Çözdüğüm kimya testine lanet ederken eksik olduğumu fark etmem çok zamanımı almamıştı. Föylerimi almak için çantamı odanın içinde aramaya başladım.
Bulamayınca sinirle sandalyeme oturup en son nerde gördüğümü hatırlamaya çalıştım. Dershaneden çıktığımda yanımdaydı çimlerde mi kalmıştı Atalay'ın arabasında mı onu net olarak hatırlamıyordum.
Elime telefonumu aldığımda yirmibeş dakika önce gelen mesaja tıkladım. Atalay'dan gelen bir fotoğraftı ve arka koltuğundaki çantamı yollamıştı bana.
'Çantama ihtiyacım var." Yazdığım mesajı gönderdim ve telefonumu sesliye alıp dersime geri döndüm.
Her dakika başı ses gelmemesine rağmen bildirim panelini kontrol ediyordum. Hala yazmamıştı.
Geçen yarın saatin ardından masanın başında kapanmak üzere olan gözlerimi bildirim sesi ile irkilerek açtım. Hızla telefonu elime akıp okudum.
'Yarın müsait olduğum bir zamanda arayıp getiririm.'
Tamam diyerek onu onayladım ve telefonun ekranını karartıp masadan kalktım. Yarın sabah demeneme vardı ve yeterince uykusuz kalmıştım. Hızlı bir şekilde yatağıma girip uyudum.
Çözerken gözümden akan yaşla optiğim ıslanmıştı. Acaba makine okurken sorun çıkartır mıydı? Üfleyerek kurutmaya başlamıştık ki zamanın aktığı aklıma gelince yarım bıraktığım problem sorusuna yöneldim.
Kafamı kaldırıp saate baktım son 43 dakika kalmıştı ve ben matematiği yarılayamamıştım bile, daha fen ve sosyal duruyordu.
Bulanık gözlerimle okuduğum problem sorusunu belkide beşinci okuyuşumdu. Midem ağzıma gelirken elimdeki kalemi sakince masaya bıraktım ve suyumu alıp bir kaç yudum içtim.
Denemeyi bırakıp çıkmak istiyordum ama yapamazdım.
Hayır Zeynep bununla baş edeniyecek kadar güçsüz değilsin. Sen duygularını kontrol edebilirsin. Hadi güzelim.
Kendi kendime beynimin içinde dolaşan kelimeler daha iyi hissettirirken elime kalememi alıp kırk bir dakika buna dayandım.
"Aga türkçem çok kötü yirmi dokuz yetmiş beş. Gerçekten ben neyce konuşuyorm?" Sıla kendi kendine söylenirken ben cevap vermemiştim.
Sınıftakiler gibi ulu orta açıp kontrol edemiyordum. Yanlışlarım diğerlerine göre oldukça fazla çıkıyordu ve utanıyordum. Bunu dıları yansıtmamaya çalışsamda öyleydi. Asla yükselmeyen netlerim ile evde oturup ağlıyordum.
"Yemeğe gidiyoruz hadi gelin." Sınıfın organizatör(?) çocuğu olan Enes seslendiğinde hemen cüzdanımı cebime atıp peşlerinden işerlemiştim.
Yemek yemek için gitmiyordum, dışlanmamak için gidiyordum.
Geldiğimiz lahmacuncuda Enes ve Görkem araba muhabbeti yaparken Su yabancı rapçiler ve onların eşlerinin magazinlerini anlatıyordu. Bahsettikleri kişileri bilmiyordum, arabalar hakkında da hatrı sayılır bir bilgim olmadığı için susmuş ve dışarıdaki kedileri izlemeye başlamıştım.
"Zeynep sen ehliyet aldın mı?" Gökhanın sorusu ile bakışlarım ona döndü. Şaşırmıştım
"Hayır.. sınavdan sonra gireceğim. İkisine birden odaklanamam ."
"Yaparsın aslında zor değil. Biliyor musun araba kullanmasını?"
"Bir kaç kere vermişti babam kullanmıştım ama çok bilmiyorum. Sanırım başlamadan önce ders almam lazım."
Bu sefer söze Enes atlamıştı. Enes ile daha samimiydik eskiye dayanan bir arkadaşlığımız vardı.
"Baban biliyor babandan öğren boş yere para harcama he illa harcıcam diyorsan ben veririm ders." Gülerek söylediğine bende güldüm.
"Babam öğretirken çok bağırıyor o yüzden ondan öğrenmeye pek niyetim yok." Bunu Gökhan'a bakarak söylemiştim.
"Bizimkide bağırıyor bütün babalar araba öğretirken bağırır. Çok alınma." Gökhana söylediklerinin üstüne sadece tebessüm ettim. Haklı olabilirdi.
Yemekler geldiğinde önümdeki yarıya bölünmüş lahmacun ile bir kaç saniye bakıştım. Herkes yemeğe gömüldüğünde ağzıma dilimlenmiş bir kaç domates attım ve arkama yaslandım. Yanımdaki Enes'e döndüm çoktan bitirmiş ve mezeden yiyordu.
