Yorucu bir iş gününün son saatlerine girdiğimiz bir vakit Evren'le oturmuş sunumumuzun son halini inceliyorduk. Gün içinde kaç kere kahve içtiğimizi saymayı bıraktığımdan bugünkü son kahvem olduğunu umarak kahvemden bir yudum daha içtim.
"Bence son hali mükemmel. Daha iyisinin olması imkansız." Evren, sandalyeye yaslanıp başını sol omzuna yatırarak bana bakarken elimdeki kupayı masaya bırakıp tamamen ona döndüm.
"Sunum bence de çok iyi oldu ama benim merak ettiğim bir şey var."
"Sor bakalım merak ettiğin şeyi." Evren, saçlarını dağıtıp bana merakla baktığında dudaklarımdaki kahve tadını almak için dilimi dudaklarımda gezdirdim. Kısa, çok kısa bir an dudaklarıma baksa da bakışları hızla gözlerime dönmüştü. Bir daha dudaklarımı yalamamak için beynimin bir kenarına bunu yazdım. Yanlış şeyler olabilirdi.
"Sen cidden bu oyun içine girmek istiyor musun? Sonuçta hayatını tümden etkileyecek. Sözleşme hazırlanacak ve belki de altı ay hatta bir yıl boyunca Pr için sevgilin varmış gibi davranacaksın. Cidden var mısın buna?"
Uzun soluklu bir Pr çalışması olduğundan birkaç haftalık bir iş değildi. Ünümüzün artması ve gençlerin ilgisini çekebilmek için sınırsız şeyler yapabilirdik. Bu ne kadar etikti tartışılırdı ama çağımızda çokça kullanılan bir şeydi. Sadece Evren gibi birinin bunu kabul edip etmeyeceğini merak ediyordum.
"Benden daha iyi bir seçeneğin var mı?"
"Yok," dedim sesli nefes alarak. "Ama bu seni zorlasın istemiyorum. Başka birilerini bulabilirim."
"Ben varım Hilal," dedi ve elime uzanıp usulca sıktı. Büyük ve sıcak avucunu elimin üstünde hissettiğimde bakışlarımı eline çevirmeden edemedim. Elinin üzerinde de dövme vardı. Kuş dövmesini incelerken konuşmaya devam etti. "Açıkçası senin dışında bu rolü daha iyi yapabilecek birini de tanımıyorum. Bence artık kameraların önüne çıkman lazım. Sen de benimle olursan işler o kadar da sahte olmaz."
"Sahte olmaz mı?" diye sorduğumda elini elimin üzerinden çekip dizinin üzerine yerleştirdi ve kemikli parmaklarıyla ritim tutmaya başladı.
"Birbirimizi daha iyi tanışmış olmaz mıyız? Belki de sahte bir Pr ilişkisinden gerçek bir şeyler doğar."
Evren, her zaman flört ettiğini belli etmişti ama hiç bu kadar dürüst olduğunu görmemiştim. Ne demem gerektiğini bilemeyerek onun yüzüne bakarken kalp atışlarım gerginlikle hızlanmıştı.
"Bilemiyorum. Kamera önü beni geriyor," diyerek ayaklandım ve daha bitmemiş kahve kupamı ve onun bitmiş kupasını alıp bir şey demesine izin vermeden mutfağa doğru ilerledim.
"Ne yapacağım ben?" Kendi kendime konuşarak kupaları durularken gerçekten de çıkmazda hissediyordum. Evren tanıdığım en iyi erkeklerden biriydi. Kendinden emin tavrı, sıcak davranışları ve esprili yanı tamamen kafamdaki mükemmel adamın aynısıydı ama kendimi tam anlamıyla ona kapılmış hissetmiyordum. Serkan'ın adı geçtiğinde ya da Serkan'ı gördüğümde, Evren benim için silikleşiyordu ve ben bunu ona yapmak istemiyordum. Serkan'la olan bütün iletişimiz bitene kadar ona karşı bir şeyler hissedemezdim. Bu Evren'e haksızlık olurdu.
