⏳
Uyandığım an Serkan'ın mavi gözlerini yüzümün bir karış ilerisinde görmek, hayatımda yaşadığım en garip anlardan biriydi. Ne kalbimin atışını hissedebiliyordum ne de karşımdaki yüze bir tepki verebiliyordum. Sadece bakıyor ve titrek de olsa nefes alıyordum.
Erken saatte video çektiğimiz için birkaç saatliğine uykuyu hak etmiştik. Uyanmamın nedeni kapının deli gibi çalmasıydı, muhtemelen İdil birbirimizi öldürdüğümüzü düşünüyordu.
"Kapıyı açmayacak mısın?" diye sordum kısık sesle. Uykudan yeni uyanmış olduğumdan sesim kulağıma değişik gelmişti ve tek değişik gelen ben değildim çünkü Serkan sesimi duyunca minik bir tebessümle yüzüme bakmıştı.
"İnan hiç açasım yok."
"Birbirimizi öldürdüğümüzü düşünüyordur İdil," diyerek direğimden destek aldım ve doğrulup yüzüme düşen lülelerimi kulağımın arkasına ittirdim.
"Olabilir. Dün gece ölüp ölmediğimi anlamak için birkaç kere mesaj attı."
"Cevap verdin mi bari?" dedim ve bakışlarımı üzerime çevirdim. Sabah soğuğu geçmiş ve hava aşırı sıcaklaşmıştı bu yüzden Serkan'ın sweati yüzünden neredeyse buharlaşacaktım ama burnuma dolan o koku, üstümdekini çıkartma isteğimi alıp götürüyordu.
Ah salak Hilal, bunu neden kendine yapıyorsun?
"İdil'i azıcık telaşlandırmak için sadece bir mesajına cevap vermiş olabilirim. Biraz sonra güvenliği çağırıp içeriye baskın yapabilir."
"Pislik," diyerek üzerimdeki yorgandan kurtulduğum gibi ayaklandım ve kapıya doğru yöneldim. "Kalk da üzerini falan düzelt. İdil yanlış anlamaya çok müsait biri."
Serkan'a sırtımı dönüp neredeyse koşarak kapıya ulaştığımda dahi İdil kapıyı yumrukluyor belki de tekmeliyordu. Kapıyı kırmasından ve beni yumruklamasından korktuğumdan hızla kapı kulpunu aşağıya çekmiştim. O an Serkan'ın adımı seslendiğini duymuş olsam da kapıyı çoktan açmıştım.
İdil'in çilli yüzü hemen ilerimdeyken mavi gözleri hızla üzerimde gezindi. "Savaşı sen mi kazandın?"
"Ne savaşı?" diye sorduğumda arkamdan Serkan seslendi. "Yok, berabere kaldık!"
"Oh, Serkan da tek parçaymış. Bugün mükemmel geçecek! Birbirimizi öldürdüğünüzü düşünüp korkudan baygınlık geçirmiş olsam da şu an çok mutluyum." İdil ellerini birbirine çarptı ve beni bir kez daha inceledi. Sanki çıplak bir şekilde kapıyı açmışım gibi tedirginlikle yüzüne baktığımda gözlerinin anbean büyümesine şahit oldum.
"Üzerindeki Serkan'ın." Sesini biraz daha yükseltti. "Halis mi görüyorum ben? Cidden bu Serkan'ın! Şimdi şuraya bayılmam yok mu?"
İdil'in ciddi anlamda çocuklarını murada erdirmiş gibi heyecanı gözlerinden okunurken kalbimin hızlı atışını yok sayarak mantığımı kullandım ve odadan yanımıza gelen Serkan'ı yok sayarak konuştum. "Sabaha karşı serindi ve ben üzerime kalın bir şey almadığım için üşüdüm."
"Ben de centilmen bir erkek olarak Hilal'e sweatimi verdim," dedi Serkan ve kolunu omzuma atıp kırk yıllık dostmuşuz gibi beni kendisine çekti. İdil, ikinci bir şokla gözlerini büyütürken Serkan'ın kolunun altından çıkıp uzaklaşmam bir olmuştu. "Sırnaşma hemen."
