninle konuşuruz tamam mı?"

"Peki."

...

Yarım saat geçmiş ve biz hâlâ kafeteryada konuşup oturuyorduk. Selin abla hâlâ gelmemişti. Birşey olmuş olabileceğini düşünürken yanımıza bir adam yaklaştı.

"Merhaba. Ozan abi hayırdır. Birşey mi oldu. Sen buraya uğramazsın pek."

"Bir silah arkadaşımız burada onun için geldik."

"Anladım. Umarım bu silah arkadaşınız Selin değildir."

"Gürkan komutan için geldik."

"Gürkan Uygun mu?"

"Evet. Tanıyor musun?"

"Geçenlerde Selin vuruldu ya buraya geldikleri zaman tanıştık."

"Selin mı vuruldu. Ne zaman benim niye haberim yok."

"Aferin Demir." dedi adının Mustafa olduğunu öğrendiğim adam.

"Ne yaptım ben şimdi ya. Selin söylemedi mi."

"Tabii ki de söylemedim Demir." diye arkadan Selin ablanın sesi duyuldu.

"Beni alakadar etmez söyleseydin."

Sabır çekerek bana döndü Selin abla "İstersen abinin yanına çık Yasemincim ben birazdan çıkışını halledeceğim."

"Bu kadar çabuk mu çıkıyor abim."

"Abin öyle istiyor. Ben doktoru ile konuştum. Pansumanları için biri gerekiyor. Fakat onda da bize Demir yardım edecek."

"Ben niye ya ben niye." diye isyan etti Demir.

"Faruk Hoca öyle istiyor." dedi sakin bir sesle Selin abla.

"Faruk Hoca mı. O öyle istediyse tamamdır. Ben yardım edeceğim size." hızlı bir sesle konuştu Demir.

"Hadi gidin siz kızlar ben birazdan yanınıza geleceğim. Toparlanın sizde o sırada."

"Tamam Selin abla." deyip ayağa kalktık Nehir ile.

Selin Uygun

Yasemin ve Nehir Gürkan komutanın yanına gitmişlerdi. Nehirin kalktığı yere geçip oturdum. Kollarımı masaya yaslayıp kafamı ellerimin arasına aldım. Başım ağrıyordu. Son olanlar fazla geliyordu.

"İyi misiniz komutanım." dedi İdris.

Kafamı kaldırıp başımı salladım kısaca.

"Çıkışı hazırlayın. Pusuda olabilirler. Çıkış güvenliği istiyorum. İdris bu iş sende. Mustafa Gürkan komutanın odasının olduğu katın güvenliği sende. Kaan, Barış ve Savaş içeride olan herkesin güvenliği sizde. Bartu ve Aras sizin işiniz Yasemin ve Nehirin güvenliği. Ve Ozan komutanım size ise bunların başında durmak düşünüyor."

Ozan komutan hariç diğerleri "Emredersiniz komutanım." dedi.

"İzin aldın mı." diye sordu abim.

"Albayın izni var. Senin görevin bütün güvenliğin başında olman bunu güvenlik odasından yapabilirsin. Hastane senin sonuçta."

"Peki senin görevin ne."

"Gürkan komutanı korumak."

"Anlaşıldı asker. Herkes görevinin başına."

"Emredersiniz komutanım." deyip yerlerimize dağıldık. Demire baş işareti yapıp beni takip etmesini belli ettim. Hızla bana yetişti. Beraber sessizce Gürkan komutanın odasına çıktık.

"Burada bekle şüpheli bir durum olursa haber ver."

"Tamamdır."

Demire güveniyordum. Bu hastaneden önce askeriyede de çalışmıştı fakat sonra birkaç olay olmuş ve bu hastaneye gelmişti.

Vakit kaybetmeden kapıyı çaldım. İçeriden gel konutunu alınca kapı kulpunu indirip içeri girdim. Yasemin çantasını toplarken Nehir dolabın kenarındaki valizi almaya çalışıyordu. Hızla yanına gidip valizi aldım. Kapıdaki Bartuya verip içeri geri döndüm. Nehirin hayran bakışlarına gülümseyip Gürkan komutana baktım. Yatakta oturmuş bakışları benim üzerimdeydi.

"Eğer hazırsanız çıkalım."

"Biz hazırız Selin abla ama abimi kim kaldıracak."

"Ben hallederim. Kızlar size kapıdaki Bartu ve Aras yardım edecek siz onlar ile aşağıya inip arabaya biniyorsunuz."

"Siz gelmiyor musunuz."

"Korkmanızı istemem ama tehlikede olabiliriz. O yüzden ayrı ayrı gideceğiz siz inip arabaya biniyorsunuz. Biz birazdan geleceğiz."

"Tamam. Bekliyoruz aşağıda."

Kızlar dışarı çıktığı gibi içeri Demir girdi.

"Selin Faruk Hoca içeri girmek istiyor."

"Sebep."

"Bilmiyorum."

"Alma içeri Ozan abim ile konuşsun."

"Çok kolaydı bunu söylemek." diye homurdanıp çıktı Demir.

Bende ona göz devirip Gürkan komutanın yanına gittim. Tam elimi uzatıyordum ki kapı bir kez daha açıldı. İçeri giren kişi başhekimdi.

"Rahatsız ediyorum Selin kızım ama seninle özellikle konuşmam gerek."

"Acil mi Yasin Bey."

"Hayır hayır değil sen ne zaman müsait olursan bana uğra."

"Peki en kısa zamanda uğrarım."

"Geçmiş olsun iyi günler."

Başhekim odadan çıktıktan sonra tam Gürkan komutana dönmüştüm ki Gürkan komutan kolumdan tuttuğu gibi beni kucağına çekti.

"Ne yapıyorsunuz."

"Hiiç." deyip yüzünü yüzüme yaklaştırmaya başladı.

🪐🪐🪐

Kısa oldu biraz ama idare edin siz

Burada biter mi dediğinizi duyar gibiyim

Ama işin içine heyecan sokmak güzel

Sorunuz var mı

Bölüm nasıldı

Umarım beğenmişsinizdir

Bir dahaki bölümde görüşmek üzere

Sizi seviyorum

Bye bye

14. Bölüm

Selam canlarım

Biraz geç oldu ama olsun

Hemen başlayalım

Sorunuz varsa buyrun olmayanlara,

İyi okumalar

🪐🪐🪐

Başhekim odadan çıktıktan sonra tam Gürkan komutana dönmüştüm ki Gürkan komutan kolumdan tuttuğu gibi beni kucağına çekti.

"Ne yapıyorsunuz."

"Hiiç." deyip yüzünü yüzüme yaklaştırmaya başladı.

...

Kalkmaya yeltendiğim an Gürkan komutan daha sıkı tuttu kolumu. Tam yüzlerimiz birbirine daha da yakınlaşmışken kapı birden açıldı ve içeri albay girdi.

(Biraz zor birleşecekler gibi duruyor hskdhdknd)

Hızla ayağa kalkıp selam durdum. Gürkan komutanda yavaş ama bir o kadar da hızla yerinden kalkıp yanımda selam durdu.

"Siz hâlâ neyi beklersiniz. Gelip sizi oda da yalnızken öldürmelerini mi!?"

Sesimizin çıkmadığını gören albay tekrar konuşup odadan çıktı.

"5 dakika."

Albay çıktığı gibi koltuktan çantamı alıp Gürkan komutana döndüm.

"Hazırsanız çıkalım."

Kafa sallaması ile odadan çıktık.

...

Odadan çıktıktan sonra güvenli bir şekilde arabalara binip buraya gelmiştik. Herkes yorgundu ve odalarına çekilmişlerdi. Tim avludaki yer minderlerine oturmuş sohbet ediyor Gürkan komutan odasında dinleniyor Nehir misafir odasında uyuyor Yasemin ise Aras ile dışarı çıkmıştı. Ben ise mutfakta akşam yemeği hazırlıyordum.

Kapının sesini duyunca mutfak kapısında avluya çıktım hemen. Kapıya geldiğim zaman Ozan abimde kapıdaydı. Kapıyı açınca gelenin Arzu yengem olduğunu gördüm. Asena annesinin elini bırakıp hızla kucağıma atladı. O kollarını boynuma sararken bende kollarımı beline doladım.

"Hâlâ seni çoook özledim."

"Bebeğim bende seni çok özledim. Hoşgeldin."

"Hoşbuldum hâlâ. Annem 'hâlâna misafir geldi' dedi. Neredeler?"

Kucağımdaki Asena ile mutfağa geçtim onu masanın yanındaki yemek sandalyesine oturttum ve ocaktaki yemeğe döndüm.

"Misafirlerimizin biri çok yorgun olduğu için dinleniyor ama diğeri şu anda dışarıda galiba bebeğim."

"Onlar ile tanışabilir miyim hâlâ."

"Tabii ki tanışabilirsin Asena'm. Hatta yemekler olmak üzere babanlara haber ver Aras abini arasın ve buraya çağırsın."

"Tamam hâlâ." deyip mutfaktan çıkan Asenadan sonra içeri yengem girdi.

"Kolay gelsin Selin. Yardım lazım mı?"

"Sağol abla gerek yok bitti zaten."

"Ben içeri geçiyorum o zaman."

Kafa sallamakla yetindim sadece. Çorbanın altını kapatıp avluya kurduğumuz masaya getirip koydum. Ben avluya çıkarken Nehir ve Gürkan komutanda merdivenlerden iniyordu. Tekrar kapının çalması ile elimdeki çorba kepçesini bırakıp kapıya gittim. Açınca Yasemin ve Aras yüzlerinde gülümseme ile içeri girdi.

