Bugün kendimi bir başka hissediyordum. Bu saçma sapan hayatımın sıkıcı sabahlarından farklıydı bu sabah! Bu sabah rüyamın hoş tesiriyle kalkmış ve yüzümde hiç solmayan bir gülümseme oluşmuştu. Her zaman gördüğüm ıslak rüyalar değildi bu gördüğüm rüya. Çünkü ıslak uyanmaktan ziyade daha çok yüzümde kocaman bir gülümseme ile uyanmıştım bu sabah. Rüyamda gördüğüm kusursuz bir çehre ve beni izleyen iki çift göz. Tam olarak hatırlamıyordum ama sadece o kusursuz cehreyi ve çakmak gibi bakan gözleri hatırlıyordum. Bunları hatırlamak bile beni apayrı duygulara barındırıyordu. Hatırladığım bu yabancı çehre beni korkutmak yerine beni her hatırladığımda heyecanlandırmıştı.
Yatağın sıcacık olduğunu kabul ediyorum ama bende yatağın sıcacık kollarında bu fütursuzca düşüncelerle çok oyalanmıştım. Hemde az önce beni arayıp kendisinin yanına gelmemi isteyen sevgilimin isteğini önemsemeyerek! Kesinlikle üzülecekti! Kendime kızarak zorda olsa yataktan kalktığım gibi duş almıştım hemde suyun rahatlatıcı hissiyatına kendimi kaptırarak. Çıktığım gibi sevgilimin hep özenle kurutuğu ve kurutmasam kızacağını bildiğim saçlarımı kurulamış ve şekil vererek özenle seçtiğim aslında sevgilimin çok sevdiği ve kendisinin bana aldığı beyaz uzun kolu crop buluz ve kısa siyah kargo şhortu dolabımdan aldığım gibi giyindim.
Mutfakta atıştırmak için yediğim çileklerle çok oyalandığımı anladığım vakit zaman kaybetmeden kapıya doğru adımladım. Bu gün hava güneşliydi ve dün bitmek bilmeyen yağmuru hiçe sayarak bugün mont yada hırka giymeden öylece dışarı çıktım. Dudaklarımın kaşınmasını aldırış etmeden daha hızlı adımlarla arabama doğru ilerlemeye başladım.
Sıkıcı uzun yolda eğlenmek adına açtığım, yüksekçe ses açtığım şarkıyla yol boyu eşlik ettmiştim. Bana atığı konuma geldiğimde her zaman grupça geldiğimiz mekândan farklı olduğunu görerek düşünceli bir şekilde mekanın içine girdim. Mekâna girişimde gördüğüm görüntüyle şok olmuştum çünkü kaç yıldır sevgilimin sahnelerde parıldamadığını ama bugün sahneyi hazırladıklarını görünce ister istemez afalamıştım ama kendimi toparlayıp masada oturmuş enstrümanlarını hazırlayan topluluğa doğru adımladım. Geldiğimi gördüklerinde genişçe gülümseyerek masaya oturup konuştum.
"Selam millet! Ama nerede benim sevgilim?" Masay hızlıca kısa bir bakış atıktan sonra etrafı süzmeye ve sevgilimin buralarda olup olmadığını anlamak istedim ama çok geçmeden yanağımda aniden hissettiğim dudaklarla dudaklarım aralanmış ve boğuk bir nida firar etmişti.
"Tanrı aşkına jungkook! Sana mekâna geldiğin günler kendini güzel yapma demedim mi? Sonra sürtüklerle uğraşıyorum." Yanaklarıma öpücük kondurktan sonra kıstığı gözleriyle masaya yerleşen kadar bana baktı. Gözlerimi devirerek büzdüğüne emin olduğum dudaklarımla konuştum tekrardan.
"Ama sevgilimin beni güzel görmesinden zevk alıyorum." Söylediğim sözler üzerine fazla tartışmadan sandalyeden hafifçe kalkarak dudağıma bir öpücük bırakıp tekrar oturdu. Bu olanlara masadaki herkes gülerken bende onlara eşlik ederek gülümsedim.