"Seviye atlamışız bence," dedi İdil umutla. Onları kapının önünde bırakıp çantamı ve telefonumu alarak tekrar yanlarına gittiğimde oldukları yerde sessizce konuştuklarını gördüm. Kim bilir neler anlatıyorlardı. Açıkçası konuştukları şeyi ciddi anlamda merak etmiştim ama soracak halim yoktu ki sorsam bile bana söylemeyecekleri kesindi çünkü geldiğim gibi sessizliğe bürünmüşlerdi.
"Çok acıktım. Kahvaltıya gidip midem patlayana kadar yemek yemek istiyorum." Serkan, az önce bana yaptığı gibi İdil'i kolunun altına aldı ve önden ilerlemeye başladılar. Ben de kapıyı kapatıp peşlerinden ilerlerken o sıra köşede telefona bakan Asrın da İdil ve Serkan'ı görünce onaylamaz bakışlar atarak bize katıldı.
"Tehlikeliler," diye fısıldadığında güldüm. "Bilmez miyim?"
"Güçlerini birleştirirlerse yenemeyecekleri bir şey yok," dedi Asrın ve bana bakıp gözleriyle beni işaret etti. "Seni de yenerler."
"Neyse ki Serkan'la ilk defa aynı taraftayız," dedim ve gülümsedim. "Yine de onları hafife almamam en iyisi. Hele ki İdil'i."
"Bence Serkan'la aynı tarafta olduğuna emin olma." Asrın ciddi bir ifadeyle bana baktığında yutkunmak istedim ama yüzüne bakarken ilerlemeye devam ettim. "Çünkü Serkan'ın sana karşı bir şeyler hissettiğini hepimiz biliyoruz. Serkan da biliyor ama inkar etmek her zaman daha kolaydır. Sen de bilirsin."
Asrın bana göz kırpıp adımlarını hızlandırarak beni düşüncelerimle yalnız bıraktığında yutkundum. Neden herkes bunu söylüyordu? Neden şimdiydi? Serkan'ın beni sevmesi için illa onu sevmemem ya da kalbini kırmam mı gerekiyordu yani? Serkan'ın beni unutamaması için düşmanımmış gibi mi bakmam gerekiyordu?
Ona iyi davrandığım ve sevdiğim, çok sevdiğim anlardaki bana saygısızlık değil miydi bu? O zamanlarki çabalarımın hiçbirini göstermezken şimdi değerli olmak iyi hissettirmiyor, aksine değersiz hissettiriyordu.
Serkan'ın ilgisini ona olan kötü bakışlarımla çekmiştim. Eminim özürünü kabul etseydim bana karşı bir şeyler hissetmezdi. Keşke onu affetseydim. Keşke bunu yapsaydım...
Ama artık onu affetsem de her şey için çok geçti çünkü Serkan belki de çoktan bana vurulmuştu.
⏳
Güzel bir kahvaltıdan sonra üzerimizi değiştirmek için tekrar odaya gitmiş ve ben Serkan'ın sweatinden sonunda kurtulmuştum. Sabahın köründe yaptığımız anlaşma yüzünden didişmiyor, günün tadını çıkartmaya çalışıyorduk. Serkan epey mutluydu ama ben mutlu muydum emin olamıyordum.
Sahile indiğimizde insanların daha az olduğu bir taraftaki şezlonglara oturmuş ve güneşin tadını çıkartmıştım. Bir süre kitap okuyup tatilin hakkını vererek dinlenirken İdil ve Asrın ortadan kaybolmuştu. Gittiklerini bile çevreye bakmak için kitaptan başımı kaldırdığım an anlamıştım. Kim bilir ne zaman ayrılmışlardı yanımızdan.
Kitabımın ve yüzümün üstüne gölge düştüğünde gözlerimi kısarak gölgenin sahibine baktım. Serkan, ıslak saçlarını karıştırarak bana bakarken vücudunu incelememek için büyük bir çaba sarf etmiş ve bu savaşı kazanmıştım.
