Neva ve Sıla okula doğru yürüyordu. Sabah güneşi sokakları aydınlatıyor, öğrenciler gruplar halinde okula gidiyordu. Sıla yol boyunca durmadan konuşuyordu. Yeni öğretmenlerden, sınıflardan, arkadaşlarından bahsediyordu. Fakat Neva'nın zihni bambaşka bir yerdeydi.
Sıla'nın söylediklerinin neredeyse hiçbirini duymuyordu.
Tam o sırada eli istemsizce bileğine gitti.
Bileğinin iç kısmında siyah bir rakam vardı.
1
Sanki derisinin içine kazınmıştı. Silmeye çalıştı, tırnaklarıyla kazıdı ama çıkmadı. Daha önce orada olmadığından emindi.
"Bu da ne?" diye kendi kendine fısıldadı.
Okulun kapısına geldiklerinde kalabalık giderek arttı. Öğrenciler birbirleriyle konuşuyor, kahkahalar atıyordu. Sıla hâlâ heyecanla konuşmaya devam ediyordu ama Neva artık onu susturmak istiyordu.
İşte o anda bir çocuk dikkatini çekti.
Çocuk diğerlerinden farklıydı.
Kalabalığın içinde yürüyordu ama sanki oraya ait değilmiş gibiydi. Gözleri etrafı inceliyor, yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Aynı Neva gibi çevresine yabancıymış gibi davranıyordu.
Neva'nın kalbi hızlandı.
Benim gibi...
Hiç düşünmeden çocuğun yanına gitti.
"Hey," dedi. "Neden bu kadar garip davranıyorsun?"
Çocuk irkildi. Birkaç saniye boyunca Neva'ya baktı.
"Bir sorun yok," dedi kısa bir şekilde.
Ama sesindeki tedirginlik saklanamıyordu.
Neva hızlıca çocuğun bileğine baktı.
Ve nefesi kesildi.
Çocuğun bileğinde siyah bir sayı vardı.
2
Aynı kendi bileğindeki sayı gibi.
Neva yavaşça başını kaldırdı. Gözleri çocuğun gözleriyle buluştu.
"Sen de mi..." diye fısıldadı.
Çocuk bir adım geri çekildi.
Neva bileğini gösterdi.
"Sen de aynı nedenle mi buradasın?"
Çocuğun yüzündeki renk bir anda soldu. Çünkü ilk kez, bu dünyada yalnız olmadığını fark etmişti.