'Sınav zamanı arkandan hiç ayrılmayacağım ay ışığım' ay şuan sizinle hiç uğraşamam valla. Benim derdim bana yetiyor zaten bide böyle saçma salak şeylerle uğraşamam.
Hayır yani madem zarf gönderiyorsun bari çam sakızı çoban armağını bir hediye gönder. Cimri! Neymiş arkamdan ayrılmayacakmış Allah Allah oldu paşam başka?
Zarfı yırtıp esen rüzgâra bıraktım.
"Ulan saçlarına elektrik çarpmış Lavin nerdesin?" bide bu vardı başımda. "Hay bir sen eksiktin başımda göçmen kaynana"
Salona girdiğim gibi tam kapının eşiğinde ahşaba tabiri caizse camış gibi yatmış bir adet Aybars görmeyi beklemiyordum. Ne umdum ne buldum...
Eğilip gözlerimi kısarak "sayın camış bey, öncelikle neden kapı eşiğinde kedi gibi yatıyorsunuz"
Avcunun içinde ufacık kalan klima kumandasını sağa sola sallayarak "aha bunu görüyon mu sen biçûk?"
Karnına tekme attım "bana öyle alttan alttan yılan bakışlarla bakıp değişik şeyler deme kuzey kırması" tekrar karnına tekme attığım da bu sefer yüzünü buruşturdu. "Biçûk türkçe de minik demek. Ayrıca kilimanın kumandası bozulmuş algılamıyor sen de öyle kapıyı açmış durunca senin taraftan rüzgar estide o yüzden buraya yattım."
Elinde hâla salladığı kumandayı alıp ayağımla yuvarlaya yuvarlaya onu kilimanın altına getirdim. Kumandayı yerine koyup kilimanın yandaki tuşlarından kilimanın soğukluğunu yükseltip açtım.
"Zır cahil kumanda bozulduysa hemen kapı eşiğine yatma yandaki tuşlarından aç. Bir daha seni orada yatarken görürsem ezerim seni ona göre. Hadi sana hayırlı tıraşlar ben uyumaya gidiyorum."
Arkamı dönüp odama vardığımda odamın zeminine birşey vuruyordu. Tekrar aşağıya inip salona geldiğimde elindeki süpürgenin sapını tavana vuran Aybars'a "kızım sen salak mısın acep?"
Aybars yüzündeki gülümseme ile "heh gelmişsin. Salonun tavanı senin odanın zemini ya beni duy diye vurdum. Sana da iyi geceler minnoşum" elindeki süpürgeyi rastgele bir yere atıp o da ayağa kalktı ve beni omzuna alıp üst kata çıktı.
Odamın kapısına geldiğinde başını geriye atıp yüzüme baktı "İndiriyim mi seni" dedi başımı hızlıca sallayıp "hayır indirme ben burada rahatım" küçük sessiz kıkırtısını duymak bile hayatımın tekrar en güzel renklere bürünmesini sağlıyordu.
"Peki yatağa hizmet istiyor musun?" elimi yumruk yapıp sırtına canını yakmayacak şekilde hafifçe vurdum "indirme beni ve evet yatağa hizmet istiyorum"
Yorganımı açıp beni yatağa nazikçe bıraktığında artık omzunda olmadığım için üzgündüm. Dudağımı büzdüğümde dudaklarıma işaret parmağıyla bir fiske vurup "büzme hemen dudaklarını sınav çıkışı herkesin içinde seni omzuma alcam tamam mı?"
Kaşlarımı çatıp "sonra herkes bize 'bu iki mal ne yapıyor' desin dimi? Ama bu bir telafi teklifiyse neden olmasın ki ben bu teklifi büyük bir zevk ile kabul ediyorum." gülümsedi ve anlımdan öpüp odadan çıktı.
🥀
2 gün sonra
"Allah başına benden iki tane versin Aybars! Nerde bu kimliğim!?" bir yandan yastıkları arkama fırlatıyordum bir yandanda son dakikalarda eksik kaldığı konuları çalışan Aybars'a bağrınıyordum.
Bütün koltukları ve evi aramıştım ama yok! Son dakka olacak iş miydi bu? Birazdan yere oturup ağlayacaktım. Ellerimi yüzüme kapatıp "Aybars kimliğim yok sınava giremeyeceğim. Ağlıcam şimdi" gözlerimden bir tane yaş süzüldü "Aybars psikiyatrist olamicam sadece aptal bir kimlik yüzünden."
Aybars elindeki kağıdı buruşturup mutfağa doğru attı. "Aman be ne böğründün he altı üst- ya min a biçûk neden ağlıyorsun?" sesini yumuşatmıştı benim akan göz yaşlarımı görünce.
Kırmızılaştığına adım gibi emin olduğum grilerimi Aybars'ın grilerine kenetledim.
"Aybars kimliğim yok. Almayacaklar beni sınava" göz yaşlarım akmaya aralıksız devam ediyordu.
