Susuyordu. Ve bu suskunluk bana iyi gelmiyordu. Bir şeyler söylemeliydi, hem de en acil şekilde. Anlamsızca bir sinir doluştu bedenime. Bir anda yanıma gelip, "Aylardır seni takip ediyordum," derken, senelerin ardına gizlendiğini düşünmemiştim.
"Bir şey söyle!" bağırdım. Gözlerimi kaçırdım onunkilerden. Her ne zaman onlara baksam, esir oluyor gibiydim. Buna izin vermeden bir şeyleri öğrenmek zorundaydım. Yıllar önce beni kurtaran kişi, neden bunu gizlemişti. Neden bu zamanı beklemişti gelmek için?
"Teyzen geliyor." Arkamda bir yere bakıp yeniden bana döndü. Konuya tezat cevabı daha da öfkelendirdi beni. Birlikte yakalanmamızı umursamıyordum bile şu anda. Tek ihtiyacım olan bir cevaptı!
Çatılan kaşlarıma rahatlık verip kaldırdığımda, "Böyle kaçamazsın," diye duyurdum sesimi. Elimi göğsümün üzerine koyup devam ettim. "Uriel, bana bir şeyleri açıklamak zorundasın." Kaçırmaya çalıştığım gözlerim başarısız oluyordu. Alamıyordum onları, onun koyu kahvelerinden. Durgunlaştı yüzü. Gözleri biraz titrekleşti, tebessümü soldu. Ciddiyetimi hissetmiş olmasını umdum.
"Açelya?" Hemen yanımda duyduğum sesle bozuldu tüm dikkatim. "Kiminle konuşuyorsun kızım sen?" diye devam etti ses.
Karşıma baktığımda Uriel'in konumunu koruduğunu gördüm. Teyzeme çevirdiği bakışlarını yeniden bana yönelttiğinde bu kez ben teyzeme döndüm. Görmüyordu tabii ki. Bu ayrıntıyı atlamam tam bir aptallıktı. Derin nefes alıp, duygularımı bastırmaya çalıştığımda söyleyecek bir cevap bulunca dilime sürdüm. "Şey... Konservatuvar için çalışıyordum."
Teyzem, bir anda ışıldayan gözleri altından geniş bir gülümseme yolladı bana. İnandığı bariz ortadaydı. "Sen ciddi misin?" Kollarını etrafıma doladığı sırada devam etti. "Beni, ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin tatlım!"
Söylediğim yalan altında kıvrılıyor olsam dahi, o anda tek düşündüğüm şey hâlâ daha Uriel'di. Yanımızdan ayrılmamıştı. Teyzem onu göremiyordu. Yapmış olduğu ince çizgiye şaşırmamıştım. Eski zamandaki gibi, beni kurtarmış ve gitmem gereken yere saniyeler içinde getirmişti. Kaç kez gelmişti yanıma, ben onu tanımadan önce? Kaç kez kurtarmıştı, ya da başkasına anlatınca deli muamelesine uğradığım olayların altında yatan perde olmuştu?
Sarılmamız sona erdiği sırada ela gözlerini dikti üzerime. "Hadi arabaya gidelim de bunun şerefine bir an önce alışverişe çıkalım!" Heyecanlı sesi dalgalanıp kulaklarıma ulaştığında gülümsesem de buruktu içim.
"Yapma teyze, alışverişi hiç sevmediğimi biliyorsun." Elimi karnıma götürdüm. "Hem, ben kahvaltı bile yapmadım seninle buluşacağım diye."
Alt dudağını hafif çıkartıp başıyla onayladı beni. Gözlerindeki ima komik bir hal aldığında bir süre izledi çehremi. Hemen ardından, bir anda bozduğu tuvaline geniş bir tebessüm kondurdu. "Pekala. Önce kahvaltı."
Teyzem önden adımlamaya koyulduğunda dönüp meleğe baktım. Her zamanki gibi gözlerimiz buluştu. Dudaklarını yüzünde genişletirken, yavaşça kapatıp açtı gözlerini. Bağırmak, açıklık getirmek istiyordum ama o, hiçbir şey demeden bana bakmaya devam ediyordu.
