İçeriğe geç

Utku

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Utku

Bölüm 6

Bölüm 6

Saat 8'e geliyordu. Ve ben uyuyamıyordum. Yatakta sadece dönüyordum. En sonunda belki Marshall uyanmıştır diye onun odasına gitme kararı aldım. Onun odasını sessizce açtım. Ve fısıldadım 'Armando!' Dedim sessizce. Bana arkası dönük yatıyordu. Uykulu bir şekilde 'hımm' dedi ve esneyerek bana döndü. Döndü dönmesine ama hala uyuyordu. Biraz ona yaklaştım. Adımlarımı hala sesiz bir şekilde atıyordum. Armando'nun yanı başına geldim. 'Uyuyamıyorum' dedim. Kollarını esneterek 'nee' dedi haka uykulu bir biçimde. Nefesimi sesli bir şekilde verdim. Ve tekrar ettim 'uyuyamıyorum Marshall!' Gözlerini araladı, ve 'saat kaç?' Diye sordu uykulu uykulu. '8'e geliyor' dedim. İç çekti. Daha uyuyalı 4 saat bile olmamıştı. Bir anda 'sus' dedi ve belimden çekip yatağın diğer kısmına yatırdı. Nasıl veya ne ara yaptı hiç bir fikrim yoktu. Ama şimdi Armando'yla birlikte, onun yatağında, onun sağında yatıyordum. Ne yapıyorsun diyemedin kollarıyla beni sardı. Ve çok garip bir şekilde uykum gelmeye başlamıştı. Uykuya ihtiyacım vardı, uyumam lazımdı. Ne kadar istemesem de onun yatağında kendimi uykuya teslim ettim.

Uyandığımda Marshall yanımda yoktu. Karartma perdeler açılmış, odaya güneşin ışığı giriyordu. Yanımdaki komidinin üstünde duran dijital saate baktığımda saat 12'ydi. 5 saat uyumuştum. Aşağıya indim, Marshall dışarıda sigara içiyordu. Dışarıya çıktığımda Marshall'ın bakışları bana döndü. 'Günaydın' dedi. Ve yüzünde bir tebessüm oluştu. Ben de ona tebessüm ettim. 'Günaydın' dedim. Marshall'ın yanına oturdum. 'Kahvaltı için seni bekledim' dedi. Yüzümü ona çevirdim. 'Keşke beklemeseydin ne zaman uyandın?' Diye sordum. Çünkü maalesef ben aman aman bir kahvaltı yapmazdım. Saatine baktı. 'Yarım saat bile olmamış' dedi. Ve devam etti 'ne istersin kahvaltıda?' Diye sordu. Neşeli bir ifadeyle. 'Ben çok kahvaltı yapan bir insan değilim. Sen ne hazırlarsan atıştırırım biraz' dedim. 'Tamam' dedi ve kalktı. Onun kalkışıyla ben de kalktım ve onu takip edip Amerikan mutfağa gittim. Buzdolabından 2 yumurta çıkarmamı istedi o sırada ocağa tavayı koyuyordum. Yumurta istemediğimi söylediğimde o da 2 yumurta da kendine olduğunu söyledi. Biraz göt olmuştum. Ama sorun değildi. Yumurtaları çıkardıktan sonra, yine buzdolabından kahvaltılıkları çıkarmamı ve masaya yerleştirmemi söyledi. Önce bal ve pekmezi, sonra çilek reçeli ile kaymağı masaya yerleştirdim. Ardından wasa buldum. Ve bunu da yiyip yiyemeyeceğimizi sordum. Ekmek yerine bunu yemek daha sağlıklıydı. Onay alınca da masaya yerleştirdim. Bardakları da yerleştirdiğim de Marshall elinde bir tabak omlet ile masaya geliyordu. Ben de karşısına oturdum. Ve birlikte başladık. İlk önce wasa'yı alıp, üstüne kaymak ve çilek reçeli sürdüm. Bundan iki tane yerken yanında da su içtim. Marshall da yemeğini bitirince bu sefer bulaşıkları ben yıkadım. Ve dışarı geçtik. Ben bir dal Djarum vanilla yakarken Marshall 'bugün ne yapmak istersin?' Diye sordu. Biraz düşündüm. Düşünürken de sigaramdan uzun uzun nefesler alıyordum. Ve aklıma geldi. Günler önce lunaparkta aklıma gelen fikir. Atladım 'poligon'a gidelim miiii!' Dedim. Armando çıkan yüksek sesimden şaşırmış olacak ki, kafasını biraz geriye aldı. Ve yüzünde bir sırıtış belirdi. 'Gel benle' dedi. O içeriye girerken ben onu takip ediyordum. Üst kata çıkıp odasına girdi. Dolabını açtı. Orada bir kasa vardı. 3545 şifre buydu. Açtı, ve içinden bir cephane çıktı. Bir adet uzi, Bir adet, B6CLR, ve bir adet SAR9SC... 'oha' dedim. Ve onun yüzüne baktım. Sırıtarak bana bakıyordu. Elindeki B6CLR'yi elime aldım ve incelemeye başladım.

Uzun süre silahlarla ilgilenmiştim. Ve silahlara ilgim olduğunu öğrenmiştim. Şu an Maybach'imdeydik, ve poligona gidiyorduk. Marshall'ın hep gittiği, atış yapmayı buradan öğrendiği bir poligon varmış, beni oraya götürüyordu. Bana öğreteceğini söylemişti. 15 dakikadır yoldaydık, ve şu an Ezhel'in Ben şarkısı çalıyordu. İstisnasız en güzel şarkısıydı. Ve camları açıp, bağıra bağıra eşlik etmeye başladım

Sabaha kadar uykuduzum, düşünmekten mutlu musun?

