2 GÜN SONRA: Dans kursundan çıktığım gibi jimin ile işlettiğimiz çiçek dükkanına gelmiştim. Kapıyı açtığımda beni karşılayan jimin ve yongi'ydi. "Merhaba millet umarım sizi çok bekletmemişimdir." Oturdukları masaya adımlamıştım. Boş masaya çantamı koymuş ve küçük gözünden saçlarımı bağlamak için toka çıkarmış hemencecik saçımı üsten bağlamıştım. Bir işle meşgulken kahküllerimin gözlerimin içine girmesinden nefret ederdim.
"Jungkook herşeyi biliyorsun zaten anlatmama gerek yok değil mi?" Jimin'in bana sorduğu soruya karşılık kafamı olumsuz anlamda salamıştım. Vakit kaybetmeden askıda asılı olan önlüğü alarak giyinmiştim.
"Merak etme jimin her şey kontrolüm altında olacak. Ama siz nereye bakayım?" Yarım ağız sırıtarak yüzüne baktığımda yanakları al al olmuştu ve bu süre zarfında bir dakika bile gözlerini yongi'nin gözlerinden ayırmamıştı. Ahhhh! Cidden bu ikisinin destansı aşkını görünce gözlerim yaşarıyordu. Kendi kendime kaygılanıyordum. Acaba bende bir gün kendime bir hayat arkadaşı bulabilecekmiydim çok merak ediyorum doğrusu?
"Jungkook bebeğim yine utandı ama onun yerine ben söyleyeyim biz sıkıntılı günleri geride bırakıp baş başa vakit geçireceğiz bugün." Yongi bunları derken bir yandan omzumu pat patlamıştı. Jimin'i hesaba katmiyorum bile çünkü utandığı için elleriyle yüzünü kapatıyordu. Bu hâline ne kadar güldüm bilemezsiniz.
"Sorun yok yongi ben buralara göz kulak olurum. Sizde eğlenmenize bakın."
"Ahhh! Jungkookie sen olmasaydın ben ne yapardım söyle sene? Kesinlikle bu koca dünyada sensiz yaşayamazdım." Bana sarılan jimin'i sarmalamıştım. Çok geçmeden kapının ardından jimin'i bekleyen yoon'un sesi geldiğinde birbirimizden ayrılmıştık.
"Jim geldiğinde bana neler yaptığınızı teker teker anlatacaksın tamam mı?" Kulağına fısıldamış ve yüzünü göreceğim şekilde geri çekilince yanaklarının yine al al olması beni güldürmüştü. Ama yanaklarını öpmeyi ihmal etmemiştim tabi!
"Seni küçük serseri! Seninle nasıl başa çıkacağım ben acaba?" Bana yönelttiği soruya karşılık seslice gülmüştüm.
"Jim hadi git yoksa yoon seni kıtır kıtır doğrayacaktır." Gözlerimi devirerek söylemiştim bunları. Ama beni cimciklemesiyle küçük bir çığlık patlatmıştım.
"Tamam yaaa! Artık git sen jim." Cimciklediği yeri ovalayarak söylemiştim sözlerimi. O ise sesli bir şekilde gülmüş ve bana el sallayarak dükkandan dışarıya çıkmıştı. Cam pencerelerin olduğu yere yönelerek ele ele tutuşmuş olduklarını gördüğümde tanrıya benimde karşıma hayatımın aşkını çıkarmasını istemiştim. Ama castin yüzünden aşka olan inancımı kaybettmiş olduğum gerçeği bu düşüncelerden alı koymuştu beni.
"Afedersiniz! Bu orkidelerden buket yapmanızı rica ediyorum." Kapıyı açıp içeri giren müşteriyi selamlayarak söylediği şeyleri yerine getirmek için işe koyuldum. Tam o sırada kapıdan ard ardına gelen müşterileri görünce bugünün benim için yoğun geçeceğini biliyordum ve oldukça gözüm korkmuştu. Tanrı aşkına! Hangi birine yetişecektim böyle?