Teyzemi fazla bekletmemek için peşinden adımladığım sırada onun da adım sesleri kulağıma ilişti. Kalbimin dört odacığı sırasını beklemeden bir anda atmaya başladı o an. Bu duygumdan şu anda zerresine kadar memnun değildim, ama engel de olamıyordum. Beş gün boyunca ondan haber alamamıştım. Ve bugünlerin sonunda, hayatımı kurtararak geri dönüş yapmıştı. Ve şu anda hâlâ benimle beraberdi.
Onunla aynı ortamdayken serin suların üzerinde hiç ıslanmadan uzanıyormuş gibiydim. Serinliği içimi okşuyordu. Onsuz geçen günleri boş gibi hissetsem de Aras'la da ne zaman karşılaşsam, dinamikleşiyordum. İmkanım olsa dünyanın her yanını koşarak gezer de yorulmazmışım, kurallara uymak zorunluluğum yokmuş ve o an ne istiyorsam onu yaşatmam gerekiyormuş gibi... Sanki, ikisi de kendi özellikleri altında gölgelendiriyordu beni.
"Açelya?" Teyzemin sesiyle toparladım kendimi. Aracının yanına varmıştık.
"Efendim Teyze?"
"Ön koltukta olmayı fazla sevmezsin ama istiyorsan gelebilirsin?" dedikten sonra şoför kapısını açıp, bana son bir kez daha bakıp oturdu.
"Ön," dedim sessizce. Uriel bizimle birlikteydi. Eğer arka koltuğa geçersem yan yana olacaktık ve ben hesap sormak için biriktirmeye çalıştığım sinirimi toplayamadan kaybedecektim.
Harekete geçip ön koltuğun kapısını açınca tiz bir havlama sesiyle otuz iki dişim birden dudaklarımın arkasından poz verdi. Yavru köpek, bulunduğu sepette ayağa kalkarken kuyruğunu son hız sallıyordu. Hiç beklemeden kucağıma aldım onu. Bu sırada teyzem sepeti arka koltuğa, göremediği bedenin yanına yerleştirdi.
"Güzelim!" Koltuğa otururken sevmeye devam ettim köpeği. "Ahh! Seni gerçekten özlemişim!"
Köpek kucağımda oynaşırken, başını arka tarafa kaldırdı bir anda. Teyzemin göremediği meleği, o görüyordu. Birkaç saniye boyunca bekledikten hemen sonra, ağzını aralayıp ve küçük dilini çıkarıp kuyruğunu yeniden sallamaya devam etti. Onun bu hareketi aklıma Aras'ı getirdi. İlk kez geldikleri gün, meleğe değil de şeytana havladığını bir kez daha onayladım beynimde. Bu da sabah Aras'a söylediğim şeyin doğruluğunu kanıtlıyordu. Fakat o buna rağmen dost olmak istiyordu yavru köpekle.
Düşüncelerimi esir alan bu masum istek karşısında, gülümsemeden edemedim. "Bakalım, seninle dost olmayı başaracak mı?"
"Efendim?"
Başımı hızla kaldırdım. İçimden söylemem gereken şeyi dışıma vurduğumu, daha doğrusu o an yalnız olmadığımı hesap edemeyişime ağır bir ceza vermek isterken, kontrol altında tutmaya çalıştığım heyecan duygularıyla teyzeme döndüm usulca.
"Kim dost olmayı başaracak mı?" diye sordu teyzem.
"Bir şey yok teyze. Kimse," Sözlerimi tekerlerken, aynadan Uriel'e baktım. Yoldan dışarıya bakıyordu. Çene kemiği birkaç kez oynaştığında kaçırdım bakışlarımı. Gözlerini göremesem de ciddi bir konuma geldiğini anladım, yalan söylemem hoşuna gitmiyordu.
Bu sırada, "Duydum kızım. Bir şeyler dedin işte." diye yeniden söze giren teyzem, bakışlarını yoldan kaçırıp bana bakacağı sırada ondan önce davrandım.