"İdiller gitmiş," dedi ve gülümsedi. "Bence rol yapmayı bırakabiliriz. Günün geri kalanının tadını çıkartalım."
"Ben tadını çıkartıyorum zaten," diyerek kitabımı işaret ettiğinde başını iki yana sallayıp güneşte hemen kurumuş elleriyle sayfalarının arasına ayraç bile koyamadığım kitabımı elimden alıp boştaki şezlonga attı ve elime uzandı.
"Video ve fotoğraf çekmemiz gerek. Hem birbirimizi tanımak için iletişime geçmemiz gerek."
"Sadece bugünlük," diye ekleme yaptığımda yanaklarını şişirdi ve şezlongunun üstündeki telefonunu çıkartıp kamerayı açtı. "Anladım kızım sadece bugünlük. Kırk kere söylemene gerek yok."
"Kalın kafalıya benziyorsun kusura bakma," diyerek yüzümün bir kısmını saklamak adına Serkan'ın arkasına doğru kaydığımda kolu belime gitti ve çıplak tenimde onun ıslak kolunu hissetmek adeta nefes almayı unutturdu bana.
Hayır, öyle bir şey olmadı. Nefes almayı biliyorum. Unutamam...
"Kaçma," diyerek beni kendisine biraz daha çektiğinde ellerimi nereye koyacağımı bilemeyerek bir suçlu edasında önümde topladım.
"Bana sarılabilirsin, Hilal. Sonuçta sevgiliyiz."
"Değiliz ama ve olmayacağız da," dedim hızla. Kendime mi yoksa Serkan'a mı söylüyordum emin değildim.
"Bu fotoğrafta sevgiliyiz," dedi ve beni kendi bedenine yapıştırarak sarılmam için yüzüme baktı. Mavi gözlerindeki hınzırlık gözlerimi kısmama neden olurken kollarımı çıplak ve kaslı vücuduna sarıp kameraya baktım.
"Biraz da gülümsesen keşke."
"Çok şey istiyorsun," dedim homurdanarak. Yine de kameraya gülümsedim ve Serkan birkaç kere fotoğrafımızı çekti. Hemen ondan ayrıldığımda Serkan çektiği fotoğrafları incelemiş ve telefonunu tekrardan şezlonga bırakmıştı. Fotoğrafları aşırı merak etsem de nasıl çıktığımızı sormadım. Serkan da bana göstermedi ve yine çok samimiymişiz gibi yanıma gelip elimi tutarak beni denize doğru çekti. Başta ona zorluk çıkartıp hafiften tartışmaya çalışsam da sabah verdiğim sözü hatırlatarak tartışmayı kapattı ve beraber denize girdik.
Birbirimizi boğmadık ya da tartışmadık. Serkan yüzüme su sıçratıp beni sinir etse de ikimiz de epey eğlenmiştik. Gülüşümüzün sesi sahilde yankılanıyordu ve bu anlar ilk defa zihnimde silinmeyecek güzel anıların yanına gidiyordu.
Serkan'la olan bütün anılarım kötüyken böyle bir an çok garip geliyordu. Yıllar sonra çok farklı yerlerde olsak da bu sahilde, denizin içinde birbirimize su sıçratmamızı unutmayacaktım. O unuturdu kesin ama ben her sahile gittiğimde olmasa da bazı geceler ve bazı anlarda bugünü hatırlayacaktım.
"Kabul et sorunları bir kenara bırakınca iyi bir ikili olduk." Serkan saçlarını havluyla kurularken ben de vücudumu biraz olsun kurulamaya çalışıyordum.
Haklıydı ama kabul etmemek için sessizliğimi koruyordum. Serkan bunu fark edip sinir bozucu ama sevimli bir gülümsemeyle yüzüme baktı ve havlularımdan birini alıp saçlarıma uzandı. "Saçların çok güzel."
