İçeriğe geç

Ulaşılmaz

Bölüm 3 · 17 dk okuma

Ulaşılmaz

Bölüm 3

3. Bölüm

Adam; yani yeni yazılım hocası sınıfa göz gezdirdikten sonra bakışları bende durdu ve bunu farkeden Burak bana dönüp fısıldayarak "Bu kim neden gözlerini sana dikti?" diye sordu. Burağa dönüp "Bilmiyorum" diye fısıldadım.

"Arkadaşlar sessizlik" dedi adam ve dersler hakkında konuşmaya başladı. En son ne işlediğimizi, nerde kaldığımızı, neler bildiğimizi falan sordu. Bir üniversitede hoca olmak için fazla genç duruyordu. Acaba yeni mi mezun olmuştu?

İlk dersimiz olduğu için ders işlemeyeceğini ve bizi tanımak istediğini söyledi. Üniversitedeyiz sanki ilkokuldaymışız gibi kendimizi tanıtıyorduk.

Fazla kalabalık bir sınıfımız olmadığı için hızlı geçiyordu tanıtma faslı. Sıra burağa geldi ve konuşmaya başladı.

"Ben Burak Göktepe bu kadar fazla söyleyecek bir şeyim olduğunu sanmıyorum." dedi. Ben sayardım şimdi emmaya olan aşkını geceleri posteriyle sohbet ettiğini. Ben bu çocuğu anlamıyorum görevdeyken soğuk kanlı oluyor insanları bakışları ile korkutabiliyor ama baş başa kalınca 5 yaşında çocuk gibi oluyordu.

Buraktan sonra sıra bana geldi. Başla bakalım beren yalanlarına.

Hoca gözlerini kısmı dikkatlice bana bakıyordu.

"Ben Beren Akgün" söyleyeceğim tek doğru adım olucaktı galiba.

"Biraz kendinden bahsetsene bize. Ne yapmayı seversin? En sevdiğin aktivite? En sevdiğin renk?" dedi. Adımı söylemem yetmiyor mu? Sanki herkese bunları sordu bana niye soruyor. Şuradan bi çıkalım mahzene gidince bakarım. Acaba senin altından ne çıkıcak?

"En sevdiğim renk beyaz" Ne beyazı siyah varken.

"Ormanda mantar toplamayı çok severim." Mantara alerjim vardı. Adam gözlerini kısarak bana bakmaya devam etti.

"En sevdiğim çiçek gül" Müge çiçeği.

Başka aklıma bir şey gelmedi için "Bu kadar yani beren hakkında başka anlatılacak bir şey yok" dedim.

"Tamamdır tanıştığıma memnun oldum Beren" dedi ama ben cevap vermedim. Arkamda oturan kız kendini tanıtmaya başladı ve dersin geri kalanıda böyle devam ettİ.

***

Bahçede banklardan birine oturmuş burağın kafeteryadan çay getirmesini bekliyordum. Çayı çok severdim galiba babamdan geçen bir şeydi. Hislerime göre farklı farklı çaylar içerdim. Ama en sevdiğim ada çayıydı çünkü küçükken ne zaman babamın yanına gitsem genellikle ada çayı içerdi. Burak çaylarla yanıma geliyordu.

"Al bakalım fıstık" diyip içi çayla dolu bardağı bana uzattı. "Noldu bugün bi dalgınsın" dedi ve banka oturdu.

"Ben mi? sen mi? önce kendine bak istersen" dedim.

"Hadi benim aklımın nerde olduğu belli, ya senin aklın nerede?" dedi. Aklı tabi ki Vural abideydi bunu ona sormam bile hataydı. Hemen konuyu değiştirdim.

"Farkında mısın arda bugün ortalarda gözükmüyor" dedim. Bunu burakta farketmiş olacak ki

"Biz paşam için okula gelelim öğrenci gibi, o okulu eksin" dedi.