"Bir arkadaşıma anlattım köpeği. Merak etti, ama kendisi köpeklerden biraz korkuyor." Yine bir yalanı başrol yaptın ortama. İçim huzursuz olmuştu. Tehlikeliydi. Yalana ve rahatlığına alışırsam, dilimden eksik olmayabilirdi.
Teyzem küçük bir homurtu ve gülüşle karşıladı beni. Aynadan meleğe baktığımda koruduğu konumu beni karşıladı. Kucağımdaki köpeği arka taraftaki sepetine koyarken bile bakmamıştı bana. İçimdeki sinir kış uykusuna çekilirken, onunla konuşmak istedim. Yalan söyleyişim hoşuna gitmiyordu veya Aras konusu, onu bu hale koymuştu. Belki de her ikisi de...
Önüme dönüp onun gibi camdan dışarıya yönelttim bakışlarımı. İç seslerimi sevmiyordum. Sürekli konuşuyorlar ve aklımı bulmacadan farkı olmayan duruma sürüklüyorlardı. Aracın camını indirirken soğuğa aldırmadan yaklaştırdım kafamı rüzgara doğru. Gözlerimi kapatıp bu zamanın bitmesini diledim. Sadece bu zaman bitse, eve dönsek ve aklımdaki eli silahlı düşüncelerin cephanelerini boşaltabilsem... Sadece bunu istedim.
Bahçeli bir kafeye varıp ve açık havada kahvaltımız bitene kadar sessizliğimi korudum. Uriel gibi. Teyzemin sorularını kısa sözlerle cevaplamıştım. Normalde, hayvanların girişinin yasak olduğu bir yerdi ama yavru ve bakımlı oluşu sebebiyle kabul etmişlerdi köpeği. Yine de en uzak köşeyi önermişlerdi bize. Yavrudan dolayı başka insanların rahatsız oluşu ve kafeyi şikayet etmeleri, onların ekmek teknesini batırabilirdi. Uzakta olacağımızdan son derece memnun olsam da teyzem biraz bozulmuştu. Benim aksime o, toplumla içli dışlı olmayı seven kalabalık insanıydı.
Garson getirdiği kahve ve çayı önümüze koyarken köpeği izliyorduk teyzemle. Sepetinden çıkmış ve otların üzerinde, kısa mesafeli koşturmaca halindeydi.
"Baksana şuna, ne güzel de kendi kendine oynuyor!" Yüzündeki sevgi mimikleri oynaşıp durduğu bir anda sesini incelterek söze girdi. Masanın üzerinde bağladığı kolunu çözüp çenesine yasladığında gözlerindeki parıltı arttı.
Alt dudağımı içime çekip ısırdım. Çok güzel oynadığı doğruydu, ama kendi kendine değil, melekle oynuyordu. Uriel, çimenlerin üzerinde bağdaş kurmuş, elindeki iple oynatıyordu onu. Gülümsüyordu. O kadar güzel gülümsüyordu ki, bir an için kimseyi umursamadan yanına oturup beraber oynamak istemiştim yavru ile.
Önüme aldığım çayıma bir küpün yarısını eritirken telefon sesi doluştu ortamımıza. Teyzem çantasını karıştırıp cihazı eline aldı. Ekrana baktığında ise yüzünü buruşturup, sessizce isyan etti. Daha sonra çıkardığı küçük bir öksürükle cevap verdi telefonun ucundakine. "Buyurun Cihan Bey... Evet, evet. Yaptım. Hazırladım..." Ayağa kalktığı sırada telefonu eliyle kapatıp, birazdan döneceğine dair şeyler mırıldanıp, yanımızdan ayrıldı. Aramızdaki mesafeyi açtığı sırada Uriel sesini duyurdu.
"Yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?" Ona baktığımda ayağa kalkmadan hemen önce köpeğin başını okşadığını gördüm. Daha sonra dik bir konuma geçip, bakışlarını bana çevirdi.
"Yalan söyler misin?"
