Tema şarkıs:Breaking Benjamin – I Will Not Bow 🖤🔥

Kapının üzerinde beliren cümleyi gördüğüm anda içimde bir şey sustu. Birkaç saniye önce arşivin içinde onlarca insan vardı, fakat o an sanki hepimiz aynı düşüncenin içinde donup kalmıştık. Duvarın üzerinde siyah mürekkeple oluşan harfler hâlâ hareket ediyordu. Önce DÖRDÜNCÜ MÜHÜR HİÇ KIRILMADI yazısı belirdi. Ardından taş yüzeyin altından başka harfler yükseldi ve ikinci cümle ortaya çıktı. ÇÜNKÜ DÖRDÜNCÜ MÜHÜR SERAPHINE'Dİ. Gözlerimi yazıdan ayıramadım. Boynumdaki siyah gül kolye, az önce beyaz ışık saçarken şimdi tamamen soğumuştu. Fakat taşın içindeki kırmızı nokta hâlâ hareket ediyordu. Kalp gibi. Bir kez. İki kez. Üç kez. Dean hemen önümde durdu ve beni arkasına almak istedi. Ona izin vermedim. Çünkü artık bütün hayatım boyunca kaçtığım şeyin arkamda değil, tam karşımda olduğunu hissediyordum. Castiel kanatlarını göstermiyordu, çünkü insanların arasında olduğu zaman yaptığı gibi onları görünmez tutuyordu, fakat yüzündeki ifade değişmişti. Constantine'in sigarası parmaklarının arasında unutulmuştu. Crowley'nin elindeki baston hareketsizdi. Damon ilk defa bir şaka yapmıyordu. Sam, Charlie'nin yanına gidip duvardaki yazıyı incelemeye başlamıştı. Bonnie ve Rowena ise sembolün büyüsel yapısına bakıyordu. Herkes farklı bir parçayı çözmeye çalışıyordu. Ama benim aklımda tek bir soru vardı.
Eğer ben dördüncü mühürsem, neyin üzerinde mühürlüydüm?
---
Dean:
“Bana bak.”
---
Başımı çevirdim.
Dean önümdeydi.
Silahı hâlâ elindeydi ama namlusu yere dönüktü.
---
Dean:
“Ne görüyorsun?”
---
Seraphine:
“Bir oda.”
---
Dean kaşlarını çattı.
---
Dean:
“Burada mı?”
---
Başımı yavaşça salladım.
---
Seraphine:
“Hayır.”
“Geçmişte.”
---
Dean birkaç saniye beni izledi.
Sonra silahını indirdi.
---
Dean:
“Tamam.”
“Bu sefer yalnız gitmiyorsun.”
---
Bu cümleyi duyduğum anda içimde garip bir sıcaklık oluştu. Çünkü Dean'in benimle geçmişe fiziksel olarak gelemeyeceğini biliyordum. Fakat onun söylediği şey başka bir anlama geliyordu. Ben geçmişin içine sürüklensem bile geri döndüğümde beni bekleyen birinin olacağını söylüyordu. Bütün bu hikâyede herkes benim kanımı, soyumu, kolyemi ve hatıralarımı konuşuyordu. Dean ise bana hâlâ insanmışım gibi davranıyordu. Belki de bu yüzden ona baktığımda korkum biraz azalıyordu. Elini tuttum. Parmakları benimkilerin arasına geçti. Tam o anda kolye yeniden parladı. Fakat bu kez yalnızca benim değil, Dean'in de elini aydınlattı. Beyaz ışık onun parmaklarından geçerek zemine düştü. Zeminde yeni bir sembol oluştu. Asterium'un üç halkası değildi. Dört halka da değildi. Ortasında iki insan figürü bulunan garip bir mühür vardı. Constantine onu gördüğü anda bana değil, Dean'e baktı.
---
Constantine:
“Bu mümkün değil.”
---
Dean:
“Bugün bunu kaçıncı kez söyledin?”
---
Constantine cevap vermedi.
---
Dean:
“Çünkü ben artık sayıyorum.”
---
Damon arkadan konuştu.
---
Damon:
“Ben de.”
---
Constantine diz çöktü ve sembole baktı.
---
Constantine:
“Bu mühür iki kişilik.”
---
Sam:
“İki kişilik mühür diye bir şey var mı?”
---
Constantine:
“Artık var.”
---
Dean bana baktı.
Ben de ona.
Ve o anda bunun sadece benim hikâyem olmadığını ilk kez gerçekten hissettim.
