Daha önce temas etmediğiniz birine aşık olur muydunuz? Kokusunu bilmediğiniz, sizinle konuşmamış birine...
Uzaktan gördüğünüz ve başkasına olan gülüşünü size gülermiş gibi hayal ettiğiniz... Şu an yanımda bana hiç gülmemiş bir adam vardı. Kolu belimde, düşmemem için beni sıkı sıkı tutmuştu. Liseli Hilal'in hayalini kurduğu tutuş şu an yaşanıyordu ve ben bunun bir rüya olduğundan emindim.
Tutuşu sağlam ve kendinden emindi. Kendi bedenine yaslasa da beni, yine de aramıza mesafe koymuştu çünkü daha az önce ona beni Evren'in alacağını söylemiştim.
Kokusu yaz rüzgarlarının ılık esintisinde burnuma dolduğunda çenemi sıktım. Liseli Hilal'in hayal ettiği kokudan çok daha güzel bir kokusu vardı. Tarif edemeyeceğim kadar güzel, bahardan yaza geçtiğinizi hissettirmiş gibi sıcacık...
Zihnimin ayık olan kısımları hâlâ ona öfkeliydi. Kolları arasından kurtulmak istiyor ve ayaklarının üzerinde durup yüzüne her şeyi haykırmak istiyordu. Ben sadece seni sevdim, diye bağırmak istiyordu o güzel yüzüne karşı. Neden bunu söylememe bile izin vermedin? Neden beni bir kere bile görmedin? Ne vardı da beni dinlemeden gidip başkasına sarıldın? Ben sen üşüme diye camı kapatan, üstünü örten ve uyanma diye nefes bile almayan o kızdım. Neden beni görmedin?
Hepsini söylemek istiyordum. Onu göğsünden itip yaptıklarının, hayır yapmadıklarının hesabını sormak istiyordum ama bunu yapacak kadar iyi değildim. Ondan uzaklaştığım an yere kapaklanırdım.
Ve bundan nefret ediyordum. Düşmekten korkmaktan ve inatla ona tutunmaktan.
"İyiyim ben," dedim bir anda. Düşmek umurumda değildi artık. Onun kokusunu solumak istemiyordum. Dokunuşlarını hissetmek istemiyordum.
"Dengede bile duramıyorsun Hilal," dedi sakin bir sesle. Başımı kaldırıp o tanıdık yüzüne baktım. Az önce dedikleri hâlâ zihnimin içinde dönüp duruyordu ama sözlere inanmayı bırakalı uzun zaman olmuştu. Ona da inanmazdım.
"Evren birkaç dakikaya burada olur. Kendini benden sorumlu hissetmene gerek yok artık," dedim ve kolunu belimden ittirip başımın dönmesine rağmen dimdik durdum.
"Tamam, kendi çabanla dur ama Evren gelene kadar yanında duracağım." Serkan kollarını iki yana bıraktı ama gözleri benim üzerimdeydi. Sanki düşersem daha düşmeden beni tutacak gibiydi.
Ona güvenmeyerek ayaklarımı yere daha sağlam bastım. O hiçbir zaman beni görmemişti ki düşmeden beni tutabilsin. Görmesi için önce dikkatli bakması gerekiyordu.
Kollarımı göğsümde bağlayıp yoldan geçen arabaları izleyerek Evren'i beklemeye başladım. Çok değil birkaç dakika içinde Evren gri bir arabanın içinden çıktı. Sadece beni bekleyen Evren, yanımda Serkan'ı görünce garip bir şekilde Serkan'a baktı. "Serkan Bey siz de mi buradasınız?"
"İş dışında Bey kelimesini kullanmıyorduk hani?" dedi Serkan ve kısaca gülüp onayladı Evren'i. "Hilal'le ortak bir arkadaşımız var. O yüzden buradaydım."
"Anladım," dedi Evren ve bakışlarını bana çevirip eğilerek yüzüme baktı. "İyi misin?"
Sadece başımı sallamakla yetindim. Evren, beni kendisine çekip başımı göğsüne yasladığında itiraz edip doğrulmak istesem de bakışlarımı Serkan'a çevirdiğim an bunu yapmak istemediğimi fark ettim. Serkan'ın geceyle beraber koyu gözüken gözleri, benim yüzümdeydi. Az önceki üzgünlüğü dışında yine daha önce görmediğim bir ifadeyle bakıyordu bana.