"Böyle bir şeye imkan veriyor musun?" Sustum. Nasıl verebilirdim ki? Kim verebilirdi? "Tez kanlısın Açelya Altay. Her şey hemen olsun, bitsin istiyorsun." Sözlerinin etkisiyle başımı eğdim. "Zaman kavramını öğrenmen gerek," diye eklerken biraz daha yumuşaktı sesi. Kafamı kaldırıp baktığımda hemen yanımda buldum onu. Teyzem telefon görüşmesine devam ediyordu. Rahatça cevap verebilirdim, ama tüm söz kılavuzlarının kapakları etkili bir uhuyla yapıştırılmış, açılmıyordu.
"Sadece beni rahatlatacak bir şey söyle," diyebildim, beynimdeki çırpınmaları yok ettiğimde.
"Açelya," Gözlerini kırpıp oldukça derin bir nefes aldı. Boşta kalan sandalyelerden birine oturup elini masaya koydu. "Bir dakika içinde teyzen telefon görüşmesini bitirip, yanımıza gelecek. Ona konservatuvardan arkadaşın olduğumu söyle. Sana cevabını vereceğim."
"Seni görebilecek yani?"
"Az önce sizden biri oldum. Nefes alışımdan anlaman gerekirdi." Dudaklarını aralayıp küçük bir gülümseme yolladı.
"Yalan söylememi istiyorsun?"
"Ne zaman?" Kaşlarını çatıp, yeniden güldü.
"Konservatuvar?" diye eklerken amacını anlamaya çalıştım. Yalan söylemiyorsa tek bir ihtimal vardı, ama buna da ben ihtimal veremedim.
"Yalan söylemiyorum. Beş gün boyunca seni, o kovulmuşla neden yalnız bıraktım sanıyorsun?"
Yerimden hızla doğrulurken, dudaklarımı heyecanla araladım. Yok ettiğim ihtimaller, henüz ıslak topraklar altından el uzatıp, mezarlarını terk ettiklerinde dilime kadar vardılar. "Şimdi sen, benimle birlikte okula mı geleceksin?"
Gözlerini kısıp dudak büzdü. "Sadece ben değil. "
Yeniden söze girmeden, benden önce yükselen sesin geldiği yöne baktım. "Açelya?" Teyzem telefonunu elinde sıkarken merakla gözlerime aktı. "Bu yakış-" Öksürüp kafasını salladı. "Bu arkadaş kim?"
İçime dolan mutluluğu sakinleştirip cevap verdim. Söylenilen bir dakikanın ne ara bittiğini bile anlamamışken, meleği teyzemle tanıştıracak olmanın heyecanı kapladı bedenimi. "Teyze bu Umut. Üniversiteden, hatta konservatuvardan arkadaşım."
"Aaa! Öyle mi?" Teyzem tiz sesini bir kez daha devreye koyduğunda, oturduğu yerden kalkan Uriel'e elini uzattı. "Çok memnun oldum! Ben de Açelya'nın teyzesiyim. Adım Melis."
Uriel, kendisine uzanan eli tutarken, tebessüm eşliğinde cevap verdi. "Memnun oldum efendim." Tokalaşma sona erdikten sonra yeniden oturdukları sırada, yanımıza kadar gelen yavruyu, bacakları üzerine yatırıp başını okşarken sohbete devam etti Umut. "Güzel rastlantı oldu."
"Kesinlikle, çok güzel oldu." Teyzem gülümsediğinde, yıldızları akıttığı gözleri saniyelik olarak beni buldu. Yine ima doluydu. Meleğin, sahip olduğu etkileyici çehresi, teyzemi de kolaylıkla etkilemişti anlaşılan. "Köpekten korkan arkadaş sen misin yoksa?" Teyzemin sorusu bir yandan güldürürken bir yandan mahcup durumda bıraktı beni. Söylediğim yalan, hiç olmayacak kişiye soru olarak yönelmişti.