"Umarım üzerime hangi sıcak içeceği dökeceğini düşünmüyorsundur." Serkan'ın sesi irkilmeme neden olurken gülüşünü hissetmek tüylerimi ürpertti. Hâlâ alışamıyordum gülüşüne. "Seni korkutacak kadar mı nefret ediyorsun benden?"
Kupaları bulaşık makinesine yerleştirip ellerimi silerken onun yüzüne bakma gereği bile duymadım. "Tek derdim sen değilsin."
"Sevinmem mi gerekiyor?"
"Bence sevinmelisin yoksa üzerine dökülen başka sıcak bir içecek olurdu." Ellerimi kurulamak için peçeteye uzanacakken Serkan tezgaha yaslandığı için uzanmaktan vazgeçtim çünkü tam olarak Serkan'ın arkasında kalmıştı peçete.
Gözlerimi istemeyerek Serkan'a çevirdiğimde gülümsedi ama ben aynı şekilde ona bakmaya devam ettim. Bir gün oturup düzgün bir şekilde yemek yedik diye her şey bitmemişti ne yazık ki. O hatırlamasa da ben hiçbir anı unutmuyordum.
"Az önce Evren'le olan konuşmana kulak misafiri oldum," dedi birden konuyu değiştirerek. Bunu beklemediğimden kaşlarımı çatmadan edememiştim. Tam olarak nereyi duymuştu?
Dediklerimi hatırlamak istediğim bir andaydım. Serkan hakkında bir şey de dememiştim ki.
"Sizi ilgilendiren kısım ne?"
"O yazdığın tweetler," dedi bir anda ve peçetelikten bir peçete kopartıp bana uzattı. Ondan hiçbir yardım istemesem de peçeteyi elinden alıp ellerimi kurulamadan edemedim. "Evren için mi?"
"Tekrar soruyorum, sizi ilgilendiren kısım tam olarak neresi?"
"Sadece merak ettim. Sonuçta en yakın arkadaşımın arkadaşısın. Teknik olarak biz de arkadaş sayılırız."
"Dostumun dostu dostumdur mantığı yok bende. Kusura bakma ama sana özel hayatım hakkında hiçbir şey söylemeyeceğim. Bir daha iş arkadaşın olsun, normal arkadaşın olsun kimseyi dinlemeye kalkma çünkü bu çok yanlış bir şey."
Peçeteyi çöp kutusuna atıp ona sert bir bakış atarak gitmek için hamle yaptığımda bir anda kolumdan tutup beni durdurdu. Bunu ikinciye yapıyordu ve ben ikinci defa şaşırıyordum.
"Sana arkadaş gibi davranmaya çalışıyorum." Kolumu serbest bırakıp sesli bir nefes aldığımda tam 'senden bunu isteyen yok' diyecektim ki o konuşmaya devam etti. "Benden neden nefret ediyorsun anlamıyorum ama ben kötü biri olmadığımı, arkadaş canlısı biri olduğumu sana göstermeye çalıştım. Tamam kahve döktüm üstüne ve çok üzgünüm ama yetmedi mi bu kadarı?"
"Sana böyle davran diyen yok! Herkesle iyi anlaşamazsın. Herkes seni sevmek zorunda da değil," dedim hırsla.
"Sevmesen bile resmi bir ortamda böyle davranamazsın. Sırf en yakın arkadaşımla arkadaş oldun diye sana iyi davranmaya çalıştım kaç gündür ama benden de bu kadar. Madem düşmanlık istiyorsun, olalım düşman."
Serkan, kötü yüzünü göstermek istiyormuş gibi ciddi bir ifadeyle yüzüme baktığında burnumdan bir nefes verip güldüm. "İyi olan kazansın."
"Kazansın."
Ona arkamı dönüp giderken resmi olarak düşman olduğumuzu idrak etmem uzun sürmüştü.
Artık Serkan Yılmaz hiç kimsem değil ciddi ciddi düşmanımdı.
⏳
İdil: Nasılsın kıvırcık güzellik?
Hilal: Biraz yorgunum ama genel olarak iyiyim, sen?