"Neyse arda olmadığına göre bizde çıkıp mahzene gidelim mi? Bu aralar antrenmanları ektik hem Orkun beni özlemiştir" dememle Burak kahkaha atmaya başladı ve kolunu omzuma attında bende burağa sokuldum. "Ben o çocuğu da anlamıyorum mahzendeki herkesi kolaylıkla etkisiz hale getirebiliyor ama el kadar kız onu ısınmak için kullanıyor" demesiyle burağa döndüm.

"El kadar kız derken sen beni küçümsüyor musun?" dedim sahte bir sitemle.

"Haşa ben sizi nasıl küçümseyebilirim majesteleri" dedi.

"Ha şöyle ayağını denk al" diyip gülmeye başladım. Burak burnumu sıkarak "Bak sen bizim sincaba boyundan büyük laflar ediyor" dedi.

"İstersen bunu salonda kanıtlayabilirim sen yumruklarımı yerken" dedim.

"Şakaydı hanımefendi sizin gibi birini alt edemem."dedi.

"Teşekkürler. İyi ki varsınız beyefendi. Acaba arabaya yürürken bana eşlik eder misiniz?" diye sordum.

"Tabi ki sizin gibi bir hanımefendinin teklifini geri çeviremem" dedi ve ayağa kalktık arabaya doğru yürümeye başladık.

***

Yaklaşık 4 saattir antreman odasında yalnızdım. Kafam karışık olduğu zaman genelde tek başıma çalışırdım. Şuan kum torbasıyla baş başaydım. Sadece ben, kum torbası ve yumruklarımın sesi.

Nerden çıkmıştı bu adam. Yüzü bir yerden çok tanıdık geliyordu ama tanımıyordum. Burakta tanımadığına göre adamı gerçekten tanımıyorum çünkü ailem öldürüldükten sonra burakla asla ayrılmamıştık. Bu işi sonra düşünmem gerekiyor şimdi daha önemli işlerim var.

Arda bugün neden okula gelmemişti? Nerdeydi? Acaba babasının yanına mı gitmişti? Beni babamdan ayırdılar ama babamın katili çocuğuyla beraber. Bunu düşündükçe daha sert vurmaya başladım kum torbasına.

Birisinin beni izlediğini farkettiğimde bakışlarımı kapıya çevirdim. Orkun Kapıda durmuş beni izliyordu. Onu farkettiğimi farketmesiyle konuşmaya başladı.

"Uzun zaman oldu seni burada görmeyeli az kalsın özlemeye başlayacaktım." dedi. Gözlerimi devirdim çünkü orkunu sevmezdim. Onunda beni sevdiğini düşünmüyorum ama birbirimize saygı duyuyorduk. Bu mahzendeki herkes birbirini sevmese bile saygı duymak zorundaydı.

"Kum torbasına attığın tekmelere ve yumruklara bakılırsa biri seni fena kızdırmış. Yazık kum torbasına, istersen kum torban olabilirim" dedi ve bana yaklaşmaya başladı. Şuan gerçekten kimseyi istemiyordum kafam zaten karışıktı.

"Orkun şuan müsait değilim başka sefere artık. Kafamı toplamam lazım." dedim ve kum torbasına geri döndüm.

"Iııı kaçmak için güzel bi açıklama değil" diyip yüzünü buruşturmasıyla bir sonraki yumruğum onun yüzünü buldu. İlk yumruğumu yedi ama hemen toparlandı ikinci yumruğumdan kaçmayı başardı. Tam orkunda bana atak yapacakken bunu farkettim ve yumruğundan kaçtım ama Orkun pes etmedi bu sefer ki yumruğundan kaçamadım. Elmacık kemiğime gelmişti.

"Bak yüzüne renk geldi mor sana çok yakışıyor" demesiyle orkunun gelen tekmesinden kurtulup bana attığı yumruğun aynısını bende onun elmacık kemiğine atmıştım. Sinirim hala geçmedi tam karnına bir tane daha vuracakken bileğimi yakaladı ama bu bana engel olamadı. Bu sefer sol yumruğumu yüzüne geçirdim. Dudağı kanamıştı. Hemen yaklaştım bir elimi dudağına götürdüm ve o anda orkunun gözlerindeki şaşkınlığı gördüm. Aptal çocuğun çok çabuk dikkati dağılıyordu. Elim onun dudağındayken o da benim dudaklarıma bakıyordu tam o sırada elimi dudağından enseni götürdüm.

