Ela o geceden sonra uyumadı. Deftere yazmaya devam etti — her ayrıntıyı, her ismi, her tuhaflığı. Sayfalar doldukça, bir şeyin farkına vardı: yazdığı kelimeler, sabah tekrar okuduğunda hâlâ oradaydı. Silinmemişti. Sanki kâğıt, hafızanın ulaşamadığı bir sığınaktı.
Ertesi sabah okula gitti, gözleri torbalanmış, elleri hâlâ titriyordu. Sınıfa girdiğinde üç boş sıra vardı artık. Kimse fark etmiyordu. Öğretmen yoklamayı okurken, üç ismi hiç duraksamadan atladı — sanki cümlenin doğal bir parçasıymış gibi.
Teneffüste, okulun eski kanadına doğru yürüdü — artık kullanılmayan, sadece depo olarak tutulan bir bölüme. Kapı kilitliydi ama üzerinde bir tabela vardı: "Arşiv — Giriş Yasak."
Cebinden aldığı bir tokayla kilidi zorlamaya çalıştı, tam o sırada arkasından bir ses geldi.
"Ne yapıyorsun burada?"
Ela döndü. Okulun hizmetlisi, yaşlı bir adam, şüpheyle bakıyordu ona. Ama gözlerinde bir şey daha vardı — tanıdıklık, neredeyse endişe.
"Kayıtları arıyorum," dedi Ela, sesi titrek. "On iki yıl önce burada olanları."
Adamın yüzü değişti. Etrafına bakındı, sonra fısıldar gibi konuştu: "Sen de mi hatırlıyorsun? Çoğu kimse hatırlamaz artık."
Ela'nın kalbi hızlandı. "Siz... siz de biliyorsunuz?"
Adam başıyla onayladı, anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. "Ben o zaman buradaydım. Hizmetliydim, tıpkı şimdi olduğum gibi. Öğrenciler kayboluyordu, biri biri ardına. Kimse inanmadı bana, sonunda ben de unutmaya başladım — ama tam unutmadan önce, her şeyi buraya yazdım."
Arşivin içi tozlu kutular ve eski dosyalarla doluydu. Adam bir kutuyu çekip açtı, içinden sararmış bir defter çıkardı — Ela'nın kendi defterine şaşırtıcı derecede benziyordu.
"Bu nasıl oluyor?" diye sordu Ela, sesi zar zor çıkıyordu. "Neden bazılarımız hatırlıyor, bazılarımız unutuluyor?"
Yaşlı adam, defteri ona uzattı. "Çünkü bu bina bir şeyle besleniyor — hafızayla. Her yıl, kurbanlarını seçiyor. Ama bazılarımız, bir nedenle, dokunulmuyor. Belki çok inatçıyız, belki de zaten fazla şey kaybettik."
Ela deftere baktı. Sayfalarda, on iki yıl boyunca kaybolan onlarca isim vardı — her biri, aynı okulun öğrencisi.
"Nasıl durdurabiliriz?" diye sordu Ela, sesinde umut ve korku karışıktı.
Adam, gözlerini arşivin en derin köşesine çevirdi — kilitli, pas tutmuş demir bir kapıya. "Oranın ardında," dedi alçak sesle, "başladığı yer var. Ama oraya giren, hiç geri dönmedi."
Tam o anda, ışıklar yeniden titremeye başladı. Ela'nın telefonu, cebinde kendi kendine titredi — ekranı hiç dokunmadan açılmıştı bile.
Yaşlı adamın yüzü birden korkuyla doldu. "Geç kaldık," diye fısıldadı. "Fark ettiler seni."