İdil: Mükemmelim her zamanki gibi ehehe
İdil: İşten yeni mi çıktın?
Hilal: Evet eve yeni geçtim şimdi
İdil: Umarım eve geçene kadar dinlenmişsindir çünkü çok güzel bir teklifle geldim
Hilal: Bu güzel teklifinin içinde adını ağzıma almak istemediğim biri var mı acaba?
İdil: AAA NE ALAKA
İdil: Kimden bahsettiğini bile anlamadım yaa
Hilal: İnanmış gibi yapmak isterdim ama hiç inandırıcı değilsin İdil
İdil: Üzdün şu an :((
İdil: Ben sana gel bir kız gecesi yapalım, erkeklere sövelim diye telifte bulunacaktım
İdil: Kalbim kırıldı şu an :((
Hilal: Kalbin kırılmasın hemen
Hilal: Hem artık Twitter'dan Tc erkeklerine sövmeyi bıraktın bu yüzden inanamadım
Hilal: Hatta Asrın'la sevgili olduğunuzu düşünmeye başladım
İdil: Yoo ne alakası var canım
İdil: Şu sıralar çok işim olduğundan erkeklere sövecek pek vaktim kalmıyor ama bomba gibi döneceğim
İdil: Hatta bu gece bara gidip bütün erkekleri kendime aşık ettikten sonra hepsinin kalbini kıracağım
İdil: Hep onlar mı kalp kıracak aaa?
Hilal: Doğru...
İdil: Sen de istesen çok kalp kırarsın bence
İdil: Bu yüzden bu gece şerefsiz oğlu şerefsiz erkeklerin kalbini kırmakta bana yardımcı olman lazım
Hilal: Hayır deme gibi bir şansım var mı?
İdil: Yok
İdil: Hayır dersen kavga ederiz diye yorumladım valla
Hilal: Bir yerden Serkan'ın fırlamayacağına söz veriyor musun?
Hilal: Sonuçta bütün gün görüyorum onu yeter yani
İdil: Serkan bir birey ya bir anda bara bizim bara gelmek isteyebilir sonuçta herkese açık bir alan
Hilal: O zaman ben gelmeyeyim
İdil: Beni kurtlar sofrasında yalnız mı bırakacaksın 🥺
İdil: Ya bir Tc erkeği kalbimi kırarsa???
İdil: Vicdandan Twitter'ı bırakırsın valla
Hilal: Sen çok fena birisin
İdil: Öyleyimdir ya ;))
İdil: Geliyorsun diye yorumladım o zaman???
Hilal: Geliyorum manyak kız
İdil: O zaman sana konumu atıyorum ben bir saate geçerim sen de hazır olunca gelirsin
İdil: Öptüm Tc erkekleri kapatılsın
Hilal: Görüşürüz orada
⏳
Bir hatayı ikinciye yaptığınızda bu artık hata olmaktan çıkıyor ve salaklığa giriyordu. Ben salak mıydım yoksa çok mu kaşınıyordum bilemiyordum. Üzerime sevdiğim güzel, askılı ve vücut hatlarımı belli eden bir elbise giymiştim. Saçlarımı da başımın ortasından güzel bir at kuyruğu yapmıştım. Kıvırcık saçlı olarak kuyruğum epey kabarıktı ama aynaya baktığımda kendimi beğenmiştim.
İdil'in attığı konuma geldiğimde barları pek sevmediğim için kendimi biraz olsun tedirgin hissetmiştim ama ilk adımı atıp içeri girdiğimde bu tedirginlik yok oldu. Etrafı inceleyerek ilerlemeye başladığımda İdil'i görmem çok uzun sürmedi. Turuncu saçlı birini fark etmek her zaman çok kolaydı.
Onun yanında oturan sarı saçlı çocuğu da.
Harika, diye geçirdim içimden ama içten içe böyle bir şeyin yaşanacağını biliyordum. Onunla aynı ortamda olmama şansım varken neden bile bile aynı mekana, ortak arkadaşımızla buluşmaya geliyordum ki?
Artık bu hata değil tamamen benim salaklığımdı. Serkan'la resmi olarak düşman olduğumuz günün gecesinde onunla bu barda buluşmak.
