Yazarın anlatımıyla;
Kollarını birbirine dolamış,bir omuzunu pencereye yaslamış, hafif aralık bıraktığı perdeden kuzenleri ile gülerek birşeyler konuşan alisa'yı izliyordu Karan.
Mutlu gözüküyor dedi içinden.
Ama sadece dışarıdan öyle gözüküyordu!
İçinde nasıl fırtınalar koptuğunun farkında değildi.
İçinde annesi'nin ölümüyle beraber solan gülerden haberi yoktu karan'nın.
Alisa en içten gülüşlerini annesiyle beraber İstanbul'a gömüştü.
O soğuk mezara bir tek annesini koymamamıştı Alisa...kabinin bir yanınıda koymuştu o mezara.
Annesi'nin kalbinin durduğu o an, Alisa yarı bir ölü olmuştu.
Hayatındaki tek ailesi...annesi öldü onun... nasıl yaşasın?
Anne dediği kadının kalbi artık atmazken, onun kalbi nasıl atsın?
16 yılının her anında yanında olan o gül kokulu kadın yoktu artık.
Tek kalmıştı Alisa.
Tek aydınlığı annesi olan kızı karanlığa mahkum ediyordu Kader.
Belkide yeniden aydınlanır?
Belkide yeniden gelir o gömdüğü gülücükler?
Belkide yeniden atar o kalp?
Kim bilir?
Belkide...
'Masum' dedi Karan 'çok masum... bunları hak etmeyecek kadar masum'
Dışarıdan güçlü durmak kolaydı Karan için.
Bir tek içinde fırtınalar Kopan Alisa değildi...
Karan da vardı... içinde tarif edilemez bir acıyla küçük kız kardeşini izleyen Karan.
Babasına çok sinirliydi!
Pardon Arslan Ulubey'e!
Onların ailesini param parça Eden adam!
Annesini aldatan adam!
Karan hâlâ inanamıyordu babasının bunları yaptığına!
Evet sürekli bilerek olmadığını söylemişti ama sonuç?!...bir kızı vardı!
Aynı babadan... farklı annelerden olan kız kardeşi...
Güçlü olmalıydı Karan!
Herzaman olduğu gibi!
Bu kötü süreçte kardeşleri ve annesinin yanında olmalıydı.
Aşık olduğu kadın... annesi.
Hani derler ya kızların ilk aşkı babalarıdır diye işte kimsenin bilmediği o detay...
Erkeklerin ilk aşkı da anneleridir.
Onları dokuz ay karnında taşıyan, dünyaya getiren, bu yaşına kadar büyüten,iyi-kötü her anında yanında olan, ilk aşkı...annesi.
Babası tarafından aldatılmış annesi...
O koca yürekli kadın.
Şimdi çok acı çekiyordu.
Ve Karan bu durumda hiç birşey yapamıyordu.
Çünkü annesinin kararı beliydi henüz boşanmayacaktı.
Sebepleri vardı.
Alisa ve küçük kardeşi ege'nin ruh sağlığı için...
Karan annesinin babasından boşanmasını istiyordu!
Ama ortada büyük bir sorun vardı annesi için.
Ege...
Onun bu olayların hiç birinden haberi yoktu. Çünkü bir kaç günlüğüne gamze teyzesi'nin yanına Şanlıurfa'daki çiftliklerine tatile gitmişti.
Ve herkes Ege'ye bu durumu nasıl açıklayacaklarını düşünüyordu.
Çocuğa birden çıkıp annen ve baban boşanıyor diyemezlerdi!yada baban anneni aldatı!
Eğer Ege'ye bunları söylerlerse şu an pek sağlam olmayan psikolojisi iyice bozulurdu.
Bir daha toplayamazlardı ege'yi.
Ege bundan 6 ay önce bir trafik kazası geçirmişti.
Ama bu bir kaza değildi...bilerek yapılmıştı.
Çünkü arabanın frenleri bir kişi tarafından kesilmişti.
Ve Ege'de bu durumu öğrenmişti.
Bu kaza Ege'de bir çok posikolojik soruna yol açmıştı ve şimdi birden annesi ve babası boşanmaya karar verirse bu Ege'nin durumunu dahada kötü hale getirir.
O gün Karan Alisa eve ilk geldiğinde bu yüzden bağırıp, çağırıp kimin adamısın gibi laflar etmişti.