---
Arşivin diğer tarafında Charlie bilgisayarını açmış, Asterium'un eski kayıtlarını dijitalleştirmeye çalışıyordu. Sam yanında duruyor, tarihleri karşılaştırıyordu. Bonnie ve Rowena ise zemindeki sembolün büyüsel katmanlarını inceliyordu. Damon ve Stefan, eski vampir kayıtlarında Vesper ailesiyle ilgili bir bağlantı arıyordu. Elena, Livia'nın isminin geçtiği belgeleri ayırıyordu. Gabriel ise bir sandığın üzerine oturmuş, elindeki eski kitabın sayfalarını çeviriyordu. Bütün bu insanlar farklı dünyalardan gelmişti ve normal şartlarda aynı odada bulunmaları bile mümkün görünmüyordu. Fakat Asterium onları tek bir noktaya getirmişti. Bunun tesadüf olmadığı açıktı. Bu örgüt yalnızca Vesper ailesini takip etmemişti. Melekleri, vampirleri, cadıları, iblisleri ve avcıları da yıllar boyunca gözlemlemişti. Hatta bazı belgelerde isimlerin yanına tarih değil, “hatırlama seviyesi” yazılmıştı. Bazı isimlerin yanında sıfır vardı. Bazılarında bir. Bazılarında üç. Fakat Dean Winchester'ın adı geçtiğinde belge tamamen siyahtı. Üzerinde yalnızca tek bir kelime bulunuyordu.
BAĞLANTI.
Sam bunu görünce belgenin fotoğrafını çekti.
---
Sam:
“Dean.”
---
Dean ona döndü.
---
Dean:
“Ne?”
---
Sam belgeyi uzattı.
Dean birkaç saniye baktı.
---
Dean:
“Benim ismim neden burada?”
---
Constantine cevap vermeden önce Crowley konuştu.
---
Crowley:
“Çünkü sen onun hayatına sonradan girmedin.”
---
Dean'in yüzü sertleşti.
---
Dean:
“Ne demek istiyorsun?”
---
Crowley bakışlarını bana çevirdi.
---
Crowley:
“Daha önce de vardın.”
---
O cümleyle birlikte zihnimin içinde bir kapı açıldı.
---
FLASHBACK
Yıl 2008.
Ben küçüktüm.
Odamın penceresinin önünde oturuyordum.
Dışarıda kar yağıyordu.
Livia arkamdan gelmişti.
Fakat yalnız değildi.
Kapının yanında genç bir adam duruyordu.
Yüzünü tam seçemiyordum.
Sadece saçlarını.
Sadece ellerini.
Sadece üzerindeki koyu renk ceketi.
Adam bana bakıyordu.
Sonra Livia'nın kulağına eğilip bir şey söyledi.
---
Adam:
“Onu yine gördüm.”
---
Livia:
“Nerede?”
---
Adam:
“Rüyasında.”
---
Livia'nın yüzü bembeyaz oldu.
---
Livia:
“Kim?”
---
Adam bana baktı.
---
Adam:
“Avcı.”
---
Görüntü titredi.
Adamın yüzü bir anlığına netleşti.
Ben nefesimi tuttum.
Dean değildi.
Ama Dean'in yüzüne inanılmaz derecede benziyordu.
Sonra görüntü tamamen parçalandı.
---
Gözlerimi açtığımda Dean önümdeydi.
---
Dean:
“Ne gördün?”
---
Seraphine:
“Seni.”
---
Dean'in yüzündeki ifade değişti.
---
Dean:
“Beni mi?”
---
Başımı salladım.
---
Seraphine:
“2008.”
---
Sam hemen yaklaştı.
---
Sam:
“Dean 2008'de nerede olduğunu biliyor musun?”
---
Dean bir süre düşündü.
---
Dean:
“Hatırlıyorum.”
---
Sonra yüzü sertleşti.
---
Dean:
“Ama o zaman seni tanımıyordum.”
---
Constantine'in gözleri karardı.
---
Constantine:
“Belki de tanıyordun.”
---
Dean ona döndü.
---
Dean:
“Bunu açıklamak ister misin?”
---
Constantine cevap vermeden önce arşivin üst katından bir ses geldi.
Bir kapı çarptı.
Sonra bir başka kapı.
Sonra bütün mumlar söndü.
---
Castiel bir anda yanımızda belirdi.
İnsanların arasında olduğu için kanatları görünmüyordu. Fakat yüzündeki ifade, az önce bir şey hissettiğini anlatıyordu.
---
Castiel:
“Birisi geliyor.”
---
Damon:
“Kim?”
---
Castiel başını kapıya çevirdi.
---
Castiel:
“Bilmiyorum.”
---
Damon:
“Harika.”
---
Castiel:
“Fakat seni tanıyor.”
---
Damon'un yüzündeki gülümseme kayboldu.
---
Kapı açıldı.
Gelen kişi Mara Vane idi.
Elinde eski, siyah kaplı bir kitap vardı.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Yanında yaşlı bir kadın vardı.