Yine de geri adım atmak yerine sağlam adımlar atarak masaya ulaştım. Amacım Serkan'ın bana yaşattığı acıyı yaşamasıydı. Peki neden onu kendime aşık edip ben de onun kalbini kırmıyordum? Şimdiye kadar şirketten gitsin diye çabalamıştım ama şimdi tek amacım bu olmayacaktı.
Masanın önüne kadar gittikten sonra bütün ilginin bende olduğunu bilerek rahatsızca yerimde kıpırdandım. Hiçbir zaman sahne ışığının altındaki o kişilerden olmamıştım. Ben seyirci olmak için doğmuş, pek ilgi çekmeyen yan karakter olarak yazılmıştım ve bundan asla şikayetçi sayılmazdım. Kendimi seyirciler arasında ya da sahte hesaplarda daha rahat hissediyordum bu yüzden bu kalabalık barda asla rahat değildim.
"Merhaba," dedim İdil'e doğru. Tek odağım oymuş gibi davranıyordum ama yanındaki Serkan'ın asık suratını da göz ucuyla görebiliyordum. Diğer yanında da meşhur ehliyet hocası Asrın vardı. Onunla tanışmıştım ama tanışmasam bile İdil'in sevdiği adam olduğunu anlayabilirdim.
"Hoş geldin! Tam Tc erkeklerini kendime aşık edecektim ki biri kapıma dayandı ve en çok kendisinin aşık olduğunu söyledi bana. İşte bana aşkından kapılarıma dayanan Asrın." İdil, Asrın'ı işaret edip sırıttığında Serkan'ı tamamen yok sayarak bakışlarımı Asrın'ın yüzüne çevirdim. Onunla ayaküstü tanıştığımız için çok iletişime geçememiştik.
"Asrın'ın neden geldiğini anlayabiliyorum. Sonuçta birbirinize aşıksınız," diyerek İdil'e döndüğümde İdil dudakları aralık bana baktı. Utanmış mıydı? Umarım utanmıştır çünkü yanındaki baş düşmanımı getirdiği için ona biraz kızgındım.
"Öyle demeyelim bence," dedi ve sahteden öksürdü. "O bana körkütük aşık, ben de ona ayak uyduruyorum diyelim."
İdil'in attığı tweetleri görmesem dediklerine biraz olsun inanabilirdim ama yok. Aşık olduğu besbelliydi sadece işleri şakayı vurmayı seviyordu.
"Hıhı öyle diyelim, aynen." Serkan bir süredir var olan sessizliğini bozup konuştuğunda boğazımın kuruduğunu hissettim. Bazen onunla aynı masaya oturduğumu unutuyordum çünkü daha önce böyle bir şeyi hiç yaşamamıştım. Bu yüzden bir anda konuşması ben içten içe şaşkınlığa itiyordu ama dıştan bir beton kadar ifadesizdim. Serkan gibi birinin gözlerimden hiçbir şey anlamayacağını da biliyordum.
Herkes Serkan'a olan nefretimi üzerime kahve dökmesi yüzünden oluştuğunu sanıyordu ama benim nefretim o kadar basit değildi. Keşke üzerime sadece kahve dökmüş ve benim anlık olarak nefretimi alsaydı. İşte o zaman ne kalbim acırdı ne de böyle olmak zorunda kalırdık.
Belki arkadaş bile olabilirdik. Belki...
Gelen çalışana istediğim alkollü içeceği söyledim. İdil de masaya tekila shotları söyledi. Bu gece nasıl ilerleyecekti bilmiyordum ama bünyemin alkole pek alışık olmaması yüzünden kendimi kasmadan edememiştim.
Siparişler geldiğinde biramdan bir yudum alarak canlı müziğin tadını çıkartmaya çalıştım. Serkan'la aynı ortamda olduğumu düşünmezsem söylenen şarkılar ve İdil'in eğlenceli konuşmalarıyla çok eğlenebilirdim ama hemen yanında oturan Serkan'ın varlığını bilmek bile eğlencemi yarıya düşürüyor beni geçmişin dipsiz kuyularına sürüklüyordu.
