Bölüm Şarkısı: Taylor Swift - Speak Now
'Odadaki herkeste dehşete kapılmış bakışlar var
Ama ben sadece sana bakıyorum.'
İyi okumalar bebekler 🤍
⏳
Üzerimdeki siyah elbisenin eteklerini düzeltirken bakışlarım aynadaki kendimdeydi. Saçlarımı düzleştirdiğim için kendimi ister istemez lisenin o karanlık günlerinde hissetmiştim. Her gün, istisnasız her gün saçlarımın yanmasını umursamadan erkenden kalkıp düzleştirdiğim saçlarım aynı o günlerki gibiydi.
Yüzüm oturmuştu ve makyaj yapmıştım. Belki de boyum bir tık daha uzamıştı ama hâlâ on yedi yaşındaki bendim. Sadece büyümüştüm o kadar.
Şimdiyse saçlarımı şirkette düzenlenen eğlence için düzleştirmiştim. Hem videoların izlenmesini hem de satışların artmasını kutluyorduk. Herkes bu işten memnundu, biz hariç. Evren'le olan soğukluğumuz tamamen yaşadıklarımız ve insanların dedikleri yüzündendi.
Her ne kadar onu rahatlatmaya çalışsam da cümlelerim kalbine dokunacak kadar gerçekçi değildi. Evren de bunun farkındaydı ve işler giderek daha da kötüleşiyordu.
Zil sesini duyduğumda bakışlarımı aynadan çekip kapıya doğru ilerledim. Evren gelmiş olmalıydı. Onunla beraber şirkete gidecektik.
Banyodan çıkıp evin çelik kapısına ulaştım ve kim olduğunu bildiğimden rahat bir şekilde kapıyı açtım ama kapıyı açmamla bir çift kolun beni sevgiyle sarması bir oldu. Dengem şaşarken kollarımı onun ince beline doladım ve şaşkınlığımla beraber dudaklarım aralanırken birkaç adım gerilemiştim.
Ayşenur bir anda üstüme atlamıştı!
"Ayşenur," dedim sesimdeki şaşkınlığı gizleyemezken. "Hayal mi görüyorum ben?"
"Hayır şapşal," dedi gülerek ve kollarını boynumdan çekip yüzüme baktım. "Sana sürpriz yapayım dedim. Nasılım ama?"
"Mükemmelsin," dedim ve tekrar ona sarıldım. Hiç itiraz etmeden beni tekrardan sardığında tanıdık sıcaklığı ve artık aynı olmayan kokusuyla karşılaştım. Kendimi uzun zaman sonra ilk defa sıcacık hissederken Ayşenur'un tatlı kıkırtıları da kulağıma doluyor, beni de gülümsetiyordu. Onu neredeyse bir yıl görmemiştim. En yakın arkadaşım başka şehirde olunca gerçekten hayat çekilmez oluyordu.
"Seni çok özledim," dedim sesim istemsizce boğuklaşırken. "Çok özledim Ayşenur."
"Ben de seni çok özledim." Kollarını benden tekrar çektiğinde gözleri dolmuştu. Birbirimize sulu gözlerle bakarken ilk o güldü. "Üf ağlatma beni be. Ağlamak istemiyorum ben."
"Tamam tamam ağlamıyorum," diyerek gözlerimi kırpıştırdım ve elini tuttuğum gibi onu salona doğru çekeledim. "Ne zaman geldin ve neden benim bundan haberim yok?"
"Bir saat kadar önce şehre indim, eşyalarımı annemlere bıraktım ve hemen buraya geldim. Söylemedim çünkü sürpriz yapmak istedim. Kötü mü yaptım?"
"Hayır tabii ki," dedim hızla. Beraber koltuğa oturduğumuzda ikimiz de gülümsüyorduk. İşte şimdi kendimi daha çok lisedeymişim gibi hissetmiştim. Ayşenur yanımdaydı, saçlarım düzdü ve gülümsüyordum. Daha ne isterdim ki?