"Kıyamam dudağın kanıyor. Özür dilerim" dedim. Sonra bacak arasına dizimi geçirdim.

"Özür dilerim bu kadar aptal olduğun için" dedim ve iki büklüm olan orkunu ensesinden tutup yine dizime getirdim bu sefer kaburgasına vurdum.

Orkun iki büklüm yerde inlerken eğilip kulağına "Ah canım iyi misin bilerek oldu kusura bak" diyip salondan çıkarken Orkun arkamdan sırıtarak beni izliyordu.

Antreman salonundan çıktım ve mahzendeki odama geldim. Kendime ada çayı yaptım ve bilgisayarın başına geçtim. Şimdi sıra sana geldi Savaş Aral. Kimsin sen?

***

İki saattir adamı araştırmama rağmen çok bir şey bulamamıştım. Bulduklarım çok klasik bilgilerdi. Savaş Aral. 3 mayıs 1995 İstanbul doğumlu. Yazılımla ilgili yarışmalarda dereceleri vardı ve bazı büyük şirketlerde hisseleri var ama neden maddi durumu bu kadar iyi olan bir insan üniversitede hocalık yapar ki? Ailesi hakkında hiçbir bilgi yoktu. Fotoğrafları ise çok azdı. İnsanlarla yakınlıktan hoşlanmıyor olabilirdi çünkü bulduğum fotoğraflarda sadece bir kişiyle yakın fotoğrafı vardı onda da diğer adam kolunu Savaşın omzuna atmıştı. Belki de sevgilisidir çünkü asla bir kadınla görüntülenmemiş. Şuan bulduğum bilgiler bu kadardı ve araştırmam gereken birisi değilmiş. Sıradan bir yazılım hocası işte ama kafama takılan tek şey adamın bakışları. Şuan bunları dşünmemeliydim çünkü daha önemli işlerim vardı. Ailemin katilini bulup onun ailemi öldürdüğü gibi öldürmek ama daha acılı. Artık biraz daha hızlandırmalıyız planları bu kadar yavaşlatmak yeter. Masadan kalktım ve odamın kapısını kilitledim. Dolaba gidip içindeki kutudan filimi aldım bu bana babamın aldığı son oyuncaktı. Bay matmazel. İsmi çok saçma ama 7 yaşındayken gayet mantıklı geliyordu. Bay matmazelle beraber yatağa girdik.

"Eee nasılsınız bay matmazel? Saol bende çok iyiyim" dedim ama sonra aklıma babama verdiğim söz geldi.

"Bak şimdi berenim, bu fil öyle sıradan bir fil değil bu fil senin filin" dedi. Nasıl yani bu filin ne farkı var diğerlerinden kafam karışmıştı. Babam bunu farketmişti ve konuşmaya başladı.

"Kimseye anlatamadığın her şeyi bu file anlat ve bu file asla yalan söyleme" dedi.

Kafamı iki yana salladım "Hayır ben her şeyimi sana anlatmak istiyorum ama baba. Hem bu bana cevap vermez ki" dedim.

Babam güldü ve "Tamam bana anlat ama yanında ben olmadığımda bu görev filde anlaştık mı?" dedi. Bende kafamı sallayıp "Anlaştık" dedim.

Babam bana sarılıp "Akıllı miniğim benim" dedi.

"Şaka yaptım bay matmazel aslında hiç iyi değilim çok yoruldum. Babamın kokusunu annemin sarılmasını özledim. Keşke ölmeselerdi çok benciller beni bu dünyada tek başıma bıraktılar" gözümden bir damla yaş aktı ama silmeye hiç yeltenmedim.