"Biliyorum," dedim ama bu övünme cümlesi değildi, daha önce söylemişti. Tabii o bilmiyordu. "Eskiden saçlarımı hiç sevmezdim," diye mırıldandığımda Serkan havluyu biraz geriye çekerek bana baktı. Gözlerim anında gözlerini bulduğunda şaşkın mavi gözlerine karşılık tebessüm ettim.
"Bu saçlar sevilmez mi?"
"Sevilmiyormuş işte. Sonra bir şey oldu ve saçlarımı sevmeye başladım." O bir şey sensin dememek için bütün gülümsememi kullanıyordum. Gülümsememi silsem kelimeler dudaklarımdan firar edip onun kalbine dokunurdu ve ben bunun olmasından çok korkuyordum. Olacaklardan çok korkuyordum.
"Ben de birine saçlarını sevdirmeye çalıştım," dedi ve havluyu bıraktı. "Sevdi mi sevmedi mi bilmiyorum, umarım sevmiştir. Sen hep sev."
Hatırlıyordu. Beni değil ama o günü hatırlıyordu. Tabii başka birinden bahsetmiyorsa. Yine de içimde güneşin sıcaklığını hissettim. Sanki yaz yeni geldi kalbime ama umut en kötü şeydi bu yüzden konuyu değiştirmek en mantıklısıydı.
"Videoyu çekelim," dedim ve telefonumu çıkartım.
"Birbirimizi ne kadar tanıyoruz videosu çekmemiz için bir şeyler konuşmamız gerekmiyor mu?" diye sorduğunda omuz silkip şezlonga oturdum ve Serkan'a baktım. "Videonun güzel olmasına gerek olmadığını kırk kere söyledim ve sen inatla anlamıyorsun."
Serkan ensesini kaşıyıp yanıma oturdu. "Tamam, öyle olsun."
Telefonu tripoda sabitleyip ayarladıktan sonra tekrar yerime oturdum ve videoyu başlattım. Arkada ses olduğundan tek yaptığımız sorulara cevap vermekti ve beklediğim gibi epey kötüydük. Doğum tarihlerimizi bile bilmediğimiz, en azından Serkan benimkini bilmiyordu, ekranda epey belli oluyordu. Her soruda Serkan'ın yüzü düşerken ben bildiğim bazı soruları bilerek yanlış cevaplıyordum. Yakalanmak istemiyordum bu yüzden yanlış cevaplamak en iyisiydi.
Video bittiğinde Serkan homurdanmaya başladı hemen. "Çabalamadık bile. Çok kötü oldu."
"Kumsal'ı bu işte yalnız mı bırakmak istiyorsun Serkan?" diye sordum ve ona döndüm. "Seni bilmem ama Evren bu işe benim fikrim olduğu için girdi. Ona beraber rol alacağımız konusunda söz verdim. Şimdi videonun iyi olmasına gerek yok."
"Evren'le benden iyi anlaşıyor olabilirsin," dedi Serkan ve tebessüm etti ama tebessümü anlıktı. "Ama onunla aşık gibi davranamayacağını ikimiz de biliyoruz, Hilal. Kendini de Evren'i de kandırma."
"Kandırmıyorum," dedim ve kaşlarımı çattım. "Hem bu seni ilgilendirmez. Ben bunu Evren'le yapacağım."
"Umarım tercihlerinden pişman olmazsın." Şezlongdan kalktı ve eşyalarını toplamaya başladı. Bir süre sessizce onu izlerken o bana başka bir şey demeden yanımdan ayrılmıştı.
Ben ise birbirimizi tanımadığımızı epey belli eden videoyu izleyerek tek başıma şimdiki zamanda takılı kalmıştım.
Ne kadar zaman videoyu izledim bilmiyordum. Şarjımın bitmek üzere olduğunu bildiren uyarıya kadar orada öylece kalmış ve videoyu bütün detaylarıyla inceleyerek onlarca kez izlemiştim. Serkan, benim hakkımda sorulan rastgele bir şeyi cevaplayabilmek için yüzüme bakarken tam ona döndüğüm anda videoyu durdurduğumda dudaklarımda minik bir tebessüm oluştu.