Onu geçmişte bırakmak çok mu zordu?
"Eh yeter be!" İdil bir anda yükselip hâlâ içilmemiş tekila shotlarını birer birer önümüze itti. "Çok sıkıcısınız! Yeter biriniz sarhoş olun da eğlenelim."
Bakışlarım önümdeki minik shot bardağına dönerken bunu içersem ne gibi bir sarhoşluk yaşayacağımı kestirmeye çalışıyordum. Kırmızı şarap dışında içkilerle pek alakam yoktu. Şarabı bile nadir tüketirdim.
Asrın da İdil'in önündeki shot bardağını kendisine çektiğinde Serkan şaşkınca konuştu. "Oha Asrın sen içer miydin?"
"Çok sık içmem. Hele ki araba kullanacağım vakit." Asrın alt dudağını ıslatıp Serkan'a baktı. "Bu gecelik sadece."
"Ulan İdil çocuğu da bozdun resmen ha! Asıl tehlikeli kişi sensin."
Aralarındaki konuşmayı dinlerken bir an Serkan'ın yüzüne dalıp gittiğim için İdil'in son dediklerini pek duyamamış ve kendimi kötü hissetmiştim. İdil bir anda konuştuğunda bakışlarım tekrar ona döndü. "Aşka!"
Bunu asla kabul edemezdim.
Asrın İdil'in bardağına vurup aynı kelimeyi tekrar etti.
İkisi de tek dikişte içtiğinde ne ben ne de Serkan elimizdeki shotları dikmiştik. Öylece avucuma küçük gelen bardağı tutarken Serkan'la kısa da olsa göz göze geldik. O neden durmuştu hiçbir fikrim yoktu. Benim aşka olan inancımı o yok etmişken onunkini kim yok etmişti?
Belki de flörtleriyle takılmayı daha çok seviyordu. Eh neden bir sürüsüyle olmak varken tekine yetinsindi ki?
"Bunlar aşk falan diyor ama ben katılmıyorum," dedim bir anda ve shot bardağımı Serkan'ın bardağına sertçe vurarak bugünkü konuşmaya ithafen bir şey diledim. "Düşmanlığa."
Serkan gözlerini kıstı ve kaşlarını kısa bir anlığına çattı. Bugün resmi olarak birbirimize düşman olmuşken bunu kutlamamız gerekiyordu bence. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümsemeyle Serkan'ın mavi gözlerinin içine bakarken alt dudağını ıslattı.
"Ee ben de düşmanlığa içmek istemiyorum. Aşka da katılmıyorum. Yalnızlığa." Serkan daha bugün düşmanlığı kendisi kabul etmemiş gibi yalnızlığa içerken ben de düşmanlığa içtim. Acı sıvının boğazımdan akıp geçerken bıraktığı sıcaklığın kalbimdeki yangına iyi gelmesini umarak yüzümü buruşturmamaya çalıştım.
Yalnızlığa içmesi çok saçmaydı. Eminim ki içinden bambaşka bir şey söylemişti. Serkan gibi birisi yalnızlığı dileyemezdi sonuçta.
İdil ve Asrın dans etmek için yanımızdan ayrıldıklarında Serkan'la karşılıklı oturduğumuz için artık birbirimizle muhatap olmak zorundaymışım gibi hissettim kendimi ve kendimi tutamayarak bir soru yönelttim. "Bugünkü düşmanlığımızı kutlamak için shot atarız sanmıştım. Neden karşılık vermedin bana?"
Serkan, önündeki bira şişesini dudaklarına dayayıp bir büyük yudum alırken bakışlarımı ondan çekmedim. Her içki içişinde yanakları biraz daha kızarıyordu ve renk değiştiren ışıklara rağmen bunu net bir şekilde görebiliyordum. Sanırım bünyesi hassastı.
"İdil'in düşman olduğumuzu öğrenmesini istemedim. Kendi çapında bizi yakıştırdığını sen de fark etmişsindir."