"Sen bir yere mi gideceksin? Bu ne hal kızım?" Ayşenur beni baştan aşağıya süzerken bir yandan da beğendiğini gösterircesine dudağını büküyor, içli mırıltılar çıkartıyordu.
"Evren'le şirket eğlencesine gidecektik ama gitmesem de olur," dedim ve umursamaz bir şekilde omuz silktim. "Sen gelmişsin gidemem."
"Saçmalama o kadar hazırlanmışsın gideceksin." İtiraz kabul etmiyormuş gibi bana dik bakışlar attığında hiç gitmek istemesem de gitmek zorunda olduğumu bildiğimden derin nefes alıp üstelemeyi kestim. En azından Evren gelene kadar Ayşenur'la konuşabilirdim. Hem daha saat erkendi.
"Ne kadar kalacaksın?" diye sordum hemen. "Lütfen baya kal, özledim seni."
"Ağlarım sus." Ayşenur gözlerini elleriyle yelledi ve gülümsedi. Aslında çok duygusal biri sayılmazdı ama onun da dengesi şaşmış olmalıydı. "İki hafta buradayım. O iki hafta içinde senin bok gibi olan psikolojini düzeltip hayatına bakmanı sağlayacağım."
"Ben iyiyim," dedim kötü şeyleri şimdi konuşmayı bir kenara bırakarak. "Gerçekten iyiyim."
"Sen bunu anca o videolarına yorum yapanlara inandırabilirsin kızım. Ben seni tanıyorum ne saçmalıyorsun?"
"Anlatamayacağım çok şey var," dedim hemen pes ederken. Her insanın bir pes etme noktası varsa benim bu noktam Ayşenur'du. Onun bir bakışıyla akan çeşme gibi içimdeki her şeyi dökmeye başlıyordum. Serkan'ı ilk gördüğüm an da bu yüzden hemen ona gitmiştim. Büyük bir hataydı ama o zamanlar bilmiyordum bu yüzden kendimi suçlamayacaktım.
"Anlatabildiklerini anlatırsın," dedi ve boğazını temizledi. "Ama önce sana minik bir hediyem var. Depresyona girecek çok zamanınız var, birazcık mutlu olalım canım."
Ayşenur çantasından minik kırmızı bir kutu çıkartıp elime tutuşturduğunda kutunun siyah kurdelelerini inceleyip ona döndüm.
"Bana ne aldın ki?"
"Açınca görürsün. Hadi açsana."
Merakla kutuyu kucağıma bıraktım ve birbirine güzelce bağlanmış siyah kurdeleleri dikkatle söküp kutunun kapağını kaldırdım.
Ve gördüğüm şeyle dudaklarım istemsizce aralandı.
Minik bir çift beyaz patik.
"Ne?" diye bir nida döküldü dudaklarımdan ama o kadar güçsüzdü ki ben bile zor duymuştum. Bu yüzden tekrar konuştum. "Ne?"
"Patik."
"Kime?" diye saçma bir soru sordum.
Beynim bir anda kapanmış ve açma tuşu yoktu sanki. Bakışlarımı patikten çekip Ayşenur'un ıslak yüzüne çevirdiğimde güldü. "Sahibi karnımda teyzesi."
"Şaka yapmıyorsun değil mi?" dedim ve cevap vermesini beklemeden kutuyu koltuğa bırakarak tekrar ona sarıldım. Beynim bir şeyleri algılamaya başladığında gülüyordum. "Teyze mi oluyorum ben?"
"Evet!"
"Yani hamilesin?"
"Evet aptal, evet."
Bu sefer gözyaşlarımı tutmam imkansızdı. Hem hayatımın en boktan dönemine kendi kendimi sokmuştum hem de en yakın arkadaşımı bir yıl sonra canlı kanlı görüp hamile olduğunu öğrenmiştim. Gözyaşlarım sevinçten akarken bir yandan da hüzündendi biliyordum ama onu arkama saklayıp Ayşenur için sevindim.
"Çok sevindim şu an. Lisedeyken evlenmeyi bile düşünmüyordun ama şimdi hamilesin."