"Ben gelene kadar Hilal'in yanında olduğun için sağ ol," dedi Evren ve beni tutmadığı elini Serkan'a uzattı. Serkan, bakışlarını yüzümden Evren'in eline çevirdiğinde yüzünde samimiyetin uğramadığı bir gülümseme olmuştu.
"Teşekkür edilecek bir şey değil," dedi ve Evren'le tokalaştı. "Kim olsa yapardım."
Evet yapardı ama bana yapması şaşırtmıştı.
Evren elini çekip diğer elini de belime yerleştirene kadar üşüdüğümü bile hissetmemiştim. Sıcak bedeni beni mayıştırırken gözlerimi kapattım ve her şeyi boş verip burada biraz olsun dinlenmeye çalıştım. Bunun mümkün olmadığını biliyordum ama yine de denedim.
Evren beni arabasına götürdüğünde itiraz etmeden yan koltuğa oturup kemerimi bağlamasını izledim. Evren, arabanın etrafında dönüp şoför koltuğuna geçerken bakışlarım Serkan'ın olduğu yere kaydı.
Hâlâ oradaydı ve bana bakıyordu. Birkaç saniye boyunca birbirimizi izledik. Ben ne hissettiğimi bile anlayamadım ama o muhtemelen öylesine bakıyordu.
Evren arabayı çalıştırıp sürmeye başlayana kadar gözlerimi Serkan'dan çekememiştim. Artık onu görmediğimde başımı koltuğa yaslayıp konuştum. "Çok teşekkür ederim."
"Teşekkür etmene gerek yok," dedi Evren. "Sadece bir şeyi merak ediyorum."
"Neyi?" diye sordum ve başımı ona çevirdim. Yan profili çok keskindi. Dudakları hafif aralıktı. Arabayı tek eliyle kullandığından boştaki eliyle hafif çıkan kirli sakalını sıvazladı.
"Serkan'la aranızda olanları. Hiçbir şey olmadı deme, inanmıyorum."
Beklenmedik bir soru kalbimi dondururken dudağımı içten ısırıp bakışlarımı yola çevirdim.
"Gözlerini kaçırma Hilal. Serkan'la bir geçmişin olmuş belli. Bunu gizlemene gerek yok, seni yargılayacak son kişi bile değilim. Sadece aranızda tam olarak ne geçti bilmek istiyorum. Serkan da az önce çok gergindi ve bana olan bakışı normal değildi. Eski sevgilin mi yoksa?"
"Hayır," dedim ve başımı iki yana salladım. "Sevgilim falan olmadı, olamaz da. Sadece sevmiyorum onu o kadar."
"Sevmediğin biri olduğu için mi gözlerini ondan çekemiyorsun?" diye bir soru yönelttiğinde gözlerimi yumdum. "Yanlış anlama kıskançlıktan sormuyorum sadece merak ediyorum. Cevap vermek zorunda değilsin." Evren derin bir nefes aldı.
"Eski sevgilim falan değil işte. Aynı ortamda çok takıldığım biri de değil. Sadece sevmiyorum." Evren'in evimin tam tersi yola gittiğini fark ettiğimde kaşlarımı çattım. "Yalnız benim evim diğer yolda."
"Buradan dönemem," dedi. Tek yönlü yola girmiştik. Konu bir şekilde kapandı diye rahatlasam da tam olarak hiçbir zaman rahatlayamayacaktım. "Benim evimde kalabilirsin. Tek yaşıyorum zaten."
"Rahatsızlık vermek istemem," dedim hızla.
"Ne rahatsızlığı Hilal. Asıl sen rahatsız hissedersen ben arkadaşımda kalabilirim. Zaten komşuyuz, bir şey demez yani. Hem kahve sözünü de böylece halletmiş oluruz."
Evren'in cömert teklifini geri çevirmek mümkün değildi. Gülümseyerek kısa bir bakış attığında ben de tebessüm ettim. "Eh madem o kadar ısrar ettin, tamam. Ama sabah erken kalkıp evime gitmem gerekiyor. Malum iş için üzerimi değiştirmem lazım."