"Hoşgeldiniz. Hemen masaya geçin yemekler soğumadan."

"Ellerimizi yıkayıp geliyoruz."

Onlar lavaboya giderken ben tekrar mutfağa geldim. Ekmekleri kesip ekmek sepetine koydum. Eksik birşey olmadığını görünce ekmek sepeti ile masaya geçtim. Ben gelene kadar zaten herkes yerlerine geçmişti. Ve ortada tatlı sohbetler dönüyordu. Sepeti masaya koyup yerime geçtim. Büyük masada baş köşelerde Ozan abim ve Gürkan komutan vardı. Abimin sağ tarafında Arzu abla solunda kızı Asena vardı. Gürkan komutanın sağında ben solunda ise kız kardeşi Yasemin vardı. Benim yanımda ise Nehir oturuyordu. Abimin afiyet olsun demesi ile herkes yemeğine başlamıştı.

...

Güzel geçen akşam yemeğinden sonra hepimiz avlunun bir köşesinde olan minderlere oturmuştuk. Asena uykusu gelmesine rağmen Nehir ile konuşup gülüşüyordu, tim kendi arasında konuşuyordu, Arzu abla ve Yasemin aile dedikodusunu yapıyordu, Ozan abim ve Gürkan komutan iki tim komutanı olarak kendi aralarında konuşuyorlardı. Bende yüzümde bil gülümseme ile hepsini izliyordum.

"Hâlâ bak kolyeme çok güzel oldu değil mi. Nehir abla verdi."

Simli lila kelebek detaylı kolye çok hoştu

Simli lila kelebek detaylı kolye çok hoştu.Asenanın boynuna büyük geliyordu. Ama bu önemsenecek bir detay değildi.

"Çok yakışmış bebeğim."

"Asena çok şanslısın. Normalde Nehir kimseye bir takısını vermez." dedi Yasemin

"Nehir abla sen üzülürsün o zaman al bunu."

"Hayır Asenacım sende kalabilir. Ben üzülmem merak etme."

"Kalabilir mi?"

"Tabii ki kalabilir bebeğim."

"Bana bebeğim deme Nehir abla o sadece halamın lafı."

"Özür dilerim canım bilmiyordum. Hem sen hâlânı çok mu seviyorsun."

Nehirin bu sorusu ile tüm gözler Asenaya döndü fakat o bunun farkında olmadan hızla kafasını sallayıp konuşmaya başladı.

"Evet Nehir abla. Halam çok güzel değil mi. Ben onu çok seviyorum. Bana çok güzel davranıyor. Bazen anlaşamıyoruz ama o benim gönlümü alıyor ve sonra yine güzel konuşuyoruz. Hem babam ve annemde çok seviyor halamı. Ama babaannem sevmiyor. Hep kavga ediyorlar. Niye öyle yapıyorlar ki. Halam çok üzülüyor fakat kimseye belli etmiyor. Ama ben halamı hemen güldürüyorum. Hem Gürkan abi de çok seviyor halamı. Değil mi Gürkan abi?" deyip kafasını Gürkan komutana çevirdi Asena.

"Sana bir sır vereyim mi Asena."

"Olurr."

"Gel bakalım yanıma." Asena hızla Gürkan komutanın yanına gitti. Gürkan komutan Asenanın kulağına eğilip birşeyler fısıldadı. Asena duydukları ile mutlu olup yerine geri oturdu ve Nehir ile konuşmaya devam etti. Benim gözlerim uzaklara dalmıştı bile. 'Ama babaannem sevmiyor' cidden böyle miydi. Cidden üvey çocukları bile olsam beni hiç bunu öğrenmeden önce sevmemişler miydi. Aras yanıma gelip kolunu omzuma atıp kolunun altına aldı beni. Tedirgin olsanda kollarımı beline doladım. Aras kulağıma eğilip "Ben seni hep seveceğim güzelim." dedi. Bunu demesi ile kollarımı daha sıkı sardım beline. Biz orada sarılarak oturduk diğerleri sohbete devam etti. Yavaş yavaş alışıyordum Aras'a. Sevgisini hissediyordum. Kapının sesi ile kafamı kapıya çevirdim. Sonra bizimkilere dönüp "Birini mi bekliyorduk." Hayır anlamında kafa sallamalarıyla kapıya gittim. Kulbu aşağı indirip kapıyı açtığım an karşımda namlu ile karşı karşıya geldim.

🪐🪐🪐

KESTİK

Yarın eğer unutmazsam yeni bölüm yazıp atabilirim.

Umarım beğenirsiniz

Bye bye

15. Bölüm

Selam

Asıl bölüm budur

Bundan önce yayınladığım yerde boş yapabilirsiniz

Canım sıkıldığı için öyle bir bölüm yazdım

Ama asıl bölüm budur

Sorunuz varsa buyrun olmayanlara,

İyi okumalar

🪐🪐🪐

"Gel bakalım yanıma." Asena hızla Gürkan komutanın yanına gitti. Gürkan komutan Asenanın kulağına eğilip birşeyler fısıldadı. Asena duydukları ile mutlu olup yerine geri oturdu ve Nehir ile konuşmaya devam etti. Benim gözlerim uzaklara dalmıştı bile. 'Ama babaannem sevmiyor' cidden böyle miydi. Cidden üvey çocukları bile olsam beni hiç bunu öğrenmeden önce sevmemişler miydi. Aras yanıma gelip kolunu omzuma atıp kolunun altına aldı beni. Tedirgin olsanda kollarımı beline doladım. Aras kulağıma eğilip "Ben seni hep seveceğim güzelim." dedi. Bunu demesi ile kollarımı daha sıkı sardım beline. Biz orada sarılarak oturduk diğerleri sohbete devam etti. Yavaş yavaş alışıyordum Aras'a. Sevgisini hissediyordum. Kapının sesi ile kafamı kapıya çevirdim. Sonra bizimkilere dönüp "Birini mi bekliyorduk." Hayır anlamında kafa sallamalarıyla kapıya gittim. Kulbu aşağı indirip kapıyı açtığım an karşımda namlu ile karşı karşıya geldim.

...

Karşımda yüzünde siyah kar maskeli biri vardı. Elinde silah, ve o silahın hedefi şimdilik bendim. Maskeden dolayı boğuk çıkan sesi ile;

"Geç içeri." dedi.

Fakat bu kişinin atladığı bir yer vardı burada 10 tane özel harekat askeri vardı. Ve hepimiz deneyimliydik. Birçok kez operasyona katılıp böyle şeyler yaşamıştık.

Maskelinin dediğini yapıp birkaç adım geriledim. Benim gerilemem ile arkasında bulunan yaklaşık 15 kişi içeri girdi. Hepsi avluda oturan bizimkilerin yanına geçti. Asena Arzunun bacağına sarılmış bir şekilde sessizce ağlıyor Yasemin ve Nehir artık sanki alışmış gibi başlarındaki adamlara bakıyor tim ise dişlerini sıkmış bir şekilde bana bakıyordu.

"Hepiniz çökün şuraya." dedi başıma silah dayayan kişi.

Hiçbirimiz yerinden kımıldamaması onları sinir etmiş olmalı ki başımdaki silahın namlusu arttı. Ama ben hiçbir şekilde yerimden kımıldamadım.

"Duymadınız galiba çökün dedim size."

Bakışlarımı Aras abime çevirdim. Daha az önce kollarının arasındaydım. O da hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdi. Yüzünde minik bir tebessüm vardı bana bakarken. Ondan bakışlarımı çekip Gürkan komutana baktım.

Onun yüzünde ifade yoktu ifadesiz bakışları üzerimdeydi. Son olarak bakışlarımı Ozan abime çevirdim.

Bana artık hareket et der gibi bakıyordu. Bakışlarından aldığım izin ile harekete geçtim.

Kafama silah dayamış solumda olan maskeli adamın bileğini tuttuğum gibi büktüm. Bu hareketim ile silahı düşürmesi gerekirken daha da sıktığı için silah bir anda patladı. Kurşun avludaki mutfağın cam ile kaplı olan kapısına geldi. Adamın eline bacağım ile bir tekme atıp silahın elinden düşmesini sağladım. Silah elinden düşüp Arzu ablanın önüne düştü.

Arzu ablam çevresinde fazla asker olması nedeniyle silah kullanmayı ve teknik dövüş hareketlerini biliyordu. Eğer hızlı olursa o silahı kapardı. Ve öyle de oldu o silahı kaptı. Eline ters bir şekilde aldığı silahı usta bir hareket ile düz çevirdi ve kilidini açıp kocanın başına silah dayayan adamın koluna bir el ateş etti. Kolundan darbe alan adam elindeki silahı yere düşürdü. Tabii abimde durmayıp elinden düşen silahı aldı. Ben yanımda olan hareket ile başımı yana çevirdim. Elinden silahını aldığım adam düştüğü yerden kalkmaya çalışıyordu. Ama sadece çalışıyordu...

Albay

Çalan telefon ile başımı masadaki evrak yığınından kaldırdım. Karargahın çalan telefonunu elime alıp açtım.

"Fırat Yüce. Kastamonu. Emredin komutanım."

"Söyle Fırat."

"Komutanım yüzbaşı Selin ve binbaşı Gürkan komutanın evine silahlı çatışma düzenlenmiş. Fakat düzenlenen çatışma kısaca bir süre içinde Selin komutanın aracılığı ile sonlandırılmıştır. Çatışmasa yaralanan yoktur. Çatışmadaki adamları ifadesi alınmak üzere karargaha getiriyorlardır."