"Hayat işte," dedi ve burnunu çekti. "Sümüklerim saçlarına akmadan uzaklaş benden."
Gülerek kollarımı ondan çektim. "Kaç haftalık?"
"Henüz dokuz haftalık. Yolun başındayız anlayacağın. Eh artık teyzesi bizi sık sık seyahat etmek zorunda."
"Her zaman geleceğim," dedim ve boğazımı temizledim. Sesimin çatallı çıkması beni daha çok ağlatacaktı.
"İşte beklediğim cümleler."
Bir süre daha hamilelik ve teyze olmam hakkında konuştuk. Şu sıralar aldığım en güzel haberi tabii ki de büyütecek ve biraz da bunu kutlayacaktım.
Ayşenur'u da bizimle beraber şirket eğlencesine gelmek için ikna etmek istesem de yarın erkenden gelip benimle her şeyi konuşacağını söyleyerek yanımdan ayrıldı.
Neyse ki evlerimiz arasında birkaç sokak vardı.
Ayşenur'un gidişinin üzerinden on dakika geçti geçmedi Evren geldiğinde yüzümde minik bir tebessümle kapıyı açtım. Evren son zamanlarda görmeye alışık olduğum bir durgunlukla bana baktı.
"Selam?" dedim hâlâ ağladığım için sesim biraz boğuktu. Evren bunu hemen anlayıp düz ifadesini bozarak kaşlarını çattı.
"Ağladın mı sen?"
"Ayşenur geldi de," dedim tebessümümü genişleterek. "Öyle bir duygu patlaması yaşadım."
Evren kötü bir şey yüzünden ağlamadığımı anladığı an ifadesini düzeltti ve minik bir tebessüm yerleştirdi yüzüne. "Özlediğini söylüyordun, iyi olmuş."
"Evet. İçeri geçecek misin?"
Başını iki yana salladı. "Saat geçiyor, yola çıksak iyi olur."
"Tamam kabanımı ve çantamı alayım o zaman," diyerek onu kapı eşiğinde bıraktım ve odama gidip çantamla kabanımı alıp tekrar yanına döndüm. O da normal kıyafetlerine nazaran daha şık giyinmişti. Üzerinde cüssesini belli eden siyah bir gömlek vardı ve üç düğmesi açıktı. Göğsündeki dövmenin bir kısmı görünüyordu.
Altında da siyah bir kumaş pantolon vardı. İkimiz de siyahlara bürünmüştük ve ister istemez uyumlu olmuştuk. Evren'in beni incelediğini görsem de kıyafetim hakkında herhangi bir yorumda bulunmadı. O tanıdığım Evren artık tanımadığım biriydi sanki ve ben ona kızamıyordum çünkü bu benim eserimdi.
Beraber apartmandan ayrıldık ve arabasına ilerledik. Her ne kadar tanımadığım birine dönse de centilmendi ve arabanın kapısını benim için açmıştı. Ona tebessüm edip koltuğa oturdum ve kapıyı üzerime kapatmasına izin verdim. O arabanın önünde dolanırken ben de kemerimi takıp dikiz aynısından halime bakıyordum.
Evren de arabaya bindi ve kemerini taktığı gibi arabayı çalıştırdı.
"Nasılsın?" diye sordum sessizlik beni gererken.
"Her zamanki gibiyim. Sen?"
"İyiyim," dedim klasik bir yalan olarak. Evren normalde uzatırdı ve gerçek cümleyi duymak için beni konuşturmaya çalışırdı ama bu sefer bir şey demedi.
"Evren." Adını seslendiğimde yağmurlu bir gündeymiş gibi olan mavi gözlerini bana çevirdi. "Efendim Hilal?"
"Kötü müyüz?"
Direksiyonu tutan eliyle direksiyonda ritim tutmaya başlarken boştaki eliyle de saçlarını karıştırıp bakışlarını tekrar yola çevirdi. Keskin çenesi, birkaç günlük kirli sakalı ve kalkık burnuyla çoğu kızı kendine aşık edecek kadar yakışıklıydı. Normalde gülümseyen dudakları düz bir çizgi halinde olsa da bakışlarındaki sıcaklığa kırağı düşmüş olsa da yakışıklıydı.