"Onu da hallederiz," dedi ve arabayı yavaşlattı. Altı katlı bir binanın önünde durduğumuzda Evren arabadan indi ve arabanın önünden dolaşıp kapımı açtı. Kemerimi söküp ona baktığımda beni tek kolayla sarmış ve kendisine yaslayarak doğrulmamı sağlamıştı. Aslında kendim de kalkabilirdim ama Evren'in sıcak dokunuşu beni mayıştırmıştı sanki.
"Seni kucağıma alabilirim," dediğinde güldüm. Bu kadarına da gerek yoktu.
"Hiç gerek yok."
Evren'in yüzüne yakından baktım. Yaşını belli etmeyen kemikli bir yüzü vardı. Spor yaptığını hatta zamanının belli bir vaktini spora adadını belimi saran kolundan ve yapılı bedeninden anlayabiliyordum.
Gözleri gecenin de siyahlığıyla laciverte dönmüştü. Gözleri kesinlikle Serkan'ın gözlerinden çok farklıydı. Birkaç günlük olduğu belli olan sarıyla açık kahve renkleri arasında gidip gelen sakalları onu daha yakışıklı yapıyordu. Normalde sakal seven bir kız değildim ama Evren'in yüzüne çok yakışıyordu.
Bakışlarım dudaklarına kayarken apartmanın önüne gelmiştik. Evren bana kısa bir bakış atıp cebindeki anahtarı çıkartırken ben de onu incelemeye devam ettim. Dudakları açık pembeydi ve alt dudağı, üst dudağına nazaran daha dolgundu. Üst dudağı ince olsa da ona yakışıyordu.
"Daha önce beni hiç bu kadar uzun süre incelememiştin." Kısaca gülüp demir kapıyı sol eliyle ittirip bana baktı. "Ee o kadar incelemenin sonucunda bir karara varmışsındır herhalde. Nasıl bir yüzüm var?"
Birini incelediğiniz ve yakalandığınız an hissettiğiniz o duyguyu kalbimin orta yerinde hissettim ve bakışlarımı Evren'in yüzünden kaçırıp boğazımı temizledim. "Gözüm dalmış."
"Gözüm dalmış," diye mırıldandı. Hiç inanmışa benzemiyordu ve ses tonu bile bunu kanıtlıyordu. Yine de her zaman olduğu gibi üstüme gitmedi ve konuyu nerede kapatması gerektiğini bildi. İşte Evren'in en çok sevdiğim özelliklerinden biri buydu. Beni hiçbir şeye zorlamıyordu, ne ona bir şeyler anlatmam konusunda ne de davranışlarım konusunda...
Birlikte asansöre bindiğimizde kolunu biraz gevşetti, böylelikle sırtımı aynaya doğru yaslayıp gözlerimi kapatabildim. Bugün her açıdan beni yormuştu. Hem iş hem de Serkan'la olan iletişimimiz... Her günümün böyle geçiyor olması beni gerçekten de zorluyordu. Bazen insan nefes alacak ve kendisini kaostan uzakta hissedecek bir yere kaçıp gitmek istiyordu.
Asansör Evren'in dairesinin bulunduğu katta durduğunda gözlerimi aralayıp Evren'e kısa bir bakış attım. Yine sarmaş dolaş bir şekilde ilerlemeye başladığımızda bakışlarımı yerden çekmemiştim. Evren iyi bir adamdı, yaşının verdiği bir olgunluğu vardı ve benimle gerçekten ilgiliydi.
Mükemmel birine benziyordu. Gerçek anlamda mükemmel. Kitaplarda ya da dizilerde gördüğüm ama her zaman ikinci adam olacak kadar mükemmel.
Düşüncelerimi sarhoşluğuma yorduğum o vakit Evren evin kapısını açtı ve kolunu benden çekti. "Ayakkabını çıkartmana yardım edeyim mi?"
Güldüm çünkü az önce düşüncelerimin ne kadar doğru olduğunu gösterirmişçesine bir cümle kurmuştu Evren. İşte o an zihnimde bir soru belirdi. Neden Evren gibi olan kitap/dizi karakterleri hep ikinci adam olurdu?