"Anladım Fırat gelince iki timde toplantı odasına geçsinler."

"Emredersiniz komutanım."

Telefonu kapatıp Arda Sarıoğlunu aradım.

"Buyrun kimsiniz."

"Ben Albay Rafit Erkan. Sizi Mardin karargahından arıyorum."

"Buyrun albayım. Bir sorun mu var."

"Bir sorun olup olmadığını konuşup belirlesek. Yarın sizi Mardin karargahına bekliyorum."

"Tabii gelirim."

"İyi akşamlar."

"Sizede." deyip telefonu kapadım.

Kapının çalınıp iki timinde toplantı odasında beklediği bilgisinin gelmesi ile odamdan çıkıp toplantı odasına yürümeye başladım. Toplantı odasının önüne gelince kapıyı açıp içeri girdim. Benim gelmem ile ayağa kalkan time oturun diyip bende yerime geçtim.

"Olayı eksiksiz anlatın."

Emrim ile Ozan binbaşı lafa başlayıp bütün olanları anlattı.

(Kısa kesiyorum çünkü aklıma birşey gelmiyor.)

"Ele başlarının ifadesine Selin girecek diğerleri Aras Gürkan ve Ozan da. Geri kalan tim ise sadece arkada seyirci olarak dinlesin."

"Emredersiniz komutanım."

Selin Uygun

Toplantı odasından çıkıp hızlı adımlar ile sorgu odalarının olduğu koridora girdim. Baştaki sorgu odasına girip ele başını çağırmalarını söyledim. Birkaç saniye sonra içeri kahverengi gözlü dağınık saçlı uzun boylu zayıf bir adam girdi. Sorgu masasının önündeki sandalyeye oturtulup masadaki demire kelepçesi takıldı. Başında bekleyen askere başımla çık işareti yaptım. İşaretim ile çıkan askerin ardından kelepçeyi açtım. Bu adam laf dinlemezdi.

"Sen başlar mısın anlatmaya yoksa ben başlayayım mı."

"Konuşmayacağımı biliyorsun esger."

"İyi sen konuşma bende gidip senin biricik çocuğun ile konuşurum."

Çocuğu olduğunu cebinden çıkan telefonu incelerken ekrandaki oğlum araması ve kapak fotoğrafında duran çocuk ile anlamıştık.

"Yapamazsın."

"Öyle bir yaparım ki aklın şaşar."

"Yapma esger o benim tek çocuğum. Yapma."

"Bana yalvarmak yerine lafa başlasan daha iyi olur sanki."

"Bizi Yurdun gönderdi."

"Yurdun kim?"

"Bizim başımızdaki adam."

"Sen bu kişinin adam olduğuna emin misin. Çünkü adam olsaydı eğer yaşadığı ayak bastığı yurttaki bir vatandaşın canını yakmazdı."

"Yurdun abinin bir yanlışı olmaz esger."

"Bu kişiyi bu kadar savunma. Kendi vereceği ifadede seni satarsa görürsün."

"Yurdun abiyi bulamazsınızki."

"Sen yerini söylersen biliriz."

"Peki ben yerini söylemezsem."

"Oğlunun yerini kaybedersin."

"Siz türk esgerisiniz masum bir vatandaşa zarar vermezsiniz."

"Doğru diyorsun biz bir vatandaşa zarar vermeyiz. Fakat oğlunun yerini sadece senin kaybetmen ona bir zarar olmaz ki. Beni benim silahım ile vurmaya kalkma, o silah ters teper beni vurmaz."

"Kendinden çok eminsin esger. Ama içinizdeki hainden hiç emin değilsin."

"Hangi hain."

"Gerçek ailendekinden bahsediyorum ya abilerin filan."

Adamın dedikleri ile boğazına yapışmam bir oldu. Dişlerimi sıkıp tıslarcasına konuştum.

"Eğer bir daha aileme laf edersen seni sağ bırakmam. Başıma gelecekleri takmam ve seni sağ bırakmam." Ellerimi boğazından çekip "İfadenin geri kalanını gelecek komutana ver." diyip sorgu odasından ayrıldım.

Benim sorgu odasından çıkmam ile yandaki kamera odasından Gürkan komutan çıktı. Hızla yanıma gelip elimi sıkıca tuttu. Hızlı adımlar ile sorgu odalarının olduğu koridordan çıktık. Ellerimiz birbirine kenetli bir şekilde bahçeye çıktık. Evet evet ellerimiz kenetli bir şekilde.

🪐🪐🪐

Selamlar hanımlar beyler

Yorumlarınızı bekliyorum

Umarım beğenirsiniz

Bye bye

16. Bölüm

Selamın aleyküm dostlar

İmana geldim bir anda galiba

Neysem nasılsınız iyisiniz inşAllah

İyisiniz iyisiniz

Neyse canım

Sorunuz varsa buyrun olmayanlar,

İyi okumalar

🪐🪐🪐

Benim sorgu odasından çıkmam ile yandaki kamera odasından Gürkan komutan çıktı. Hızla yanıma gelip elimi sıkıca tuttu. Hızlı adımlar ile sorgu odalarının olduğu koridordan çıktık. Ellerimiz birbirine kenetli bir şekilde bahçeye çıktık. Evet evet ellerimiz kenetli bir şekilde.

...

Gürkan komutan ile birlikte bahçedeki banklarda oturmuş öylece etrafı izliyorduk. Karargahtan çıkıp bahçeye gelmiş ve bu bankta oturmuştuk. Kafam Gürkan komutanın göğsünde, Gürkan komutanın koluda benim omzumda duruyordu. Arkadan gelen ses ile ayrıldık. Ozan abim arkamızda durmuş bize bakıyordu. Ayağa kalkıp karşına dikildim. Gürkan komutan da Ozan abimin yanına geçti.

"Büyük operasyondan önce görev var. Toplantı odasına."

Hızlı adımlar ile karargaha girip toplantı odasına çıktık. İçeri girince yerlerimize oturup albayı beklemeye başladık. O da çok gecikmeden içeri girip yerine geçti.

"Oturun. Hemen başlıyoruz. Bu görev kısa süreli de olabilir uzun süreli de fakat önümüzdeki operasyona kadar bitmesi gereken bir görev. O yüzden operasyondaki öncelikli görevi olan kişiler burada kalacak ve geri kalan göreve çıkacak. Selin sen çıkacaksın ne kadar öncelikli olsanda görevde timin başında olman gerek. Gürkan ve Ozan siz buradasınız. Mustafa, İdris, Aras ve Bartu dışındaki herkes burada kalacak. Beyler ve Selin siz göreve gideceksiniz. Diğerleri çıksın."

"Emredersiniz komutanım."

Demesiyle adını saymadıkları çıkarken biz yerimizden kıpırdamadık. Albay herkes çıkınca bize döndü.

"Beyler sizde çıkın hazırlanın."

"Emredersiniz komutanım."

Onlarda çıkınca albay ile başbaşa kaldık. Yerimde dikleşip dinlemeye başladım.

"Selin bu görev zor ama 3 gün sonraki operasyona yetişmesi gerek. Görev sınırda. Teröristlerin kamplarını patlatmalısınız. Fakat biraz zor olacak. Çünkü başlarındaki adam sizin geleceğinizi biliyor. O yüzden tedbirler alınmış. Siz ise bu tedbirlere dikkat ederek 5 kampı 2 günde patlatmalısınız ve 3. gün burada olmalısınız. Allah yardımcınız olsun kızım. Çıkabilirsin."

Selam verip çıktım. Hemen hazırlanıp helikopterin yanına gittim. Benimle birlikte gelecek timde albayın iznini bekliyordu. Bende yanlarına gittim. Helikopterin kalkmasına daha 10 dakika vardı. Time döndüm.

"10 dakika sonra helikopter kalkacak. Ailelerinize haber vermeniz için 5 dakikanız var. Süreniz başladı."

Bende yanlarından ayrılıp Deryayı aradım. İkinci çalışta açıldı telefon.

"Abla iyi misin? Birşey mi oldu?"

"Sakin ol Derya. Sadece seninle konuşmak istediğim bir konu vardı."

"Seni dinliyorum abla."

"Ben birazdan göreve çıkacağım. Görev tehlikeli sağ gelip gelmeyeceğim belli değil. Haber vermek istedim."

Bunu dediğim gibi arkadan hıçkırık sesi duyuldu.

"Derya ağlama. Sen ağla diye söylemedim. Haber vermek istedim. Eğer Aras annenlere söylerse sende benim görevde olacağımı söyle. Fakat abin benden bahsetmeze benim görevde olduğum bilinmesin."

"Tamam tamam abla. Teşekkür ederim."

"Ne için?"

"Bana güvenip haber verdiğin için."

Şimdi kapatmam gerek Derya. Kendine iyi bak."

"Sende kendine dikkat et abla. Sağ salim dön."

Telefonu kapatıp yerime döndüm son 5 dakikamız kalmıştı ve albayda gelmişti. Hepimize son kalanları söyleyip bizi uğurlamıştı. 5 kişi olarak helikoptere binmiştik.

Görev başlıyor...

Derya Sarıoğlu

Az önce ablam beni aramıştı. Öz olduğunu yeni öğrendiğim ablam. Ailemizin ilk kız üyesi. Sıla ile hiç anlaşamazdık. Hep psikolojik bir şiddet vardı. Bana yaptıklarını sanki ben ona yapmışım gibi annemlere söyler ailemi bana karşı doldururdu. Ama bu sadece benim için geçerli değildi. Aynı şeyi abimlerede yapıyordu. Fakat Mert abim hariç. Bu evde en iyi anlaştığı kişi Mert abimdi. Onu da zaten hâlâ çözememiştik.