Çünkü Ulubey ailesinin sevenleri kadar düşmanlarıda vardı!
Ve Ege'nin bindiği Arabının frenlerini kesen kişi düşmanlarıydı!
Alisa'nın birden çıkıp gelmesi ile bunu da düşmanlarının yapabileceğini düşündü... çünkü babası'nın annesini aldatmış olacağına kesinlikle inanmıyordu!
Ama gel gör ki bu durumdalar!
Ne demişler; umadık taş baş yarar...
Onların başında babası yarmıştı... kesinlikle hiç beklemediği biri!
Bitmişlerdi.
Artık o eski mutlu aile hiç Bir Zaman olmayacaktı!
Çünkü babası onları bitirmişti!
Herkes herbir yere saçılmış öylece bekliyordu.
Neyi bekliyorlardı?
O cam parçalarını toplayıp çöpe atacak kişiyi mi? yoksa -eskisi gibi olmasada- birbirinden ayrı durmasın diye toplacak birini mi?
O kişi kimdi?
Yaptığı hatalar sonucu yavaş yavaş bataklığa batan Arslan Ulubey mi?
Yoksa kanatları kırılmış bir melek mi?... Alisa mı?
Kim?
Kimdi bu aileyi toplayacak?
Yada toplamaya çalışacak.
Karan biliyordu. Ne kadar bir araya gelirse gelsinler o yaralar'ın izleri asla geçmeyecekti.
Buruşturulmuş bir kağıt eski; dümdüz, temiz, güzel halini geri alırmıydı?
Almazdı!
Ulubey ailesinin kısa bir özeti de buydu...
Sonra alisa'nın eve ilk geldiği an geldi aklına karanın.
Şok olmuştu!
Çünkü o,o çok benziyordu babasına...
Hemde fazlasıyla.
Beyaz ve canlı teni, simsiyah beline kadar uzanan gür saçları, siyah ve düzgün kaşları, minik ve şekilli burnu, nar kırmızısından biraz daha soluk bir renkte olan kırmızı dolgun ve şekilli dudağı, yüzündeki hafif çiler ve o gür kirpiklerinin arkasında saklanan gri göz bebekleri ile bir bakanı birdaha baktıracak türden bir güzelliğe sahipti.
Babasının kız haliydi resmen.
Karan birden heyanlanmıştı.
Çünkü Karan da babasına benziyordu ve dolaylı yoldan alisa'da ona benziyordu.
Küçük kız kardeşinin ona benzemesine sevinmişti Karan.
Hayatında tek bir kadına önem veren Karan şimdi başka bir kadın için seviniyordu.
Kardeşi için.
Ona nasıl yaklaşacağını kesinlikle bilmiyordu!tabi biraz ilk geldiği gün yaptığı eşekliğinde etkisi var bunda.
Gerizekalı dedi Karan kendine.
Nasıl canını yakmıştı kardeşinin!
İnsan gibi dinlemek yerine hemen Kendi bildiğini okumuştu!
Çünkü o Karan dı.
Buzlar karalı!
Alisa içinde endişeliydi Karan onun bulunduğu durum... çok kötüydü!
Annesini Yeni kaybetmiş Bir kız...ve mutluluğu bulmak için geldiği yabancı bir şehir ve insanlar.
Çok güçlü dedi Karan.
Benim kardeşimde tıpkı Benim gibi güçlü dedi.
Hatta benden daha güçlü dedi.
Karan'nın artık değer verdiği bir değil iki kadın vardı kalbinde.
Annesi...ve küçük kardeşi...
Artık daha güçlü olması için ikinci Bir sebebi vardı.
Kardeşi.
Ulubey ailesinin tek kızı! Karan Ulubey'in kalbinde taht kurmaya başlayan ikinci kadın.
O Alisa Ulubey'di.
Henüz kimlikte olmasada ileride olacaktı.
Bu evdeki herkes alisa'nın suçsuz olduğunun farkındaydı.
Tek suçlu arslan Ulubey'di!
Herkesi bitiren o kişi!
Bütün mutluluklarını alan kişi!
Karan'nın babası...
Karan annesinin babasından boşanmasını istiyordu!ama bir yanı hala küçük bir Umut arıyordu....
Buna çaresizlik diyorlardı...elinden hiç birşey gelmeden beklemeye.
Küçük bir Umut dedi Karan.
Hayatında mucizelere inanmayan Karan o an bir mucize olsun dedi.