"Sadece biraz sarhoşum," dedim gülerek ve eğilip ayakkabımın ince kayışını çıkarttım. "Neyse ki ayaklarımı bulabiliyorum."
"Buna sevindim," diye güldü Evren. "Yine de yardım gerekirse buradayım."
"Sen neden bu kadar iyisin?" diye bir anda sordum. İşte sarhoşluğun sevmediğim o yanı; beynimin içindeki o süzgeçten geçmeden, geçemeden kurduğum cümleleri söylemem...
Ayakkabılarımı çıkartıp doğrulduğum an Evren'in yüzüne baktım. O da böyle bir soruyu beklemiyordu bu yüzden şaşkındı. "İyi miyim?"
"Bana iyisin, hem de çok iyisin. Bir telefonumla işini gücünü bırakıp beni almaya geldin. Az önce evinde kalmamı istedin ve şimdi de ayakkabılarımı çıkartmama yardım etmek istedin."
Evren, içeri geçmem için bileğimden tuttu ve beni nazikçe içeriye çekti. Evinin kapısını boştaki eliyle kapattığında bile bileğimi saran iri elini çekmemişti. Sıcaklığı gözlerimin yarım kapanmasına neden olurken bir cevap beklercesine ona bakıyordum.
"Ve seni kucağımda taşımayı da teklif ettim. Bunu umuttun."
"Dalga geçme," dedim ve gözlerimi devirdim. "Ben ciddiyim. Neden bana bu kadar iyi davranıyorsun?"
Evren bir adım attığında bunu beklemediğim için gözlerimi kırpıştırıp başımı kaldırarak yüzüne baktım. Yaklaştığı için o da başını eğmek zorunda kalmış ve yüzlerimizin arasında bir karış kalmıştı. Gözlerinin içinde, kendimi gecenin lacivertindeymişim gibi hissederken bileğimdeki elini avucumun içine kaydırdı ve başparmağıyla içini okşadı.
Yangında gibi hissetsem de gözlerimi ondan çekmedim.
"Çünkü sana çekiliyorum. Seni ilk gördüğüm andan beri zihnimin içinde 'bu kız benimle olmalı' diye bir cümle dönüp duruyor." Sesli bir nefes alıp yutkundu. "Bana çarptığın an dengem şaştı sanırım, Hilal. Birçok ilişkim oldu ama hiçbirinde böyle çarpılmış hissetmemiştim."
Cümleleri sıcaktı. İnsanın içini ısıtıp gülümsetecek kadar sıcaktı.
Ama o sıcaklığı hissedemiyordum. Bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordum ve bu da az önceki sorumu düşünmeme neden oluyordu. Neden böyle erkekler sevilmiyordu? O çok kızdığım dizi/kitap karakterlerinden farkım neydi şu an? Evren'in bana tek bir yanlışı yoktu, üzdüğü bir an bile yoktu. Nasıl oluyordu da ona karşı o sıcaklığı hissedemiyordum?
"Evren," diye fısıldadım. Evren gözlerimden mi yoksa ses tonumdan mı bir şeylerin yanlış gittiğini anladı bilmiyordum ama anlamıştı, elini avucumun içinden çekip ensesine götürürken boğazını temizleyerek geri çekildi.
"Tamam, ileri gittim. Senden reddedilmek istemiyorum bu yüzden sus lütfen, Hilal. Belki bir süre sonra sen de benim hissettiklerimi bana hissedersin."
"Sen gerçekten çok mükemmel birisisin Evren," dedim ama Evren sadece dudaklarını birbirine bastırdı. Klişe bir cümleydi bu ama cidden doğruydu. Evren mükemmeldi.
İşte o an içimdeki o yanlış hislere rağmen yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Aklımın bulanıklığı ve iyi düşünemediğim için hızla konuştum. "Benim bazı korkularım ve öfkem var. Hatta o kadar öfkem var ki saçma bir Twitter hesabımda ona sövüp duruyorum. Ama bir gün bu öfkem biterse seninle korkularımı yenmek isterim. Şimdilik her şeyi ağırdan alsak ve arkadaş gibi kalsak olur mu?"