"Biliyor musun ailemin katilinin oğlunu bulduk. Ailemin katilini bulmama az kaldı. Bay matmazel nasıl hala ilk gün ki gibi kokabiliyorsun? Sana sarılınca aklıma eski günler geliyor" gözyaşlarım hala akmaya devam ediyordu. Kapı tıklatıldı ama ses vermek istemedim. Şuan kimseyi istemiyordum Burak dışında. Onunda zaten anahtarı vardı. Ağladığım için ve son zamanların yorgunluğu ile gözlerim kapanmaya başladı.

***

Sabah uyandığımda çok fazla oyalanmadan eve gidip üzerimi değiştirdim ve arabaya binip okula sürmeye başladım. Burak bugün başka bir operasyonda olduğu için yalnızdım. Şuan ardayla ortak olan derslerimizden biriydi ve hala gelmemişti. Sınıfa girip direk sırama oturdum. Arda bugünde mi gelmicekti acaba bizim kim olduğumuzu mu anladı ama bu imkansızdı planları çok titiz ve kusursuz ayarlamıştık.

Dersin başlamasına dakikalar kalmıştı. Arda sınıfın kapısında belirdi ve arkasında da Çağatay ile efe vardı. Arda gözlerini kısıp bana bakarak sırasına oturdu. Çağatay ile efede hemen önüne yan yana oturmuştu. Onların oturmasıyla hocada sınıfa girmişti. Bu sefer direk hiçbir şey demeden dersine başlamıştı. Sınıfın çoğu dönem başından beri ilk kez bu kadar derste performanslarını gösterdiler nedeni de ortadaydı. Yeni genç ve yakışıklı yazılım hocası.

Dersin ortalarına kadar hep gözlerim ardanın üzerindeydi. Belki bir hareketini yakalarım filan diye ama normal bir öğrenci gibi dersini dinliyordu.

Bunu farkedince bende çantamdan kitabımı çıkardım. Dersin sonuna kadar kitap okumayı düşünüyordum. Sonuçta buradaki derslere ihtiyacım yoktu ve ardadan da bir şey çıkıcak gibi değildi.

Dersin bitmesine az kalmıştı. Kitabımın birden çekilmesiyle kafamı kaldırdım ve kitabı elimden çeken kişiye baktım. Ardaydı. Kitabımın elimden çekilmesinden hoşlanmazdım ama benim sinir olduğum şey ise bu kitabın annemin kitaplığından bir kitap olmasıydı ve şuan kitap annemin katilinin oğlunun elindeydi. Belkide annemin okşadığı sayfaya pis ellerini sürüyordu. Derste olduğumuzu umursamadan ardaya dönüp "Şimdi hemen o pis ellerindeki kitabımı bırakıyorsun" dedim. Sesimi her ne kadar sakin tutmaya çalışsamda olmadı.

Arda "Birde emir veriyor şuna bak" demesiyle daha da sinirlenip ayağa kalktım ve çapraz sırada oturan ardanın elinden kitabı alıp "Bir dahakine bu kadar sakin kalmam mertcim" dedim. Ona mert demem tuhafıma gitsede resmiyetteki ismi mertti.

Daha yeni farketmiştim. Bütün sınıf pür dikkat bizi izliyordu. Kafamı kaldırıp bende sınıfa bakınca hocayla göz göze geldim o da tüm sınıf gibi pür dikkat bizi izliyordu. Savaş bize yaklaşmaya başladı ve elimdeki kitaba bakıp "Bir sorun mu var gençler" diye sordu.

Arda "Hiçbir sorun yok hocam yanlış anlaşılma oldu kusura bakmayın" dedi. Bende daha fazla uzatmak istemediğim için tam yerime oturacaktım ki zil çaldı bende hemen çantamı alıp sınıftan çıktım. Arda da hızlıca arkamdan çıktı ve "Ştt baksana" diye bağırdı ama ben üstüme alınmadım ve yürümeye devam ettim. Arda bi anda kolumu tutup beni kendine çevirdi "Sen benimi duymamazlıktan geldin az önce" dedi.

Bende göz devirirek "Bi sorun mu var?" dedim ve kolumu ondan kurtardım.