Kadının saçları tamamen beyazdı. Üzerinde koyu renk bir elbise, boynunda ise Asterium sembolü bulunuyordu.
Mara bana baktı.
Sonra kadına.
---
Mara:
“Onu bulduk.”
---
Kadın bana baktı.
Gözlerinde korku yoktu.
Tanıma vardı.
---
Kadın:
“Seraphine.”
---
Seraphine:
“Siz kimsiniz?”
---
Kadın birkaç saniye sustu.
---
Kadın:
“Aurelia Vane.”
---
Mara başını eğdi.
---
Mara:
“Büyükannem.”
---
O an arşivin bütün atmosferi değişti.
Çünkü Aurelia'nın adını daha önce görmüştük.
2004 kayıtlarında.
Livia'nın yanında.
Elias'ın yanında.
Ve yüzü karalanmış adamın yanında.
Aurelia ağır adımlarla bana doğru geldi. Elini boynumdaki kolyeye uzatmadı. Yalnızca uzaktan baktı.
---
Aurelia:
“Bu kolye sana ait değil.”
---
Seraphine:
“Biliyorum.”
---
Aurelia başını salladı.
---
Aurelia:
“Hayır.”
“Bunu anlamadın.”
“Kolye sana ait değil.”
“Sen kolyeye aitsin.”
---
Dean hemen Aurelia'nın önüne geçti.
---
Dean:
“Bir adım daha atmayın.”
---
Aurelia Dean'e baktı.
Ve ilk kez yüzündeki ifade değişti.
---
Aurelia:
“Sen.”
---
Dean kaşlarını çattı.
---
Dean:
“Ben?”
---
Aurelia'nın gözleri doldu.
---
Aurelia:
“Senin burada olmaman gerekiyordu.”
---
Dean'in eli silahına gitti.
---
Dean:
“Bunu daha önce de duydum.”
---
Aurelia başını iki yana salladı.
---
Aurelia:
“Hayır.”
“Senin bu hikâyede hiç olmaman gerekiyordu.”
---
Sessizlik çöktü.
---
Aurelia masanın üzerindeki eski kitabı açtı.
Sayfaları çevirdi.
Sonra 2008 tarihli bir kayıt gösterdi.
Kayıtta iki isim vardı.
SERAPHINE VESPER
DEAN WINCHESTER
Altlarında ise tek bir cümle:
> “İki hatıra aynı anda uyandığında dördüncü mühür tamamlanacaktır.”
---
Dean belgeye baktı.
Sonra bana.
---
Dean:
“Demek mesele sadece sen değilsin.”
---
Seraphine:
“Ne demek istiyorsun?”
---
Dean elini tuttu.
---
Dean:
“Bizi aynı hikâyeye koymuşlar.”
---
O anda kolyem yeniden parladı.
Bu kez arşivin duvarlarında görüntüler belirmeye başladı.
---
FLASHBACK | 2004
Livia beni kucağında tutuyordu.
Elias odanın içinde yürüyordu.
Michael pencerenin yanında duruyordu.
Lucifer karanlıkta onları izliyordu.
Aurelia masanın başındaydı.
Ve karşılarında başka biri vardı.
Genç bir avcı.
Elinde silah vardı.
Yüzünü göremiyordum.
Fakat sesini duyabiliyordum.
---
Avcı:
“Çocuk mühür olmayacak.”
---
Livia:
“Biliyorum.”
---
Avcı:
“Peki ne olacak?”
---
Livia bana baktı.
---
Livia:
“Hatırlayan.”
---
Avcı başını eğdi.
---
Avcı:
“Peki diğer çocuk?”
---
Livia'nın yüzü değişti.
---
Livia:
“Onu da unutacak.”
---
Görüntü karardı.
---
Gözlerimi açtığımda Dean'in yüzünü gördüm.
---
Dean:
“İyi misin?”
---
Seraphine:
“İki çocuk vardı.”
---
Dean'in eli elimin üzerindeydi.
---
Seraphine:
“Biri bendim.”
---
Bir süre sustum.
---
Seraphine:
“Diğerinin kim olduğunu bilmiyorum.”
---
Tam o sırada Castiel konuştu.
---
Castiel:
“Ben biliyorum.”
---
Herkes ona döndü.
---
Castiel:
“Hatırlamıyorum.”
---
Dean:
“Bu ikisi aynı şey değil.”
---
Castiel başını salladı.
---
Castiel:
“Biliyorum.”
---
Sonra Castiel gözlerini kapattı.
Bir süre sessiz kaldı.
---
Castiel:
“Bir çocuk vardı.”
---
Seraphine:
“Kim?”
---
Castiel gözlerini açtı.
---
Castiel:
“Senin ikizin.”
---
O kelime odanın içinde yankılandı.