Ben sana, sen bana kızsan da,

Beraber şarkılar söylemiştik yıllarca,

Şimdi nolur dur anla,

Ne istemiştin de şimdi kaldın uzakta,

Çok doğal değil mi hırslanmam,

Beraber direnişken hayata biz ısrarla,

Lütfen nolur uzaklaş,

Kafamdan çık git üflediğim her bir dumanla,

Ah

Şarkının nakarat kısmına geldiğimizde susmuş ve nefessiz kalmıştım. Armando ise her zamanki bana sırıtarak bakıyordu, nakarat kısmı bitiğinde sağ kolumla direksiyonu tutuyordum, ve sol elimi, işaret parmağımla havada sallıyordum. Tekrar şarkıyı söylemeye başladım;

Şimdi sevgilinle olacak mısınız biz gibi?

Kızacak mısın ona da çalıştığı her bir iş için?

---(bu kısmı bilmediğim için uydurmuştum ve Marshall kahkaha atmıştı, -ben de-)

Haykıracak MIDI'n onun da sevişirken ismini?

Dedim ancak gülmekten güç bela söylemiştim. Marshall la birlikte gülüyorduk. Ve ben neredeyse nefessizlikten ölüyordum.

Poligona gelmiştik. Orada Yusuf adlı, kaslı, dövmeli bir adam bizi karşılamıştı. Marshall ile araları iyiydi anlaşılan. Atış yapılan yere geldiğimizde Marshall benim için en uygun olduğunu söylediği bir silahı elime verdi. Durulu gösterdi. Ancak yapamayınca sırtımdan yaklaştı, ve sırtımı göğsüne yaslayıp kollarımdan tuttu. İlk atışımı yaptığımda sevinç nidaları atıyordum.

2 saatin ardından poligona çıkmıştık. Bu sefer Marshall arabayı kullanıyordu. 23 dakikalık bir yolculuk olmuştu. Biraz uzun sürdüğünü düşünmüştüm. Ve haklıydım çünkü eve gelmemiştik. Yarın ki planları bugüne çekmiş olmalıydı ki, dövmeciye gelmiştik. Kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı. Dövmeciye geldiğimizde oturma alanına nasıl bir dövme yapacağımızı dair bilgiler verdik. Ancak ikimizde bunu farklı alanlarda verdiğimiz için nasıl bir dövme yaptıracağımızı bilmiyorduk. 10 dakika sonra ilk beni çağırdılar. Koltuğa oturdum ve köprücük kemiğimin üstüne A∞G yazdıracağımı hatırlattım, ve ilk önce birlerle çizip, dövmeyle üstünden geçtiler. İşlem yarım saatten kısa sürmüştü. İlim bitince bekleme salonuna döndüm, ancak Marshall yoktu. Dövmeciye Marshall'ı sordum. İşinin bittiğini ancak bir süre beklemesi gerektiğini söylediler. Ben de onun odasına gittim. Dövmesini merak ediyordum. Odaya girdiğimde Marshall bana gülümsedi. Ona yaklaştım kolunu kolçağa yaslamıştı. Dövmesini sol koluna yaptırmıştı. İspanyolca;

Birlikte gülüyorsanız mutluluktur,

Birlikte ağlıyorsanız, dostluktur,

Ama birlikte susuyorsanız,

Bu aşktır.

Açıkçası kaşlarım havalanmıştı. O şse anlamadığımı sanıyordu. 'Aynı dövmelerimiz, farklı dillerde olsa sorun olur mu?'

20 dakika süren işlemin ardından, Marshall'ın kolunda yazan dövme, benim kolumda, aynı yerde, fakat çok havalı bulduğum Rusça dilinde yazılmıştı. Böylece 2 dövmem olmuştu;

Если вместе смеяться, это счастье,

Если вы плачете вместе, это дружба,

Но если вы промолчите вместе,

Это любовь.

İşte kolumda bunlar yazıyordu. Arabaya bindiğimizde, Marshall bu yazının eskiden okuduğu bir kitapta alıntı bir cümle olduğunu söyledi. Hala İspanyolca bildiğimi bilmiyor çeviriden baktığımı düşünüyordu. Fakat ben çeviriden Rusçasına bakmıştım. Köprücük kemiğindeki dövmenin anlamını sorduğunda ise annemin ve ablamın isimlerinin baş harfi olduğunu söylemiştim. Babamı sorduğunda da sesiz kalmıştım. Ve cevabını almıştı. 'Bekle A Armando'nun A'sı mı aa yerim ç' demişti uzun süren şeyliğin ardında. Kıkırdamıştım, o da. Eve geldiğimizde dövmelerimle aşk yaşıyordum. Otoparka arabayı park ettik fakat çelik kapının yanındaki kapıdan girdik. Burası bir pot salonuydu. Üstümdeki Marshall'ın beyaz tişörtünü çıkardım ve sporcu sütyeniyle kaldım. Hemen barfiks çekmeye başladım. Marshall da şınav çekmeye başlamıştı. Bir kaç dakika sonra ara verdiğimde ağızım bir karış açıldı. Çünkü bir kafes vardı!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.