MÖ 327.
Yıllar geçmişti. İskender ile savaşlarda büyümüş, yüzlerimizdeki yara ve ellerimizdeki kılıçlarla dur durak bilmemiştik. Pers İmparatorluğu yıkılmıştı, buna rağmen İskender durmayı bilmiyordu. Onun bir hayali vardı çünkü, dünyanın sonuna gitmek.
"Doğudan devam edeceğiz." İskender'in bu sözü, kampta alışılmış bir sessizlik yarattı. Askerler yorgundu, evlerinden binlerce kilometre uzaktaydılar ve dönmek istiyorlardı. Ama İskender'in gözlerinde hâlâ aynı ateş yanıyordu. Dönmeyecekti. Pes etmezdi o, kendisine verdiği sözün bile arkasında dururdu.
Onu çadırında yalnız yakaladığımda, haritaların üzerinde yeni yollar çizerken görmüştüm. Çatıktı kaşları, gözleri yine düşüncelerle bürünmüştü. "Yine mi?"
Başını kaldırmadığı hâlde dudaklarında hafif bir kıvrılma oluştu. "Yine."
Hevesini kırmak istemesem de "İskender." diye seslendim. Masaya yaklaştığım esnada sanki yorgun ses tınımdan bir şeyler anlamış gibi çatık kaşlarıyla başını kaldırıp bana baktı. "İnsanlar seni seviyor."
"Biliyorum." dedi.
"Ama yoruldular."
Sonunda elini haritadan çekip odağını tamamen üzerime vermiş, uzun uzun gözlerime bakmıştı. "Sen de mi?"
"Ben.." hep dürüsttüm ona karşı, bu yüzden reddetmedim. "...yoruldum."
Mavilerinde kısa süreli bir hüzün belirirken elimi tutarak ikimizi de çadırdan dışarı çıkardı. Etraf serindi, kamp ateşleri biraz uzaktan parlıyordu.
Durmadı, nereye gittiyse tereddütsüz peşinden takip etmiştim. Bir tepenin başına geldiğimizde aşağıdaki on binlerce çadırı gösterdi bana. "Şu ışıkları görüyor musun?" Hafifçe salladım başımı.
"Her biri bana güvenen insanlar. Onları dünyanın sonuna götüreceğime söz verdim." Elimi daha sıkı tuttu. "Yarı yolda bırakamam."
Onun verdiği tüm sözleri tuttuğunu bildiğimden, "Biliyorum." dediğimde İskender bu kez bana döndü. "Ama seni de bırakmak istemiyorum." Bu dönütü beni güldürdü.
"Ben de sana bir söz vermiştim İskender."
"Hangi söz?"
"Dünyanın sonuna kadar birlikte gideceğiz."
Kıramadım o gün de onu. Çünkü İskender gerçekten istiyordu dünyanın sonuna gitmeyi. Yorgun olsam bile, peşinden giderdim.
...
Aylar sonra, Sogdiana'daydık. Dağların arasına kurulmuş kaleler, bitmeyen isyanlar ve zorlu kuşatmalar sonucu İskender'in almak için en çok çaba verdiği yerlerden biri olmuştu.
Bir gün, yüksek bir kalenin alınmasından sonra yerel soylular teslim oldu. Onlarla pek bir alakam olmazdı ancak aralarında genç bir kadın, Roxana... daha ilk gördüğüm anda olacakları hissetmişim gibi huzursuzlukla dolmuştum.
Kampın içinde fısıltılar dolaşmaya başlamıştı. Her ne kadar kulak asmak istemesem de, doğrusunu İskender'den duyana kadar inanmayacak olsam da birkaç dedikoduya maruz kalmıştım.
"Kral evlenecekmiş." diyordu biri. Sonra ortalık karışıyordu.
"Soylularla barış istiyor olmalı."
"Hepsi siyaset için."
"Roxana doğru kişi."
Gidip ona sormak istesem de bu kadar büyük bir dedikodunun yayılmasına onun zemin hazırladığını anladığım vakit, gitmemiştim. Aynı şeyleri bir de onun dudaklarından duymaya hazır hissetmemiş, bulduğum bir kayalığın orada akşama kadar oturmuştum.
O günün gecesinde yokluğumu fark eden İskender yanıma geldi. Saatlerce dolmayan gözlerim, onun gelmesini bekliyormuş gibi yanmaya başladı bir anda.