3 SAAT SONRA:
"Buyrun efendim! İstediğiniz buket." Karşımdaki kadın müşteriye buketi verdiğimde bana buketin parasını vermiş ve dükkandan çıkmıştı. Dükkanda yanlız olduğumu görünce elerimin buket hazırlamaktan ne kadar yorulduğunu gördüm. Bir buket için bazen oldukça vakit harcıyordum buda beni yoruyordu hâliyle. Buket hazırlarken dağıttığım yerleri düzeltmeye koyuldum. Bu süre zarfında kendimce şarkı mırıldanıyor ve kapının açılma sesini bile duymuyormuşum. Zaten bacaklarımı kırmış bir şekilde oturmuş ve sırtım kapıya dönüktü. Yerdeki karton parçaları beni oyalarken bağladığım saçımın açıldığını hissettiğim an arkama hızlıca dönmüştüm. Ama gördüğüm bu kişiyle put kesilmiştim resmen ve ağzımdan boğuk bir nida çıkmıştı.
"T-teahuyung! Sen nasıl?" Ağzımdan kaçan sözler bu olmuştu.
"Merhaba güzel jungkook. Ayrıca bu saçlarını tekrar bağlamamız gerek." Kocaman gülümsemesiyle bana bakınca birazda olsa utanmış ve başımı önüme eğmiştim. Tam o sırada tokamı bileklerine geçiren teahuyung elleriyle saçımı kavramış ve az önce yaptığım şekli yapmaya çalışıyordu. Ani bir refleks olarak ellerimi saçımı kavrayan ellerinin üzerine koymuş ve konuşmuştum.
"Ben yapabilirim teahuyung zahmet etmene gerek yok." Teahuyung bu söylediklerime değilde en çok elini saran elinin yanında minak kalan ellerime odaklanmıştı. O an elimin elinin üzerinde olduğunu yeni idrak etmeye başladım. Elim ayağım titriyordu resmen ve hızlıca elimi oradan çekmiş sweatshirtümün eteklerini sıkıca avuçlamıştım.
"B-ben yapabilirim jungkook." Teahuyung bunları söylerken gözümün önüne gelen kahküllerimi parmaklarıyla almaya çalışmıştı.
"Ahmm teahuyung acıyor!" Gözlerimi gözlerine hedef ettiğimde bana mahçup gözlerle bakarak hiç ama hiç beklemediğim ve yıllarca etkisinden çıkmayacağımı bildiğim bir şey yaptı. Ne yalan söyleyeyim bunu yaptığında içimde oluşan sıcaklık ömrümde tatmak istemiş ve bunun için yanıp tutuştuğumu fark ettmiştim. Acıtığı için saçlarımdan öpmüştü beni! Saçlarımdan öpmüştü! Ve bu öpücük ile gözlerimin dolması bir olmuştu. Yüzümü görmek adına kafasını geriye doğru çektiğinde göz göze gelmemizi istememiştim. Ama bunu gören teahuyung çenemi nazikçe tutarak okşamış ve o naif sesiyle konuşmuştu.
"Şimdi daha iyi oldu." Teahuyung'la aramızda mesafenin olmaması beni gerdiği için geri çekilerek çenemi tuşundan kurtulmuş ve aramıza iki adımcık mesafe koymuştum. Bunu gören teahuyung sessizce içinden bir kaç şey mırıldandı ve gülmüştü ama duymamıştım söylediklerini. Teahuyung bana kısa bir bakış atıktan sonra arkasına doğru dönerek kapı tarafına doğru adımlamıştı hiç bir şey demeden çekip gideceğini sanmıştım ama tam tersine askıda asılı olan bir başka önlüğü alarak yanıma yaklaştı ve önlüğü bana uzattı. Çok kısa afalamiş olsamda kendimi toparladım ve dudaklarından dökülecek sözlere odaklandım.
"Bana giydirir misin jungkook?"
"Nee? Neden ki?" Sorduğum soruya cevap vermemiş sadece işaret ederek önlüğü giydirmemi istemişti. İsteğini yerine getirmek adına arkasına dönmesini istemiştim. Arkasına dönmeden önce kafasını eğerek gözlerime baktığında ne kadar yakın olduğumuzu farketmiş olduğumdan ellerim titreye titreye önlüğü boynundan geçirmiştim. Ufak çaplı güldürebilmiştim onu ama ben ise bu durumdan bir an önce kurtulmak istiyordum.
"Teahuyung arkana döner misin lütfen?" Bana dönmüş bir şekilde gülümseyerek bakan teahuyung'a söylemiştim bunları. Sanki ne yaptığını yeni idrak ederek hemen özür dileyerek arkasına dönmüştü. Önlüğü arkadan bağladığımda tekrar aramıza mesefe koymuştum.