Odamdan ayrılıp aşağı indim. Herkes salonda oturuyordu. Meltem yengem ikili koltukta Arda abimle konuşuyordu. Bir eli karnında kafası abimin göğsündeydi. Abimin koluda yengemi sarıyordu.

Mert abim üçlü koltuklardan birinde oturuyordu. Yüzünde bir gülümseme ile elindeki telefona bakıyordu.

Annem ve babam karşılıklı tekli koltuklarda oturmuşlardı. Karşılıklı bir sohbetin içindeydiler. Bende Mert abimin yanına oturdum. Annem bana dönüp "Abin göreve gitmiş kuzucum. Sana haber verdi mi?"

dedi.

"Hayır anne senden duyuyorum şimdi. Rabbim sağ salim dönmeyi kabul eylesin."

"Amin birtanem."

Ablamdan haberleri yoktu büyük ihtimalle. Bende haber vermeyecektim. Ablam böyle istiyordu.

Mert abim ayağa kalkarak babanlara döndü. "Benim dışarıda işlerim var. Bir iki saate dönerim."

"Tamam yemekten önce dön."

Kafa sallayıp salondan çıktı. Yengemde Mert abimin çıkması ile yanıma gelip oturdu.

"Deryacım birşeyin mi var?"

"Hayır yenge. Birşeyim yok. Abim için endişelendim."

"Aras çok iyi bir asker. Eminimki sağ salim dönecek Allah'ın izni ile."

"İnşAllah yenge."

Yengem kolumu sıvazlayıp başını omzuma yatırdı. Hamile olduğu için her yerde uykusu geliyordu. Biraz sonra zaten omzumda uyuya kalmıştı. Arda abim yengemin uyuduğunu görüp yanıma geldi.

"Güzelim yardım eder misin. Yengeni kaldırayım."

Yavaş hareketler ile yengemi abimin kucağına koyduk. Abimde yavaşça salondan çıktı. Salonda anne ve babamla kalınca onların yanına gittim. Aralarındaki bir diğer tekli koltuğa oturdum.

"Anne, baba ablam hakkında ne düşünüyorsunuz."

Babam gerilirken, annemin yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. Annem derin bir iç çekip konuşmaya başladı.

"Ablan çok güçlü bir kadın. Bir asker. Çok güzel. O sarı saçları, o gözleri, o teni herşeyi güzel. İnsanlar ile anlaşmasını konuşmasını bilen biri. Daha onunla tam konuşmuş değiliz. Onu çok iyi tanıyan biri değiliz. Fakat şöyle uzaktan bir bakınca bazı şeyleri anlayabiliyorsun. Bazı hareketlerin ona çok benziyor Derya."

Annemin son dediği şeyle çok mutlu olmuştum. Ablam cidden mükemmel biriydi. Ona benzemek için neler vermezdim.

(Anamın ruhunu ortaya koyuyorum.)

Annemde sevindiğimi görmüş olmalı ki onunda yüzünde bir gülümseme belirdi. Kafamı babam çevirdim.

"Baba sen ne düşünüyorsun ablam hakkında."

"Ablanı daha hiç tanımıyorum meleğim. Fakat annen öyle diyorsa öyledir."

Babam anneme aşık bir adamdı. Biraz fazla hanımcıydı. Ama annem bunu seviyordu.

Bende gülümseyip konuşmaya başladım.

"Ablam bence de çok güzel biri. Dediğiniz gibi daha tanımıyoruz. Fakat cidden şöyle uzaktan bakınca kimin ne olduğu belli oluyor. Ablam çok güçlü bir kadın. Ona benzemeyi, onun gibi olmayı bende çok isterim. Keşke bizimle yaşasa."

"Ablan evli bir kadın annecim. Bende çok isterim ablanın da bizimle yaşamasını. Onu daha yakından tanımayı. Ama onunla sıklıkla görüşebileceğini biliyorsun değil mi."

"Biliyorum anne. Ama ablam buna pek sıcak bakmıyor. Bunu ona bir keresinde söylemiştim. Ama o bana 'Seninle birlikte vakit geçirmeyi bende çok isterim. Fakat çevremde onca tehlike varken seni de tehlikeye atamam.' demişti. O yüzden çok sıcak bakmıyor bu duruma."

"Ablan seni korumak istiyor bebeğim. Ama istediğin zaman ona sor ve onunla görüş."

"Tamam. Ben odamdayım derslerimi bitirmem gerek."

"İyi çalışmalar meleğim."

"İyi dersler birtanem."

Salondan çıkıp odama çıktım. Masanın başına geçip ödevler ile ilgilenmeye başladım. Ben böyle dersler ile ilgilenirken kapım çaldı. İçeri evimizde çalışan Elif abla girdi.

"Deryacım yemek hazır. Ailen seni bekliyor."

"Saat kaç abla."

Elif abla kolundaki saate bakıp "20.06." dedi. Yaklaşık 4-5 saattir ders çalışıyordum. Elif ablaya kafa sallayıp geliyorum dedim. Elif abla odadan çıkınca önümdeki test kitabını kapatıp odadan çıktım. Ben aşağı inerken aşağıdan sesler geliyordu. Yemek odasına girince oda da polislerin olduğunu ve Mert abimi tuttuklarını gördüm.

🪐🪐🪐

Selam dostlar

Sorunuz var mı

Siz sormadan ben söylim yeni bölüm yarın akşam gelecek

Yorumlarınızı bekliyorum

Bye bye 🦋🦋🦋🦋

17. Bölüm

Selam arkadaşlar

Bir iki gündür hastanedeyim o yüzden bölüm atamadım

Kusura bakmayın

İyi okumalar

🪐🪐🪐

Selin Uygun

2 gün geçmişti. Bu iki günde 4 kamp patlatmıştık. Şu anda son kampın etrafında pusuya yatmıştık. Geleceğimizi bildikleri için hepsi tetikte duruyordu. Kulağındaki kulaklığa bir kez basıp konuşmaya başladım.

"Gölge sayı bildir."

"Girişte 3 kişi var. Sağ taraf zayıf. Fakat sol tarafta 20 tane it var. Arka tarfta da yaklaşık 20-25 kişiler."

Sağ kanat zayıf çünkü orada mayın vardı. Başka türlü orayı zayıf bırakmazlardı.

"Deniz kendine bir yer bul ve benden emir bekle."

"Emredersiniz komutanım." deyip kayalıkların arasında kayboldu.

"Kıyı anons geç. Eğer dikkate almazlarsa ne yapacağınızı biliyorsunuz."

"Emredersiniz komutanım."

"TESLİM OLUN YOKSA BURADAN SAĞ ÇIKAMAYACAKSINIZ."

Hiçbiri bizi takmayıp ateşe başlamışlardı. Bizimde başlamamız gerekiyordu ama İdristen gelecek talimatı bekliyorduk.

"Ateşe hazırız komutanım."

"Serbest."

Demekle hepimiz atışa başladık. Kafasını kaldıranı vuruyorduk.

"Kor bomba yerleştiriyoruz. Tim Kor'u koruyoruz."

"Emredersiniz komutanım."

Mustafa hızla yerinden kalkıp kayaların arasından aşağı indi. Arkadan dolaşıp içeri girdi.

"Beni koruyun. Buradaki emir komuta Gölgede."

Hızla yerimden kalkıp bende arkadan dolanıp çadırların yanına geldim. Önüme gelen ilk çadıra girdim. Burada mühimmatlar vardı. Hemen birkaç şarjör alıp silahıma taktım. Hızla çadırdan çıktım. Çadırdan çıkmam ile karşımdaki terörist ile burun buruna geldim. Hızlı davranıp kafamı yüzünün ortasına geçirdim. Acıyla yeri düşmesini fırsat bilip öldürdüm. Leşini çadıra sokup yandaki çadıra girdim. Belgeler ile doluydu ve ortada kocaman bir masa vardı. Masanın yanına gidip üstündeki dosyaları incelemeye başladım. Kırmızı dosyaların altındaki tek siyah dosyayı alıp incelemeye başladım. İçinde UMAY ile alakalı planları vardı. UMAY bendim. Hepsi benim hakkımda idi. Hızla gerekli dosyaları alıp dışarı çıktım. Tam yandaki çadıra girecektim ki silah sesleri kesildi. İki çadır arasına girip beklemeye başladım. Az bir süre sonra kulağıma Aras'ın sesi duyuldu.

"Selin burası tamam. Mustafa 5 kişi getirdi. Artık gitmemiz gerek."

"Olduğunuz yerde kalın ve helikopter isteyin."

Hızla olduğum yerden ayrıldım. Kampa girdiğim gibi geri çıktım. Timin yanına gelince duraksadım. Teröristler tanıdıktı. Hepsi bizim daha önce yakalandığımız fakat kanıt olmadığı için serbest kalanlardı. Bunları düşünmeyi bırakıp biraz daha yaklaştım.

"Başarılı bir operasyondu arkadaşlar. Gölge helikopter nereye gelecek."

"Sınır komutanlığına."

"Ne kadar mesafe."

"1,5 saat."

"1 saat içinde orada olacağız. Yola çıkıyoruz."

Yerden bir tane teröristin yakasından tutup peşimden sürüklemeye başladım.

...