Anlık bir bakıştı ama ikimizin de yan dönmüş bir şekilde videoda kalmamız saçma bir şekilde içimi ısıtmıştı. Kendime kızarak videoyu tamamen kapattım ve ellerimi yüzüme bastırarak düşüncelerimden, kucağımdaki telefonun içindeki videodan kaçmaya çalıştım. Böyle olacağını bilmezken neden yıllar sonra onun dediklerini düşünürken videoyu izliyordum ki? Çekmiştik ve işimiz bitmişti. Bundan sonrasında Evren'le eş olacağım kesindi çünkü video gerçekten kötüydü.
Evren'i yarı yolda bırakmadığım için bir yanım mutlu olsa da diğer yanım biraz olsun video için uğraşsaydık ne olurdu diye düşünmeden edemiyordu.
"Hilal?"
Ellerimi yüzümden çekip başımı kaldırdığımda Asrın'ın meraklı bakışlarını görmem beni şaşırtmıştı. Geri geleceklerini düşünmediğimden onu bir anda karşımda görmeyi beklemiyordum.
"Siz gitmediniz mi?"
"Ben yürüyüş yapmaya çıktım. İdil spor yapmaya üşendiği için Serkan'la kaldı," diye bir açıklama yaptığında gözlerini devirmişti. İster istemez güldüğümde o da tebessüm etti ama ciddiyetini koruyordu. Hiç yıkılmayacakmış gibi dikti ve bakışları bile sertti. Ona neden 'sürücü avcısı' dediklerini çok iyi anlıyordum. Uzaktan görsem İdil gibi neşeli bir kızla olabileceğine ihtimal dahi vermezdim.
"Sen neden burada tek başınasın?"
"Hiç," dedim ve omuz silkip zaten topladığım çantamı omzuma taktım. "Gidecektim ben de."
"Serkan'la bir şey oldu değil mi?" dediğinde burnumdan sert bir nefes vermem her şeyi açıklamış olmalıydı. "Serkan da durgun. Az önce İdil ona köpük savaşı yapmayı teklif etti ama reddetti ki Serkan böyle bir şeyi asla kaçırmaz."
Dün Serkan'ın heyecanla yanıma gelip jakuzi olduğunu söylemesi gözümün önünde canlanırken ayaklandım ve çantamın kulbunu sıkı sıkıya tutarak ilerledim. "Biz hep böyleyiz ve böyle olacağız."
"Bence sen korkuyorsun," dediğinde başımı kaldırarak yüzüne baktım. "Seni çok iyi anlıyorum çünkü ben de korkuyordum. İdil'le olmaktan korkuyordum ama o adımı attığım an korkularım geride kaldı."
"Ne güzel," diye mırıldandım ve buruk bir şekilde gülümsedim. "Sizin adınıza gerçekten mutluyum ama bizim meselemiz sizinki gibi değil, Asrın. Bizim sonumuz karanlık, ışık yok."
"Ben birilerini zorlamaktan hazzetmem. Zaten İdil'e de sizin konunuzda yardım etmiyorum. Sadece ikiniz de birbirinize zarar veriyorsunuz bu yüzden bir çözüm bulmanız lazım. İyi veya kötü bir şekilde birbirinize zarar vermeyi bırakmanız gerek. Bu da benden bir tavsiye olsun."
"Teşekkürler," diye mırıldanıp ona gülümsediğimde beni başıyla onayladı ve yürüyüşüne devam etti. Ben de derin bir nefes alarak onun gittiği yolun tam tersine, otele doğru ilerlemeye başladım.
Haklıydı. Artık birbirimize epey zarar veriyorduk ve bunun tek nedeni iletişim halinde olmamızdı. Birkaç ay sonra en sevilen çift seçildiğimizde ya da Serkanlar seçildiğinde her şey daha da rahatlayacaktı.
Ama o zamana kadar birbirimizi çoktan binlerce kez yaralamış olurduk.
