İçeriğe geç

Unutama Beni

Bölüm 26 · 19 dk okuma

Unutama Beni

Bölüm 26

25 | O gece

⏳

"Nereye gidiyoruz?" diye sorduğumda Serkan dudağını büküp omuzlarını yukarıya kaydırarak bilmediğini belli edercesine bana baktı. "Hiçbir fikrim yok. Aslında gördüğüm ilk restorana girmeyi planlıyordum. Eminim hepsi güzeldir."

Gülüp başımı iki yana sallayarak bakışlarımı yola çevirdim. Aslında normal bir şekilde tanışsak gerçekten de anlaşabileceğimizi anlamıştım. Bana uyuz gelen hareketleri şu an gözüme batmıyor hatta onu tatlı bile gösteriyordu. Lisedeyken hülyalı bir şekilde izlediğim ve onun başka kızlara yaptığı davranışları şu an bana yapıyordu. Her şeyi geride bırakınca bu beni mutlu ediyordu.

Ama birkaç saatliğine geri plana attığım şeyler kalbimin kapakçıklarını döverek kırgınlıklarını belli etmek için adeta çırpınıyorlardı. Onları göz ardı ederken kendimi de göz ardı ettiğimi düşünmeden edemiyordum.

Yine de arabanın içinde bilindik şarkılar eşliğinde tatil beldesinin sokaklarında, camdan içeriye girip saçlarımı karıştıran rüzgarla ve yanımdaki Serkan'la olmak güzeldi. İlk ve sondu ama güzeldi işte.

"Şurası güzele benziyor," dedim deniz manzarası olduğunu belli edercesine kıyıya yapılmış beyaz ve maviyle süslenmiş binayı işaret ederken.

"O zaman oraya gidelim." Serkan, arabayı biraz yavaşlattığında telefonuma düşen bildirimle bakışlarımı yoldan çekip telefona çevirdim. Evren'den gelen mesajla onu resmen unuttuğumu fark edip alt dudağımı dişlemiştim.

Evren'i nasıl unutabilirdim? Tatile çıktığımız andan itibaren aklıma bir kere bile gelmemişti.

Evren: Tatil nasıl geçiyor güzellik?

Hilal: Tatil gibi geçiyor

Evren: Bu bir cevap olmadı ama neyse

Evren: Videoyu çektiniz mi?

Hilal: Evet bu sabah çektik ve gerçekten berbat oldu

Evren: O kadar mı kötüydü ya?

Hilal: İtiraf etmem gerekirse gün doğumu videosu o kadar kötü değildi sonuçta ikimiz de birbirimizi tanımıyor gibi yapıyorduk ki tanımıyoruz da zaten

Hilal: Ama ikinci video kelimenin tam anlamıyla fiyaskoydu

Evren: O zaman bizim çekeceğimiz videonun kazanma şansı var hâlâ?

Hilal: Deli misin?

Hilal: Biz kazanacağız zaten Evren

Hilal: Siz ne yaptınız Kumsal'la?

Evren: Biz de gün batımı videosu çekmek için buluştuk bugün

Evren: Henüz çekmedik ama çekince atarım istersen

Hilal: Yok ya atma hiç

"Hilal?" Serkan'ın sesiyle Evren'in yazıyor oluşunu önemsemeden telefonumu bir anda kilitledim ve Serkan'a çevirdim bakışlarımı. Arabayı çoktan park etmiş ve mavi gözlerini merakla yüzüme dikmişti.

"Geldik mi?" diye sorduğumda başını salladı. "Yaklaşık üç dakika önce geldik."

"O zaman yemek yiyelim. Çok acıktım!" Kemerimi söküp arabadan ineceğim an Serkan'ın adımı tekrardan seslenmesiyle bakışlarımı ona çevirdim. "Bir şey mi oldu?"

"Evren'le mi konuşuyordun?"

Derin bir nefes alarak onunla inatlaşmamam gerektiğini kendime hatırlattım. "Nereden anladın?"

"Hiç, hissettim diyelim," dedi ve arabadan indi. Arkasından birçok soru işaretiyle kaldıktan sonra ben de peşinden arabadan indim ve beraber restorana doğru ilerlemeye başladık. Serkan'ın soracak bir sorusu varmış da soramıyormuş gibi kaçamak bakışları ve dudaklarını aralayıp kapatması tabii ki dikkatimden kaçmamıştı. Evren hakkında bir soru soracaktı, bu kesindi ama kendiyle savaşını henüz kazanıp da bana soramıyordu.

Evren'i kıskanıyor olabilir mi?

İşte buna gülerdim çünkü o Serkan'dı. Serkan'ın Evren'i kıskanması saçmalıktı. Hele ki beni kıskanması... Bunu liseli ben bile hayal edemezdim.

Garsonun gösterdiği deniz manzaralı terastaki bir masaya oturduğumuzda sipariş işini Serkan'a bırakmış ve Evren'in mesajına bakmıştım.