Yaklaşık 1 saat sonra sınır komutanlığına gelmiştik. Elimizde olan 5 itide oraya teslim etmiştik. Onlar bizden ayrı bir şekilde sorgulandıktan sonra geleceklerdi. Gelen helikopter ile bahçedeki çardaktan kalktık. Hemen helikoptere bindik.

...

Mardin sınırlarına girmiştik. Biraz sonra karargah'a varmıştık. Helikopterin piste inmesi ile bizde dışarı çıktık. Albay bizi burada beklediği için direk sıraya girdik.

"Durum bildir yüzbaşı."

"5 kamp başarılı bir şekilde patlatıldı. Görev tamamdır komutanım."

"Aferin çocuklar şimdi yarına kadar izinlisiniz. Yarası olan hemen revirde baktırsın. Yarın büyük operasyon var. Dağılın."

Selam verip bahçeye indim. Öndeki giriş kapısından içeri girdim. Hızla giyinme odasına çıkıp üstümü değiştirdim. Beyaz triko bir takım bulup giydim.

Odadan çıkıp dinlenme odasına girdim

Odadan çıkıp dinlenme odasına girdim. Benim girmem ile Ozan abim camın önünden hızla ayrılıp yanıma geldi. Beni kolları arasına alıp sıkıca sarıldı.

"Neden daha erken gelmezsin ki. İllaki üstünü değiştirmek zorunda mısın."

Kolları arasından çıkıp yüzüne baktım.

"Sadece 5 dakika geç geldim."

Omuz silkip elini belime koydu. Kendisi ile beraber ikili bir koltuğa oturttu. Herkes buradaydı. Bakışlarım Gürkan komutana takıldı. Dikkatle bana bakıyordu.

"Yaran var mı?"

"Yok abi. Merak etme. Ama benim eve gidip dinlenmem gerek." deyip ayaklandım. Benim ayaklanmam ile Ozan abimde ayaklandı.

"Ben bırakırım seni."

"Gürkan komutan ile aynı evde yaşıyoruz ya hani. Sonuç olarak aynı yere gideceğiz. O yüzden gerek yok."

Bakışlarını arkama atıp geri bana döndü. "Dikkatli git. Güzel dinlen. Yarın da operasyon var ve büyük rol kaynağı sensin." deyip sarıldı. Bende kollarımı beline doladım. Saçıma öpücük kondurup geri çekildi. Onun geri çekilmesi ile arkamı döndüm. Gürkan komutana bakıp 'gidelim mi' dedim. Kafa sallayıp o da ayaklandı. Beraber bahçedeki açık garaja yürüdük. Benim arabam konağın önünde olmalıydı ki Gürkan komutanın arabasına bindik. Arabada hiç konuşmayıp eve geldik. Arabayı boş konağın önüne bıraktı. Arabadan indim ve kendi arabama bakındım. Fakat etrafta yoktu. Gürkan komutana döndüm.

"Arabam nerede?"

"Derya aldı. Ehliyeti olduğunu söyledi. Başta pek inanmadım fakat belgeyi gösterince verdim. Sıkıntı olmazdı dimi."

"Tamam sorun değil." deyip eve yürümeye başladım. Çantamın içinden anahtarı alıp kapıyı açtım. Kapıyı açmam ile beni orta büyüklükte olan avlu karşıladı. Hızla merdivenlerden çıkıp ortak odaya girdim. Üstümü hiç değiştirmeden çantamı koltuğa atıp kendimi yatağa bıraktım. Zaten uzun sürmeden uykuya dalmıştım.

...

Dışarıdan sesler gelmesi ile gözlerimi araladım. Etraf karanlıktı büyük ihtimalle hâlâ geceydi. Ayağa kalkıp odadaki banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp odaya geri döndüm. Dışarıdan sesler gelmeye devam edince siyah hırkamı alıp odadan çıktım. Merdivenlerin başına geldiğim zaman aşağıda Sarıoğlu ailesini görmeyi planlamıyordum.

(Burada bitirmek vardı da hadi devam edelim bakam.)

Göz devirip aşağı indim. Benim aşağı inmem ile Mert üzerime yürüdü. Tam dibimde durup vurmak için elini kaldırdı fakat çevik bir hareketle elini ters döndürdüm. Eli ile birlikte onu da ters çevirip sırtını göğsüme yasladım.

"Hayırdır. Benim evimde bana vurmaya çalışmak filan."

"Bırak beni senin yüzünden oldu herşey."

Arda yanımıza gelip Mert'i benden aldı. Bende onun benden uzaklaşması ile Gürkan komutanın yanına geçtim.

"Hepiniz hoşgeldiniz. Fakat bu ziyaretinizin sebebi nedir. Ha eğer beni görmeye geldiyseniz fazlasıyla yorgunum. Daha yeni görevden geldim."

"Selincim seninle konuşmak istediğimiz bir konu var."

"Acil mi Selma Hanım."

"Mert'e göre acil. Bizim için değil."

"O zaman 2 gün sonra sizi yemeğe bekliyorum. Burada yiyip konuşalım."

"Hayır şimdi konuşacağız." diye bağırdı Mert. Kafamı ona çevirdim.

"Bana hangi hakla emir verircesine konuşuyorsun. Bildiğime göre benden üst rütbeli bir komutan değilsin."

Sinirle yüzüme bakıp Arda'nın elinde de kurtuldu. Hızla yanımdan omuz atarak geçip konaktan çıktı. Az sonra dışarıdan bir araba motor sesi yükseldi. Derya Mert'in gitmesi ile yanıma geldi. Galiba bu ailede beni seven bir Derya birde Aras vardı.

"Yorgun olduğun için vaktini sarılmak ile harcamayacağım. Arabanın anahtarını Gürkan enişteye verdim. Haberin olmadan aldım fakat o an bana uyan tek araba senin arabandı."

"Sıkıntı değil Derya. İsteğin zaman alabilirsin. Hatta-" deyip Gürkan komutanın elinden anahtarı aldım. "-araba senin olsun."

Gözleri sevinç ile parladı. "Abla çok teşekkür ederim ama ben bunu kabul edemem."

"Hayır hayır kabul ediyorsun. Bu seneki doğum günü hediyen olsun. Biraz geç ama."

Hızla sarılıp teşekkür dileklerini sıraladı. Ondan ayrıldığım zaman diğerleri ile de vedalaştım. Onların gitmesi ile Gürkan komutan'a iyi geceler deyip az önceki odaya geri döndüm. Hırkayı da çantanın yanına atıp tekrar yatağa girdim. Hâlâ yorgun olduğum için uyumam zor olmadı

🪐🪐🪐

Geç geldi bölüm kusura bakmayın ama dediğim gibi hastaydım ve hastanedeydim

Umarım beğenirsiniz yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum.

18. Bölüm

Gözlerimi açtığımda oda aydınlanmıştı. Yavaşça yerimden kalkıp dün koltuğa attığım çantamın yanına geldim. Çantayı elime alıp içinden telefonumu çıkardım. Saate baktığımda 5'e geliyordu. Telefonu geri çantaya bırakıp odanın kapısına gidip kilitledim. Hızlı adımlar ile banyoya geçtim. Üstündekileri çıkarıp kendimi soğuk suyun altına attım. Hızlı bir duş alıp çıktım. Vücuduma havluyu sardım ve aynanın karşısına geçtim. Aynanın yanında duran dolaptan birkaç bakım malzemelesi aldım. Bakımımı da yapıp banyodan çıktım. Odanın içindeki gardıropun önüne gelip birşeyler bakmaya başladım.

En sonunda örgü yüksek bel siyah ama üzerinde beyaz çizgileri olan kazak ve siyah eşofmanı aldım

En sonunda örgü yüksek bel siyah ama üzerinde beyaz çizgileri olan kazak ve siyah eşofmanı aldım. Hızlıca üstüme geçirdim. Alt çekmeceden yeşil bir kol çantası aldım. Koltuğa oturdum. Koltuğun üzerindeki çantada olan eşyalarımı bugün yanıma alacağım çantaya koydum. Ayağa kalktım ve kapıya doğru gittim. Kapının yanında duran beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Kapının kilidini çevirip açtım. Odadan çıkıp merdivenlere ilerledim. Hızla merdivenlerden inip mutfağa geçtim. Gürkan komutan ocakta birşeyler ile uğraşıyordu. Buradaki küçük masaya birkaç kahvaltılık hazırlamıştı.

"Günaydın. Kolay gelsin."

Başını bana çevirip gülümsedi.

"Günaydın. Sağol. İstediğin birşey var mı yoksa hemen başla çıkmamız gerek."

"Albay mı aradı."

"Evet 6.30 da burada olun deyip kapadı."

Kafa sallayıp masaya geçtim. O da çok geçmeden elindeki tava ile masaya oturdu. Menemen tavasını masaya koyup yemeye başladı. Bende ikimize çay doldurdum.. Hızlıca kahvaltımızı edip Gürkan komutanın arabasına geçtik. Kısa bir sürede karargah'a geldik. Arabadan inip odama geçtim. Odamdaki banyoda hızla üzerimi değiştirip toplantı odasına geçtim. Saat tam 6.30 olduğunda albay içeri girdi. Onu içeri girmesi ile ayağa kalkıp selam durduk. Otur demesiyle oturduk ve o da söze başladı.

"Operasyon için toplantı yapma konusunda geç kaldık. Fakat hızla toplantı yapıp hazırlanacaksınız.