"Bugünlük anlaşma yaptınız Hilal," diye kendime hatırlatma yaptığımda odanın önündeydim. Sadece bir günümüz vardı, hayır bir günden bile az bir süremiz vardı. Şu an saatin neredeyse öğleden sonra altı olduğunu düşünürsek sadece altı saatimiz vardı. Bu altı saati anlaşmamızdaki gibi güzel geçirip sonrasında birbirimizle olan iletişimimizi tamamen kesebilirdik.
Zaten çift olmayacağımız da kesindi. Tamam sabahki video güzel olmuş olsa da öğlen çektiğimiz o kadar kötüydü ki bizi seçmeleri imkansızdı.
Odanın kapısını açtım ve Serkan'ı yatakta sırtüstü yatarken buldum.
"Köpük savaşı yapmayı nasıl reddedersin?" diye sorduğumda sesimi duyduğu için şaşkınca yüzüme baktı.
"Hiç halim yoktu."
"Bence köpük savaşı için enerjiye gerek yok," dedim ve benden beklenmeyecek bir şekilde ona gülümseyerek çantamı banyo kapısının yanındaki duvar kenarına bıraktım. "Dün gece banyodayken çok güzel banyo topları gördüm. Eh buraya tonla para veriyorsak kullanmamazlık yapmamalıyız bence."
Serkan yattığı yerden doğrulup kaşlarını çatarak dediklerimi sindirmeye çalıştı. Şaşkınlığı ve inanmamışlığı çok net belli oluyordu. Aslında beni bu halde görmeye alışık olmaması çok normaldi çünkü benim kabuğum onlara göre daha sertti. Dışarıdan çok soğuk görünürdüm ama bazen benim de eğlenesim geliyordu. Mesela şu an.
"Sen Hilal misin yoksa onun paralel evrenden gelen kopyası mısın?"
"Hilal'im," dedim ve bileğimdeki siyah lastik tokamla saçlarımı zar zor topladım. "Ve şimdi köpük dolu bir jakuzide oturacağım. Gelmek istersen..."
"Geleyim," dedi ve oturduğu yerden kalktı. "Rahatsız olmaz mısın?"
"Sabah bir anlaşma yapmıştık," dediğimde başını sallayarak beni onayladı. "Az önce beni sahilde yalnız başıma bırakıp gidince düşünme fırsatım oldu. Kalan altı saatimizi sorunsuz ve bolca eğlenerek geçirmek istiyorum. Belki de arkadaşmışız gibi birbirimize takılırız ya da o videoda bilmediğimiz şeyler hakkında konuşuruz. Bilmiyorum, Serkan. Sadece yoruldum ve biraz dinlenmek istiyorum."
"Sorunlarımız yokmuş gibi davranalım," dedi o da ve beni onayladı. Tebessüm ettiğimde büyük dört adımla hemen önümde durmuştu. "Evet bu iyi bir şey ama sadece sorunlarımızı halının altına süpürmüş gibi oluyoruz. Sabah dediklerimin arkasındayım. Gece yarısında bu halimiz daha iyi gelirse sana, sorunları çözmeyi isterim."
"Şu ana odaklanalım lütfen," diyerek kaçamak bir cevap verdim ve üzerimdeki ince elbisenin eteğiyle oynayarak banyoya girdim. Köşeye konumlandırılmış ve iki kişinin rahatlıkla sığabileceği büyüklükte olan jaluziye ilerleyip anlamayarak tuşlarına bastım. Bir şekilde çalıştırıp içini suyla doldurmayı başardığımda Serkan da kapının dibinde duvara yaslanmış beni izliyordu. Sessizce jakuzinin dolmasını beklerken bulduğum güzel kokan ne varsa içine bocalamış ve koca bir köpük dağı yaratarak Serkan'a bakmıştım.
"Savaş için yeteri kadar köpüğümüz var bence."