"Olur," dedi ve elini alnına götürüp alnını kaşıdı. Onu izlemem daha kötü olurdu bu yüzden bakışlarımı koridora çevirdim. Beyaz ve grinin birbirini tamamlayan bir bütünlüğü vardı. Yerdeki parkeler griydi, duvarlarsa beyazdı ve birçok tablo, resim vardı. Dikkatle incelediğim bir tablo, manzara fotoğrafıydı. Muhtemelen Evren'in çektiği fotoğrafa doğru bir adım attım. Gecenin içinde belli olan yıldızlar profesyonel bir kameranın eseriydi. Deniz de gecenin lacivertine boyandığı için sadece karanlık gözüküyordu. Sahilde çekilmiş bir fotoğraftı. Kumsalın açık sarı rengi az çok belli oluyordu.
Fotoğrafın orta yerindeki ay ise çok güzeldi. Kocamandı ve denize de yansımıştı.
"Bu tabloyu sen mi çektin?"
"Evet, evdeki her şey benim eserim," dediğinde çizimlerden birini işaret ettim. "Resimler bile mi?"
Evren başıyla onayladı beni. "Resimler bile. Sadece buzdolabına yapıştırdığım resimleri ben çizmedim, onu da görünce anlarsın."
Meraklandığım için Evren'e çevirdim başımı. Güldü ve muhtemelen mutfağın olduğu tarafa ilerledi. Hemen onu takip ettim. Işığı açtığında gözlerimi gri büyük buzdolabına çevirdim. Küçük birinin çizdiği belli olan çubuk insanlar ve renkli karalamalar buzdolabının üstünde magnetlerle yapıştırılmıştı.
Kaşlarım çatıldı ve Evren'e döndüm. "Kim çizdi bunları?"
"Kızım."
Gözlerimin büyümesini durduramadım. İşte o an Evren'in yaşı zihnimde dönüp durdu. Kızı vardı, kızı vardı!
"Hilal," dedi ve kahkahayı patlattı. Sanırım yüzüne karşı gözlerimi büyültüp şaşkınlığımı gizleyemediğim için çok eğlenmişti ama ben nereden bilebilirdim kızı olduğunu? Daha önce hiç böyle bir konu geçmemişti ki!
Benim doğru düzgün bir ilişkim bile olmamışken Evren'in kızı vardı.
"Hey şaka yaptım Hilal," dedi birden ve asılı resimlerden birini çekip bana doğrulttu. Ona inanmadığım için kaşlarım çatık bir şekilde resme baktım. "Bu aile tablosu Lidya'nın. Bu da benmişim."
İşaret ettiği kişiye baktım. Kaslı çizmeye çalışılmış çöp adamın üstünde büyük harflerle amcam yazıyordu.
"Abimin kızı ama benim de kızım gibi bir şey Lidya. Abim hemen bir apartman uzağımda oturuyor bu yüzden Lidya'yla beraber büyüdük gibi bir şey."
"Kızın olduğunu sandım, aptal," dedim bir anda ve koluna vurdum. Hissetmediğini biliyordum ama sinirlenmiştim. "Ne diye pisliklik yapıyorsun ya?"
"Tepkini merak ettim çünkü," dedi ve bıyık altından gülümseyip resmi tekrardan buzdolabı kapağındaki yerine yerleştirdi. "Ve tepkin aşırı hoşuma gitti Hilal."
"Evlenip boşanmış olsaydın bana söylerdin herhalde," dedim birden. Şahsen arkadaşımın da böyle bir şeyini bilmek isterdim.
"Söylerdim tabii," dedi ve beni rahatlattı ama rahatlamam sadece birkaç saniye sürdü çünkü Evren konuştukça kaşlarım istemsiz çatıldı. "Ama neredeyse evleniyordum. Bundan birkaç yıl önceydi, yirmi beş yaşındayken falan."
"Ne oldu da evlenemedin?" diye sordum ama sorarken çekinmiştim. Yine de merakıma engel olamıyordum bu yüzden kelimeler dudaklarımdan firar ediyordu.
"Otur sen, ben de kahve yapayım bize, anlatırım."