"Teahuyung ne yapmaya çalışıyorsun? Anlamıyorum!" Başparmağımla şakaklarımı ovalamaya başladım. Nefes alamıyordum evet cidden nefes dâhi alamayacağım duruma gelmiştim aramızda yaşananlar yüzünden!
"Tek başına işi yürütmek zor değil mi jungkook?" Sorduğu soruya karşılık cevap olarak kafamı olumlu anlamda salamıştım.
"O yüzden sana yardımcı olmak istiyorum. Sakın bana gerek yok deme çünkü gözlerinden de uykulu olduğun beli. Ayrıca merak etme bu işlerde uzmanımdır." Yine o kocaman gülümsemesiyle eritmişti beni. Bir insana gülümsemek bu kadar mı yakışır? Ne güzel gülüyordu öyle!
"Sana zahmet vermek istemem."
"Bana bir iyilik yapmak istiyor musun jungkook?" Sorusunu yönelttiğinde biraz beklemiş sonra ise cevap vermiştim.
"Evet ne yapabilirim!?"
"Çok güzel şimdi şu masaya gidip oturuyor ve dinleniyorsun. Farzet ki ben çalışan sen ise müşterisin tamam mı?" Bana söylediği sözler ağzım açık bir şekilde dinliyordum. Ama bu olmazdı iki günlük tanıdığım insana burayı nasıl emanet edecektim yada kendi güvenliğimi. Ama içimde ister istemez ona karşı bir güven vardı. Ancak böyle bir şey mümkün değildi!
"Olmaz teahuyung! Benim dinlenip senin çalışman uygun olmaz." Sorusuna karşılık böyle bir yanıtı bekliyor gibiydi çünkü gülümsüyor ve gülümsemesi hiç solmuyordu. Bir an ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Teahuyung beni kucağına alarak bana gösterdiği masaya doğru adımlıyordu. Tutunmak amaçlı boynuna sarmıştım kollarımı. Beni sandalyeye oturttuğunda tekrar konuştu.
"Evet! Dinlenmene bak ben işimin başına geçiyorum." Bunları söyledikten sonra arkasındaki benden gelen olumsuz cümleleri umursamadı ve çiçeklerin içinde yerini alarak gelecek olan müşterileri bekledi. O zaman zarfında sessizce onu izliyordum ama göz kapaklarım ağırlaşmış ve bana zorluk yaşatıyordu. Çok geçmeden dayanamamış ve uykunun kollarına tekrardan teslim olmuştum.
★
Uykumdan uyanmama sebep olan kâhkâhanın geldiği yöne doğru baktığımda gözlerimin bulanık görüntüsünden dolayı görmediğim için bir kaç kere gözlerimi kırpmıştım. Görüşüm düzeldiğinde gördüğüm görüntü beni şoka uğrattı. Teahuyung önünde olan bir dilim meyveli pastayı yavaş yavaş yiyor ve bu süre zarfında bana bakmayı ihmal etmiyordu. Uyandığımı görünce her zaman eksik etmediği gülümsemesini göstermişti bana.
"Uyanmışmı uyuyan güzel?" Solmayan gülümsemesi beni kısa bir süre dünyadan koparmaya sebep olsa bile kendimi toparlamıştım.
"Üzgünüm! Seni yanlız bırakmış oldum." Gözlerimi ovalamış ve dudaklarımı büzmüştüm istemsizce. Önündeki tabağı ortaya koyarak yemek isteyip istemediğimi sormuştu. Ben ise kısa bir süre tabağa baktıktan sonra dayanamamış ve evet demiştim. Ama nerden bile bilirdim ki kendi dudaklarına değen çatalı pastaya batırarak ağzıma doğru uzattıcağını! Kaşlarım havalanmış ve beklemeden söze girmiştim.
"Olmaz teahuyung! Senin çatalın o. Çatal getirmem laz—" Sözlerimi yarıda kesen teahuyung'un ağzıma koyduğu pasta parçasıydı. Çatalı ağzımdan çıkardığı an seslice gülmüştü. Bende gülmesine eşlik etmiştim. Dükkanda sadece bizim kâhkâhalarımızın sesleri yankılanıyordu.
"Güzel mi tadı?"
"Çok güzel." Bana merakla bakan teahuyung'a şirince gülümseyerek söylemiştim bu sözleri.