"Fark etmemek mümkün değil," dedim ben de ve parmaklarımı önümdeki bira dolu kadehin etrafında gezdirdim. "İdil'e olamayacağımızı söyle. Sen onun daha eski arkadaşısın sonuçta."
"O iş o kadar da kolay değil ya," dedi Serkan ve saçlarını dağıtarak yüzünü buruşturdu. "İdil asla beni dinlemez."
"Ben daha fazla seninle bu şekilde muhatap olmak istemiyorum ama," dedim kelimeleri zihnimin süzgeçinden geçirmeden direkt yüzüne vururken. "Seni iş yerinde yeteri kadar görüyorken normal hayatımda da görmek istemiyorum."
Serkan burnundan sert bir nefes alırken gözlerimi devirip içkimden büyük bir yudum aldım. Boğazımda aynı yanmayı hissederken aklımın uyuştuğunu ve kendimi rüyanın içindeymiş gibi hissettiğimi fark etmiştim. İşte sarhoş olmaya başlıyordum ve bu çok tehlikeliydi.
"Hislerimiz karşılıklı Hilal. Ben de seninle yakıştırılmaktan pek memnun değilim."
"Ah doğru," dedim ve gülerek elimi çeneme yasladım. "Şu şirkete yeni getirdiğin çıtırı tavlamaya çalışıyorsun değil mi? Ah Serkan... çok basitsin."
Serkan'ın kaşları çatıldı anında. "Kumsal'ı tavlamaya falan çalışmıyorum ben. Nereden çıktı şimdi bu?"
"Sana inanmam için hiçbir nedenim yok," dedim umursamayarak ve kadehimdeki içkinin yarısından çoğunu bir dikişte içtim.
"Çok hızlı gidiyorsun ve saçmalıyorsun," dedi Serkan.
"Sana ne?" diye yükseldim bir anda. "Seni ne ilgilendirir? Bana anca şirkette iş konusunda karışabilirsin! İstediğimi söylerim, istediğim gibi içerim. Beni önemsiyormuşsun gibi davranma çünkü önemsemediğini hatta tanımadığını bile biliyorum. Benimle düşman ol sadece ve kötü anımı kollayıp şirketten yollamaya çalış çünkü benim yapmak istediğim tam olarak bu. Serkan Yılmaz'ı hayatımdan göndermek."
Acımasızca çıkan her kelime benim kalbimi yakarken Serkan'a bir şey hissettirmediğini biliyordum. Onu umursamadım ve bakışlarımı soliste çevirdim. Hiçbir tepki vermesini de beklemiyordum. Serkan da tepki vermedi zaten, hoş veremezdi de.
Bir ara İdil ve Asrın masaya geldi ve tekrar shot attık. İkili tekrar gittiğinde ne Serkan ne de ben konuşuyordum.
Göz ucuyla Serkan'a baktığımda yeni aldığı bira şişesini izlediğini ve daha önce hiç görmediğim kadar yorgun göründüğünü fark ettim.
O an içimdeki bir zamanlar onu her daim seven yanımın varlığını ve üzüldüğünü hissettim. Daha önce şahit olmadığım bu yanı canımı sıkmıştı ama onu bu üzgün hale sokan ve yorgunlaştıran da az önce süzgeçten geçirmediğim kelimelerimdi. Onu buna ben yapmışken üzülmemem lazımdı.
O da beni üzmüştü sonuçta.
Ama o seni üzdüğünü bile bilmiyordu ki, Hilal.
O liseli kız konuştuğunda kalbimin acıdığını hissettim. Sonuçta yine üzmüştü. Peki neden onu üzmek beni iyi hissettirmiyordu? Oysaki onu üzdüğümde çok mutlu olurum diye düşünmüştüm.
Bakışlarımı ondan çekip masanın üzerindeki telefonumu aldım ve Evren'e mesaj attım.
Hilal: Evren nasılsın?
Evren: İyiyim güzellik sen nasılsın?
Hilal: Eh iyi gibiyim
Hilal: Senden bir şey rica edebilir miyim acaba?