Mucize olsun ki bende artık mucizelere inanayım.
Aldatmanın affı yoktu.
Karan böyle düşünerek belkide annesine ihanet ediyordu.
Ama kim annesi ve babasının boşanmasını, mutluluklarının elinden alınmasını ister ki?
Kimse.
Karanın bu konuda yapabileceği tek şey annesinin ve babasının vereceği karara saygı duymak olurdu.
Elinden başka birşey gelmezdi çünkü.
Kapının iki kere tıklatılması ile Karan daldığı yerden ayrılıp, önündeki aralık olan perdeyi kapatıp arkasını döndü ve konuştu.
"Gel!"
İçeri elinde tuttuğu içki şişesi ve bardaklarla giren, ondan bir yaş küçük olan kardeşi yamaç'ın geldiğini görünce eski yerine geri döndü Karan.
Perdeyi yeniden aralayıp kardeşine bakmaya başladı.
Elindeki içki şişesini ve bardakları odadaki küçük oturma grubunun sehpasına bırakıp tekli koltuğa oturdu yamaç.
Pencereden dışarıya bakan kardeşine kısa bir göz atıp önünde Duran içki şişesi açıp bardağa doldurdu.
Doldurdu bardağı büyük elleriyle alıp tek dikişte içti.
Elindeki boşalan bardağı sehpaya Sertçe bırakıp yeniden doldurdu.
Ve yine tek dikişte içti.
Elindeki zehire baktı yamaç.
Onların sonunu getiren bu zehire.
Hayatlarını bitiren bu zehiri içmeye kesinlikle gocunmadı!
Çünkü onlar zaten bitmişti!
Aileleri dağılmıştı!
Daha ne kadar kötüsü olabilirdi ki?
Çok sinirliydi!
Babasına!
Yamaç'a göre aldatmanın kesinlikle bir telafisi yoktu!
O yüzden annesini boşanması için ikna etmeye çalışıyordu.
Evet kendi ailelerini dağıtmak için annesini ikna etmeye çalışıyordu yamaç.
Bu çok acı vericiydi!
Ama annesinin kararı kesindi!
Ki sebebleri de çok iyiydi!
Ege.
Annesi Ege'nin sağlığı için Korkuyordu ve haklıydı da.
Yamaç avukat olduğu için bu tür olaylarla çokça karşılaşıyordu ve o çocukların aldığı hasarlarıda Kendi gözleriyle görüyordu.
Bu yüzden yamaç artık bu konuda annesine baskı yapmamaya karar vermişti!
Annesi Ne zaman isterse o zaman ocaktı!
Karan kardeşinin içkiyi çok hızlı içtiğini fark edip konuştu.
"Yavaş iç...sonun babam gibi olmasın!"dedi saf sinir ve alay barındıran sesi ile.
Sinirden elini sıkarken tekrar dışarıya göz atı.
Karanın odasının benceresi arka bahçeye baktığı için kolaylıkla kardeşini izle biliyordu.
Bu onun için bir şanstı şu an.
Yamaç karanın söyledikleri ile yüzünü buruşturdu!
Karan ondan bir yaş büyüktü.
Ve aralarında bir abi kardeş ilişkisi yoktu.
Aksine ikiz gibilerdi.
Elindeki boş bardağı sehpaya bırakıp konuştu.
"Kesinlikle bir espiri anlayışın yok!"dedi.
Sonrada oturduğu koltuğa iyice yayılıp kafasını arakaya yasladı ve düşünmeye başladı.
Alisa'yı.
Onun kız kardeşi.
Bugün kahvaltıda onun yanına oturmuştu.
Ve yamaç bu olaya bir çocuk gibi sevinmişti.
Yemek yiyormuş gibi gözüküp hep kardeşini izlemişti.
Çok güzel dedi içinden.
Bir Melek gibi...
Yamaç bunları düşünürken Karan kardeşinin dediği şeyi tınlamadı bile.
Önündeki perdeyi çekip dışarıya son bir bakış atıp arkasını döndü.
Ve yamaç'ın karşısındaki tekli koltuğa da o kuruldu.
Önünde boş bardağa içki doldurup eline aldı ve dudaklarına götürüp bir yudum aldı.
Yamaç'ın aksine daha yavaş içiyordu.
Gerçi yamaç öyle sık içki içen biri değildi.
Sadece çok sinirli olduğu zamanlar.