Gürkan ve Selin siz ikiniz evli bir çift gibi orada olacak kutlamaya katılacaksınız. Ozan ve Aras siz ise onların koruması olarak gireceksinuz içeri. Geri kalan kesim için söylüyorum. Sizlerde orada güvenlik, garson, yardımcı her ne konum varsa o konumda yer alın.

Çıkın ve hazırlanın bir saat sonra yola çıkacaksınız."

"Emredersiniz komutanım."

Toplantı odasından çıkıp dinlenme odasına geçtik. Bizim de bir plan yapmamız gerekti. Ozan ve Gürkan komutan bizden sonra gelip gereken bilgileri öğrenmişlerdi. Hemen bir yere geçip oturdum. Ozan abim içeri girdi ve söze başladı.

"Selin ve Gürkan siz ele başları ile konuşmaya çalışacaksınız. Zaten o size merhaba demeye gelecektir. Almamız gereken kişi zaten o. Aras sen ve ben asla Selin ve Gürkanın bizi göremeyeceği fakat bizim onları görebileceğimiz bir yerde korumalık yapacağız. Ele başları Coma. Bizim tim tanır daha önce onu için bir operasyon düzenlemiştik. Fakat başarısız olmuştuk. O bizi görmedi ve tanımıyor. Ama siz onu tanıyorsunuz. Şimdi herkes görevine uygun hazırlansın."

Selam durup kendi odama geçtim. Geçen operasyon için aldığım fakat giyemediğim mavi elbisemi giydim. Koluma takip cihazı olan bilekliğimi ve sesleri kayıt altına alan kolyemi taktım. Bacağıma kılıf takıp bıçak ve silahımı koydum. Saçlarımı salık bıraktım.

Saçlarımı salık bıraktım

Odadan çıktım. Benim odadan çıkmam ile karşı odadan Ozan abim çıktı. Onun üstünde takım elbise vardı. Birbirimizi süzmemiz bitince aşağı indik. Bahçeye çıkıp bizi bekleyen ekip araçlarının oraya gittik. Herkes hazırdı. Gürkan komutan, Ozan abim, Aras ve ben kalmıştık sadece. Diğerleri dikkat çekmemek önden gitmiş olmalıydılar. Arabada arka koltuğa Gürkan komutanın yanına yerleştim. Aras sürücü koltuğunda, Ozan abimde yanındaydı. Herkesin hazır olmasıyla yola çıktık.

Şehrin biraz dışında kalan büyük bir salonun önünde durduk. Kulağımıza görünmeyecek bir şekilde kulaklıklarımızı takıp araçtan indik. Önden dolaşıp Gürkan komutanın yanına geldim ve elini tuttum. Evli rolü zor olmayacaktı. Çünkü rol yapmaya alışmıştık. Yavaş ama hızlı adımlar ile girişe geldik. Girişte İdris ve tanımadığım büyük ihtimalle onlardan biri vardı. İsimlerimizi verip içeri girdik. Büyük salonda bize ayrılan küçük masaya geçtik. Ayakta sandaylesi olmayan masaya yerleştik. Elimdeki mini el çantamı masaya koydum ve etrafı incelemeye başladım. Karşıda masa masa gezen Comayı gördüm. Göz göze gelince olduğu masaya birkaç şey söyleyip bizim masaya gelmeye başladı. Gürkan komutanda görmüş olmalı ki elini belime koyup beni kendine çekti. En sonunda yanımıza gelip masanın üzerinde duran elimi aldı. Minik bir öpücük kodurdu. Daha sonra Gürkan komutanın elini sıktı ve konuşmaya başladı.

"Sinem Hanım ve Gökhan Bey değil mi."

"Aynen öyle Cahit Bey."

Buradaki güvendiği kişiler haricinde kimse gerçek adını bilmezdi. Bu da takma olarak kullandığı bir adıydı.

"Hoşgeldiniz. Açıkçası adınızı duydum. Fakat gelip görüşüme fırsatım olmadı."

"Hiç önemli değil. Kısmet bugüneymiş."

"Aynen öyle. Evliydiniz değil mi."

"Evet."

"Mutluluklar dilerim. İyi eğlenceler benim birkaç kişi ile daha görüşmem gerek."

Gülümsedim sadece. Onun yanımızdan ayrılması ile rahat bir nefes verdim. Masa masa gezen garsonlardan biri bizim masaya geldi.

"Ne arzu ederseniz efendim."

"bomonti miller." dedim.

(Sarhoş etkisi varmı bilmiyorum. Daha önce hiç içki içmedim.)

"Viski."

Garson siparişleri getirmek üzere giderken kulağıma Ozan abimin sesi duyuldu.

"2 bardaktan fazla içmek yok Selin."

Ona sadece göz devirmekle yetindim. İçkilerimiz gelmiş yarısını içmiştim. Yavaş içiyordum ki sarhoş olup operasyonu mahvetmeyeyim.. Aradan biraz zaman geçti Coma konuşma yaptı. Şu anda herkes eğleniyordu. Comanın bir odaya girdiğini görünce Gürkan komutana döndüm. O da benim gördüğümü görmüş olmalı ki kafasını salladı. Yavaş ama hızlı adımlar ile arkasından odaya girdim. Odanın ortasında büyük toplantı masası etrafında sandalyeler ve arka planda büyük bir kitaplık vardı. Odanın kapısını açmam ile bana dönen Coma biraz şaşırdı. Bende yanlış odaya girmiş gibi şaşırdım.

"Çok pardon ben lavaboyu arıyordum. Yanlış oldu galiba."

Yavaş adımlar ile yanıma geldi. Önümde durdu. Yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.

"Yan taraftaki kapıdan geçince lavabolara ulaşabilirsiniz."

"Teşekkür ederim ve tekrar özür dilerim."

Arkamı dönüp odadan çıktım. Tabii ki çıkarken ses cihazlı kolyemi düşürmeyi de unutmadım. Dikkat çekmemek için yan taraftaki lavaboya girdim. Hızlıca ellerimi yıkayıp çıktım. Salona geri dönüp dikkat çekmeden masaya geri geldim. Kulaklığa doğru konuştum.

"Cihazı aktif edin."

Onay sesini aldıktan sonra önüme geri döndüm. Ozan abim yanımıza geldi ve Gürkan komutanın kulağına birkaç birşey söyledi. Gürkan komutan ona kafa salladı ve bana döndü.

"Gidiyoruz."

"Beklemeyecek miyiz."

"Bizim çıkmamız gerek."

"Benim beklemem gerek."

"Neden beklemen gerek Selin."

"Birazdan anlarsın."

"Sinem Hanım." Arkadan Comanın sesini duymam ile ona doğru döndüm. Elleri ceplerinde bize doğru geliyordu.

"Buyrun Cahit Bey."

"Az önce odada kolyenizi düşürmüşsünüz. Sizin için değerli olduğunu düşündüm. Konuşurken eliniz hep boynunuza gidiyordu."

"Çok teşekkür ederim Cahit Bey. Dediğiniz gibi benim için değerli eşim almıştı. Getirdiğiniz ayrıca teşekkürler."

"Rica ederim. Gidiyor muydunuz."

"Evet. Birkaç işlerimiz var. İyi günler dileriz. İyi eğlenceler."

Elime kolyemi bıraktı ve dışını öptü.

"İyi günler."

Gürkan komutana döndüm ve koluna girdim. Koluna girmem ile yürüyüp çıkışa yöneldik. Aras arabayla bekliyordu. Arabaya bindik hepimiz ve hiç konuşmadık. Eğer ki kolyeye benim cihazımdan başka bir cihaz takıldı ise bizi dinliyor olmalıydı ya da takip ettiriyor. Arabayı bir otelin önünde durdurdu Aras. Burası daha önce benim üzerimde olan Dikmen Otel'di. Bu oteli abime ya da Sılaya geri vermeliydim. Otelde sinyal dağıtıcı vardı. Arabadan inip otele girdik. Danışmaya gittim.

"Hoşgeldiniz Selin Hanım."

"Hoşbulduk Sibel sinyal dağıtıcıyı etkin hale getirir misiniz. Ve bana odamın anahtarını verir misin."

Ayağa kalkıp yandaki dolaba yöneldi. Kapağı açıp bir şifre girdi. İçinden anahtarı çıkarıp verdi ve dolabı geri kitledi.

"Buyrun."

"İyi çalışmalar."

Hızla Ozan abimlerin yanına gidip hadi dedim. Asansöre binip son kata bastım. Asansör durunca indim ve karşımdaki büyük kapıyı açtım. İçeri girdim ve masanın arkasında kalan koltuğuma oturdum. Abimlerde gelip önümdeki koltuklara oturdular. Şimdi timin geri kalanını beklemek vardı.

🪐🪐🪐

Selam arkadaşlar

Sorunuz varsa alayım

Bölüme direk başladım dan diye

Umarım beğenirsiniz yorumlarınızı bekliyorum

19. Bölüm

Yaklaşık bir saat sonra odanın içindeki telefon çalmaya başladı. Masanın üzerinde olan telefonu elime alarak açtım. Kulağımı danışmadaki Sibel'in sesi doldurdu.

"Selin Hanım timiniz ve bir grup erkek burada sizinle görüşmek istiyor."

Bir grup erkek dediği Gürkan komutanın timi olmalıydı.

"Grup dediğin kişileri tim tanıyor ise odama gönder."

"Tamamdır Selin Hanım iyi günler."

Telefonu masaya bırakıp arkama yaşlandım. Gözlerim kapalı koltukta otururken odanın kapısı birden açıldı. Gözlerimi açıp kafamı kapıya çevirdiğim zaman iki timde buradaydı. Onlar içeriyi inceleyerek koltuklara geçerken ben tekrar eski pozisyonuma geçtim.