Çalışanlar mekânın hazır olması için elinden geleni yapıyor ve hiç mola vermeden hazırlıklara devam ediyordu ama masadan duyduğum üzere bir bas gitarist eksikmiş. Sahneyi hazırlayanlardan bir tane kadın çalışan sevgilimin kulağına eğilerek fısıltıyla bir şeyler söyledi hiç birimiz duymamıştık tâbi, belertiğimiz gözlerimizle sevgilime bakıyorduk hepimiz.
"Tanrı bize merhamet etti kang! Bas gitaristimizi bulduk şuan buraya geliyormuş." Bu sözler bizi sevindirmişti doğrusu çünkü hiç birimiz hazırlanmış ve önceden söz verilmiş bir konseri çöp etmek istemezdik.
"Eee! Bu çok iyi bir haber." Kang bunları yarım ağız sırıtarak söylerken bende ona katılarak konuştum.
"Kang doğru söylüyor sevgilim çok güzel bir haber sorun çözüldü kökten." Masanın altındaki kaslı bacaklarını saran deri dar pantolon üzerine elimi koyarak okşadım baldırlarını. Bana hemen bakan sevgilim o güzel gülümsemesini bahşetti bana. Çok geçmeden masaya çalışanlardan bir kaç tanesi gelerek kostümlerini giymelerini saç ve makyajı aradan çıkarmaları gerektiğini söyledi. Artık kalkmam gerektiğini anlayarak sevgilimi kocaman sarılarak dudağına küçük bir buse bıraktıktan sonra dükkana gideceğimi ama geç olmadan konsere yetişiceğimi söyleyip atım kendimi dışarıya.
Dışarıya adım atar atmaz beni karşılayan yağmurla yüzümü ekşitmiştim ayrıca üzerime mont veya güneşe aldanıp yarının yağmurlu geçip ama bugünün yağmurdan önce çıkan aldanıcı güneşine aldanmış yanıma şemsiye almamıştım. Arabamı park ettiğim yere gidene kadar olduğum duruma lanetler okuyordum. Bu akılsız başımın cezasını her gün her an çekiyor ve ıslah olmuyordum! Tanrım! Gerçekten ben tam bir akılsızım. Arabamın kapısını açıp direksiyon başında yerimi aldım.
"Hay aksi! Neden çalışmıyor bu araba? Lânet olasıca çalışsana! Çalış dedim sana! Tanrı aşkına! Neden beni yarı yolda bırakıyorsun?" Arabayı anahtarla kaç defa çalıştırmaya çalıştım ama çalışmamış ve sert bir şekilde direksiyona yumruklarımla vura vura öfkemi çıkarıyordum. Artık çare olmadığını anlayarak dükkanın buraya yakın olduğunu son anda düşünerek sevinmiş ve arabadan çıktığım gibi koşar adımlarla ilerledim.
Yağmur benim inadıma daha şiddetli yağmaya başladı ve artık göz gözü görmememizi sağlıyordu. Daha çok koşmaya başladım zaten şort giydiğim için açıkta kalan bacaklarımın donmasına ramak kalmışken aniden yanımdan hızla geçen araba büyük bir su birikintisine çarpmış ve bütün suyu ne yazık ki üzerime sıçratmıştı. Saçımın Islanmamasına sevinirken üzerimdeki kıyafetlerin Islanması ve bu ıslanmaktan ziyadesiyle çamura batmış gibi görünen halime üzülmüştüm. Lânet olasıca araba! Suçu yokmuş gibi önümden hızla çekip gitmişti beni orada öylece bırakıp giden arabaya beddualar okurken artık hasta olacağımı biliyordum. Gözlerimde biriktirdiğim göz yaşlarımı salı vererek akmasına ve yanaklarımın üzerine kendine has yollar çizmesine izin verdim. Hâlbuki bugün çok iyi hissediyordum neden böyle oldu ki? Yada sadece ben boşa umut etmiş ve her zaman aynı ve kötü geçen sabahlara anlam yüklüyordum!