"Ne sorunu benim seninle ne sorunum olabilir. Sadece adını merak etmiştim. Geçen gün sorucaktım maçtan sonra ama hemen gittiniz" dedi. Aslında benim seninle çok sorunum vardı da sen plana uymam gerektiğine dua et.

"Beren"

"Anlamadım" dedi.

"Adımı sormuştun ya adım beren" dedim.

"Az önce kitabı elinden aldığım zaman kapağında Filiz yazıyordu. Yanlış görmüş olmalıyım heralde" dedi.

"Annemden kalma ondan annemin ismi yazıyor. Başka sorun kalmadıysa ben gideyim" dedim ve arkamı dönüp yürümeye başladım. Arda da arkamdan "Görüşürüz Beren" diye bağırdı ve sesinden güldüğü anlaşılabiliyordu.

Bekle sen ben seni daha çok güldürüceğim.

***

Mahzene gittim ve direk kendi odama bile uğramadan burağın odasına gittim. Burak odada değildi. Bunu zaten biliyordum zaten şuan ihtiyacım olan Burak değildi. Kapıyı kapatıp kilitledikten sonra hemen burağın yatağının başına geldim ve yatağın süngerini kaldırıp ters çevirdim. Burda ailemizin katilleri hakkında bilgiler ve işaret şablonu vardı. Ailemizin öldürülmesine payı olan herkesin fotoğrafı vardı. Ortada Ardanın babası Ferit Kayanın fotoğrafı vardı. Ferit kayanın fotoğrafından bağlantılı olan kişilerin fotoğrafına kırmızı ip gidiyordu. Tiksenerek ona baktıktan sonra diğer kişilere de baktım. Burada yedi kişinin fotoğrafı vardı. İki tanesinin üzerine kırmızı kalemle çarpı işareti çizmiştik ve geriye beş kişi kalmıştı ama şuan en önemli kişi Feritti çünkü ailemi öldüren kurşun onun silahından çıkmıştı.

Boşluğa düştüğüm veya sıkıştığım zamanlarda buraya gelir, bu şablona bakar ve ne için uğraştığımı, ne için bunları yaptığımı, neden yaptığımı sorgulardım sonra da şablona bakıp kin ve nefretle motive olurdum. Ben tam aklımdaki dalmışken telefonum titredi. Kutay abiden mesaj vardı. Toplantı odasına çağırıyordu.

***

Haftaya pazar gecesi büyük bir balo vardı. Ünlü iş adamı Koray Keskinin 50. yıl balosuydu. Maskeli bir balo olucağı için işimiz daha da zorlaşıyordu. Sadece iş adamları davetliydi ve sistemden baktığımızda feritin de adı geçiyordu. Feritin gidiceğini düşünmüyordum ama Ferit kendisi yerine Ardayı gönderebilirdi sonuçta Feritten sonra her şeyin başına o geçicekti. Şuan Kutay abiyle toplantı odasındaydık.

Kutay abi "Beren baloya kadar ardayla seni davet edebilecek samimiyeti kurman lazım" dedi.

"Yani yapabilirim. Tabi sinirden boğarak öldürmezsem onu" dedim.

Kutay abi "Sana biraz papatya çayı almak şart oldu artık" demesiyle gülmeye başladım. Faruk abi elindeki telefona bakarak toplantı odasına girdi. Elindeki telefona bakarak gülüyordu.

Kutay abi "Neye gülüyorsun öyle göstersene bizimde gülmeye ihtiyacımız var" dedi.

Faruk abi "Bunu Bereninde görmesi lazım" dedi ve telefondaki ekranı toplantı odasındaki büyük ekranda açtı.

Burak birisiyle dövüşüyordu ve karşısındaki kız burağın yaptığı hamlelerden rahatlıkla kurtulabiliyordu. Kurtulmasına şaşırmadım ama kızın burağın yaptığı hamlelerden kurtuluyor üstüne birde burağın kaçamayacağı hamleler yapıyordu ve yaptığı her hamlede burağın yüz ifadesi öncekinden daha komik oluyordu. Bu kız kimdi? Eğitimli gibi duruyordu ama burağın gittiği operasyonda böyle eğitimli bir insan olması imkansızdı. Çünkü gittiği görevin kolay bir görev olduğunu biliyordum. Kaşlarımı çatıp Faruk abiye dönüp kızın kim olacağını sorucaktım ama Kutay abi ile Faruk abi gülüyordu. Bunda bu kadar gülecek ne olabilir ki. Aklımdaki soruları yönelttim.