"Komutanım valla odanız çok güzelmiş." diyen İdris'in sesini duydum. Kafamı kaldırıp ona baktım.

"Öyle. Dekorasyon'unu çok sevdiğim bir arkadaşım yaptı."

"Güzel güzel."

"Etrafı incelemen bittiyse konuşalım."

"Pardon komutanım. Başlayın."

"Eyvallah. Şimdi eğer ki adamı aldıysanız karargaha gitmemiz gerek."

"Aldık komutanım. Hatta karargah'a yola çıktılar." dedi Mustafa.

"Hızlı olun bizde çıkalım. Ama önce üstünüzü değiştirin bence."

"Nerede değiştirelim komutanım." dedi Kaan.

"Eşyalarınızı arabadan almaya gitmişken danışmadan anahtar alın bir odaya gidin değiştirin." dediklerim ile hepsi teker teker odadan çıkarken bende odanın içindeki giyinme odasına geçtim. Üstüme turuncu boğazlı bir kazak ve altına siyah deri pantolon giydim. Kazağın bir kenarını içeri soktum. Kazağın dışarıda bol kalan kemer kısmına da tabancamı yerleştirdim. Elime de kazak ile uyumlu renkte küçük bir çanta aldım. İçine silahımı, cüzdanımı ve telefonumu koydum. Boynuma ikili bir kolye taktım. Hazırdım.

Hazır olduğuma kanaat getirip odadan çıktım

Hazır olduğuma kanaat getirip odadan çıktım. Kapıyı kitleyip aşağı indim. Sibel den hepsinin dışarıda olduğu bilgisini öğrenince otelden ayrıldım. Dışarı çıktığım gibi otoparka yürüdüm. Büyük bir araç görüş acıma girince oraya doğru yürümeye başladım. Arabanın yanına gelince önde bana bırakılmış olan boş yere oturdum. Kısa ve güzel bir yolculuktan sonra karargah'a geldik. Hızla içeri girdik. Gürkan ve Ozan komutan albaya bilgi vermeye giderken bizde dinlenme odasına geçtik. Biz burada oturup konuşurken içeri Ozan abim ve Gürkan komutan girdi. Tam ayağa kalkacakken oturmamızı işaret ettiler. Emirleri ile otururken onlarda yanımıza oturdular.

"Selin timden ayrılacak ve eski görev yerine dönecek. Zaten geçici bir süreliğine gelmişti. Ankara'daki görevine devam edecek. Gürkan komutan'ın timi de Selin ile birlikte Ankara'ya gidecek. Fakat aynı timde olmayacaksınız. 3 haftalık bir izininiz var. İki tim ve Selin vedalaşacak. Yolcular bu akşam yola çıkacak." diye durumu anlattı Ozan abim.

Evet burada geçici bir görev yapıyordum. Normalde görev yerim Ankaradaydı. Fakat oradaki tim dağılınca buraya Ozan abim ve timine yardım amacıyla gelmiştim. Şimdi eski şehrime dönecektim.

Dönme vakti gelmişti.

...

Karargahta olan vedalaşmanın ardından Ankara uçağına binmiş ve Ankara'ya gelmiştik. Şu anda lojmandaki evimde dinleniyordum. Gürkan komutan ve timi ise bu geceliğine bir otelde konaklıyordular. Kapının çalması ile oturduğum cam kenarın koltuğumdan kalkıp kapıya gittim. Kapıyı açtığımda karşımda elleri poşetler ile dolu Gürkan komutanı gördüm.

"Hayırdır komutanım. Gece gece rüyanızda mı gördünüz beni."

Aslında saat geç değildi. Daha yeni 10'a geliyordu. Ama olsundu.

"Gece uzun Selin. Göreceğim bir çok rüya var."

Dediklerine kafa sallayıp geçmesi için kenara geçtim. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Yönlendirmem ile birlikte mutfağa geçip elindeki poşetleri bıraktı. Ardından salona geçip ikili bir koltuğa oturdu. Bende kapıyı kapatıp arkasından salona geçtim. Az önce kalktığım cam kenarındaki tekli koltuğuma oturdum.

"Hangi rüzgar attı sizi buraya komutanım. Ankara'nın rüzgarı çoktur gerçi."

Dediklerime güldü. "Otelde sıkıldığım için dışarı çıktım. Hava biraz soğuyunca da sana gelmeye karar verdim. Eli boş gelinmez o yüzden markete uğradım." Bu seferde ben dediklerine tebessüm ettim.

"İyi ki gelmişsiniz komutanım bende evde sıkılıyordum tek başıma. Kahve içer misiniz peki."

"Olur. Aldıklarımın arasında vardı."

Kafa sallayıp oturduğum yerden kalktım. Mutfağa geçip Gürkan komutanın getirdiklerine bakmaya başladım. Poşetlerde çerezler, kahveler, abur cubular vardı. Hemen kahveyi çıkarıp ikimize birer kupa kahve yaptım. Kupaları elime alıp içeri geçtim. Ben içeri geçerken Gürkan komutan pencerenin önünde dikilmiş telefon ile konuşuyordu. Durduğu yerin yanındaki koltuğuma oturdum. Önümdeki sehpaya kupaları bıraktım ve Gürkan komutanın telefon karşısındaki kişiyle konuşmasını dinledim.

"Güzelim ben konuşurum yengenle o da isterse geliriz."

"..."

"Annemlere selam söyle."

Karşı tarafı dinlemeden telefonu kapadı. O da karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Kupayı eline alıp bana döndü.

"Yasemin aradı. Annemler bizi Rizeye bekliyormuş. Sende istersen bu 3 haftalık tatilde ziyaretlerine gidelim."

"Olur. Ne zaman gideriz."

"Bu gece hazırlan yarın sabah erkenden yola çıkarız."

"Neyle gideceğiz."

"Arabam burada istersen onunla gidelim."

"Çok iyi olur. Uçak ile uğraşmak zor."

"Kahveni iç hazırlan ve yat o zaman sabah erkenden yola çıkacağız."

Elimde tuttuğum soğumaya yüz tutmuş kupamdaki kahveyi tek seferde içip bitirdim.

"Bu akşam burada kal hiç otel ile uğraşma. Misafir odasında temiz eşyalar vardır. Dolapta Ozan abimin eşyaları da var. İyi geceler ben odamdayım."

Boş kupayı durulayıp bulaşık makinesine koydum ve odama geçtim. Dolabın üstünden bavulumu indirip içine birkaç iç çamaşırı kıyafet bakım eşyası koydum. Soğuk olur belki diye kalın birşeyler koydum. Bavulu kapının yanına koyup üstüme şortlu pijama takımımı giydim ve yatağa girdim. Uyumak zor olmadı. Yol ve gün yorgunluğu ile uyuya kaldım.

...

Sabahın ilk ışıkları ile uyandım. Saat 7 ye geliyordu. Odamdaki banyoda elimi yüzümü yıkayıp duş aldım. Odaya geri dönüp üstüme yolda giymek için birşeyler bakmaya başladım. Yaklaşık 10 saatlik bir yol vardı şimdi yola çıkıp akşam üzeri orada olacaktık. O yüzden rahat şeyler aradım. Beyaz askılı crop mavi pantolon ve üstüne de uzun bağlamalı hırka giydim. Takıları sevdiğim için boynuma bir kolye taktım.

Takıları sevdiğim için boynuma bir kolye taktım

Hazır olunca odadan çıkıp mutfağa geçtim. Gürkan komutan daha uyuduğu için hemen bir kahvaltı hazırladım. Mutfaktaki masaya herşeyi koyunca misafir odasının kapısını çalıp içeri girdim. Gürkan komutan yatakta yüz üstü yatmıştı. Altında abimin siyah eşofmanı vardı fakat üstünde birşey yoktu. Kafasını yastığa gömmüş bir şekilde uyuyordu. Kapının önünden ayrılmadan seslendim. Sesimi duymuş olacak ki tamam dedi. Odadan çıkıp mutfağa geçtim tekrar. Çayları koyarken Gürkan komutan da gelmişti. Kısa bir kahvaltıda sonra bavulumu arabaya koyup yola çıkmıştık. Geçerken otelden Gürkan komutanın eşyalarını da almıştık. Dediğim gibi yaklaşık 10 saatlik yolumuz vardı. Saat şu anda sekizdi. Akşam altı gibi orada olacaktık. Üstüme giydiğim montunu çıkarıp hırkam ile kaldım. Hırkanın bağını açtım ve montu arka koltuğa bıraktım. Arabayı Gürkan komutan sürüyordu. Yolları en iyi o bildiği için. Arabanın ısıtıcıları açıktı ve içeri sıcaktı. Uzun yolumuz vardı. Biraz uyusam zarar gelmezdi. Gürkan komutana baktım. Yola odaklanmıştı. Önüme dönüp koltuğa yerleştim ve gözlerimi kapatıp kendimi uykunun güzel kollarına bıraktım.

🪐🪐🪐

Gençlik naber ya

Ben geldim

Özlediniz mi beni

Ben sizi çok özledim

Bölümü umarım beğenirsiniz yorum yapın ve vote verin

Sorunuz varsa sorun yoksa bir sonraki bölümde görüşmek üzere

Bye bye

20. Bölüm

Gözlerimi açtığımda sıcaktan terlemiştim ve hâlâ arabadaydık. Arabanın saatine bakınca öğlen olduğunu anladım. Üstümdeki hırkayı çıkarıp arkaya attım. Gürkan komutan kısa bir bana bakıp sonra önüne geri döndü.

