İçeriğe geç

Ulaşılmaz

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Ulaşılmaz

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Hayat zaten hep adaletsiz ve eşitsiz değil miydi? Ben adalet kavramını 7 yaşında ailem öldürüldüğü zaman öğrendim. 7 yaşındaki bir çocuk yeni arkadaşlıklar kurar ama ben 7 yaşında babamın arkadaşının nasıl düşmanıyla birlik olup tuzak kurduğunu ve ailemin ölümü yüzünden kimsenin ceza almadığını öğreniyorum. Babamın yaşadığı şeyler yüzünden hiç kimseye güvenemiyorum ve hayatıma kimseyi almıyorum sadece burak ve ben vardım. Burak için bu hayatta yapamayacağım bir şey yok. Burak benim ilk ve son oyun arkadaşım ailemin yaşadıkları zamandan kalan ve değişmeyen tek şey burak ve onunla olan kardeşliğimiz. Ne zaman düşsem beni hep kaldırır ve tekrar düşmemem için elinden gelen her şeyi hatta daha fazlasını yapardı.

Alptekinin bileğinin üzerindeki ele bakmadım çünkü burak olduğunu düşünüyordum. Alptekin şaşkın bir surat ifadesiyle arkamdaki kişiye bakıyordu. Alptekin elini bizden kurtarınca burağa "Sen kimsin ne karışıyorsun" diye bağırdı.

"Asıl sen kimsinde o pis kolunu omzuma atmaya cesaret ediyorsun?" dedim.

Alptekin tam bana cevap vermek için ağzını açıcaktı ki arkamdan sesle şok geçirdim çünkü arkamdaki kişi "Bir daha bir kadına el kaldırırsan o elini hiç istemeyeceğin yerlerine sokarım." dedi ama bu ses burağa ait değildi ama en başından beri arkamdaki kişinin burak olduğunu düşünmüştüm. Az önce beni alptekinin tokadından kurtaran kişiye bakmak için arkamı döndüm ve bir çift kahverengi gözle karşılaştım. Bana bakmıyordu gözlerini alptekine dikmişti yapabilse onu bakışlarıyla öldürebilicek gibi bakıyordu. Hiçbir şey demeden tekrardan alptekine döndüğüm zaman alptekin sessizce hiçbir şey demeden gitti. Adını bilmediğim adamın bu okuldan olmadığını eminim çünkü burakla ardayı bulana kadar okuldaki bütün erkeklerin listesini çıkarmıştık. Ben adamın kim olduğunu düşünürken adam arkasını dönüp okula doğru yürümeye başladı.

Tam adamın arkasından gidip teşekkür edeceğim sırada burak yanıma gelip kolunu omzuma attı. Zamanlaması ne kadar iyiydi. Burak "Benim gibi bir arkadaşın olduğu için kendini çok şanslı hissediyor olmalısın bu yüzden okula girmek için beni bekledin. Kimse beni çalmasın diye dimi?" dedi. Normalde burağa güzel bi laf sokup sinir edebilirdim ama bugün yeterince sinirlendirdim biraz daha bılaşırsam intikamı çok kötü olabilir. O yüzden "Aynen burağım seni kimse çalmasın diye bekledim minik kuşum benim" dedim. Burak ne dediğimi biraz geç farketmiş olmalı ki saçımı çekmek için biraz bekledi. Burağın korkulu rüyası olan yaşlı teyze küçükken ona minik kuşum dediği için burağın o kelimeye karşı bir travması vardı. Küçükken o kadar olay yaşa veya operasyonlarda hayatın kaysın hiçbirine travman olmasın ama yaşlı bir kadına travman olsun.

***

Ardaların dersten çıkmasına yaklaşık on dakika vardı. Bizim şuan yazılım dersimiz vardı ve iki hafta önce yazılım hocası istifa etmişti. Yeni bir yazılımcı gelene kadar yazılım derslerimiz boş geçiyordu. Bu yüzden biz burakla voleybol filesine gelmiştik. Maçtan önce biraz alıştırma yapıp ısınmamız gerekiyordu. Burak "Kasmaya hiç gerek yok bebek oyunu olucak" dedi.

Aslında kastığım falan yoktu aklım bırada bile değil gibiydi. Aklım defterdeydi. Kutay abinin yanından hiç ayırmaz dediği defter. O defterde bu kadar önemli ne olabilir ki. Bunu yakın zamanda öğrenicektik o yüzden bunu şuan düşünmemeliydim.