Evren: Tamam güzellik

Evren: Sensiz buralar çok sıkıcı :/

Hilal: Yarın akşam geliyorum

Evren: Yine de seni anca Pazartesi görecek olmak beni üzüyor

Son mesajını bildirim kısmından okudum ama cevap vermedim, veremedim. Ne diyeceğimi bilmiyordum ve kendimi kötü hissediyordum. Evren'in mükemmel biri olduğunu bilerek ona karşılık veremiyor olmak beni gerçekten de yaralıyordu. Ona beni beklememesi gerektiğini söylemiştim çünkü onu sevebileceğimden emin değildim. Aşkın bir anda olacağını düşünüyordum ve o bir an Evren'de olmamıştı. Belki de sonradan olurdu ama hiç olacakmış gibi hissetmiyordum.

Telefonumun ekranını kapatıp ters çevirerek masanın üzerine koydum ve bakışlarımı Serkan'ın yüzüne çevirdim. Ellerini birbirine kenetlemiş, çenesini de ellerinin üstüne dayamış bir şekilde denizi izliyordu. Sarı saçları gün batımında daha bir farklı parlarken dudaklarımda kendiliğinden beliren bir tebessüm oluştu. Nedeni yoktu, sadece onu böyle izlemek iyi hissettirmişti o kadar.

Ama bu kötü bir şeydi. Olmaması gerekiyordu.

Bakışlarım Serkan'ın gümüş rengindeki küpesine takıldı. Acaba ne zaman deldirmişti kulağını? Liseden mezun olurken yoktu bundan emindim ama soramazdım da.

Rakı sofrası denilen masamız kurulana kadar sessizce denizi ve Serkan'ı izledim. Ben denize bakarken o bana bakıyor, ben ona bakarken o da denizi izliyordu. Kendi aramızda sözsüz bir düzen oluşturmuştuk ve bu komikti. Ben ona bakarken geçmişi ve şimdimizi düşünüyorken o bana bakarken ne düşünüyordu acaba? Muhtemelen ondan neden nefret ettiğimi anlamaya çalışıyordu. Sonuçta bana nedenini bulacağını söylemişti.

Acaba cidden bulabilir miydi?

Balığımdan yerken Serkan rakı şişesini alıp minik bir bardağın içine biraz döktü. "Daha önce rakı içmediğin için su katmamız daha iyi olur."

"Sen de çabuk sarhoş olmuyor muydun?" dedim bilmiyormuş gibi ama bunu da biliyordum. Aslında onun dediği ve yaptığı her şeyi zihnimin duvarlarına kazımışım gibi net biliyordum.

"Evet ben de kendiminkine su katacağım. Gecenin sonunda hatırlamayacağım aptal saptal şeyler yapmamak için az içmem en iyisi."

Gülüp bana uzattığı bardağı aldım ve bulanık sıvıya baktım. Şimdiden hiç iyi şeyler olmayacakmış gibiydi çünkü ben de sarhoşken pek çok şeyi hatırlamıyordum sadece Serkan bunu bilmiyordu, o kadar.

"Dışarıdan hiç de sarhoş olacakmışsın gibi görünmüyorsun. Hatta şu her gece eğlenceye giden tipler olur ya, onlara benziyorsun." Serkan hakkındaki bir düşüncemi belli etmem Serkan'ı şaşırtmış olmalı ki kendi bardağına su doldururken bakışlarını yüzüme çevirdi.

"Dışarıdan başka nasıl görünüyorum?"

Bir cevap vermedi ama merakla onun hakkında iddialarda bulunmam için bana baktı. Kendi bardağını da doldurup eline aldığında bana doğru yaklaştırmış ve ben de onun bardağına hafifçe vurup bardağı dudaklarıma doğru yaklaştırmıştım.

Tek dikişte içmek istesem de bir yudum alıp yüzümü buruşturmam bir olmuştu. "Acı, çok acı..."

Serkan güldü. "Hepsini içseydin bütün vücudun yanardı. İşte o zaman acıyı görürdün."

Ona gözlerimi kısarak baktım ve az önceki sorusuna ithafen konuştum. "Uyuz, sinir bozucu ve ukala."

"Hmm kartlarını açıyorsun bakıyorum, sevindim." Serkan bardağındaki rakıdan kalan az bir şeyi de içtiğinde balığıma dönüp bir parça koparttım ve yavaşça onu yedim. O sırada Serkan da kendisine tekrardan rakı-su karşımını yapmıştı.

"Seni ilk gördüğümde," seni yıllar sonra ilk kez gördüğümde, "...özür bile dilemeyi bilmeyen, kendini hepimizden üst gören patron bozuntusu sanmıştım."

Serkan derin bir nefes aldı. "O günkü yaptığım gerçekten eşeklikti, kabul ediyorum. Acelem vardı ve ben bu sıcakta birinin sıcak kahve içeceğini düşünememiştim."