Mutfağındaki beyaz iki kişilik masaya oturup dikkatle onu incelerken o kahve makinesiyle bize kahve yapmıştı. Evren'in sırtını incelerken ikimiz de epey sessizdik. Makinenin çıkarttığı ses dışında hiçbir ses yoktu ama rahatsız olmadım. Evren'in arkasında yazılar olan beyaz tişörtünü izlemeye devam ettim.
Kahveyi biri koyu yeşil, diğeri lacivert iki kupaya koydu ve ikisini de alıp yanıma geldi. "Gel mutfakta dertleşmeyelim, salonda çok rahat koltuklarım var."
Ayaklanıp elindeki kupalardan yeşil olana uzanacakken elini kaldırdı. "Ben taşırım. Yanmanı istemem."
O an Serkan'ın yüzü gözlerimin önüne geldi. Yandığım ve yandığımı fark etmeyip beni oracıkta bırakan Serkan'ın... İçimde bir yerlerde varlığını sürdüren öfkenin boğazımı sıktığını hissederken Evren'in düşünceli tavrına karşı gülümsedim ve o önden ilerlerken yürümeye başladım.
Şu an Serkan'ı düşünmemem gerekiyordu. Hatta kimseyi düşünmemem gerekiyordu.
Mutfağın çaprazında kalan odaya girdi Evren ve dirseğiyle ışığı yaktı. Koyu yeşil ve beyazın hakim olduğu salonu incelerken Evren televizyonun karşısında olan neredeyse siyah kadar koyu yeşil olan üç kişilik koltuğa oturdu ve ortadaki küçük cam sehpanın üzerine kupalarımızı bıraktı. Salak gibi salonu incelemeyi kesip onun yanına oturdum ve sehpanın üzerine bıraktığı kupalardan bana en yakın olan lacivert kupayı alıp tamamen ona döndüm.
İkimiz de birbirimizin geçmişinden bir haberdik. Evren'in neredeyse evlenecek olduğunu bilmek garip geliyordu. Eğer sorunlar olmasaydı şu an parmağında kalbinin yansıması olacak bir yüzük olacaktı, bu evde benimle değil de eşiyle kahve içecekti. Belki arkadaş olacaktık ve eşi beni sevmeyecek, konuşmamıza izin vermeyecekti ya da o da sevecekti ve dost olacaktık.
Çok garipti, birinin evlenebilecek kadar bir şeyler yaşaması ve benim hâlâ lisedeki aptal bir çocuğun hakkında tweetler atıyor olmam... Evet, kendimi çocuk gibi hissetmiştim.
"Aslında o kadar da büyük bir olay yok," dedi ve yeşil kupasını alıp kahvesinden bir yudum aldı. Dirseklerini bacaklarının üst tarafına yasladığı için öne doğru eğilmişti ve elindeki kupayı inceliyordu. Ben de avucumun içini yakan sıcaklığa rağmen elimi kupadan çekmeden Evren'in yüzünü inceliyordum. Büyük bir olay olmasa da kalbini kırdığı aşikârdı.
"Önemli olan olayın büyük olup olmaması değil, senin ne hissettiğin. Bazen insan tek kelimeden hatta tek bir bakıştan bile çok yaralanabiliyor," dedim ve bakışlarımı kupaya çevirdim. Bir daha kupaya bakarken sadece bir kupa diye düşünemeyecek miydim acaba?
"Haklısın," dedi ve derin nefes aldı. "Biz üniversitedeyken genelde aynı dersleri alıyorduk. Birbirimizi tanıyorduk ama üniversite bitene kadar aramızda pek bir şey olmadı. Tanıdık gibi bir şeydik sadece. Sabahları selam verdiğim biriydi işte."
Kahvesinden büyük bir yudum aldı. "Neyse buraları çok önemli değil. Üniversite bittikten bir yıl sonra ortak arkadaşlarımızla buluştuğum bir gece o da oradaydı. Koskoca dört yıl konuştuğumuzdan çok daha fazlasını o gece konuştuk. Bir sürü ortak noktamız vardı. Enerjilerimiz de tutmuştu bu yüzden her gün sohbet etmeye ve buluşmaya başladık."