Maçta zorlanıcağımızı düşünmüyorum ama yinede yenmemiz lazım ardanın dikkatini ancak böyle çekebilirdik. Aslında böyle şeylere hiç gerek yoktu ardayı zorla konuşturup babasının yerini bulabilirdik ama kutay abi bunun tehlikeli olduğunu söylemişti. Burak "Daldın gittin iyi misin?" diye sordu. "İyiyim sadece biraz yorgunum gece uyuyamadım" dedim. Burak tam ağzını açtı bana cevap vericekti ama arkamdan gelenleri gördükten sonra sustu. Bende kafamı çevirip arkama baktığım zaman arda ve tayfasının geldiğini gördüm. Ardalar fileye bizim olduğumuz tarafa geldi ve "Sahadan çıkın maçımız var" dedi. Burak sol kolunu sağ omzuma koyup "Belki bizimde maçımız vardır" dedi. Arda sırıttı ve küçümseyici bakışlarla bize baktı. Bende bu bakışına karşılık kollarımı bağlayıp aynı şekilde ona baktım.

Arda "Burası sizlik değil siz gidin çocuk parkında oynayın burası sizi aşar" dedi.

Ben sana bu lafları yedirmez miyim? "Bakıyorum kendinize çok güveniyorsunuz ama sencede bu ego biraz fazla değil mi?"

"Ego mu? Tatlım bu ego değil gerçekler" dedi.

"Burak biliyor musun şizofrenler kendi yalanlarını gerçek sanarlarmış" diyip kafamı burağa çevirdim ve bu dediğim burağın hoşuna gitmiş olmalı kı sırıtıyordu. Etraftakiler ardaya kafa tutmama şaşırsada ardanın hoşuna gitmişti galiba sırıtarak "Tamam o zaman şöyle yapalım üç seti alan kazanır ama kaybedenin başından aşağı buzlu su dökülür kabul mü?" dedi. Burağa baktım ve bana göz kırptı bende ardaya "Kabul şanslısın bugün hava sıcak üşümezsin fazla" dedim ve sırıtmaya başladım. Bu laflarımdan sonra bu maçı kaybedemezdik. Ortak derslerimiz olan sporlarla arası iyi olan üç kişiyi takımımıza aldık ve takım hazırdı.

***

Son setteydik. İlk iki seti biz aldık ama sonraki iki seti de kaybetmiştik. Bu seti alan kazanıyordu ve durum 15-13 önde olabiliriz ama skor her an değişebilir o yüzden daha sakin olup maça odaklanmalıyız. Servis atmak için servis çizgisine giden burağa dönüp "Bu servisten sayı alırsan seninle emma watsonın oynadığı bütün filmleri baştan izlerim" dedim. Bunu dememle burak dönüp şaşkın surat ifadesiyle bana baktı. Bu teklif hayatımda verdiğim en saçma kararlardan birisi çünkü burak emmayı izlerken aptal aşık moduna giriyor ama bu maç için değerdi. Eğitimlerde veya birisine acı çektirirken çok soğuk kanlı olan birisi bir ünlüyü izlerken nasıl 5 yaşında çocuk gibi olabilir.

"Akşama hazır ol. Uzun bir gece olucak. Sen ben ve emma" demesiyle yüzümü buruşturdum. Burakta ne dediğini farkedince "Söylemedim say emma ile ben varım. Sen olamazsın ama akşam en baştan izliyoruz haberi olsun" dedi.

Burak bana laf yetiştiricek diye topu atmayı unuttu karşı takımdan adının bora olduğunu bildiğim çocuk "Servis atmayı mı unuttun hadi akşama kadar bekleyemeyiz" dedi. Burak hiç cevap vermeden sadece gözlerini devirdi ve bana dönüp "Sadece izle bu servis senin için güzellik" dedi.

Burak servisi attı ama topu karşıladılar ve paslaşıp bizim tarafa geri gönderdiler. Top arkamdaki sılaya geldi. Sıla topu manşetle karşıladı ve burağa attı. Burakta "Bu senindir artık" diyip topu bana kaldırdı ve bende eğilip tüm gücümle sıçrayıp smaç vurdum. Top karşı tarafta adını bilmediğim kızın kafasına geldi ve kız yere düştü. Koşarak filenin altından geçip kızın yanına gittim ve "İyi misin?" dedim. Aslında kafasına sadece top geldiği için yere düşmüştü abartılacak bir şey yoktu ama olsun ben atmıştım o yüzden tepki vermeliydim. Adını bilmediğim kız ayak bileğini tutuyordu ve bana bakıp "Sence nasıl gözüküyorum" diye çıkıştı.

Bana laf yapmasıyla burakta "abartma sadece top geldi düştün sanki tır çarptı" dedi. Bunu demesiyle boranın kafasını hızla bize doğru döndü. Bora tam ağzını açacakken "Neyse uzatmaya gerek yok. Oynayamayacak durumdaysan yerine başkası geçsin" dememle sağ tarafta maçın başından beri maça hakim olan efe "Ben geçerim" diyip az önce kızın olduğu yere geçti.