"Önemli olan yanmam değil," dedim ve rakımdan bir yudum daha alıp yüzümü buruşturdum. Yine de içecektim çünkü bu an bir daha asla yaşanmazdı. İlk ve sondu, hissediyordum. Hayır, biliyordum. "Önemli olan nezaketti Serkan ve seninle karşılaşmamız hiç hoş olmamıştı."

"Haklısın," diyerek başını salladı. "Yaptığımı savunamam zaten. Yine de tek sorunumuz cidden üzerine kahve dökmem mi Hilal? Bu konuda hesaplaştığımızı sanıyordum."

Değildi ve bunun farkındaydı. Bulmak için uğraşacağını mavi gözlerindeki parıltılardan anlıyordum.

"Konu kahveden çok daha fazla ama bunu konuşmak istemiyorum." Rakı bardağımdaki yarıdan fazla rakıyı bir anda diktiğimde Serkan'ın yüzünü buruşturması eşliğinde dudaklarımdaki rakıyı dilimle aldım. Dediği gibi önce boğazım sonra da yanaklarım, kulaklarım ve en son bütün vücudumun yandığını hissediyordum.

"Gece şimdiden renklenmeye başladı," dedi Serkan ve derin nefes aldı. "Gecenin sonunda beni öldürmezsin değil mi?"

"Söz veremem," dediğimde mavi gözlerindeki korkuyu görüp güldüm. "Öldürmem Serkan."

Öldürmekten daha kötü bir şey yapabilirdim, bilmiyordum. Kendime en güvenmediğim an, Serkan'la en yakın olduğum bu andı çünkü aramızdaki engelleri aşmış, yan yana gelebilmiştik. Ona kötü bakışlarım ya da sert cümlelerimin hepsi bir nevi benim kendimi koruma şeklimdi ama kalkanım şu an yoktu. Savunmasız bir şekilde bana parlayan gökyüzünden bile mavi gözleriyle bakıyordu.

"İşini seviyor musun?" diye bir soru dudaklarımdan çıktığında Serkan'ın bakışlarındaki parıltının arttığını hissettim. Sevdiğini buradan anlayabiliyordum ama meraklı bakışlarımı onun yüzünden çekemiyordum.

Boşalmış rakı bardağımı ona uzattığımda parmak uçları, parmaklarımın üzerine değdi ve aynı şirketteki o toplantı salonundaki gibi elektrik çarptı. İkimiz de ellerimizi çektiğimizde Serkan bardağımı almış ve önüne bırakmıştı.

Bence bu bir işaretti. Olmamız gerektiğinin işareti...

"Yine seni çarptım," dedi mahçup bir ifadeyle. Dirseklerimi masanın üzerine koyup yüzümü de avuçlarıma yaslayarak ona baktım.

"Beni ilk çarpışın değil," dedim gözlerinin içine bakarken. O ne anladı bilemiyordum ama ben toplantı salonundan bahsetmiyordum. Yıllar önceki benden bahsediyordum.

"Üzgünüm." Rakıyı koyarken dudaklarını birbirine bastırıp başka bir şey demeden bardağın yarısına kadar rakı doldurdu ve az önceki sorumu cevapladı. "İşimi seviyorum. Başta şirket insanı olmadığımı düşünüyordum çünkü eğlenmeyi çok seven biriyim. Ciddi de sayılmam ama yıllar içinde ortamına göre nasıl davranmam gerektiğini çözdüm. Pazarlama birimi benim her şeyim."

"Yani şirketten ayrılırsan üzüleceksin."

"Üzülürüm tabii," dedi ve derin nefes alıp suyu da doldurduktan sonra bardağımı önüme bıraktı. "Sonuçta birkaç yıldır çalıştığım işim ve epey emek verdim ama seninle bir iddiaya girdim. Sonucu benim için kötü olursa işten ayrılmayı göze aldım."

"Sevdiğin bir şeyi bırakmak çok zor," dedim bakışlarımı rakı bardağına çevirip dudaklarımı ıslatırken. "Ama bazen de gerekli."

"Konunun şirket olduğundan emin miyiz ya?" Serkan'ın kinayeli sesiyle bardağı alıp küçük bir yudum içtim ve omuz silktim. "Bilmem."

"Bu gece seni konuşturacağım." Arkasına yaslanıp rakısından büyük bir yudum aldı ve kalbimi tekletecek serseri bir gülümsemeyle yüzüme baktı. "İşte o zaman Hilal, kimse beni durduramaz."

"Göreceğiz," dedim ben de arkama yaslanarak. İddialı görünüyordum ama hiç iddialı sayılmazdım. Sonuçta ilk defa rakı içiyordum ve bir ay öncesini saymazsak hiç Serkan yanımdayken sarhoş olmamıştım. Dilime güvensem de kalbime güvenmiyordum. Hele ki kalkanım yokken hiç güvenmiyordum.