"Hayır. Ben, köpekleri çok severim," bozuntuya vermeden diye cevapladı Uriel. Eğer, teyzem onun insan olmadığını bilseydi, birkaç ay öncesine kadar psikoloğa götürdüğü yeğeninin aslında ne kadar haklı olduğunu anlasaydı, şu an ne yapardı o kadar çok merak ediyordum ki...
"Sanırım, o arkadaş benim."
Arkamdan gelen sesi duyduğumda, masanın üzerine yasladığım kolumun üzerine yatırdığım kafamı hızla kaldırdım. Bu Aras'ın sesiydi. Olduğum yerde döndüğümde, kısık gözlerini daha da kısılmasına yol açan geniş gülümsemesiyle yanımıza geldiğini gördüm. Önüme dönüp Uriel'e baktım. Gülüyordu. Üstelik gizlemeye çalıştığı bir siniri olmadan. Çenesi gergin değildi ya da gözlerinin üzerine gölge düşmemişti. Gerçekten, tebessümle gülüyordu.
İçime dolan huzur eşliğinde teyzeme baktım. Az önce Uriel'e bakarken gözlerine doldurduğu yıldızlar yeniden boy göstermişti sanki. Yaşı otuzu çoktan geçse de komik ve genç ruhluydu. Arkadaş edinmemden öte, ikisinin de yakışıklı olmasından ötürüydü bu parıldamalar.
Aras yanımıza geldiğimizde ayağa kalkan teyzemin elinden tutup, el yüzeyine narin bir öpücük kondurdu. Teyzem elini çekip göğsüne yerleştirirken ağzını hafif aralamış vaziyette donakaldı. Küçük bir öksürük bıraktığımda kendine gelince, heyecanını gizlemek istercesine bana döndü. "Açelya'cığım. Hiç tanıştırmıyorsun teyzem. Önce Umut sonra bu arkadaş?"
"Aras," dedi şeytan, gülüşünden hiçbir şey eksiltmeden. "İsmim Aras."
"Melis," Devreye girip yeni bir sırnaşma olmadan kısa kesmeye çalıştım tanışma bulutunu. "Teyzemin ismi de Melis. Hadi oturun, heh?"
Nihayetinde oturdular. Aras geniş gülüşü yerine sıradan bir tebessüm eklediğindr Uriel'e baktı. "Umut!" diye heyecanla bağırır gibi oldu. Elini kaldırıp ona uzatırken devam etti. "Özlettin kendini, nerelerdeydin?"
Melek, ilk saniyeler sessiz kalsa da teyzemin bakışları karşısında uzatılan eli tutup sıktı. "Okul işleriyle ilgilendim." Ellerini ayrıldığında gülerek devam etti. "Sen, neler yaptın yokluğumda? Bensiz yapamazsın."
"Yaa..." Hafifçe salladı kafasını. "Çok sessizdi ev sen yokken," diye devam etti imayla.
Teyzem yaslandığı koltuğundan doğrulurken meraklı sesini yeniden işleve koydu. "İkiniz aynı evde mi kalıyorsunuz?"
"Evet, birlikte kalıyoruz." Aras büyük zevkle cevap verince gülümsedi yeniden teyzem.
"Ne kadar güzel. Bak Açelya, aynı evde kalıyorlarmış. Ne olurdu sen de ev arkadaşı bulsan?"
Dudaklarıma götürdüğüm çayı yutarken öksürük takıldı boğazıma. Elimdekini zar zor indirdiğim sırada sırtıma birkaç kez inen el, öksürmemin geçmesine yardımcı oldu. Yaşaran gözlerimi elimle sildikten sonra başımı kaldırdım. Aras yanı başımdan ayrıldıktan sonra yerine oturunca bana baktı yeniden. Yüzündeki ifade ortaya karışık denilecek düzeydeydi. Bir yandan kahkaha atmamak için kendini zor tuttuğuna emindim ama diğer yandan da durumu toparlamak istercesine bir şeyler düşünüyor gibi gözüküyordu. "Melis Hanım, Açelya hiçbir yemeğini düzgün yiyip içemiyor, fark ettiniz mi?" diye sordu düşüncelerimi destekleyen sorusunu. Ama öyle bir soru sormuştu ki, teyzem kısa mantık kurmak yerine detaylı düşünürse, yemek yemediğim konusuna soru işareti yollayabilirdi.