Hızlı adımlarla ilerlemiyor ve yavaş ve düz olmaktan ziyade yamuk yumuk yürümeye başladım bu sefer. Akan göz yaşlarım ve yağmur damlaları birlikte hareket ediyordu artık. Gök gürültüsüde kendini beli ettiğinde gözlerimi kısarak gökyüzüne baktım. Her düşen su damlacıkları artık yüzümün her yerine ulaşabilmişti. Tam o sırada kulağımı sağır eden korna sesi gözlerimi açmama sebep olmuştu. Sesin geldiği yöne doğru baktığımda siyah bir jip'le karşı karşıya kaldım. Bir süre arabaya buğulu gözlerimle baktığımda camın yavaş yavaş açıldığını gördüm. Ben merakla camın içindeki kişiye bakarken kendisini açığa veren çehre ile dona kaldım. Tanrım! Karşıma böyle affetler çıkarıp beni öldürmeye mi çalışıyorsun? Çehresine baka kaldığım ve yakışıklılığından dilimi yuttuğum adam bana bakarak yarım ağız sırıtmış ve beni süzdükten sonra arabanın kapısını aralık bırakarak konuştu.
" İyi misin diye soracağım ama bu çok saçma çünkü halinden anlaşıldığı gibi perişan bir hâldesin." Yüzünde ki kocaman gülümsemesi solmuştu bir an kendimi 'çok mu perişan ve çaresiz görünüyorum' diye sorgulamaya başlamıştım bile ama karşımdaki adam sözlerine bir yenilerini ekledi.
"Lütfen yardım etmeme izin ver ve bu arabaya bin. Merak etme benden sana zarar gelmeyecek söz veriyorum." Seslice gülmüştüm cidden hiç tanımadığım bir adamın bu sözlerine güvenebileceğimi nasıl düşünebilir ki? Yanaklarımdaki gelişi güzel akan yaşları elimin tersiyle sildim ve konuştum sert çıkan sesimle.
"Gerek yok efendim her şey kontrolüm altında."
"O zaman çamura batmış gibi Islanman da kontrolün altında olan bir şey öylemi?" Kaşları havaya kalkmış ve büyüyen gözleriyle bana bakıyor ve benden cevap bekliyordu. Kendimi kesinlikle gülmemek için zor tutuyordum.
"Eğer şimdi binmezsen sonrasında çok kötü hastalanacaksın. En azından arabada yedekte olan temiz kıyafetlerimi giymeni rica ediyorum ve gittiğin yere bırakabilirim." Söylediği sözler üzerine düşünmeye bile gerek duymadığım için kendimi hemencecik arabaya atım. Karşıma çıkan bu fırsattı ters tepmekten ve sonrasında hasta olmaktan ziyade şuan bu arabaya binmek daha mantıklı geldi açıkçası! Bana söylediği sözlerin doğruluğunu tespit eder gibi ona kaçamak bakışlarla bakarken arabanın içinide kontrol etmeyi es geçmedim. Söylediği gibi arka koltukta siyah bir tane çanta duruyor ve içinde temiz kıyafetler bulunuyordu açıp teker teker bakmıştım bile.
"Bana bakmayacaksın değil mi?" Arka koltuklara oturmuş ve buluzumun eteklerinden tutarken söylemiştim bunları. Bana arabanın dikiz aynasından bakarak konuştu.
"Hayır bakmayacağım!" Bana aynadan baktığı gibi tekrar yola baktı ve artık giyinmem gerektiğini anladım. Üzerimdeki buluzu çıkardığım gibi adamın yanındaki koltuğa düzensizce fırlattım. Bunu gören adamın fal taşı gibi açılan gözlerini önemsemeden çantadan bana iki beden büyük olan kırmızı bir triko kazağı giymeye başladım ama adamın bana baktığını hissettiğim an hızlıca kafamdan geçirmiş ve yüzümü ekşiterek adama baktım. Benim baktığımı gördüğü gibi kafasını hışımla yola çevirdi. Az kaldığını kendime hatırlatarak güç toplamaya çalıştım.
Çantadan bu sefer çıkardığım siyah baggy eşofmanı giymek için şhortumu çıkararak ayağımın yanına yere fırlattım bu sefer. Eşofmanıda giydiğim gibi açık olan çantanın içinde bulduğum ve neden bulunduğunu kestiremediğim ama işe yarayacağını bildiğim havluyu alarak saçlarımı kurulamaya başladım. Kuruluğuna emin olduğumda havluyu omzuma attığım gibi ön koltuktaki buluzu ve yerde öylece dağınık duran şortumu alarak boş olan çantaya koydum ve yavaş ve dikkatli olmaya çalışarak ön koltuğa oturdum.