Serkan, içimi eritmek istiyormuşçasına güldü ve yaslandığı yerden doğrulup yanıma geldi. Üzerindeki tişörtünü çıkartmış ve plajda giydiği şortla kalmıştı. O an, bütün gün çabalayarak bakmadığım vücuduna bakışlarım kaydığında bütün vücudumun yandığını hissettim. Beyaz teninde bütün detaylar belli olurken spor yaptığı belli olan kaslı vücudu gözlerimin önündeydi. Göğsünün üstünde, köprücük kemiğinin biraz altında kalan ben dikkatimi epey çekerken onu fütursuzca izlediğimi fark ederek bakışlarımı tekrardan köpük dağına çevirdim. Serkan'ın onu neredeyse yiyecekmiş gibi olan bakışlarımla izlediğimi fark ettiğinden emindim ama bir tepki vermeden köpük dağından bir avuç alıp yüzüme üfledi.
Yüzüme yapışan köpükle kaşlarım çatılırken Serkan gülüp avucuna tekrar köpük almış ve saçlarımın üzerine koymuştu. "Evet, baya köpük olmuş."
"Seni buraya gömerim ha," dedim ve yüzümdeki köpüğü kolumun tersiyle silip ona kısık bakışlarla baktım.
"Toprağa gömmenden iyidir kıvırcık."
"Çok yaratıcısın," diyerek gözlerimi devirdim ve doğrularak üzerindeki elbiseyi çıkarttım. Altımda beyaz bikini takımımla kalıp köpük dolu jakuzinin içine girdiğimde Serkan'ın yakıcı bakışlarını sırtımda hissetmiştim ama onu yok saymaya çalışarak oturdum. Suyu şans eseri ılığa ayarladığım için bedenim anında gevşemeye başlamıştı.
Serkan da jakuziye girip karşıma oturduğunda neredeyse çeneme değen köpüklerden bir avuç alıp bana yaptığı gibi ben de ona köpükleri üfledim. Sarı saçlarının arasına takılan köpükleri görünce kıkırdadığımda ikimiz arasında küçük bir köpük savaşı çıktı.
Birbirimizi köpüklerden göremeyecek kadar bir süre boyunca savaştığımızda, bir galip olmasa da ikimiz de epey eğlenmiştik.
Bunu dile getirmesek de az önce kulaklarımda yankılanan gülüşlerden anlamıştım.
"Akşam yemeğini baş başa yiyelim mi?" diye sordu Serkan köpükleri etrafımızdan çekip göz göze gelmemizi sağladığında.
"Olur," diye fısıldadım.
"Ama Türk usulü yiyeceğiz. Balık sever misin? Gerçi sushi gibi antin kuntin şeyleri seven sen, eminim seversin de."
"Sushi güzel bir şey bir kere," dedim ve köpüklü elimi saçlarına daldırdım. Altın gibi parlayan ıslak saçlarını köpüklerken saçlarının bu kadar yumuşak olduğunu yeni fark etmem beni bir tık üzmüştü. "Severim."
"Rakı sever misin?"
"Daha önce hiç içmedim," dediğimde biraz şaşırsa da dalga geçmedi. Geçseydi ikinci bir köpük savaşı sonunda ona köpüklerden bir tabut yapardım.
"O zaman benimle rakı içmek ister misin?"
Düşünürsem hayır derdim çünkü rakı ağır bir içkiydi ve benim bünyem zayıftı. Bu yüzden düşünmedim ve cümlesi biter bitmez konuştum. "İsterim."
"O zaman akşama rakı balık yapıyoruz," dediğinde birbirimize gülümsedik.
Sadece ikimizin de telefonlarında kalan video ve fotoğraflardan hatırlayacağımız o gece, her şeyi bambaşka noktaya götüren bir andı ama biz bunu bilmeye bilmeye sonumuza doğru gülümseyerek adımladık.
İşte o gece, en büyük hatalarımızı yapmamızı sağlayacak şeyler yaşadığımız geceydi.
İşte o gece, birbirimizin canını yakmak için savaşacağımız günlerin önlerini açan geceydi ama biz gülümsedik ve son altı saatimizi güzel geçirdiğimizi sandık. Sadece diğer günlerdeki iyi anları çaldığımızdan bir haberdik...
⏳