Ellerini yanaklarıma koyup "oy ben ömrümü ömrüne veririm ama seni o sınava girdiririm. Ağlama miniğim ağlama."
"Ama yok Aybars zaman azalıyor"
Kaşlarını çattı "zaman mı azlıyor azalsın. Şimdi koltuklara baktın mı?"
"Evet"
"Odana baktın mı"
"Odam dahilinde tüm eve baktım"
"Kıyafetler?"
"Hıhı"
Gözlerini kısıp "peki telefon. Telefonunun kılıfına baktın mı?"
Buğulu gözlerim bir umut sayesinde açıldı "ı-ı" hızlıca elimdeki telefonun kılıfını çıkardım ve kimliğin bana göz kırptığını gördüm.
Bir elimde kimlik diğer elimde telefon ve kılıfı Aybars'in boynuna sarıldım. Ellerini belime sarıp beni havaya kaldırdı ve poşetleri alıp evden çıktık.
Motora binmeden önce Aybars kaskımı takıp "ben nereye yatarsam sen de oraya yat tamam mı?"
Kaskımın camını açıp "tamam" dedim ve motora binip okulun yolunu tuttuk.
🥀
20 dakika sonra
"Lavin ben nereye doğru yatarsam oraya doğru yat demiştim! Neden benim zıt yönüme yatıyon"
Ne yapabilirim ki insan heycanlanınca kime ne dediğini hatırlar mı? " Aybars ben denge sağlıyorum böyle yaparak"
Virajı dönerken hafif sağa doğru yattı Aybars bende motorla birlikte sağ tarafa düşmemek için sola doğru yattım. "Lavin! Küfrettirme şimdi dengene he. Ben nereye yatarsam oraya yat"
"Tamam sen nereye yatarsan oraya doğru yatıcam"
Düz yolda giderken muhteşemdi. Ama böyle virajlarda insan nereye doğru eğileceğini şaşırıyordu. Her ne kadar binmeden önce tembihlesede o anlık heyecanla unutuyordum.
Tekrar bir viraja geldiğimizde Aybars sola doğru yatarken anlık bir 'devrilme' korkusuyla bende sağa doğru yattım. Viraj bitince düz yola çıktığımızda "hadi bakalım acaba önümüzdeki hangi arabanın altında kalıcaz merak ettim!"
"Ya denge sağlıyom denge! Ne kızıyon? Asıl bende seninle aynı yönde yatarsam önümüzdeki arabaların bir tanesinin altında kalırız!"
Burnundan sert bir nefes verip ağzının içinde birşeyler mırıldandı.
"Kızım beni dellendirme sana dedim ki ben nereye de oraya anladın mı?"
"Hayır! Heyecandan ne yöne yattığımı, edildiğimi bilmiyorum ki ben."
"Hay heyecanın batsın senin. İşin sonunda kaza yapıcaz. Bak son 3 viraj kaldı onlarda da zıt yöne sakın yatma!"
Bu sefer sinirlenme sırası bendeydi. "Tamam be böğürme dana!"
Yine birşeyler mırıldandı ama duymadım. İlk iki virajı onun istediği gibi sorunsuz bitirdik. Onunla aynı yöne eğildiğim için homurdanamıyordu. Son viraja yaklaşırken "heh şöyle adam ol. Sonunda düşürcen bizi sınav üstü" adam ol demek he ben sana gösteririm.
Virajı alacakken Aybars ile aynı yöne yattım. Viraja girdiğimizde tutunma yerlerini sıkı sıkıya tutup tüm ağırlığım ile birlikte kendimi sola doğru yatırdım.
Motor dengesizlikten dolayı yalpalamaya başlayınca Aybars okkalı bir küfür savurdu. Motor benim tarafa düşmek üzereyken Aybars ayağını sertçe yere vurup motoru kendi tarafına doğru çekti ve beni belimden tutup kendi kucağına alıp motordan atladı.
Ellerim sıcak asfalt ile buluşunca canım çok acıdı. Asfalt hem sıcak hem de sertti bizde hızlı düşmüştük. Başımı kaldırıp rüzgarla yüzüme düşen saçlarımın arasından son anda beni kucağına alıp motordan atladığı için altımda kalan Aybars'a baktım.
Aybars da bana bakıyordu ama daha çok bende hasar var mı diye bakıyordu. Sağ tarafımızdan düşme sesi gelince ikimiz de refleks olarak sesin geldiği yöne doğru dönmüştük. Motor bir bariyere çarparak yere düşmüştü.
"Kızı sen sıkıntılı mısın? Sana diyorum ki benimle beraber aynı yöne yat. Yok ama de tüm ağırlığın ile beraber zıt yöne yatıyorsun" Aybars beni yere iterek ayağa kalktı. "Sana komut verende hata ne şeyine bindirdiysem seni motora" bana değilde daha çok kendi kendine söylenip, kızıyormuş gibiydi. Birkaç adım daha atınca sol ayağının topalladığını fark ettim.