"Neden bu kadar gülüyorsunuz? bu kız kim? Gidip burağı kurtarmamız gerekmez mi?" dedim ama onlar sanki ben bunları söylememişim gibi gülmeye devam ediyorlardı. Birden sinir kat seviyem yükseldi çünkü burağın bensiz operasyona gitmesini zaten sevmiyordum birde dayak yiyordu. Faruk abi bana bakınca gülmesi durdu ve "Kaşlarını boşuna çatma çocuğum. Dayak yediği kişi bizden biri." dedi ama ben bu kızı hiç görmemiştim. Mahzendeki herkesi tanıyordum.

"Bu kız kim hiç görmedim" dedim.

Kutay abi hemen cevap verdi "Görmemen normal çünkü bu binadan değil amerikada eğitim görüyordu. Daha yeni buraya geldi ve buradaki ilk görevi bu. Gülmemizin asıl sebebi de bu kız Faruğun kızı Kiraz" dedi. Şaşırmıştım Faruk abinin bir kızı olduğunu bilmiyordum.

Bizden birisi olduğunu öğrendikten sonra kafamı geri ekrana çevirdim ve kızı incelemeye başladım. Saçı turuncunun çok tatlı bir tonuydu. Beyaz üzerinde kiraz desenleri olan bir elbise giymişti ayağında ise beyaz converse vardı. Sanki operasyona değilde arkadaşlarıyla kutlama yapmaya gider gibi bi kombini vardı.

Burakla kiraz hala dövüşüyordu ve kiraz burağın bacak arasına dizini geçirmesiyle Faruk abi "İşte babasının kızı" demişti gülerek ikiside şuan sanki maç izler gibi Burak ve Kirazın dövüşünü izliyordu. Burak bacak arasına gelen dizden sonra kendine gelmiş gibi Kirazın hamlelerinden kaçıyordu. Kiraz tam bir tekme atıyordu ki Burak onun tekmesini havada yakaladı. Tam Kirazın yerdeki bacağına çelme atacağı sırada Kiraz burağın üzerindeki kıyafeti tutmasıyla beraber yere düşmüşlerdi. Kiraz yerdeydi Burak ise Kirazın üstünde. Burak, Kirazın bileklerini kirazın kafasının üzerinde birleştirdi. Az önce ekrana gülerek bakan Faruk abi şuan ise kaşlarını çatmıştı. Cebinden telefonu çıkardı ve birisin arayıp telefonu kulağına götürdü.

Kiraz üstündeki burağa bi saniye anlamında işeret parmağını kaldırdı ama Burak anlamsız bakışlarla kıza bakıyordu. Şuan Kirazın Faruk abinin kızı olduğunu bilmediği için bu tepkileri gayet normaldi. Kız elbisesini eteğini biraz yukarıya sıyırdı ve bacağının iç kısmında ufak bir çanta tarzı bir şey vardı oradan telefonunu çıkardı ve kulağına götürdü. Kız konuşmaya başlamıştı ve karşı taraftan cevap beklerken Faruk abi konuşmaya başlamasıyla kızını aradığını farkettim.

Faruk abi "Telefonu üstündeki çocuğun kulağına tutar mısın?" demesiyle durumu anlayıp gülmeye başladım ve benim gülmeme Kutay abi de gülmeye başlamıştı. Ekrana baktığımda kirazın telefonu burağın kulağına götürdüğünü gördüm ve tam kulağına koyduğu saniye Faruk abi konuşmaya başladı.

"Kızımın üstünden ne zaman kalkmayı düşünüyorsun?" diye sordu sesi sakindi ama sertti. Burak daha olayı algılayamadığı için kaşlarını çatıp "Faruk abi sen misin?" diye sordu.