Telefonum titrediğinde bakışlarımı oraya çevirdim ve açılan ekrandan WhatsApp bildirimini görünce bakışlarımı Serkan'a çevirdim. Onun da bakışları benim telefonumun ekranındaydı ve mesaj atanın Evren olduğunu küçük gözüken profilinden bile anlamıştı.

Bakışlarını hızla kaçırıp balığına dönerken telefonuma uzandım ve interneti kapatıp ekranı kilitleyerek masanın üzerine bıraktım.

Evren'in ne yazdığını merak bile etmiyordum. Karşımda Serkan varken ve bana dikkatle, hiç bakmadığı gibi bakarken Evren'e cevap veresim gelmiyordu ve bu çok kötü bir şeydi, gerçekten çok kötü bir şeydi.

Serkan'ın da telefonuna bildirim düştüğünde merakla ekranına baktım. "Önemli mi?"

"Kumsal değil," diye cevapladı imalı bir şekilde. Gözlerimi kırpıştırıp sıcak basan vücudumu biraz daha yakmak istercesine rakıdan içtiğimde Serkan mesaja baktı ve konuştu. "Bu gece otelin barında ünlü bir Dj geliyormuş. Gider miyiz?"

"Gideriz," derken cümleyi sanki ben değil de başka biri kurmuş gibi yabancıydım kendime. Kulağıma dolan sesi tanıyordum ama sesimi oyuncak bir bebeğe kaydetmişler gibiydi. Daha ikinci bardağımı bitirmemişken zihnim bulutlanırken Serkan'a nasıl dayanacaktım bilmiyordum.

Ne oldu tam kestiremesem de Serkan'la gülüşerek ve saçma bir şekilde çok eğlenerek akşam yemeğemizi yemiştik. Hava tamamen karardığında bile şehrin enerjisi dinmemiş, her yer ışıl ışıl yanmaya devam etmişti. Ben ikinci bardağımı bitirdiğim gibi başka içmemiştim çünkü barda da içince iyice kafayı bulacaktım. Biraz olsun bu anları hatırlamak istiyordum.

"Seni hiç beklemiyordum," diye ağzımın içinde gevelediğimde Serkan yüzünü buruşturdu.

"Şahsen ben de Tc erkekleri kapatılsın diye bir hesabın olmasını hiç beklemiyordum," dediğinde güldüm. O benden bir bardak fazla içtiğinden kelimeleri biraz daha garip söylüyordu ve açık teni kızarmıştı ama o kadar güzeldi ki... Burnunun ucu ve yanaklarının pembeliği tam ısırmalıktı. Dakikalardır bunu düşünmem hiç iyi olmamıştı ama düşüncelerimi yok edemiyordum.

Arabaya binmediğim için arnavut kaldırımlarında dengesiz bir şekilde ilerliyorduk. Serkan benden bir tık daha iyi durumda olsa da o da dağılmıştı sanki.

"Oho daha ne kadar beklemediğin şey var bende bir bilsen," dedim ve dengemi sağlayamayıp ona doğru sendeledim. Serkan, cebindeki elini çıkartıp sanki düşmemi bekliyormuş gibi belimden kavradığı gibi beni kendi bedenine yasladığında tişörtüne tutunmadan edememiştim. Kokusu burnuma dolarken Serkan'ın yüzüne bakmak için başımı kaldırdığımda mavi gözlerini beklediğimden de yakından görüp bir anlığına gökyüzüne mi bakıyorum diye düşünmeden edememiştim.

Hayır, sadece sarhoştum ve Serkan'a bu kadar yakından baktığımdan aptallaşmıştım. Sadece bu kadardı.

"Bilmek istiyorum," diye mırıldandı kısık ama bütün kalbimde dolanabilecek kadar güçlü bir sesle. Burnundan verdiği sert nefes dudağıma çarpmıştı ve bu gözlerimi kısmama neden oldu. Kalbimin ritmini dışarıdaki herhangi bir sesten daha çok duymaya başladığımda tek odağım Serkan'dı.

Ve onun da tek odağı bendim.

Bunu hayal bile etmemiştim. Bir kere bile ona bu kadar yakın olmayı hayal etmemiştim. Tek hayalim beni görmesiydi. Kollarını hissetmeyi düşünmemiştim bile. Gözlerini bu kadar yakından göremeyeceğimin de bilincindeydim. Ne kadar da masumdum.

Şimdiyse uzansam o dudaklarına dudaklarımı kapatabilirdim. Sadece birkaç santimetre sonrası bilinmezlerle doluydu.

"Neyi bilmek istiyorsun?"

"Seni," dedi ve belimdeki elini biraz daha bastırıp aramızdaki birkaç santimetreyi de neredeyse kapattı. Az önce dudağıma değen nefesinden daha yakındım, aynı oksijeni paylaşıyor gibiydik. Dudaklarının sıcaklığını bile hissediyordum ve bu gözlerimin neredeyse kapanmasına neden oldu.