"Bilmem Hilal, sen cevap ver. Kötü müyüz?"
Topu bana atmasıyla bakışlarımı yola çevirdim. "Evet kötüyüz. Daha doğrusu sen kötüsün, ben de neden kötü olduğunu anlamaya çalışıyorum."
"Biliyorsun, anlamaya çalışmıyorsun ki." Sesi sertti ve kelimeleri de freni patlamış bir arabanın yokuştan aşağıya inmesi gibi hızlı, acımasızdı.
"Benden ne istiyorsun?" dedim birden. "Senin yanında olmaya çalışıyorum. Seninle olmaya çalışıyorum. Daha ne yapayım?"
Evren alayla gülüp saçları arasında gezdirdiği elini de direksiyona yerleştirip gaza biraz daha abandı. Araba hızlanırken sırtım istemsizce koltuğa yapışmış ve bakışlarım ona dönmüştü.
"Senden tek bir şey istedim ben," dedi yağmurlu bir gece gibi koyu mavi gözlerini bana çevirip kısaca bakarken. "Dürüst olmak çok mu zor Hilal? Hadi beni bırak da kendini de kandırıyorsun anasını satayım. İkimiz de biliyoruz beni sevmediğini, neden zorluyorsun? Neden yanımdaymış gibi yapıyorsun?"
"Seninle olmak istiyorum."
"Yalan amına koyayım," dedi birden. Evren'i daha önce küfür ederken duymadığım için şaşkınlığım yüzüme yansıdı ve dudaklarım aralandı. Arabanın hızı biraz daha artarken Evren'in çenesini sıktığını net bir şekilde görebiliyordum.
"Benimle olmak istiyormuş gibi yapıyorsun çünkü kaçıyorsun. Olmak istemiyorsun sadece senin kaçacak en iyi noktan benim. Seni sevdiğimi söylemeseydim bana kaçmayacaktın çünkü sen sevilmek, ilgi görmek istiyordun. Ben de sana o ilgiyi verdim."
"Böyle mi düşünüyorsun?"
"Gerçekler bunlar," dedi sesini biraz yükselterek. "Kendini kandırmandan nefret ediyorum. Şu aptal video işi olmadan önce bana aşık olacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Sen bana hiçbir zaman aşık olmayacaksın ve sen de bunu bal gibi biliyorsun ama çocukluğun yüzünden bilmiyormuş gibi yapıp beni kullanıyorsun."
Evren bütün zehrini hiç düşünmeden arabanın içindeyken dökerken kalbim bir kuşun kanatlarını çırpışı gibi hızla ve acıyla çarpıyordu. Az önce mutluluktan ağlayan ben şimdi gözyaşlarımı yediğim cümleler için akıtmak istiyordum.
Ama akıtmadım ve başımı dik tuttum.
"Denedim tamam mı?" dedim bir anda. "Senin mükemmel biri olduğunu biliyordum bu yüzden denedim. Hayalimdekinden bile daha mükemmel birisisin ama olmuyor, Evren. Seni benimle tatlı tatlı konuşan ve beraber kahve içebileceğimiz arkadaşım olarak görüyorum. Kalbimde bir sıcaklık hissedemedim, denedim ama olmadı."
"Güzel," dedi sesi hiç duymadığım kadar soğukken. "Dürüst ol böyle."
"Özür dil-"
"Dileme." Sözümü kesti ve arabanın hızını yavaşlattı. "Senden özür bile istemiyorum Hilal."
"Evren..." dedim kısık sesle. Onu kaybedeceğimi biliyordum ama bencil yanım hâlâ arkadaşım olsun diye çabalamak istiyordu.
"Oyun alanımıza geldik." Evren arabayı park edip kemerini söktü. "Hadi sevgilim, bizi bekliyorlardır."