"Selin hırkayı geri giy. Üşüyeceksin."

"Aksine terledim."

"Terli terli açık klimanın önünde oturuyorsun ama."

Homurdanmaya devam etti fakat ben onu dinlemedim. Arkadan çantamı alıp içinden telefonu çıkardım. Ozan abim 3 kere aramış ve mesaj atmıştı. Mesajlara girip okumaya başladım.

Ozan Abim: Selin bu telefon niye açılmıyor

Ozan Abim: Selin aç şu telefonu

Ozan Abim: Yer tespitine bakıyom ama yolda gözüküyon

Ozan Abim: Rizeye gidiyormuşsunuz Gürkan söyledi

Ozan Abim: İyi yolculuklar uyanınca ara beni

Mesajlardan çıkıp arama yerine girdim. Ozan abimin isminin üstüne basıp açmasını bekledim. İkinci çalışta açan Ozan abimin sesinin yerine Asenanın sesini duydum.

"Alo kimsiniz."

Okuma yazması olmadığı için kimin aradığını bilmiyordu.

"Asena'm benim hâlâcım Selin."

"Halaaa. Çok özledim seni. Neden gittin yine."

"Bebeğim benim işim normalde Ankaradaydı zaten. Biliyorsun sende. Ama biz hep konuşucaz seninle."

"Ama hâlâ özledim ben seni."

"Bende seni çok özledim bebeğim."

"Hâlâ babam seninle konuşmak istiyormuş ona veriyorum."

"Ver bakalım."

"Selin güzelim nasılsın."

"İyiyim abi sen?"

"İyiyim bende. Vardınız mı."

"Hayır daha 2 saatlik yolumuz var."

"Sesini duymak istedim. Size iyi yolculuklar bizde dışarı çıkacağız."

"İyi eğlenceler."

Abimin telefonu kapaması ile bende telefon ekranını kitleyip çantaya geri attım. Çantayı arkaya bırakıp geri önüme döndüm.

"Bizi orada ne bekliyor." diye sordum. Çünkü annesinin bâyâ kızdığını tahmin ediyordum.

"Annem bâyâ kızmış. Yasemin telefonda öyle dedi. Büyük ihtimalle bana kızarken seni sevecek."

"Bugün geleceğimizden haberleri var mı."

"En kısa sürede geliriz dedim onlara. Bugün geleceğimi tahmin ederler."

"Anladım." deyip tekrar bir sessizliğe büründük.

...

10 saatlik yolculuğun ardından Rize sınırlarına girmiştik. Gürkan komutan kış mevsimine yaklaştığımız için ailesinin merkeze yakın ama tam içinde olmayan evlerinde olacaklarını söylediği için oraya gidiyorduk. Evin önüne geldiğimizde üç katlı geniş arazili bir ev bizi karşıladı. Hafif yağmur yağıyordu ama bu hiç sorun değildi.

Arabadan indik ve bagajdan valizimi aldık. Gürkan komutan bir elinde bavulun diğer elinde ise benim elim vardı. Elimi tuttuğu gibi kapıya yürüdü ve zile bastı. Kapıyı Yasemin açtı. Bizi gördüğüne şaşırmadı. Büyük ihtimalle Gürkan komutanın dediği gibi geleceğimizi tahmin ediyorlardı. Yasemin hemen abisinin boynuna atladı. Gürkan komutan bavulu yere bırakıp tek eliyle Yasemini belinden tuttu. Yasemin abisinden ayrılıp bı seferde kollarını benim boynuna doladı. Bende ona el mecbur tek elimle sarıldım.

"Çok özledim sizi. Apar topar geldik, gittik. Hadi içeri geçin."

İçeri geçip ayakkabılarımızı çıkardık. Yasemin portmanto'nun altındaki dolaptan iki çift terlik çıkarıp önümüze koydu ve içeri geçti. Gürkan komutan elindeki valizi hemen kapının yanındaki merdivenlerin altına koydu. Terlikleri giydik ve içeri el ele geçtik. İçeride Gürkan komutanın annesi ve babası olarak tahmin ettiğim kişiler ve Yasemin vardı sadece. Bizim geldiğimizi gören annesi ayağa kalkıp hemen oğluna sarıldı. Gürkan komutan hiç bozuntuya vermeden, elini elimden çekmeden annesini tek koluyla sardı. Annesi ondan ayrılıp benim önüme geldi. Hemen biraz eğilip elini öptüm. Elini alnımdan indirdiğim gibi beni de kolları arasına aldı.. Sarılma faslı bitince salondaki koltuklara yerleşmiştik. Bahar abla -Gürkan komutanın annesi- ve Rasim amca -Gürkan komutanın babası- ile tanışmıştık. Başta bize çok kızsalarda sonra yatışmışlardı. Fakat bir sorun vardı. O da Bahar ablanın el âlemin ne diyeceği. Aslında el alemden de ziyade içinde oğlunu bir damatlık içinde görmekti. En sonunda dayanamayıp Bahar abla'ya döndüm.

"Bahar anne. Sen eğer ki çok istiyorsan bir düğün yapalım. Ama bu düğünü el alem ne der diye değil sen istediğin için yapalım."

Bahar ablanın gözlerinde ışıklar parlamaya başladı. Yüzünde ki gülümseme herşeye değerdi.

"Yapalım güzel kızım. Ben ikinizide o takımlar içinde görmek istiyorum."

"İzin bitene kadar buradayız. İstediğin zaman yapalım."

"Bu hafta sonu olsun."

Bugün Salıydı. Bahar abla ise hafta sonu dediğine göre cumartesi gününden bahsediyordu.

"Biraz erken olmaz mı."

"Yok be güzel kızım. Erken değil, hadi şimdi siz çıkın üst kata odanıza yarın erkenden kalkıp alışveriş yaparız."

Kafa sallayıp yerimizden kalktık. En üst kattaki soldan ikinci kapıyı açtık. İçeride çift kişilik yatak, gardırop, makyaj masası ve büyük camın önünde bir koltuk vardı. Gürkan komutan çıkmadan önce eline aldığı bavulumu koltuğun yanına koydu. Oda siyah ağırlıklıydı ve büyük ihtimalle burası Gürkan komutanın odasıydı.

"Sen yatağa geç ben koltukta yatarım."

"Olmaz öyle geçin komutanım sizde yatağa. Koskocaman yatak."

"Rahatsız olmazsın dimi."

"Olmam."

"Banyoda üstünü değiştirebilirsin."

Bavulumun yanına gidip içinden siyah beyaz şortlu pijama takımımı çıkardım. Banyoya geçip üstümü değiştirdim. Dişlerimi fırçalayıp odaya geçtim. Gürkan komutan yatağa geçmişti. Bende hemen diğer uç tarafa geçtim. Yorganın altına girdim. Çok sürmeden tatlı uykunun kollarına bıraktım kendimi.

...

Sabah uyandığımda başım yastıkta değildi. (acaba neden) Gözlerimi açtığımda kafam Gürkan komutanın göğsündeydi. Kafamı kaldırdığımda Gürkan komutanın güler yüzle beni izlediğini fark ettim.

"Günaydın." dedi. Kendimi doğrultup sırtımı yatak başlığına yasladım. O da kendini benimle aynı konuma getirdi.

"Birazdan kapı çalınıp annem kalkın diyecek ve kahvaltı bile edemeden alışveriş'e çıkacaksınız."

"Saat kaç ki?"

"6."

"Sanki fazla erken." dememe kalmadan kapı çalınmaya ve arkadan Bahar ablanın artık kalkın demelerini duyuyordum. Gürkan komutan dışarı çıkıp annesini aşağı indirirken benimde hazırlanmamı söyledi. Hemen banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Kısa bir duş alıp havluyu vücuduma sardım. Banyodan çıkıp bavulumun yanına çöktüm. İç çamaşırı ve siyah bir crop yüksek bel ceket ve yırtık pantolon aldım.

Hızla banyoya geçip üstüme geçirdim aldıklarımı

Hızla banyoya geçip üstüme geçirdim aldıklarımı. Odadan çıkıp aşağı indim. Bahar abla ve Yasemin kapının önünde durmuş konuşuyor, Gürkan komutan camın önünde ayakta telefon bakıyor ve Rasim amca da koltukta oturmuş gazete okuyordu. Benim aşağı indiğimi gören Bahar abla hemen yanıma geldi.

"Hadi kızım çantanı al çıkalım hemen."

"Daha çok erken değil mi?"

"Olur mu öyle şey kızım. Burada herşey erkenden yapılır."

"Tamam ben hemen çantamı alıp geliyorum." dediğim gibi indiğim merdivenleri geri çıktım. Bavulumdan siyah çantamı çıkardım, içine cüzdanımı silahımı ve gerekli birkaç eşyamı koydum. Tam odadan çıkıyordum ki odaya Gürkan komutan girdi.

"Selin annem seni biraz yoracaktır. Sıkıldığın zaman mesaj at ben seni almaya gelirim."

"Gerek yok komutanım."

"Burada komutan ve askerler yok. Burada Selin Uygun ve Gürkan Uygun var."

"Öyle olsun bakalım. İyi günler."

"İyi eğlenceler."

Hızla aşağı indim. Kapının yanındaki dolaptan botlarımı alıp giydim. Hemen ayağa kalkıp dışarı çıktım. Kapının önünde bekleyen taksiye bindim.

Bakalım bu alışverişte bizi neler bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.