Serkan'ın sesi eşliğinde kalbim dans ediyordu.

"Herhangi bir şeyi değil seni bilmek istiyorum," dediğinde titrek bir nefes aldım. Neden bunca yıl sonra bilmek istiyordu ki? "Bilmeden de benden kurtulamayacaksın Hilal Çetinöz."

Boştaki elinin başparmağını alt dudağımda hissettiğimde neredeyse kapanmak üzere olan gözlerimi aralayıp aramızdaki çekimi yok saymaya çalışarak ondan ve dudağımdaki parmağından uzaklaştım. Yutkunup ilerlerken Serkan'ın boğuk gülüşünü duyabiliyordum.

Umarım o benim kalbimi duymuyordur.

Bir süre ondan uzakta ilerledim ve onu düşünmemeye çalıştım ama bu çok zordu. Arkamda olduğunu bildiğimden ve her tökezlememde ensemde varlığını hissettiğimden kalbim sıkışıp duruyordu.

"Geçenlerde senin Twitter hesabını inceleyip dedim ve bir şey fark ettim," dedi Serkan neredeyse on dakikadır olan sessizliğimizi bozarak. Merakla yüzüne baktığımda konuşmaya devam etti. "Hesabını doğum günümde açmışsın."

"O gün sadece sen mi doğdun dünyada?"

"Bunu iddia etmedim ama biraz daha incelediğimde bir şey daha fark ettim." İster istemez gerilmiştim çünkü orası bir nevi mahrem, özel bir alanımdı ama şimdi Serkan orayı biliyor ve didik didik incelemiş gibi duruyordu. Serkan'ın bir adını vermediğim Twitter hesabında kendinden bir şeyler bulması çok muhtemeldi ve bu beni korkutuyordu. Bir anda bana aşık olduğunu biliyorum Hilal, derse ne yapardım hiç bilmiyordum.

"Bahsettiğin o çocukla bazı özelliklerimiz çok uyuyor."

"Dünyada tek sarışın mavi gözlü çocuk sen misin Serkan?" dedim yine üste çıkmaya çalışarak ama o cıklayarak beni durdurdu. "Tabii ki değilim ama içimden bir ses o çocuğa çok benziyorum diyor."

"İçindeki sese sıçayım ben senin," dedim hırsla. Anlamamasına mı yoksa bir şeyleri anlamasına mı sinir olmuştum tam çözemesem de sinirlendiğim kesindi. "Aptal herif."

"Ulan yine ne yaptım ya?" diye homurdandı. Onu boş verip otelin barına doğru ilerlediğimde peşimden söylene söylene geldi.

İçeri girdiğimde Dj çoktan gelmişti ve içerisi epey kalabalıktı. İdil ve Asrın'ı bulmak için etrafa bakınırken Serkan'ın sırtımda hissettiğim eliyle beraber boş bir masaya doğru ilerledim. Neredeyse boyumuz kadar olan siyah, küçük ve yuvarlak masaya minik çantamı bırakırken şarkının yüksek sesi yüzünden Serkan'ın kulağına uzandım. "İdil ve Asrın nerede?"

"Geleceklermiş birazdan. İdil hazretleri kombinini beğenmemiş."

İdil'den bunu beklerdim ama asıl amacının bizi yalnız bırakmak olduğunu da ister istemez düşünüyordum. Eh o İdil'di, bunu yapabilirdi sonuçta.

"Ne içmek istersin?" Serkan kulağıma eğildiğinde başımı kaldırıp ona cevap vermek için biraz yaklaştım. "Ağır olmayan bir kokteyl seçer misin?"

"Hayhay," dedi ve yanımızdan geçen garsonu durdurup içeceklerimizi sipariş etti. Yanan sönen renkli ışıklardan insanları saniyelik görüyordum. İnsanlarla pek alakam olmasa da kollarımız birbirine değecek kadar yakın olduğum Serkan'ı çok az görmem beni biraz üzmüştü.

Aklımdan bunları geçirdiğim için kendimden nefret ediyordum.

"Dans edelim mi?" Serkan'ın kulağıma bağırmasıyla irkilip ona döndüm ve o, bunu evet olarak algılayıp ellerimi tuttuğu gibi boynuna doladı. Açıkçası bunu beklemediğim için şaşkınca ona itaat ettim ve ellerini belimin iki yanına yerleştirmesine izin verdim. Kalkanlarımı kaldırmışken bu kadarını ben bile beklemiyordum ama elimde değildi. İlk ve son diyerek hayalimde bile olmayan bu anları yaşıyordum.

Ve muhtemelen ikimiz de bu anları hatırlamayacaktık çünkü gerçekten sarhoştum. Hem rakıdan hem Serkan'dan ama Serkan sadece rakıdan sanacaktı, biliyordum.