"Hani bakmayacaktın? Yalancı baktın İşte!" Ona kızarak baktığımda öyle bir tatlı gülmüştü ki neden kızdığımı bile hatırlamadım ve kızarak bakan gözlerim bu sefer sevgiyle bakıyordu. Bunu fırsat bilerek konuştu.
"Denedim bakmamak adına ama.... Beyaz... Beyaz olan- yani tenin." Tanrı aşkına! Koskocaman adam konuşmayı unutu birden! Ben ona aralanan dudaklarımla ve büyüyen gözlerimle bakarken o ise kızarmış ve nefes alamıyor gibiydi.
"Tanrım! Anlaşılan doğru bir iletişim kuramayacağız o yüzden lütfen düm düz ilerle. Geç kalmamam lazım." Söylediğim sözler üzerine konuşmamış ama asılmış olan yüzüyle arabayı çalıştırmıştı. Yol boyu sessizce arabayı sürüyor ve konuşmamıştı. Dayanamadım! Bu sükunetten kafayı yememek adına ve kurtulmak adına konuşmaya başladım.
"Bu arada kurtardığın perişan adamın ismi jungkook. Ayrıca kurtarıcımın ismini merek ediyorum doğrusu." Yönelttiğim soruyla bana kısa bir bakış atıktan sonra çok sessiz durduğunun farkına vararak konuşmaya başladı.
"Benim ismim teahuyung güzel jungkook ayrıca tanıştığıma çok ama çok memnunum." Bana bakarak göz kırptığında bende yanıt olarak samimice gülümsedim.
"Bende memnunum teahuyung. Bende..."
★
Dükkânın kapısını anice açtığımda beni karşılayan jimin ve yongi'nin çığır aşan bağırışları karşılamıştı. Bıkınlıkla içeriye girmiş ve kavga eden bedenlerin önünde boş olan masaya oturup onlara baktım. Beni görmemişlerdi bile! Yine jimin'in bence kıskançlık krizleri tutmuş ve yongi'de artık buna katlanmayarak ona sesini yükseltmiştir ve böylece kavga hiç bitmek bilmeyerek başlamıştır.
"Tanrım! Delirtecek misiniz beni? Her gün kavgalarınız yüzünden eve ayak bile basmaz oldum. Ben bıktım kavganın gürültüsünden ama siz bağırıp çağırmaktan bıkmadınız." Bende gaza gelerek masadan ani bir hareketle kalkmış onların yanı başında bulunuyordum artık. Sesimi yükselterek söylediğim sözler onlara dokunacak ki ikiside birbirine kısa bir bakış atıktan sonra küçük çocuklar gibi birbirlerine sırtlarını dönerek kollarını bağlamışlardı. Bu görüntüye bakarak dahada kısmıştım gözlerimi.
"Bu sefer kavganın olmasında senin sevgilinin bir payı var canım!" Jimin'in imali bakışları altında ezilerek derinden yutkunup arkamızda bıraktığımız masaya oturan jimin'e dönerek konuştum.
"Nasıl yani!?" Bende masaya oturarak bacak bacak önüne atmış ve ellerimi masanın üzerine gelişi güzel koymuştum. Bize doğru gelen yongi'nin ciddi yüz ifadesiylede içimdeki korku perçinlenmişti.
"Sevgilinin seni aldattığı yetmiyormuş gibi birde benim bu ahmak kocamında aklını çelmiş!"
Söylediği sözler üzerine dükkânın sessizliğe alışmış atmosferine yüksek bir ses kâhkahâ patlattmıştım. Beni aldattığını düşünmüyordum zaten pek sosyal biri değildir ki diye düşünüyorum ama jimin'in söylediği sözler içime bir kurt düşürdüğünü hissedebilmiştim ve bunu yok sayamazdım! Sandalyede ki oturuşumu düzelterek masada öne doğru yaslanarak jimin'e keskin bakışlarımla baktım. Bunu gören jimin söylediği sözlerin bendeki tesirini anlayacak ki hemen söze girişmişti.