Buz gibi sesiyle sevgilim derken adeta buzun sivri uçlarını kalbime batırıyordu. Utançla başımı eğdim ve yok olmayı diledim.
Yok olmayı hak ediyordum.
Ne zamandan beri bu kadar kötü olabilmiştim? Ne zamandan beri kendi hislerim herkesin önünde olmuştu? Ne zamandan beri başkalarının hisleriyle oynamaya başlamıştım?
Evren haklıydı. Hem de her dediğinde. Ben onu kullanmıştım. Kaçacak bir nokta olarak görmüş, bana olan sevgisiyle kendimi iyileştirmeye çalışmıştım. Hem de ona hiçbir şey vermeyerek...
Aslında Serkan'ın bana yaptıklarından bile daha kötüsünü yapmıştım ona. Serkan en azından hiç umut vermemişti bana ama ben Evren'e umut vermiştim.
Başım yerdeyken arabadan indim ve Evren'in sıcak eli buz gibi elimi bulduğunda bile başımı kaldırıp ona bakmadım. Otomatiğe alınmış bir robot gibi onun adımlarına yetişerek ilerledim şirkette. Süslenmiş katlara bakmadım bile.
Tek düşündüğüm iğrenç biri olmamdı.
"Ah sonunda!" Selenay Hanım'ın gülümseyerek bize doğru ilerlediğini fark ettiğimde bakışlarımı yerden çekip ona baktım. Evren'e bakacak yüzüm yoktu ama gülümsediğini fark ettim.
"Hoş geldiniz gençler," dedi bizimle kısaca sarılırken. "Ne güzel olmuşsunuz böyle."
"Teşekkürler," dedi Evren düz bir tonla. "Siz de çok güzel olmuşsunuz."
"Ne centilmen değil mi Hilal?"
Konuşmaya hakkım yoktu ama konuştum. "Öyle."
"Serkan ve Kumsal'ın masasına geçebilirsiniz. Sonra tekrar konuşuruz," diyerek yanımızdan ayrıldığında hiç istemediğim o masaya ilerlemeye başladık.
"Acı çekiyor olmalısın," dedi Evren mırıltıyla. "Sevdiğin adamı gülerken gördüğün için."
"Evren..." dedim acıyla.
"Ben seni anlıyorum, Hilal. Hissettiklerini, düşüncelerini anlayabiliyorum ve anlamaktan nefret ediyorum ama ben de böyleyim işte. Sadece sana kızıyorum çünkü şu aptal video işine bile onun için girmişken benimle olman sinirimi bozuyor. Sana kızıyorum çünkü kaçmaktan başka bir şey yapmıyorsun. Sana kızıyorum çünkü beni kandırdın."
Daha diyeceği çok şey vardı belki de ama masaya gelince susmak zorunda kaldı. Yüzüm nasıldı bilmiyordum ama kendimi gülümsemeye zorlamak bile çok zordu. Nefes alamıyormuş gibi hissederken Kumsal ve Serkan'ın gülüşleri biz masaya geldiğimizde sustu.
"Selam," dedi Kumsal neşeyle Evren'e doğru. Evren de ona sıcak bir şekilde karşılık verdiğinde bakışlarım masamız dışındaki herhangi bir masada geziniyordu.
Yok olmak istiyordum.
Kendimi terastan atmalıydım.
Serkan'la aylar önce yaptığımız konuşmayı hatırladım. O atlasa ben üzülürdüm de ben atlasam artık o üzülmedi, biliyordum.
Kumsal'a bakışı çok güzeldi.
Ve ben burada hâlâ onu düşünüyordum. Aptal ben...