İkizin.
Benim hiç bilmediğim bir kardeşim.
Livia'nın hiç bahsetmediği bir çocuk.
Elias'ın kayıtlarında bulunmayan biri.
Asterium'un yıllarca sakladığı biri.
Ve dördüncü mühür.
---
O gece odama çıktığımda Dean de benimle geldi. Bu kez kapıyı kapattığımızda ikimiz de konuşmadık. Günlerdir taşıdığımız bütün sırlar artık odamızın içine kadar gelmişti. Dean yatağın kenarına oturdu. Ben karşısında durdum. Sonra yanına gittim. Elimi yüzüne koydum. O da bileğimi tuttu. Birbirimize baktık. Aramızdaki yakınlık bu kez yalnızca arzudan değil, korkudan da doğuyordu. Dean beni kendisine çekti. Öpüştük. Yavaş, uzun ve sessiz bir öpücüktü. Sonra alnını alnıma yasladı. Birbirimize sarıldık. Gece ilerledikçe konuşmalarımız fısıltılara dönüştü. Dünyanın geri kalanını birkaç saatliğine kapının dışında bıraktık. Aramızdaki yakınlık daha da derinleşti ve gecenin geri kalanını birlikte geçirdik. Sabah olduğunda ikimiz de hâlâ birbirimize sarılmış durumdaydık. Fakat huzur uzun sürmedi.
Çünkü kapı çaldı.
---
Damon:
“Uyandınız mı?”
---
Dean gözlerini açmadan cevap verdi.
---
Dean:
“Hayır.”
---
Damon:
“Yalan söylüyorsun.”
---
Dean:
“Git.”
---
Damon:
“Gidemem.”
Bir saniye sustu.
“Çünkü aşağıda Crowley ile Constantine kavga ediyor.”
---
Dean yatağın içinde doğruldu.
---
Dean:
“Neden?”
---
Damon:
“Biri dördüncü mührün cehennemle bağlantılı olduğunu söylüyor.”
“Diğeri büyüyle.”
---
Dean:
“Hangisi hangisi?”
---
Damon kapının ardından cevap verdi.
---
Damon:
“İkisi de diğerinin aptal olduğunu düşünüyor.”
---
Dean bana baktı.
---
Dean:
“Bazen bu evden nefret ediyorum.”
---
İstemeden güldüm.
---
Aşağı indiğimizde Crowley ve Constantine gerçekten tartışıyordu. Fakat bu kez mesele yalnızca dördüncü mühür değildi. Masanın üzerinde üç farklı belge vardı. Biri Asterium'a, biri cehenneme, biri de melek kayıtlarına aitti. Üç belgede de aynı isim geçiyordu.
Isolde Vesper.
Rowena üçüncü belgeyi kaldırdı.
---
Rowena:
“Bence sorun Isolde değil.”
---
Bonnie ona baktı.
---
Bonnie:
“Peki ne?”
---
Rowena bana baktı.
---
Rowena:
“Isolde'nin sakladığı şey.”
---
Sam belgeyi aldı.
---
Sam:
“Burada bir tarih var.”
---
Charlie:
“1763.”
---
Constantine başını kaldırdı.
---
Constantine:
“İlk unutma.”
---
Dean:
“Ne?”
---
Constantine masaya yaklaştı.
---
Constantine:
“1763'te Asterium bir çocuğu tarihten sildi.”
---
Seraphine:
“Kim?”
---
Constantine bana baktı.
---
Constantine:
“Bunu öğrenmek için bir sonraki kapıyı açmamız gerekiyor.”
---
Crowley araya girdi.
---
Crowley:
“Ve kapının yeri belli.”
---
Sam haritayı açtı.
---
Sam:
“Neresi?”
---
Crowley parmağını haritanın üzerindeki siyah noktaya koydu.
---
Crowley:
“Eski Asterium manastırı.”
---
Constantine'in yüzü sertleşti.
---
Constantine:
“Orası 200 yıl önce yakıldı.”
---
Crowley hafifçe gülümsedi.
---
Crowley:
“Yanlış.”
---
Bastonunu kaldırdı.
---
Crowley:
“Yakılan manastırdı.”
“Arşiv değil.”
---
Herkes sustu.
Dean bana baktı.
Ben de ona.
Çünkü artık nereye gideceğimiz belliydi.
Asterium'un kayıp arşivi.
Ve orada yalnızca Isolde'nin geçmişini değil...
Seraphine'in hiç bilmediği kardeşinin kim olduğunu da öğrenecektik.
Fakat ben o anda henüz bir şeyi bilmiyordum.
Asterium'un arşivinde beni bekleyen şey bir belge değildi.
Bir insan vardı.
Ve o insan...
beni benden daha iyi tanıyordu.