The Weeknd'in popüler bir şarkısı çalmaya başladığında Serkan'ın hareketleri de daha canlanmış ve eğlendiğini belli edercesine gülmüştü. Açıkçası ben de eğleniyordum bu yüzden ona eşlik edip elini tuttum ve beni kendi etrafımda döndürüp bedenine yaslamasına izin verdim. Ellerim tekrardan ensesinde birbirini bulduğunda artık daha da yakındık. Parmaklarımın arasında ensesindeki sarı saçları vardı ve hayal ettiğimden de yumuşaktı. Lisedeyken dokunmaya çekindiğim saçlarını istemsizce okşarken Serkan'ın belimdeki elleri sıkılaşmıştı.

Bir mıknatıs bile daha az birbirine çekilirdi.

Aklım, yanıp sönen ışıklar ve Serkan'ın kokusu yüzünden tamamen giderken ellerimi ensesine biraz daha bastırdım ve burunlarımızın ucu birbirine değecek kadar ona yaklaştım.

Işıklar yüzünden tepkisini net göremesem de tek bir hamle yapacakmış gibiydi. Belimdeki ellerinden, sıcak nefesi ve çalan şarkıdan bile çok duyduğum kesik nefesinden bunu anlıyordum.

Dudağıma doğru uzandığında gözlerim kendiliğinden kapandı ama o daha beni öpemeden bir ses, müzikten bile yüksek bir ses duyuldu.

"Sel- Aaa ben ne yaptım Allah beni taş etsin!" İdil'in çığlığı eşliğinde Serkan'dan nasıl o kadar hızlı uzaklaşmış ve aramızdaki mesafeyi açmıştım bilmiyordum."

"İdil..." dedi Serkan ama devam edemedi çünkü edebilecek kelimesi yoktu.

"Ödeştik bence," dedi Asrın da. "Ben ve İdil'i basmıştın. İyi oldu sana."

"Karma işte," dedi İdil de ve ben karanlıkta onları net göremesem de utançla gözlerimi kaçırdım.

Serkan tek kelime bile edemiyordu. Eh tabii ben de...

Ne zaman masaya geldiğini bile bilmediğim kokteylimden büyük bir yudum içip sanki hiçbir şey olmamış, İdiller bizi basmamış gibi dans etmeye devam ettim. Belki körkütük sarhoş olduğumu anlarlarsa bir şey demezlerdi. Eh sonuçta sarhoştum ve Serkan da pek ayık sayılmazdı.

Keşke birkaç dakika sonra gelselerdi.

Müzik o kadar yüksekti ki kimse birbiriyle konuşmuyor, herkes kendince eğleniyordu. Işıkların arasında gördüğüm İdil ve Asrın birbirlerine sarmaş dolaş bir şekilde dans ediyordu. Daha doğrusu İdil dans ediyor, Asrın da sallanıyordu. İdil'in bir gözünün bizde olduğundan emindim ama biraz sonra ışıklardan ve içtiklerinden bizimle ilgilenemeyeceğine emindim.

Serkan'ın kokusu burnuma dolduğunda gözlerim kendiliğinden kapandı ve o an, müziğin arasından onun sesini duydum. "Günün bitmesine çok az kaldı."

Gözlerim aralandı. Biz külkedisi değildik ama gece yarısı olduğunda bu masal bitecek ve biz eski halimize dönecektik.

"Ne kadar saatimiz var?" dedim elimi onun omzuna koyup kulağına konuşurken. Az önce burnuma dolan parfüm ve kokusu ellerimi titretecek kadar başımı döndürmüştü. İşte o an Serkan dengemin bozulduğunu hissetmiş gibi elini belime yerleştirip beni kendisine çekti tekrardan. Bedenlerimiz birbirine temas ettiğinde dudağım kulağının altına değmiş ve rujumun izi orada kalmıştı.

Benden bir izi vardı. Silinecek bir iz...

"Yarım saatten biraz fazla," dedi telefonunun ekranına bakarken. O an ekrandaki saate bakmaya çalıştım ama bulanıktan başka bir şey göremedim.

"Buradan çıkalım o zaman," dediğimde bunu bekliyormuş gibi masadaki minik çantamı eline aldı ve İdil'le Asrın'a bir baş hareketi yapıp ilerlemeye, haliyle beni de ilerletmeye başladı.

İkimiz de sarhoştuk, onun da adımları benimki gibi dengesizdi ama sanki beraberken düşsek canım acımazmış gibi geliyordu.

Dar, alkol ve sigaranın bol kullanıldığı alandan çıkıp temiz havayı bir anda ciğerlerime çekince adeta ciğerlerim acımıştı. İster istemez gülüp Serkan'a baktığımda, dikkatle bana baktığını fark edip gülmeyi kestim ve ona baktım.