"Öncelikle hoş geldiniz." Şirketin özlük işlerinden sorumlu olan kadın konuşma yapmak üzere hepimizin görebileceği bir noktaya geçtiğinde bütün konuşanlar sessizliğe bürünmüş, fısıltılar dahi yok olmuştu. Bakışlarımı masalardaki insanların yüzlerinden alıp turuncu elbisesiyle bütün ilgiyi kendine toplayan kadına baktım. "Bu organizasyon şirketimizin başarısı için düzenlendi. Biliyorsunuz ki son bir yıldır gerilemeye başlamıştık ama bu iki ay içinde ilk defa yükselişe geçtik. Sosyal medya hesaplarımız açıldı. Videolar çekilmeye, içerikler üretilmeye başlandı. Hepinizin çabaları için çok teşekkür ederiz."
Herkes kısaca kadını alkışladığında tebessümüyle bize baktı.
"Bu alkışlar tabii ki sosyal medya hesaplarımızın yüzü olan ve iki aydır aralıksız, hayatlarını bir kenara bırakıp çalışan iş arkadaşlarımız Hilal ve Kumsal Hanım; Serkan ve Evren Bey için. Kısaca konuşma yapmak isteyen var mı aranızda?"
Herkesin bakışları bizim masaya döndüğünde kimse birbirine bakmasa da herkes gergindi. Benim aklım artık yerinde olmadığından zoraki gülümsemem dışında herhangi bir tepki vermedim. Zaten toplulukta konuşamazdım. Anca yüzümü ve tepkilerimi göremeyen insanların arasında konuşurdum.
Şimdi konuşmaya yüzüm de yoktu. Ne diyecektim ki? Evren'i üzeceğimi bile bile onunla sevgilicilik oynuyoruz mu diyecektim? Neye teşekkür edecek, neye mutlu olduğumu söyleyecektim? Benim için her şey fırtınalı bir günde dağılmış bir park gibiydi. Geriye toprak parçaları ve çamurlar kalmıştı sadece.
Ve ben bunları övemezdim.
"Konuşacak biri yok mu gençler?" diye sordu Selinay Hanım bütün dikkatiyle bizi tek tek incelerken. Yüzüm olmasa da Evren'e baktım. Evren, masanın üzerindeki kokteyli tek dikişte içerken konuşma yapmayacağı net bir şekilde belliydi.
Çaktırmadan Kumsal'a baktım. O konuşmayı seviyordu, bunu yapabilirdi ama o da Serkan'a bir umut bakıyordu.
İşte o an Serkan'a bakışlarım kaydı.
"Ben yaparım," dedi Serkan sanki bakışlarımı hissetmiş gibi hızla konuşurken.
"Serkan Bey'e büyük bir alkış."
Bütün alkışlar Serkan için yükselirken Serkan üzerindeki lacivert ceketin önünü ilikledi ve hızlı adımlarla turuncu elbiseli kadının yanına ilerledi.
Bakışları masalara ayrılmış iş arkadaşlarında gezinirken yüzünde iş hayatında gördüğüm bir ciddiyet vardı. "Öncelikle herkese merhaba. Ben Serkan, Serkan Yılmaz. Çoğunuz beni tanıyorsunuz ama bazılarınızla tanışmadık, kendimi tanıtayım dedim."
Serkan birkaç saniye sustu ve ellerini hafifçe vurup derin nefes aldı. "İşimi seviyorum. Pazarlama birimini seviyorum. Şirkette olmayı, bir şeyler üretmeyi ve yeni şeyler için kafa yormayı seviyorum bu yüzden başta hiç video işine katılmayacaktım. Ama şu an buradayım ve video çekip duruyorum."
Bakışları kısa bir saniyeliğine bana döndü. Kalbim acıyla teklediğinde bakışlarımı ondan çektim.
"Yanlış mı yaptım yoksa doğru mu yaptım bilmiyorum sadece elimden gelenin fazlasını yapıyorum. Kumsal'la video çekerken çok eğleniyorum. Beraber bir sürü gülünç anımız oldu. İleride hatırlayıp güleceğimiz bir çok anı." Bakışları arkamda kalan Kumsal'a döndüğünde bize doğru adımladı. "Kumsal'la kendim gibiyim. Kötü günlerimde bana güneşi hissettirdi."
Ben zaten yağmurlu bir gündüm. Tanıştığımız o gün.