"Sana seni aldatıyor dediğimde sende bana inanmamış ve aldattsa eğer kiminle aldattığını bulduğumda o zaman benimle bu konu hakkında konuş demiştin anımsıyor musun jungkook?" Kafamı bana dikkatle bakan jimin'e doğru olumlu anlamda salamıştım. Ağzımdan şuan kelimeler çıkamıyor hatta dudaklarım bile aralanamıyordu. Dükkânın kasvetli havası beni öldürecek kadar bende etkili olsa bile bu karşımdaki adamın önemli şeyler söyleyebileceğini inanıyor oluşum dayanma gücü vermişti.
"Gurubun bateristi hana'yla aldatıyor seni jungkook! Bunu yongi söyledi. "
★
Mekânda ki müziğin hoş gürültüsü kafamı şişirsede aldırış etmeden önüme verilmiş olan viskiyi yudumlarken önümde mekanı olabildiğince hareketlendiren sahnedeki adamlara bakıyordum. Ama aslında gözlerim, baterist ve kendisini giydiği hoş ve cezbedici kıyafetler içinde güzelce kıvırtıp baş solist olan sevgilim arasında mekik dokuyordu. Artık sevgilimin eskisi kadar benle ilgilenmediğini görüyordum hatta artık derince sohbetlerimizde olmuyordu. Yüzünü bile görmediğim günlerde olmuşttu ama ben inatla görmezlikten gelmiştim gerçekleri. Mademki benim yerime o kızı seçmişse yapacak hiç bir şeyim yoktu. Etrafımda ki insanlar oturmak için gelmediklerini beli edercesine ortada toplanmış ve müziğin ritmiyle dans ediyorlardı. İçlerinden şarkıya gür bir sesle eşlik edenlerde vardı. Ama gözüme ilişen bir kişi oldu tüm dikkatimi çekmemiş gibi birde bana bakarak gülümsüyor ve sahnede profesyonel bir şekilde gitar çalıyordu. O an onun yeni bas gitarist olduğunu anladım ama ondan başka fark ettiğim bir şey daha vardı. Bu adamın bugün beni yağmurun azabından kurtaran adam olduğunu anımsadım. Gözlerim olabildiğince açılmış ve karşımda bana yarım ağız sırıtarak görsel şölen yapan adamı aralanan dudaklarımla izliyordum.
"Onu tanıdığını bilmiyordum jungkook!" Bana yaklaştığını görmediğim ve müziğin gürültüsünden duymayacağımı anlayıp kulağıma doğru konuşan jimin'e baktım. Ona bakmam ile sahnedeki gürültünün sona ermesi bir olmuştu.
"Öylesine biri işte neyi kurcalıyorsun!?" Jimin'e göz devirip sahnedeki sevgilimin topluluğa yaptığı açıklamaya kulak verdim.
"Merak etmeyin eğlence daha yeni başlıyor. Kısa bir aradan sonra tekrardan sahnede olacağız." Herkes yaptığı açıklamaya burun kırıştırmıştı. Her birinden isyan sesleri yükselsede ortada durmayı sonlandırdılar. Kalabalığın arasında masaya doğru yaklaşan bedenlere bakmak bile istemesem de dayanaraktan samimiyetsice gülümsedim.
"Sevgilim seni görmek ne kadar güzel." Bana yaklaşarak dudağımdan öpmeye hazırlanırken yarı yolda parmağımla dudaklarına dokunarak ona keskin bakışlarımla baktım. Masadaki herkes nefesini tutmuş ve olacakları merakla izlerken bende konuşmaya başladım.
"İnsanların içinde olmaz castin!" Düşünmeden hareket ettiğim için kendime kızarken yaptığım davranışın garipsenmesiyle hemen kendimi toparlayıp gülümsedim. Beni aldattığını gündeme getirmektense gizlice ayrılmayı tercih ediyordum. Bana anlamaz bakışlarla baktıktan sonra masaya oturmuştu.
"Teahuyung bu güzel benim sevgilim jungkook. Jungkook bu yakışıklı da yeni bas gitaristimiz teahuyung." Castin masada oluşan kasvetli havayı sezerek konuyu dağıtmak adına hemen konuşmuştu.