"Gülerken çok güzelsin," dedi ve kalbim tekrardan tekledi. "Benim yanımda gülerken daha da güzelsin."

"Biraz sonra aşk itirafı yapacakmışsın gibi konuşma bence," dedim ve ilerlemesi için birkaç adım attım.

"Diyelim yaptım. Ne tepki verirsin?"

"İnanmam," dedim ve güldüm. "İnanacak kadar salak değilim."

"Beni tanımıyorsun ki. Tanımaya çalışmadın bile. Hakkımda tek bir soru bile sormadın." Serkan hüzünle bana baktığında kendimi kötü hissederek bakışlarımı kaldırıma çevirdim. Aslında bar hemen otelin içindeydi ama biz sahil tarafına doğru ilerliyorduk. Bunun nedeni neydi bilmiyordum ve Serkan'ın da bildiğinden emin değildim. Adımlarımız bizi sabah başladığımız noktaya götürüyordu sadece o kadar.

"Neden benimle rol almak istiyorsun? Neden Kumsal değil de ben?"

Sahilin kumlu kısmına geçmeden durdum ve Serkan'a baktım. Bir cevap ararcasına gözlerine bakarken o tam karşımda hayal ettiğimden bile mükemmel duruyordu. Geçmişe gidip Serkan'ı köşeden çekinerek izleyen Hilal'e Serkan'la bu kadar yakın olduğumuzu söylesem şaşkınlıktan dilini yutardı ve eminim ki mutluluktan ağlardı.

Ben de ağlamak istiyordum ama gülmek ve bir anda aramızdaki adımları aşıp boynuna atlamak, başımı boynuna gömüp ona sıkı sıkıya sarılmak istiyordum.

"Sende beni çeken çok şey var," dedi ve bir adım attı bana doğru. "Bana bir şeyleri anımsatıyorsun. Geçmişteki beni."

Güldüm. "Geçmişteki sen?" Tekrar güldüm ve başımı iki yana salladım. "Geçmişteki sen nasıldın ki?"

Geçmişteki Serkan'ı tanıyordum. Yanındaki kızların varlığına alışamadan başka biriyle sevgili oluyordu. O halini hatırlatmak beni gülme krizine sokabilirdi.

"Çabalamaya çalışıyordum. Bulmaya çalışıyordum. Sonra vazgeçtim çünkü çabalamak kolay değilmiş ve lisedeyken çocuksun, uğraşmak istemiyorsun. Ama şimdi hiç olmadığım kadar çabalıyorum çünkü aramızdaki sorunları çözmek istiyorum."

"Zamanı gelince çözülür ama sen benim soruma cevap vermedin ki. Sırf sana geçmişi hatırlattığım için mi benimle sevgilicilik oynamak istiyorsun yani?"

"Hayır," dedi kararlı bir sesle. "Sana çekiliyorum kızım, görmüyor musun? Yarın ağzıma sıçmayacağını bilsem seni çekip öperdim şu an. Sınırlarına saygım var ama bugün benim sınırlarımı epey zorladın."

Serkan'ın beni çekip öpme ihtimali kalbime yeni bir ağrının girmesine neden olurken Serkan da elini kalbinin üstüne yerleştirip homurdandı. "Çarpıntının anasını belledin şu an."

"Ben mi?" diye hayretle sorduğumda dudağını büktü. "Sen tabii. Hiç masum masum bakma, kalbim son zamanlarda çok çarpıyor sayende."

"Bu anladı kaydetmem lazım," diyerek telefonumu çıkarttığımda Serkan şapşal bir ifadeyle başlattığım videoya baktı. "Az önce ne demiştin acaba?"

"Söylemem ki."

"Ya Serkan!" diyerek ona döndüm ve aramızdaki adımları aşıp yüzüne baktım. "Bir kerecik söylesen?"

"Senin kalbimle ne zorun var kızım? Salsana beni."

"Bu da olur," dedim ve gülerek ekrana baktım. "Duydunuz mu? Kalbini hoplatıyormuşum!"

"Çarpıntımı azdırıyorsun hoplatmıyorsun," diye homurdandığında büyük bir kahkaha attım ve videoyu durdurdum. Beni güldüren şey azdırmak kelimesiydi ve bunun hakkında bir sürü edepsiz şey söyleyebilirdim ama Serkan telefonunu çıkartıp beni birkaç kere fotoğraf çekince cümleler anında aklımdan çıktı ve ne kadar sevmesem de saçma sapan birçok poz verdim.

Serkan'ın omzuna çenemi yaslayıp onunla da birkaç fotoğraf çekinirken en sonunda nasıl başım göğsünde, onun dudakları saçlarımda poz vermiştim anlamamıştım. O anlar kesikti bende.

Yine zaman atlaması yaşadım ve bir anda telefonumdan bir şarkı açarken buldum kendimi. Şarkının adını yarım yamalak yazsam da neyse ki yapay zeka epey akıllıydı ki istediğim şarkıyı buldu.