Hafif yumruk yaptığı eliyle ağzını kapatırken kıkırdadı. "Siz de fark ettiniz demek."
"Teyze?" Gözlerimi dört açıp ileri atıldığımda bir anda gülüşmeler doldurdu masayı. Üçü de gülüyordu... O an tüm kavramları geride bırakıp sadece bu manzarayı izledim. İki insan, bir melek ve bir şeytanın bulunduğu ortama rağmen, gerçekten çok huzurlu hissettiren bir andı. Açık havada uçuşan kuş melodileriyle birlikte, şehrin sesi de eşlik ederken, hayatı hissettim yeniden.
Teyzem, ortaya okulla ilgili konular serdiğinde Uriel ve Aras ortak noktada birleşen konular üzerine cevaplar veriyordu. Meleğe çevirdim bakışlarımı. Teyzeme cevap verirken o kadar başka gülüyordu ki... Siyahı çalan kahverengi saçları, düze kaçan kaşları ve uzun kirpikleri bambaşka kılıyordu onu. Burnu estetik olmuşçasına düz ve güzeldi. Çehresini kaplayan hafif kirli sakalları, güldüğünde kırışan gülüşünü daha da etkileyici kılıyordu.
Daha sonra Aras'a baktım. Tam esmer olsa da beyazdı teni. Uriel'inkinden biraz daha uzundu sakalları. Ama yine de kirli sakal kategorisinden ayrılmayacak düzeydeydi. Sol yanağında daha belirgin olması üzerine gamzeleri vardı. Nasıl seçmişti bu profili kendine? Kahverengi olsa da gözleri, melekten daha açık renkteydi. Sanki... Bal rengi gibi.
İlk kez onları bu şekil incelemiştim. Gerçekten çok etkileyici görünüm edinmişlerdi. Gerçi nasıl birbirlerinden daha alta kalsınlardı ki? Her konuda yarış halinde olan bu ikili, insani açıdan oldukça önemli konuma gelmiş dış görünüşü önemsemeden geçemezlerdi.
Bakışlarım teyzemle buluştuğunda imayla bana baktığını görünce yanaklarıma yükselen alevi söndürmeye çalıştım. Kaçırdığım gözlerim bu kez Uriel'inkilerle buluştu. Enerjimi hissetmiş olmalı ki konuyu dağıtacak düzeyde olduğu yerde kıpırdayıp, kucağındaki yavruyu bana uzatırken gülümsedi.
"Kız!" Aras küçük bir heyecanla aniden yükseltti sesini. "Bana uzat, bana," diye devam ettiğinde dudaklarımı birbirine bastırıp gülüşümü gizlemek istedim. Uriel, yavruyu uzatmadan önce kendisine çevirip, alnının ortasını yavaşça okşadı baş parmağıyla. Daha sonra, yuvasındaki dilini havlama eşliğinde çıkaran köpeği ona verdi. Aras, yavruyu dikkatle kavrayıp kucağına yatırdı. Şaşırtıcı biçimde sessizdi köpek. Hatta küçük kuyruğunu bazen sallayıp memnuniyetini belli ediyordu.
"O kadar kötü değilmiş, değil mi Aras'cığım?" birleştirdiği ellerini yüzünün yanında tutarken söylendi teyzem.
"Hı hı." Yavruyu önünde kaldırıp yüzüne yaklaştırdıktan sonra gözlerini kapayıp açtı. "Yavruyken daha da masumlar." İndirip, elini sırtına nazikçe koydu. "Her canlı öyle değil mi? İlk başta herkes masumdur. Ama sonra değişirler," diye ekledi.