Kocaman damarlı elindeki küçük bardakla işaret parmağı ile daireler çizip karşıdaki duvarı izliyordu Karan.
Sonra birden bakışlarını yamaç'a çevirdi.
İki bacağını açmış, oturduğu tekli koltukta kafasını arkaya yaslayıp tavanı izliyordu.
"Nereden geliyorsun!? ortalıkta yoktun."dedi her zaman ki Sert ve emir barındıran sesi ile.
Yamaç karanın sorduğu soruyu duyunca gözüyle ona kısa bir bakış atı.
Sonra tekrar tavanı izlemeye devam etti.
Güzel tavan dedi içinden.
Dudaklarını birbirinden ayırıp Karan'a cevap verdi.
"Senin aksine Benim işlerim var! Hani ben avukatım ya! görüşmem gereken müvekkillerim vardı!"dedi Sert bir sesle.
Çünkü ona hesap sorulmasıdan nefet ederdi.
Ki genellikle hesap Soran taraf o olurdu.
Karan kardeşinin ona gönderme yapması ile kaşlarını çattı!
Yamaç Karan'a atığı lafın etkisi ile sırıtıyordu.
"Sanki biz işsiziz!"diye mırıldandı Karan.
Bunu duyan yamaç küçük bir kahkaha atıp ona kaşlarını çatmış delici bakışlar atan Karan'a baktı ve konuştu.
"Bunu hastaneden kovulan kişimi diyor."dedi tekrar Gülerek.
Karan kardeşinin gülmesi ile iyice siniri bozulurken elindeki bardaktan bir yudum daha aldı.
Kovulmamış tı!
Sadece dava süreci bitene kadar işini yapmayacaktı.
Karan Kendilerine ait olan özel Ulubey Hastanesi'nde çalışıyordu.
Ve bir hafta önce karıştığı bir olay yüzünden hakkında işlem başlatılmıştı.
Karan hastanede çalışırken, hamile olan bir kadının Kendi rızası olmadan bebeğinin alınmak istendiğini duymuştu.
Bebeği aldırmak isteyen babasıydı ve annenin buna rızası yoktu.
Bu yüzden Karan devreye girip bebeğin babasına iki tarafında rızası olmadan bebeği alamayacaklarını söylemişti!ama adam kabul etmemiş birde hamile kadını'bebeği aldırmasan seni öldürürüm' diye tehdit etmişti! İşte bu noktada Karan'da şarteler atmıştı!
Bu olay sonucu hasta yakınını darp etmekten işlem başlatılmıştı hakkında!
Ama Karan kesinlikle yaptığı şeyden pişman değildi!
Çünkü o böyle konularda çok hassastı!
Ki kesinlikle hakkında açılan bu davayı yüzde doksan ihtimalle Karan kazanacaktı.
Çünkü avukatı Yamaç Ulubey'di!
Mardin'nin en iyi avukatlarından biri.
O yüzden bu kadar rahatı.
Sadece işinden Uzak kaldığı için biraz sinirliydi!
Yamaç önündeki bardağı doldurup bu sefer daha yavaş bir şekilde içmeye başladı.
Yarın alisa'nın velayeti için alisa'nın avukatı olan edim Bey'le görüşecekti telefonda.
Hem velayet hemde şu miras konusunu.
Kardeşi bir an önce Kendi soyadlarını taşısın istiyordu.
Yamaç biraz çekiniyordu.
Daha doğrusu alisa'ya nasıl yaklaşacağını bilmiyordu Karan gibi!
Çünkü kadınlarla pek muhatap olmazdı.
Karan ve yamaç ikside kişilik olarak birbirine benzerdi.
İkiside soğuk insanlardı.
Öyle herkesle konuşmazlardı, boş muhabbetleri sevmezleri, ikisede düzenli ve disiplinli insanlardı.
Dışarıdan ikiside buz dolabı gibi gözüküyordu.
Ve bu insanların onlardan çekinmesine yol açıyordu.
Ki Karan ve yamaç'ın bunları pek taktığı söylenemez.
Yabancı insanların düşüncelerini önemsemezlerdi!
Kimin ne dediği ne yaptığı umurlarında olmazdı!
Dışarıdan buz dolabı gibi gözüken bu ikilinin içinde çok güzel şeyler vardı ama.
Bu güzel şeylerden sadece ailesindeki insanlar yararlanabilirdi!