O da benim çıktığım kayaya oturdu. Aradan yarım saat geçti ama konuşmadım. İlk kez, sessizliği bölmek, diyeceklerini duymak istemedim.
Ve tam o esnada sesini duydum.
"Konuşmayacak mısın?" Sustum, yine sustum ama dayanamadım sonra. "Doğru mu?"
"Ney?" Biliyordu. Ama benden bunu söyleyecek cesareti göstermemi istiyordu.
"Evleneceğin, doğru mu?"
Masmavi gözleri zifiri karanlığı barındıran gökyüzüne çevrildiğinde "Muhtemelen." demişti. O bir kelime, boğazımın düğümlenmesine yetti. Hâlbuki reddetmesini ne çok isterdim.
"Anladım."
Daha fazla yanında kalmak istemedim. Ağlamama dayanamazdı, "Ağlama Hephaestion, gözyaşlarını görmeye gözlerim dayansa ruhum dayanmıyor." demişti bir keresinde. Ben onun güzel ruhuna kıyamazdım.
Ayağa kalkmak için hareketlendiğimde İskender kolumdan tuttu. "Bir şey söylemeyecek misin?"
O an İskender, ikinci kez kırdı kalbimi. Ne kadar yaralandığımı görüyordu, gözlerimdeki akmayı bekleyen yaşları görüyordu ama inatla benden bir onay bekliyordu.
"Ne söylememi istiyorsun?"
"Gerçeği."
Öfkeyle, hayatım boyunca ilk kez mavilerine hayranlık değil, öfkeyle baktım. "Gerçek mi?" sesim istemsizce titredi. "Gerçek şu ki.. senin yanında yürümeyi seçtim. Hiçbir zaman bir taç istemedim, bir unvan da istemedim."
"Biliyorum." dedi sadece. Devam etmemi istercesine gözlerime bakmasıyla derin bir nefes alıp dudaklarımdan geri verdim.
"Sadece.. beni unutmandan korkuyorum." Hayatına bensiz devam etmenden, gözlerini, sesini benden sakınmandan, saçlarına sevgiyle dokunamamaktan...
Eli yanağımı kavrayınca bana şöyle bir soru sordu, "Sana Mieza'da ne demiştim?" Cevap vermediğimde "Söyle." diyerek ısrar etti.
"Sen olmazsan gitmem, dedin."
Diğer elini de yanağıma getirerek gülümsemeye çalıştı. "Bir kadınla evlenebilirim." dedi alçak bir sesle. "Bir kraliçem olabilir." Gözlerim bir kez daha doldu. "Ama.. hayatımı paylaştığım kişi değişmeyecek." Alnını alnıma yaslamasıyla gözlerim kapanmıştı.
"İnsanlar bunu bilmeyecek." dediğimde cevabı, "Bilmek zorunda değiller." oldu. "Kalbim, kimin için attığını bilse yeter."
Bir süre sessiz kaldık ikimiz de. Sözleri tam anlamıyla içimi rahatlatmasa da onun nefesini solumak rahatlatıyordu. Dakikalar öncesine kıyasla daha iyi hissediyordum.
Biliyordum, İskender'in evliliği devletin geleceği için atılmış bir adımdı. Başka birini sevmesi şart değildi. Ama insanın kalbi, siyasetin kurallarına göre atmıyordu.
Sonunda derin bir nefes alıp alınlarımızı ayırdığımda güzel güzel bakmıştı gözlerime. "Bir şey isteyebilir miyim?" diye sorduğumda tereddütsüz "Her şeyi." dedi ve söyleyeceklerime dikkat kesildi.
"Ne olursa olsun.. beni senden uzaklaştırma."
Bu sözlerim gülümsetti onu, "Bunu ölüm bile başaramaz." diyerek kolunu kaldırdığında, ona doğru kayarak sarıldım. Tüm uzuvlarım saniyesinde gevşedi, göğsüm rahatladı.
Ona sarıldığımda sanki zaman durmuş gibiydi. Ses yoktu, görüntü yoktu. Sadece İskender vardı. Bu anın kıymetini bilmeliydim çünkü asıl sınavım şimdi ya da savaş meydanlarında olmayacaktı.
Bir gün gelecekti o sınav karşıma. Ve ben, yine İskender'in yanında olacaktım. Kısa bir süre sonra Roxana ile evlenmiş olsa bile, bırakmayacaktım onu.