"İster misin?" Fısıldayarak konuştuğumda gözlerini belerttü ve fısıldamasa bile yüksek olmayan bir sesle konuştu.
"Daha dokunmanışsın bile."
"Salata şişirdi yiyemeyeceğim." Kararsız bir şekilde baktı ve ardından kafa sallarken konuştu.
"Sadece yarısını.."
İkiye bölünen parçanın birini kendi tabağına alırken diğeri bende kalmıştı.
Gözüm masada gezdiğinden herkesin tabağı boştu ve Enes ona verdiğim lahmacunun son dilimini de ağzına atmıştı.
"Oo herkes bitirmiş hadi kalkalım, beni beklemeyin." Sözlerimle Gökhan'nın bir kaşı havalanmıştı.
"Benim açımdan sorun yok ye sen ben beklerim." Söylediği ile afallarken ne diyiceğimi bilemedim. O sırada masadakilerde sorun olmadığı söylemişlerdi.
Daha fazla göze batmamak için lahmacunu yemeğe başladım. Elime bulaşan yağ midemi alt üst ederken gözlerim dolmuştu bile.
Hayır bunun için herkesin önünde ağlamayacaksın Zeynep.
Biten yarım lahmacunum ile ayaklanıp kasaya ilerledik midem yanarken kendi payıma düşen hesabı ödeyip direk lavaboya ilerledim.
Klozetin önünde çömelirken pis ya da temiz olması umrumda bile değildi bir parmağımı ağzımın içine yollayıp yediklerimin çıkmasını bekledim. O yağlı şey daha fazla benimle olamazdı. Bir kaç dememin ardından çıkan öğürtü ve kusmuk onlara eşlik eden göz yaşlarım..
Midem alt üst olmuştu. Sinirlerim yıpranmıştı kendimi çok kötü hissediyordum.
Çalan telefon ile inleyip ağzımdan kaçan hıçkırık ile ağlamam şiddetlenmişti. Arka cebimdeki telefonu alıp arayana baktım.
Atalay Duman
Emin olmak için göz yaşlarımı sildim ve bakışımı netleştirdim. Doğru görmüştüm. Bir kaç kere öksürdüm ve derin bir nefes alıp aramayı cevapladım.
"Alo." Sesimi ifadesiz çıkarabildiğim için mutluydum.
"Zeynep. Konum at çantanı getireyeceğim." Onu onaylayıp telefonu kapattım ve konum gönderdim.
Lavabodan dışarı çıktığımdan sınıftan sadece Gökhan'ı görünce şaşırmıştım. Yanına yaklaşıp konuştum.
"Diğerleri nerde?"
"Hoca çağırdı rehberliğe."
"Sen neden gitmedin."
"Seni tek bırakmak istemedim. Gidelim mi?" Söylediği ile şaşırırken kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Bi arkadaşım gelecek onu beklemem gerek sen dershaneye geç istersen." Kafası ile beni onayladı ve ayrıldı. Bende bahçe kısmı geçtim ve yoldan geçenleri izlemeye koyuldum.
Gelen korna sesi ile bakışlarımı diktiğim yerden sesin geldiği arabaya çevirdim. Arabadan bana el yapan Atalay ile oturduğum yerden kalktım. O sırada oda araban inmişti.
Yolun kaşısına geçmek için adımlarken eliyle durmam için işaret vermişti. Nedenini anlamazken ona uyup durmuştum. Arka kapıyı açıp çantamı aldı sağa sola bakıp yanıma doğru adımladı.
"Buyrun hanımefendi çantanız." Sözleri istemsiz olarak yüzümü gülümsetirken teşekkür edip elindeki çantamı aldım ve sırtıma geçirdim.
"Solgun gözüküyorsun. İyi misin?" Kustuğum için rengimin kaçtığının farkındaydım ama yapacak bir şey yoktu. Kilo alamazdım.
"İyiyim." Bakışları bende dolaştı ardından arkamdaki lokantada.
"Seni bi lahmacuncuda görmek beni şaşırttı." Sözleriyle gülümsedim.
"Neyse ben derse gideyim." Kafamla selam verip arkamı döndüm.
"İstersen bırakayım seni çok iyi gözükmüyorsun." Ne kadar saklamaya çalışsamda anlıyordu. Dişlerim uyuşmuş ellerim karıncalanıyordu. Kendimi şu kaldırımın üstüne bırakıp uyuyasım vardı.
Ona doğru döndüm ve başımı olumlu anlamda salladım yanına yaklaştım ve beraber arabaya doğru yürüdük.
Ön koltuğa oturup çantamı üstüme yerleştirdim ve kollarımla sardım. Gözlerimi kapatıp arkama yaslandım. Motor sesini duymam ile üzerimde gezinen uyku bu sefer çökmüş ve beni etkisi altına almıştı.
🍓🍓🍓
Merhabaaa
Bölümü nasıl buldunuz
Yıldıza dokunmayı ve yorum yapmayı unutmayın
Öpüldünüzz
🍓🍓🍓