Yüzündeki minik tebessümün altında yatan o kadar duygu vardı ki bu şirin sayılabilecek anlara gölgenin düştüğü belliydi. Kahvemden bir yudum alıp arkama yaslandım. Evren de sessizliğini bozdu ve konuştu.
"Sonra ben ondan hoşlandığımı fark ettim. Ben hoşlandığımı anladığım an direkt yüzüne söylerim, hiç çekinmem. Ona da söyledim ve o da aslında üniversitenin başından beri benden hoşlandığını söyledi. Çekindiği için açılamamış falan."
"Vay be," diye mırıldandım. Onca yıl sonra Evren'le sevgili olmuştu ve aşkına karşılık bulmuştu. Belki de doğru zaman değildi.
"Sonra biz sevgili olduk işte. Yine her şey güzel gidiyordu. Birbirimizi tamamladığımızı hissediyordum. Doğru zaman olduğunu düşünerek evlenme teklifi ettim bir yıl sonra. İşte o an işler beklediğimden daha farklı bir hal almaya başladı. Bana küçük bir evde kalıp gezmeyi istediğini söyleyen kız şimdi kendine ait kocaman bir ev istiyordu. Yüzüğü büyük olsun, her şeyin en mükemmeli olsun istiyordu. Tartışmaya başladık tabii."
Evren'in adem elması titredi ve yutkunduğunu anladım. Onu sevmese bile kalbinde bir yara olduğu belliydi. Bazı yaralar iz olsa bile acıtırdı. Bu da öyle bir şeydi benim gözümde.
"Neyse istediği gibi bir nişan yaptık. Gösterişli, şaşalı bir şeydi. Ailemin evinde bir yerlerde kesin videoları vardır. Annem saklar böyle şeyleri." Güldü ama dalga geçer gibiydi. "Onunla konuştuğum hiçbir şeyi konuşamaz oldum. Beni sevdiğini hissedemez oldum ve aynı şekilde ben de onu artık sevemediğimi fark ettim. Sevseydim belki de istedikleri o kadar gözüme batmazdı ama o an çok batmaya başlamıştı. Bir karar vermem gerekiyordu; ya hayatımı onunla birleştirip bu halini de sevmeye çalışacaktım ya da ayrılacak ve kendi hayatımı kuracaktım."
"Sen de ayrılmayı seçtin," diye mırıldandım ama Evren beni şaşırttı.
"Hayır, hâlâ onu sevdiğim o yanı geri getirebileceğimi düşündüğüm için ayrılmadım. İstediklerini yaptım ama hiçbir şey yeterli gelmemeye devam etti. Nikah günü almaya giderken bile kavga ediyorduk bu yüzden artık olmayacağını anlamıştım."
Çabalamıştı ve yine de olmamıştı. Bazen zorlasak da olmazdı ve bunun en büyük örneği Evren'di.
"Arabayı kenara çekip tartışmayı noktaladım ve yüzüne direkt olarak evlenmekten vazgeçtiğimi söyledim. Ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam açık açık ve sakin bir şekilde dile getirdim ama onun bana dediği şey 'bir daha benim gibi birini asla bulamayacaksındı.'"
Evren kahvesini bitirip kupayı sehpanın üstüne bıraktı ve arkasına yaslayıp gözlerini yumdu. "Yüzüğü verdi bana ve söylenmeye devam etti. 'Sana bunca yıl katlandığıma bile inanamıyorum. Hiçbir istediğimi yapmayacaksan neden evleniyoruz ki?' tarzı şeyler söyledi. Arabayı terk etti ben de yeni tuttuğum büyük evime gittim işte. Tekrardan olalım diye çok uğraştı annemle onun annesi ama ikimizin de istekleri uymadığından denemdik bile."
"Üzücü," dedim ve kahvemden son bir yudum alıp kupayı sehpaya bıraktım. "Sevdiğin birinin tanımadığın birine dönüşmesi..."
"Öyle ama insanlar değişir. Bazen o sevdiğim yanı aslında beni etkilemeye çalıştığı yanı olduğunu düşünüyorum. Sanki o hali bir roldü de en sonunda kendisini gösterdi."