"Memnun oldum teahuyung ama izninizle sevgilimle konuşacak önemli bir konu var." Masadan kalkarak castin'in kolundan çekiştirmiş şaşkın bakışlar altında sesiz ve tenha yere çektim onu. Onu sağ elimin avcuyla göğsünden iterek sert bir şekilde duvara tosladım. Dudaklarından çıkan boğuk nidayı önemsemeden çatığım kaşlarımla sesimi yükseltmeden konuştum.
"Bitti! Lânet olasıca adam bitti!" Yüzüne doğru tiksinerek söylemiştim bu sözleri.
"Ne bitti jungkook anlamıyorum güzelim." Göğsünde sertçe avcumun içine topladığım ipeksi gömleğine baktıktan sonra anlamaz gözlerle bakıyordu yüzüme.
"Bana güzelim diyen o ağzına bir güzel sıçacağım ama olay çıkarmak istemiyorum castin! Baterist hanım seni tatmin ediyor mu bari? Söylesene sürtük erif tatmin ediyor mu!?" Sesimin biraz yükseldiğini fark ederek etrafa bakıp kimselerin odağımıyız diye bakındım. Ama karşımdaki adam morarmış ve utançtan gözlerime bakamaz olmuştu. Bu görüntüye kısık bir sesle gülmüştüm.
"Hayatım ben.... Ben gerçekten çok üzgünüm. Seni sev—" sözlerini yarıda kesen yanağına kondurduğum sert ve tarifi edilemez olan bir tokat geçirmem olmuştu.
"Birde senin gibi sürtük bir erife toz kondurmuyordum. Yazık! Gerçekten yazık!" Son sözlerimi isitiğine emin olduğum vakit avcumun içinde ki kumaşı sert bir şekilde bırakmış ve bir an sendelemesini sağlamıştım. Onu orada bırakmış ve elimi yüzümü yıkamak için lavaboya doğru adımladım.
Kapıyı açtığımda beni karşılayan sessiz bir ortamdı. Islattığım ellerimle yüzümü ıslatmış sonrada boynumu es geçmeyerek ıslattım. Ama aynadan gördüğüm süretle yerimden sıçrıyarak arkama dönüp nefes nefese kalmış halimle beni korkutan surette baktım.
"Korkutucu mu görünüyorum?" Kapattığı kapıya yaslanarak bana bakan teahuyung'a bakarak gülümsemiş ve tekrar elimi ıslatmak adına önüme döndüm.
"Dalgınlığıma geldi teahuyung." Bu sefer avcumun içinde biriktirdiğim suyu yüzüme serptim. Ama olmuyor bu ihanetten dolayı akan göz yaşlarımı ve sinirlendiğimde bir su misali kaynayan vücudumu serinletemiyor ve önüne geçemiyordum.
"Kızma ama o sürtük erifle konuştuğun konuya kulak misafiri oldum istemeyerek." Yanıma yaklaşmış ve gözlerimi ve yüzümü gizleyen saçlarımı parmaklarıyla geriye doğru taradı. O ağlamaktan kızaran gözlerime çakmak gibi gözleriyle bakarken ben ise artık dayanacak gücümün kalmadığını anlayarak ona doğru yaklaşarak kollarımı beline sarmış ve sert olan göğsüne kafamı koyup sesli bir şekilde ağlamaya başladım. Benim hıçkırıklarımı duyan teahuyung beni kabul etmiş sıkıca sarmalamıştı beni. Yağmurda kurtardığı yetmiyormuş gibi birde omuzlarıma yüklenen yüklerimi yüklenmiş göğsünde dinlendiriyordu beni. Hayatıma ansızın giren bu adam, ona hayatım boyunca minnettar kalacağımdan habersiz bir şekilde göğsünde dinlendiriyordu beni! Kafamı kaldırıp çehresine kızaran ve yaşlı gözlerle baktım. Güçsüz çıkacağını bildiğim sesimle zorda olsa gülümseyerek konuştum.
"Teşekkür ederim!" Ve tekrardan onun huzurlu kollarına teslim oldum zaman kavramını hiçe sayarak tabi!
YAZIM YANLIŞLARI İÇİN AFFINIZA SIĞINIRIM :)
AYRICA OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM :))
BEN KAÇAR:)))