Faruk abi "Evet benim aslanım da artık kalk kızımın üstünden" demesiyle Burak kulağındaki Kirazın tuttuğu telefonu kendi eline alıp ayağa kalktı.

Burak "Faruk abi bu kızın senin kızın olduğuna eminiz değil mi? Çünkü şuan karşımda duran kız hiç sana benzemiyor da" dedi. Gözlerini kızdan ayırmıyordu büyük ihtimal hala inanamıyordu.

Faruk abi "Oğlum niye yalan söyliyeyim sana. Şimdi göreviniz bittiğine göre ikinizde buraya mahzene gelin" dedi ve burağın cevap vermesine zaman vermeden telefonu kapattı. Kutay abi ve ben hala gülüyorduk. Faruk abi bize çatık kaşlarla dönerek "Sizde gülmeyi kesin" dedi ve toplantı odasından çıktı.

***

Mahzenden çıktıktan sonra direk eve gelmiştim. Burak ise ben geldikten 2 saat sonra eve gelmişti. Şuan çalışma odasındaydık burak yere oturmuş sırtını kitaplığı yaslamış elindeki tenis topunu yere sektirerek duvara atıyordu ve top duvardan sekerek ona geri geliyordu. Bende koltuğa oturmuş kitap okuyordum. Bu kitabı 23. okuyuşumdu galiba ama hiç sıkılmamıştım.

Annemin kitaplarını okumayı seviyordum çünkü annem kitap okurken kitabın köşelerine tepkilerini yazarak okurdu ve bende kitapları her okuduğumda sanki annemleymişim gibi hissediyordum. Asında bu kitapların hepsi annemle babam evlenmeden önce annemin okuduğu kitaplardı çünkü annem öldükten sonra evimizden annemin eşyalarını almama izin vermemişlerdi. Kitabı okuyamıyordum aklım başka yerdeydi ama neredeydi onu bende bilmiyordum ve odaklanamıyordum. Ardanın beni baloya davet etmesini nasıl sağlarım diye düşünüyordum ama aklımdaki asıl mesela Savaş Araldı. Şuan onu düşünmemeliydim ama hala adamın aslında kim olduğunu bulamamıştım bulduğum bilgiler beni çok tatmin etmemişti. Tam ben kafamdaki düşüncelere dalmışken Burak "Harbiden Faruk abinin kızı mı?" dedi sanki bana dememişti de kendi kendine konuşuyormuş gibiydi. Arkamdaki komidinin üstündeki kalemlerden birini alıp burağa atmamla daldığı yerden çıktı.

"Burak noldu iyi misin neyin var dalgın gibisin" dedim. Burak bana dönüp kafasını salladı.

Burak "Bir şeyim yok sadece biraz yorgunum o kadar. Ben odama gidiyorum biraz uyumam lazım. Kaç gündür operasyon yüzünden emma aşkımı da göremiyorum." dedi ve ayağa kalktı. Bende biraz morali yerine gelsin diye "Anca rüyanda görürsün zaten" diyerek dalga geçmemle Burak elindeki tenis topunu bana fırlattı. Ben topu havada yakalamıştım.

Burak "İyi geceler sincap" diyip çalışma odasından çıkmıştı.

Burağa bir şeyler olmuş tam anlayamadım ama yakında kokusu çıkardı ve Burak Faruk abinin kızı hakkında kendi kendine konuştuğunun farkında değildi galiba. Elimdeki kitabı okuyamayacağımı farkedince kapatıp arkamdaki komodinin üzerine koydum. Odama gitmek istemiyordum o yüzden koltukta uyuyacaktım zaten çokda rahatsız etmiyordu.

***

Sabah yine yatağımda uyanmıştın. Farklı yerlerde uyusam bile sabah uyandığımda kendimi hep yatakta bulurdum. Burak küçüklüğümde geçirdiğim ataklar yüzünden geceleri hep beni kontrol ederdi 'atak geçiriyor muyum?' diye. Artık atak geçirmesem bile Burakta alışkanlık olmuştu.