"Belki de," diye mırıldandım. "Yine de evlenmeden ayrılman daha mantıklı olmuş. Evlenseydin işler daha zorlaşırdı ve belki de çocuğun da olurdu."
"Çocuğumun hep kavga eden bir ailesi olmasını istemedim ben de," dedi Evren. "O nikah tarihini alma yolunda ondan ayrılmasaydım muhtemelen hiç ayrılamazdım. Neyse ki geçti gitti artık."
"Evet geçti," dedim ve gülümsedim ben de.
"Peki sen Hilal?" dedi bir anda. Anlamayarak yüzüne baktım. "Senin kalbini kıran nasıl kırdı?"
Bakışlarım tv ünitesinin üstündeki saate kaydı. "Saat de çok geç olmuş ve bil bakalım kimler yarın işe gidecek? Tabii ki de biz!"
"Kaç bakalım," dedi ve ayağa kalktı. "Haklısın, erken kalkmamız lazım. Gel sana giyecek bir şeyler vereyim."
Evren'in teklifini reddetmedim ve onu takip ederek odasına gittim. Odası mavinin tonlarıyla döşenmişti. Bir duvar lacivert duvar kağıdıyla kaplanmış, bir duvar beyaz bırakılmış ve bir sürü fotoğraf, rafla süslenmişti. Raflarda kitaplar ve eski yeni birkaç fotoğraf makinesi vardı. Duvar kağıdının kaplı olduğu duvarın önünde çift kişilik bir yatak vardı ve üzerinde pürüzsüz bir şekilde serilmiş siyah bir nevresim takımı vardı.
Yatağın sağ tarafında kalan camdan içeriye sokak lambasının sarı ışığı giriyordu. Camın olduğu duvarda bir şey asılı değildi.
"Odan güzelmiş," dedim. Evren boydan boya bir duvarı kaplamış dolaptan bana kahverengi bir tişört ve altıma da bana asla olmayacağını bildiğim bir şort çıkarttı.
"Beğenmene sevindim."
"Sen mi dekore ettin?" diye sordum verdiği eşyaları göğsüme bastırırken.
"Genel olarak ben dekore ettim ama bazı şeyler meşhur çeyizimden kalma."
İster istemez güldüğümde Evren de gülmüştü. "Neyse sen giyin. Rahatsız olursun diye anahtarı kapının arkasında bıraktım, istersen kilitleyebilirsin odanın kapısını. Eğer bir sıkıntı olursa ben alt kattaki 18 numaralı evde olacağım."
"Gitmene gerek yok Evren," dedim ve Evren'e bir adım attım. "Hatta ben banyoda üzerimi değiştireyim sen de odanda yat. Koltukların gerçekten çok rahat, koltukta uyuyabilirim."
"Tartışmaya kapalı," dedi Evren ve başını iki yana salladı. "Sen buradasın ben koltuktayım. Tamam mı?"
Ne dersem diyeyim hayır diyeceğini fark edip oflayarak dudaklarımı ıslattım. "Tamam, Evren."
"İyi geceler güzellik," dedi ve göz kırpıp odanın çıkışına ilerledi.
"İyi geceler, Evren."
Odadan çıkıp kapıyı kapattığında derin bir nefes aldım. Daha nefesimi veremeden kapı tıklatıldığında zar zor 'gel' demiştim.
"Söylemeyi unuttum nevresimi daha bugün serdim ama istersen dolabın içinde yeni bir nevresim de var."
"Hiç gerek yok," dedim ve gülmemek için kendimi zor tuttum. Evren tekrar iyi geceler deyip kapıyı kapattığında birkaç saniye boyunca tekrar kapıyı çalmasını bekledim ama beklediğim gibi bir şey olmadı.
Üzerimi değiştirip ışığı kapattıktan sonra ince pikenin altına girerek gözlerimi yumdum. Evren gerçekten iyi biriydi ve ben onun gibi birini sevmeyi çok isterdim.
Ama gözlerimi kapattığım an gözümün önünde canlanan şey onun değil başkasının mavi gözleriydi.
Önce bunu yok etmem gerekiyordu. İşte o an Evren'i sevebilirdim.
⏳