Ve her şeyi paramparça ettiğimiz.
Bizim masaya kadar geldiğinde Kumsal'a elini uzattı. Kumsal'ın yüzündeki şaşkınlıktan hiçbir şeyi anlayamadığı belliydi. Herkes bizim masaya ve özellikle Serkan ve Kumsal'a bakarken onları izlemeyen tek kişi bittikçe yenisi gelen kokteylini içen Evren'di. O bu dünyada değil gibiydi.
Kumsal'ın elini tutarak herkesin görebileceği bir noktaya çektiğinde boğazımın kuruduğunu hissederek masadaki bardaklara baktım ama hepsi boştu.
Evren'in parmakları arasında tuttuğu hariç.
Evren, bakışlarımı hissetmiş olacak ki elindeki bardaktan bir yudum daha almadan yarısı içinde duran kokteyli bana doğru ittirdi. "İçebilirsin, ihtiyacın vardır."
Her kelimesi sivri buzdu ya da ben öyle algılıyordum.
Kokteylden bir yudum aldığımda Serkan konuşmaya devam etti.
"Yanımda olduğun için çok teşekkür ederim. Benimle güldüğün, aklıma kötü bir şey getirmediğin için de teşekkür ederim. Sen başıma gelecek en güzel partnersin."
Evren artık masaya bakmaktan vazgeçip gösteri izlermiş gibi Serkan ve Kumsal'ı izlemeye başladı.
"Serkan da senden," dedi fısıltıyla. "O da aynı şeyi yapıyor."
"O Kumsal'ı seviyor."
Evren alayla güldü ve dudaklarını birbirine bastırdı.
"Hilal," dedi Serkan ve bakışlarım ona döndü ama Serkan bana değil de Kumsal'a bakıyordu.
Herkesin bakışları bana döndü. Kalbimin gümbürtüsünü Evren bile duyuyor olmalıydı. Şirkette çalışan çoğu kişi bir bana bir Serkan'a bakarken Serkan daha Kumsal'a benim adımla seslendiğinden bile bir haberdi. Kumsal'ın yüzünü göremesem de kötü hissettiğini tahmin ediyordum.
"Sence Kumsal'ı sevse ona senin adınla mı seslenirdi Hilal?" dedi Evren kolunu masaya yaslayıp bana doğru kayarken.
Bu sefer susan bendim çünkü Serkan konuşmamı sonsuza kadar durduracak bir soru yöneltti Kumsal'a.
"Benimle evlenir misin?"
Serkan, Kumsal'ın önünde diz çöküp ceketinin cebinden çıkarttığı minik siyah kutuyu açtı. Herkes bana bakıyordu, ben ise Serkan'a...
Hâlâ adımı söylediğinden bir haberdi.
Karnıma yumruk yemişim gibi hissederken dengem mi şaşmıştı yoksa ellerim mi terlemişti bilmiyordum ama parmaklarım arasında sıkı sıkıya tuttuğum kokteyl bardağı kayıp gitmiş, yeri boylamıştı.
Bardak ayağımın dibinde onlarca parçaya ayrılırken asıl parçalanan bardak mıydı yoksa ben miydim kestiremiyordum. Tek bildiğim bunu hak ettiğimdi.
İşte o an Serkan'ın bakışları hızla bana döndü ve başıma bir şey gelse koşarak yanıma gelecekmiş gibi tedirgin bir şekilde bana baktı.
Herkes bana bakıyordu.
Bense Serkan'a bakmaya devam ediyordum.
"Evet," dedi Kumsal ve bütün bakışlar ona çevirdi.
Benim spot ışığım söndü ve bundan fırsat bilip çantamı masadan aldığım gibi kimse görmeden onlardan uzaklaşmaya başladım.
Kumsal ona benim adımla seslenen Serkan'a evet demişti.
Serkan benim adımı kullanarak ona evlenme teklifi etmişti.
Hem de herkesin önünde...
Herkes bana bakarken.
Ve ben tek bir şey deyip bu anı bile bozamamıştım.
⏳