Şuan skor 24-23 ve bu sayıyı da alırsak kazanıyoruz. Burak karşıdan gelen topu karşıladı ve bana pas attı bende topu burağa kaldırdım. Burak topa vurmak için zıplarken onunla beraber arda da zıpladı ve burağı blokladı. Sayıyı aldılar ve şuan berabereyiz. Uzatma yapmadığımız için sayıyı alan kazanıyordu. Beklediğimden daha iyi oynuyorlardı ama pes etmek yok. Arda servisi atmak için çizgiye geçti ve bana bakış atıp servisi attı. Top arkamdaki sılaya geldi ama sıla topu yakalayamadığı için sayı onlardaydı. Amacımız ardayı yenmekti ama yenemesek bile dikkatini çektiğimizi düşünüyorum şuana kadar ardaları en fazla zorlayan takım bizdik sonuçta. Hava sıcak olabilir ama buzlu su filan istemiyordum.

Çağatay ve efe elindeki içi buzlu su dolu olan kovalarla arkamızdaki bankın üzerindelerdi. Islanmak istemiyordum hele ki ailemin katilinin oğlunun karşısında. Arda sırıtarak "Bu buzlu su size ders olsun ve bir daha meydan okurken iki kere düşünün" dedi.

"Belki de canım ıslanmak istedi" dedim gözlerimi ardaya dikerek.

"Islanmak için yanlış yeri seçtin" dedi. Normalde bu lafları ben sana yedirirdim de neyse onunda zamanı gelicek. Ardanın baş hareketiyle buzlu suyu dökmeye başladılar. Gözlerimi kapatıp burağa biraz daha yaklaştım burak beni kollarının arasına çekti ve kollarıyla bana siper oldu. Burak bana siper olduğu için bütün suyu burak yemişti. Su dökmeleri bittiğinde burağın kollarının arasından çıktım ve gözlerimi kısarak ardaya baktım. Biz niye bu çocuğun dikkatini çekmeye çalışıyoruz direk kafasına silah dayasak da olurdu. Arda beni baştan aşağı sırıtarak süzdü. Bende kafamı eğip üstüme bakınca neden sırıttığını anladım ve beyaz giydiğim için kendime küfrettim. Üzerimdeki beyaz olduğu için ıslanınca sütyenim belli olmuş. Beyaz renginden nefret ediyorum. Hem siyah gibi güzel bir renk varken neden beyaz giyer ki bi insan. Burak hemen omuzlarımdan tutup beni kendine çevirdi. Üzerindeki sweati çıkarıp kafamdan geçirdi ve şuan kaslı vücudunu herkes görüyordu. Herkes bana ve yanımdaki ıslak ve kaslı burağa bakıyordu ama burağın onları fazla taktığını düşünmüyorum. Yüzüne bakınca sinirli olduğu belli oluyordu. Etrafımızdaki kızların iç çekişlerini ve erkeklerinde burağa ölümcül bakışlarını gördükten sonra "Oyun bitti dağılın" diye bağırıp burağı kolundan tutarak çıkışa doğru ilerledim. Bahçenin kapısına gelince burağa dönüp arabanın anahtarını istedim ve "Burada bekle arabayı alıp hemen geliyorum ve bu lanet okuldan çıkıp sıcacık evimize gidiyoruz" dedim ve arabayı getirmek için gittim.

***

Eve vardığımızda ilk işim sıcak bu duş almak oldu. İyi ki evimizde iki tane banyo var. Burak benden önce banyodan çıkmış ve bize kahve hazırlamış. Gerçekten şuan ihtiyacım olan tek şey sıcak bir kahveydi. Burak bana kupayı uzatırken "İç şunu da kendine gel yaz aylarında hasta olup başıma dert açma hasta sincap sevmem" dedi. Sadece kaşlarımı çattım ve koltuğa oturdum. Bana sincap denmesini sevmiyordum ama şuan bana kahve yaptığı için bu sefer görmezden gelebilirim. Küçükken montumun arkasında sincap deseni var diye bi süre durmadan bana sincap diye seslenmişti ve sadece bu değil küçükken ağaçlara çıkıp sincap arıyordum konuşmak için çünkü insanlardan daha iyiydiler.

Burak "Eee şimdi ne yapıyoruz?" dedi ve koltuğa oturdu bende hemen yanına oturup vücudumu burağa döndüm.

"Acaba çocuğu direk alıp bireye kapatıp işkence mi etsek dala kolay" dedim.