Sol ayağının üstüne düştüğü için incinmiş olmalıydı. Ayağa kalkıp motorumun yanına giden Aybars'ın arkasından koştum ona yetişmek için. İkimizde de hasar yoktu sadece Aybars'ın sol ayağı biraz topallıyordu. Zaten dikkatli bakılmazsa o bile fark edilmiyordu.
Yanına yetiştiğimde omzunun üstünden "iyi ki benim motorumu alalım dediğimde reddetmişsin. Yoksa şimdi ne yapardım bilmem... Sen iyisin değil mi?"
İyi ki reddetmişim yoksa Aybars motorun başında oturur ağlardı. Motoru babasından kalma. Babası da artık olmadığı için babasına göstereceği ilgiyi motoruna gösteriyordu.
"Ben iyiyim ama senin sol ayağın biraz topallıyor." gözlerini kırpıştırıp "sorun değil sen geç okula ben motoru park edip geliyorum" dedi ve kafamdaki kaskı alıp yere koydu.
Motor ağır görünüyordu tek başına nasıl kaldıracaktı "Aybars motor ağır. Tek başına kaldı-" Aybars motorun benim tutunduğum yerden ve gidondan tutup moturu kaldırdı. Motoru kalldırırken nefesini nasıl tuttuysa kısa bir anlık Aybars'ın boynundaki, kolundaki ve anlındaki damarlarını gördüğüme yemin edebilirim.
Aybars yerden kaskımı alıp motorun çantasına atıp motora binerken bana göz kırpıp beni ardında bırakarak basıp gitti.
Bu sıcakta küçücük bir hatam yüzünden beni bu ıssız yolda bıraktın ya Aybars Allah'ta seni çeyiz etsin sahibin de ben olayım.
Başımı öne eğip söylene söylene yürümeye başladım...
🥀
7 dakika sonra
"Terk edildim, terk edildim, terk edildim" dokuz yüz altmış iki adım önce de dediğim gibi hâla aynı nakaratı tekrarlıyordum. "Terk edildim, terk edildim, terk edildim"
Hani okul yakındı! Kaç dakikadır yürüyorum okuldan eser yok. Ya şimdi kriz geçirmezsem iyidir. Telefonumdan saate baktım sınav için son otuzaltı dakika "terk edildim, terk edildim, terk edildim" başımı yerden kaldırdığım gibi yüzüm birinin göğüsüne çarptı.
Ellerim burnumda hasar var mı diye hemen burnumun üzerine kapandı acımıştı. "Ya ben su dileyecektim Allah'tan burnumun acımasını değ- memlekette su kalmadığı için karşıma bir taş mı yolladın Allah'ım sıkıpta suyunu içmem için"
Burnumun acısı kendini yeni yeni belli ederken ben karşımdaki değişik göz renkli taşa pardon adama bakıyordum. Yaşının benden büyük olduğu ortadaydı. O zaman okulda ne işi vardı? Ana okula gelmişim gız.
Adam bileklerimden tutup burnumu açtığında uzun bir süre burnumla bakıştı birşey olmadığına kanaat getirince " hemen her şeyi abartmayın hanımağam. Biliyorum burnunuzu çok seviyorsunuz ama sen böyle her şeyi abartırsan işim zor benim" yüzü, boyu, sesi güzeldi keşek odun değilde biraz da centilmen olsaydı.
"Çık be önümden sınava geç kalıcam!"
Ellerini yoluma uzatarak " tabi hanımağam buyrun nasıl olsa tilki kürkçü dükkanına eninde sonunda geri dönecek."
Gömleğinin kollarını katladığı için beyaz teni açıktaydı. İki tırnağımın arasına beyaz tenini kıstırıp sıktım. Küçük ya da büyük bir feryat, küfür, acı dolu bir ses çıkarmasını bekledim ama adamdan ses gelmeyince bir kadının bakmaya doyamayacağı gözlerine gri gözlerimi diktim.
Dümdüz öküzün trene baktığı gibi yüzüme bakıyordu. Normalde olsa bu davranışlarının hesabını sorardım ama dua etsin ki sınavım vardı.
Kenara çekilip açtığı yol varken sırf gıcıklık olsun diye onu kenara itip oradan geçtiğimde arkamdan güldüğü duydum. Şimdi elimde kürek olacaktı da ben bunun ağzının ortasına çarpacaktım.
Güven üzerimi arayıp sınava girmek için gerekli belgeleri bakıp beni içeri aldı. Sınavın başlamasına yarım saat vardı. O adam yüzünden kaybedilen vakit altı dakika. Bu süre zarfında rahatlıkla üç kat yukarı çıkıp Aybars'a bakabilirdim.
Önce sınıfıma girip yerimi ezberledikten sonra Aybars'ın yanına çıktım.
Kapıdan içeri giremezdim ama olsun sınavdan önce son kez onun yüzünü görmek istiyordum. Çünkü sınavdan sonraki hayatım eskisinden çok daha farklı olacaktı.
Bunu ikimizde biliyorduk...