Evren: Ne istersen emrin olur :)
Hilal: Ben arkadaşlarımla bardayım ama çok sıkıldım ve iyi hissetmiyorum
Hilal: Beni alır mısın?
Hilal: Sana bir kahve borcum olur
Evren: Konum at on beş dakikaya yanındayım
Hilal: Gerçekten mi?
Evren: Gerçekten
Evren: Hem bir kahveye çok ihtiyacım vardı
Hilal: Teşekkür ederim Evren sen mükemmel birisisin
Evren: Sen daha mükemmelsin bunu bil ;)
Evren'e konumu gönderdiğimde içkimin son yudumlarını içip çantamı alarak ayaklandım. Serkan'ın dalgın bakışları bana döndüğünde o da hızla ayaklandı ve bir anda yanımda bitip elini belime atarak beni dengeledi. O ana kadar düşmek üzere olduğumu bile hissetmemiştim ama Serkan'ın belimi kaplayan elini fark ettiğimde dengemin şaştığını anlamıştım.
Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda o da bana doğru eğildiğinden yüzlerimizin arasında çok az bir mesafe vardı. Kalbimin sesi mi yoksa şarkının bası mı anlayamadığım bir gürültü duyulduğunda Serkan konuştu. "Ne yapıyorsun düşecektin neredeyse."
"Gidiyorum," dedim ve bir adım geriye çıkmaya çalıştım ama bana izin vermedi.
"Daha ayakta bile duramıyorsun."
"Çok da umurunda sanki!" dedim ve elini belimden çekip ilerlemeye çalıştım ama dengemin bozulmasıyla Serkan tekrar kolunu bana sarmıştı.
"Umurumda," dedi birden. Bakışlarım tekrar yüzüne döndüğünde epey ciddiydi. "Umurumda çünkü ne kadar düşmanım olsan da senin başına kötü bir şey gelmesini istemem. Tabii sen isteyebilirsin. Asıl ben senin umurunda değilim."
Dudaklarım aralık bir şekilde ona baktım. Umurumda olmadığını mı düşünüyordu?
Umurumda olmasaydı bunları yapar mıydım? Onunla uğraşır mıydım?
Kendi düşüncelerimle kendimi üzerken sessizce yüzünü izledim. Serkan'la beraber barın çıkışına giderken o benden uzaklaşmadı hatta beni sıkı sıkıya tuttu.
"Neden benden nefret ediyorsun anlamıyorum ama ben senden nefret edemiyorum," dedi birden. Gözlerimi kırpıştırdım. "Sadece sana ayak uyduruyorum. Muhtemelen ikimiz de bu dediklerimi hatırlamayacağız. Ben çabuk sarhoş olur ve unuturum. Sen de çabuk sarhoş oluyorsun anladığım kadarıyla."
Bir şey demeden yakından gördüğüm yüzünü inceledim. Derin bir nefes alıp dudaklarını ıslattı. "Neyse işte... Bu nefretin bir gün biterse belki anlaşabiliriz."
"Unutama beni," diye fısıldadım ama Serkan ne dediğimi anlayamadı. Bakışları dudağımdayken kendimi onun üstünü örttüğüm günde bulmuştum. Aynı bu şekilde beni unutmamasını diliyordum ama unutmuştu.
Serkan yüzüme doğru yaklaşacakken gözlerini kaçırarak benden biraz olsun uzaklaştı. "En iyisi bir taksi çağırayım ve seni evine bırakayım."
"Beni Evren alacak," dediğimde Serkan'ın bakışları bana döndü ve beklenmedik bir şekilde aramızdaki mesafeyi biraz daha açıp boğazını temizledi.
"O zaman Evren gelene kadar senin yanında olayım." Mesafeli sesi dudaklarımı ısırmama yol açtı.
Bir şey demek istesem de demedim. Evren'i çağırdığım için pişman oldum ama sonra bunun en doğru karar olduğunu düşündüm. Serkan'la o kadar sorunumuz vardı ki ayık kafayla konuşamıyorduk bile.
İşte bu yüzden büyük bir hataya adım atacaktım. Hayır, atacaktık. Hem ben hem Serkan...
⏳