"Jungkook!" Teahuyung'un bana seslenmesiyle kendimi kaptırdığım pastanın güzel tadından alabilmiştim. Ona baktığımda ciddileşen çehresi beni korkutmuştu.
"Ne oldu teahuyung korkutma beni!?"
"Dudaklarına bulaşmış krema!" Dudaklarına eleyerek dudağımı işaret etiğinde hemen dudaklarıma parmaklarımla elemiştim. Ama nereye elesem teahuyung orası değil burası değil diyor ve benim cinet geçirmemi sağlıyordu.
"Boşversene olduğu yerde kalsın." Ama teahuyung boşvermemiş dudaklarıma yapışmış ve dudaklarımı emerek bulaşan kremayı temizlemişti. Yaptığı ani hareketin sonucunda put kesilmiştim. Geri çekildiğinde yine ve yine gülümsemişti ben ise onun aksine sinirlenmiştim. Tamam etkileniyor olabilirdim kendisinden ama beni istediği zaman istediği yerde öpemezdi. Hemde izin almadan!
"Teahuyung ne yaptığı—" sus çizgime dokunmuş ve kulağıma eğilerek fısıltıyla konuştuğunda konuşmamış sadece yakınlığımızın etkisinde kala kalmıştım.
"Benimle dans eder misin güzel jungkook?" Sorduğu soruya karşılık sessizce ona bakıyordum. Ne söyleyeyim ki? Bu durumda ne yapabilirim ki? Bilmiyordum... Hayatım boyunca kimse tarafından böyle içten davranılmamıştı bana! Tekrar kulağıma dolan sesle paniklemiştim.
"Cevabınızı merakla bekliyorum güzel jungkook." Panikle onu yavaşça göğüslerinden itmiş ve sandalyeden kalkarak arkama bile bakmadan dışarı çıkmış ve havayı iyice içime çekmeye başlamıştım. Dışarı çıktığım gibi arkama baktım ama teahuyung arkamdan gelmemeyi tercih etmişti. Rahatlamanın verdiği güzel hissiyatla gökyüzüne bakacağım evrede dükkanın cam pencerelerinde çakmak gözleriyle bana bakan teahuyung'u görmem rahatlamamı kısıtlamıştı. Hemen bakışlarımı kaçırdım. Tanrım! Ne yaşamıştım az önce?
★ Teahuyung'u orada yanlız bırakmam kötü bir fikir olduğunu düşünerekten içeri girmeye karar vermiştim. İçeri girdiğimde beni karşılayan müziğin hoş melodisi olmuştu. Teahuyung'un bana yaklaştığını görünce gözlerim yuvalarından çıkacakmış gibi açılmış ve heyecandan elim ayağım titremişti. Teahuyung bununla kalmayarak yanıma geldiği gibi her iki elimi tutarak beni dükkanın ortasına çiçeklerin arasına almıştı. Ne yapacağımı bilemediğim için sadece ona bakmak ve ne yaptığını görmek ile yetiniyordum.
"Benimle dans etmediğin takdirde seni asla bırakmam güzel jungkook." Söylediği her sözler yüzünden dilimi yutmuştum. Bunu fırsat bilen teahuyung diğer boşta kalan elimi omuzlarına koydu. Ve müziğin ritmiyle dans etmeye başladığı an ona ayak uydurmak için onun yaptığı herşeyin aynısını yapıyor ve hızına yetişmeye çalışıyordum. Beni belimden kavradığı gibi beni daha çok kendine bastırdı. Nefes alış verişi yüzümü yalayıp geçiyordu resmen. Burnum onun burnuna değiyor ve dudaklarımız yapışıcak kadar yakındı. Kalbimin şiddetle atmasına sebep olan ise teahuyung'un bu süreçte sadece odağının dudağım olmasıydı. Çok geçmeden dudaklarıma doğru fısıltıyla konuştu teahuyung.
"Anlam veremiyorum ama bu bariz bir gerçek jungkook!" Teahuyung'un anlam veremediğim cümlesine yanıtta verememiştim. Sadece dudaklarımda gezinen gözlerine bakmaya çalışıyordum ama gözleri dudaklarımın verdiği enfes görüntüden başka hiçbir şey görmüyor gibiydi. Sözlerine devam etti tekrardan.
"Dudaklarının tadına doyamadım jungkook!"
BİR SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE:)))
BEN KAÇAR:))