Geçen kış çok meşhur olan Fransızca şarkının melodisi duyulduğunda Serkan da kamerayı düzgün bir açıya yerleştirdi.

"Bunun dansını biliyorum ben!"

"Az önce konuştuk ya," diye homurdandığımda saçlarını karıştırdı. "Ha unutmuşum ben."

"Şapşal," dedim ve onun karşısına geçtim. İkimiz de birbirimize baktıktan sonra Serkan reverans yaptı ve bana elini uzattı. Ben de elini tutup dengesiz bir şekilde ona selam verdim.

Adımlarımız tamamen bozuktu ve ikimiz de ciddi duramıyorduk ama o an öyle güzeldi ki unutsam bile çektiğimiz videoyu izlediğim an buradaki hislerimi hatırlayabilirdim.

Saat muhtemelen gece yarısını çoktan geçti ama ikimiz de zaman durmuş gibi 11:59'da kaldık. Saate bakmadık ya da baksak bile süre doldu demedik. Daha kaç tane fotoğraf çekildik ya da video çektik bilmiyordum, o anlar zihnimde yoktu. Sadece otele dönerken Serkan'ın omzumdaki elini tutmuş olduğumu sıcak avucundan anlıyordum.

Odamızın önüne geldiğimizde duvara yaslanıp kapıyı açmasını bekledim çünkü ben anahtarı asla deliğe yerleştirmezdim. Serkan da bu konuda pek iyi değildi. Hatta bir ara anahtarı elinden düşürmüş ve küfür ederek tekrardan almıştı. Başımı duvara yaslamış bir şekilde kıkırdarken bana attığı bakış içerisinden, bir yaz gecesinden bile daha sıcaktı.

Uzun uğraşlar sonunda Serkan kapıyı açtığında kollarımı açarak beni tutmasını işaret ettim, o da anında kollarından birini belime dolayıp diğeriyle duvara tutunarak içeriye girdi. Ayağıyla kapıyı kapattığında başımı koluna yaslayarak gözlerimi kapattım.

"Hayatımdaki en güzel günlerden biriydi."

"Benim de..." diye fısıldadı. "Çok gülerim, çok eğlenirim ama bu gün bambaşkaydı. Tamamlanmış gibiydim."

"Tamamlanmış gibi," diye onu tekrar ettiğimde onaylayan bir mırıltı çıktı. Ben de epey mutluydum çünkü aynı şeyi düşünüyordum ve hissediyordum. Tamamlanmış gibiydim. Sanki olması gereken buymuş gibi...

Yatağa ulaştığımızda Serkan'ın kolundaki başımı kaldırıp ondan biraz uzaklaşarak, üstümü bile değiştirmeden yatağa oturdum. Serkan, ellerini üzerimden çekmeyi akıl edemeyecek kadar sarhoş olduğundan benimle beraber oturduğunda aklımda var olan olmayan bütün düşünceler yok oluverdi.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti ve ben hâlâ onu istiyordum.

Ellerimi omzuna yerleştirip yattığımda Serkan anlamayarak yüzüme baktı. Çok zaman tanımadım çünkü zaman tanıdığım her şeyden kaçardım. Düşünmeden hareket edersem belki biraz daha mutlu olurdum.

Dudaklarımı Serkan'ın aralık dudaklarına bastırdığımda şaşkınlığını kalakalmasından anlayabiliyordum. Ondan nefret ettiğime emindi sonuçta ama ben onu bir anda öpmüştüm.

Aslında ondan nefret etmiyordum. Sadece tekrardan beni görmez diye ödüm kopuyordu. İlgisini çektiğim şekilde devam edersem belki beni severdi.

Ve sevmişti de. Serkan'ın kalbi benim yüzümden hızlı atıyordu.

Ve benim kalbim de onun yüzünden hızlı atıyordu.

Serkan şoku atlatıp bana karşılık vermeye başladığında ne kadar süre geçmişti anlayamamıştım ama hiç önemli değildi, dudakları hareket etmişti ya, gerisini önemsemiyordum.

Yataktan destek alarak iyice üzerime eğildiğinde ellerimden birini hep hayal ettiğim gibi saçlarının arasına daldırıp yumuşaklığını hissettim, diğerini de sakalsız yüzüne getirdim. Hayallerimden bile güzel olan bu anda kalbim duracakmış gibi hissediyordum.

Serkan'ın dilini dudaklarımın arasında hissettiğimde onu kendime biraz daha çekip öpüşü farklı bir boyuta çekmesine izin verdim.

Yarın eğer yüzünü silmezse onu öptüğümü hatırlardım. Ama silerse bu öpücük rüyalarımdan biri olarak zihnimde kalırdı.

Çünkü en az benim de onun kadar içkiye bünyem zayıftı ve ben hem aşktan hem de içkiden sarhoştum...

⏳

Bölüm sonu

1 yorum