Her zaman dik duran omuzları, hiç düzelmeyen çatılı kaşları ile bilinirdi ikili.
İkiside sadece kişilik olarak birbirine çok benzerdi ama bedenen çok zıtlardı.
Karan'nın yapılı bir vücudu vardı aynı zamanda çokta uzundu.
Babasından aldığı siyah saçları,kapkara gözleri, yüzüne orantılı burnu, şekili ve dolgun dudakları ile bütün Mardin kızlarının gözdesiydi Karan Ulubey.
Yamaç ise onun aksine kahverengi saçları,uzun ve yapılı bedeni, kahverengi gözleri, yüzüne orantılı burnu, şekili ve dolgun dudakları ve kızları kendine aşık eden o gamzeleri ile Mardin kızlarının diğer bir gözdeside yamaç Ulubey'di.
Ama ikisininde gönül işleriyle uğraştığı pek söylenemezdi.
Karan elindeki boş bardağı sehpaya sertçe bırakıp karşısındaki duvara bakmaya başladı.
Yamaç elindeki bardağı yudumlarken karan'nın sesini duydu.
"Annemle konuştun mu?!"dedi yine emir dolu bir sesle ama daha yumuşak.
Çünkü annesinin ismini anmıştı.
Yamaç bir Yudum alıp kaşlarını çatıp karan'a baktı.
Her zaman ki insanı Deli eden umursamaz bakışlardan atıyordu.
Tam Bir odundu!
Yamaç onun aksine biraz daha kibardı!
"Evet, buraya gelmeden onun yanına uğradım. Şu boşanma mevzusunu konuştum ama kararı kesin. Ege biraz düzelene kadar hiç birşey olmayacak diyor!"dedi sinirle.
Karan zaten bildiği sözleri duyunca tepki vermedi.
Öylece duvarı izlemeye devam etti.
Yamaçsa elindeki bitmiş içkiyi sehpaya bırakıp eski pozisyonuna geri döndü.
Koltuğa yayılıp kafasını arkaya yasladı.
Sonrada aklındaki soruyu sordu.
"Alisa... onunla ne zaman konuşacağız?"dedi Karan'a nazaran sakin Bir sesle.
Karan duyduğu isimle bakışlarını duvardan çekip, koltuğa yayılmış kardeşine baktı.
Sonrada sinirle bir soluk aldı!
Bilmiyordu!
"Bilmiyorum... lanet olsun konu o olunca burası çalışmıyor!"dedi sinirle kafasını gösterip.
Yamaç Karan'a kısa bir bakış atıp gülmemek için dudaklarını ısırdı.
Gerçekten ilk defa karanın annesi dışında bir kadın yüzünden böyle olduğunu görüyordu.
Ve buna birazda sevinmişti.
Karan sinirle elini sıkarken.
Duvara delici bakışlar atmayı unutmuyordu.
Düşündü!
Alisa ile nasıl konuşmalıydı!
Sanırım biraz korkuyordu!
Evet doğru duydunuz... Mardin'de ki ismi ile insanı titreten Karan Ulubey küçük kardeşinden Korkuyordu!
Onun vereceği tepkiden korkuyordu.
Ki haklıydı da Alisa.
Sonra aklına dank Eden şeyle sevinçten kahkaha atmak için kendini zor tutu.
Bulmuştu.
Bütün kardeşlerinden önce Alisa ile konuşmanın yolunu bulmuştu.
Bulduğu fikirle sırıtarak duvara bakıyordu.
O sırada sırıtarak duvara bakan kardeşini izliyordu yamaç.
Manayak dedi.
Önce duvara delici bakışlar atı şimdide sırıtarak bakıyordu.
Onun her zaman ki hali olduğu için sadece göz devirdi.
Sonra götünü koltuğa iyice yayıp kolarını koltuğun iki yanına koyup uyumak için gözlerini kapatı.
Akşam uyuyamamıştı çünkü.
Nasıl uyusun?
Hayatının mahvolmuşunu izleyen kim uyuyabilir ki?
Gözünü bile kırpamaz herlade?
Karan'da duvarla olan bakışmasını bırakıp yamaç'a baktı.
Uyumayak üzereydi.
Belkide çoktan uyumuştu.
Kendine bir bardak daha içki doldurdu. bu sefer zevkle içti elindeki zehiri.
Çünkü Alisa ile konuşmanın yolunu bulmuştu.