Teyzem derin bir iç çekerken onayladı onu. "Öyle... Özellikle biz insanlar. Bebekken dünyanın en masumuyuz ama büyüdükçe, şeytanın sesini ister istemez dinliyoruz. Yoldan çıkıyor çoğumuz," teyzemin sözleri bitince soğuk su serpildi bedenime. Sertçe yutkunurken Aras'a baktım. Ten rengi biraz atmış ve belli etmese de gülüşü biraz olsun bozulmuştu. Daha sonra Uriel'e çevirdim başımı. Gözleri masadaydı, durgundu.
"Öyle!" Aniden sesini duyurdu şeytan. "Öyle tabii. Ama belki onlar da masum doğuyordur? Yaşadıkları olaylar, çektikleri acılar onları kötülüğe itiyordur?" Meleğe çevirdi gözlerini.
"Ya da kendileri öyle olmayı, sırf kendi istek ve arzuları için seçiyordur? Bunun karşılığında da hak ettikleri cezayı alıyorlardır. Tıpkı her canlının aldığı gibi," diye ekleme yaptı Melek. Üstü kapalı gözükse de birebir ortaya serdikleri savunmaları anlayabilen tek kişi olarak, biraz gerilmiş biraz da anlam veremediğim biçimde hüzünlü hissetmiştim. Her sözün altında bir gerçeklik yatıyordu. Ama durumu en kısa yoldan özetleyen yine Uriel'di.
Aras hiçbir şey eklemeden eğdi kafasını. Karşılık vereceğini düşünsem de sessizliğini korumaya devam etti. Köpeği biraz daha sevdikten sonra bana uzattı. "Al bakalım Çırak. Yavruyu özlemişsindir."
"Çırak?"
Köpeği elime alırken teyzemin sorusuna cevap aradım alelacele, ama söyleyeceğim herhangi bir şey, ileride önüme bir engel olarak çıkabilirdi. Bakışlarımı Aras'a çevirip bir şey söylemesini umarcasına gözlerine baktım. Sözü ortaya atan oydu.
Dudaklarını düz çizgi haline getirip gözleriyle beni onayladıktan sonra gülümsedi. "Tiyatro oyunumuz," diye başladığında derin bir nefes aldım. Bu cevabı nasıl düşünememiştim ki? "Konusunu öğrenmek ister misiniz?" Teyzem ellerini heyecanla buluşturup mırıltıyla onu onayladığında devam etti Aras. "Hikayede Umut, Melek'i canlandırıyor," diye başladı Uriel'e doğru bakarken. Gözlerine yuva kurdurttuğu mânâyı anlamak mümkün değildi. Daha sonra teyzeme döndü. "Ben de Şeytan'ı canlandırıyorum. "
"Aaa... Siz o yüzden, az önce savunma yaptınız," dedi teyzem tüm gerçekleri bir tiyatro oyunu sanarken.
"Evet," diye devam etti Aras. "Ve senin kızıl güzeli yeğenin de aklı karışık masum fâniyi canlandırıyor."
"Hadi ya..." Gözlerimin içine baktı. Rol sandığı gerçeklerde bile, bulunduğum bu hale üzülmüştü."Umarım hikayenin sonu kötü bitmiyordur. Tiyatro bile olsa, ben çok ağlarım," sözlerin sonunda gözlerimin çöllerine yağmur yağdığını hissettim. Başımı eğip köpeği sevmeye başladığımda damlalara engel olmak istercesine kıstım göz kapaklarımı.
Teyzemin istediği sonu o kadar çok istiyordum ki! İyilerin kazanmasını... Ama içimden hiçbir türlü atamadığım duygu sıkı sıkıya sarılmıştı Aras'a. Neydi ki beni ona bu denli bağlayan? Neden onun üzülmesine ya da acı çektiği bilgisi, beni bu kadar yıkıyordu?
Uriel'i üzmekten korkuyordum, ama defalarca üzmüştüm belki de. Hikayenin sonunu her şeyden çok merak etsem de, buna rağmen her şeyden çok korkuyordum o günden. Sonucu her ne olursa olsun, bir yanım paramparça olacağı çok açık belliydi. Ama yine de şunu diyebiliyordum ki; her ne olursa olsun, iyiler hiçbir zaman kaybeden taraf olmamalıydı...