Küçüklüğümden en zor zamanlarında yanımda hep Burak vardı. Burak olmasa büyük ihtimal atak geçirirken kendime zarar verirdim. Bunları düşünmek istemiyordum o yüzden hemen yataktan kalktım.

Elimi yüzümü yıkayıp üstümü değiştirdim. Siyah kot pantolon üstünede boğaz kısmı fermuarlı olan beyaz bir kazak giymiştim. Saçımı atkuyruğu bağlayıp yine sıkıcı bir güne adım atmıştım. Odanın kapısını açmamla burnuma güzel kokular gelmeye başlamıştı. Hemen kokunun geldiği yere mutfağa gittim. Burak ocağın başında bir şeyler yapıyordu beni farketmesiyle "Ölüm uykusuna mı yattınız sincap hanım" dedi. Gidip burağa sarıldım "Günaydın ne yapıyorsun bakalım?" dedim ama demez olaydım. Burak menemen yapmıştı. Menemen yapmasında sorun yoktu sorun menemeni soğanlı yapmasıydı ve bunu farkedince yüzümü buruşturdum. Bunu farkeden Burak "Noldu?" diye sordu. Burağa ters ters bakıp sahte bir sinirle "Ne olduğunu gayet iyi biliyorsun" diyip kollarımı buraktan çektim. Burak sesli bir şekilde gülünce bacağına tekme atmıştım.

Burak "Menemen dediğin soğanlı olur kızım sen ne anlarsın menemenden" dedi ve ocağı kapatıp menemeni masaya koydu. Bende çayları koymak için çaydanlığa doğru giderken burağa cevap verdim.

"Asıl sen ne anlarsın be. Menemen dediğin soğansız olur" dedim.

Burak "Konuyu şuan kapatabilir miyiz? Yoksa böyle sonsuza kadar devam edicek" demesiyle gülmeye başladım. Çayları koyduğum bardakları masaya koyduktan sonra kahvaltıya başlamıştık.

***

Bugün yine yaklaşık iki aydır olduğu gibi okula gelmiştik. Günlerden cumaydı ve ardayla hiç ortak dersimiz yoktu. Öğle teneffüsünden önceki son dersteydik ve çok sıkıcıydı. Burak dersin ilk on dakikasından sonra zaten uyumaya başlamıştı. Bende mahzenin sistemine girmiştim gizlice mahzendeki salonları izliyordum. Antrenman salonu doluydu Orkun ve ekibi vardı. Bildiğim kadarıyla şuan bir operasyonları vardı ve boş zamanlarını hep antreman salonunda geçiriyorlardı. Toplantı odası da doluydu. Kutay abi masanın sağ tarfındaki ilk sandalye de oturuyordu. Masanın başında Murat Turan vardı bizim bulunduğumuz mahzendeki görevli kişiler arasında en çok söz sahibi olan kişiydi kendisi. Kendisini hiç sevmezdim çok ürkütücü birisiydi. Zaten çok fazla da muhattap olmamıştık ve sebebini bilmediğim şeyden ötürü bana hep nefretle baktı. Genelde görevlerimizi bize Kutay abi veya Faruk abi verirdi. Toplantı odasından sonra diğer odalara da baktım. Kişisel odalar da kamera yoktu ama isteyen kendi odasına güvenlik için kamera yerleştirebiliyordu.

Hiçbir kamera kaydında Faruk abi yoktu heralde mahzene değildi. Her zamanki gibi sessiz sakindi mahzen. Zaten mahzen genelde hep böyleydi. Mahzen dışarıdan bakılınca sadece iki katlı bir bina gibi gözüküyordu ama aslında katlar yeraltına doğru olduğu için büyüklüğü anlaşılmıyordu. Zilin çalmasına az bir süre kalmıştı tam kamera kayıtlarından çıkıcaktım ki son saniye gördüğüm şeyle ekrana baka kaldım. Bunun burda ne işi vardı?

Bölüm sonu

1 yorum