Burak başıyla onaylamadı ve "Keşke yapsak sincap ama olmaz temkinli davranmalıyız. Zaten herkesi yavaş yavaş kaybediyoruz bari birbirimizi kaybetmeyelim" dedi. Burak haklıydı hayatımda sadece Burak kalmışken intikamı mı alıcam diye hayatımdaki tek kişiyi de kaybedemem. Daha burakla yaşamamız gereken çok fazla şey vardı.

Konuyu dağıtmak için "Eee hangi emma filminden başlıyoruz"dedim.

"Şuan olmaz emmayı izlemek önemli bir iştir böyle yorgun yorgun izlenmez filmin yarısında uyursun" dedi.

"Burak ben yorgun olmdığımda da emmayı izlerken uyuyorum" dememle burak gözlerini kısarak bana baktı bende suçlu gibi iki elimi havaya kaldırdım.

Saat 11'e geliyordu. Günlerdir uykusuz olduğum için yorgundum ve odama kadar gidemeyeceğim farkedince burağın bacağına kafamı koyup gözlerimi kapattım. Burak kafamı koyunca daldığı düşüncelerden ayrılıp saçlarımı okşamaya başlamıştı.

"İyi uykular sincap"

"İyi uykular kahramanım"

***

Sabah gözümü açtığımda hava daha yeni aydınlanmaya başlamıştı. Yatağın sol tarafındaki telefonumu alıp saate baktım. Saat 5 buçuktu. Dün gece koltukta burağın bacağında uyuyordum beni odama o getirmiş olmalıydı.

Bazen düşünüyorum Burak olmasaydı nasıl olurdu kim yaşama sebebim olurdu? Kim iyi hissetmem için her şeyi yapabilirdi? Bu düşüncelerden kurtulmak için kafamı iki yana salladım ve yataktan kalktım. Sıcak bir duş beni kendime getirebilirdi. Değişik huylarım vardı ya buz gibi suyla ya da kaynar suyla yıkanırdım ama asla ılık olmazdı.

Duştan çıktıktan sonra üstümü giydim ve burağı uyandırmak için odasına girdim ama yatağında değildi ve yatağı hiç bozulmamıştı. Salona baktım belki koltukta uyumuştur diye ama salonda boştu. Nerde bu çocuk. Hemen odamdan telefonu alıp burağı aradım.

Bir kere çaldı.

İki kere çaldı.

Üç kere çaldı.

Dördüncü çalmanın sonunda telefonu kapattım ve Feyza teyzeyi aradım belki oraya gitmiştir. Feyza teyze ikinci çalışta açtı.

"Günaydın Feyza teyze nasılsın?" dedim kadını telaşlandırmak istemediğim için öylesine aramış gibi yaptım.

"Günaydın beren. Bir şey mi oldu sabahın köründe aradın" dedi ve bu dediğinden burağın orda olmadığını anladım çünkü Burak orda olsaydı böyle tepki vermezdi. Şuan Feyza teyzeye bir şey demem lazımdı çünkü sabahın köründe arayıp günaydın diyip kapatamazsın o yüzden biraz saçmaladım.

"Feyza teyze burağa kek yapıcaktım da bana kekinin tarifini atar mısın? biliyorsun Burak senin kekine bayılıyor."

"Tabi ki atarım sen yer ki iste bitanem"

"Tamam o zaman ben kapatayım Burak uyanmadan yapmam lazım sürpriz yapıcam"

"Tamam o zaman ben seni fazla tutmim sana mutfakta bol şans buna ihtiyacın var görüşürüz."

"Görüşürüz" dedim ve hemen telefonu kapattım.

Nerde bu çocuk dün belliydi dalıp gitmesinden bir şeyler olduğu umarım bir şey olmamıştır. Tekrar burağı aramak için telefonun ekranını gördüm bugün 3 ocaktı. Yaniburağın babası Vural abinin doğum günü. Tabi ya ben bunu niye düşünemedim. Aklıma gelen şeyle hemen ceketimi ve arabanın anahtarını alıp evden koşarak çıktım.

Küçüklüğümüzden beri geldiğimiz uçurumun kenarında oturan birisi vardı ve arabayla yaklaştıkça bu kişinin Burak olduğunu farkettim. Arabayı hemen durdurup hızlıca burağın yanına gittim. Burak benim geldiğimi farketmemişti. Sadece denizi izliyordu. Bende hiç ses çıkarmadan burağın yanına oturdum ve onun sessizce denizi izlemesine katıldım.

Yaklaşık 45 dakika sonra burak bir şey dedi ama daldığım için onu anlamadım. Denizi izlemeye devam ederken kafamı çevirmeden burağa söylediği şeyi tekrarlanması içim "efendim" dedim.

"Diyorum ki neden biz neden sen neden ben küçük iki çocuk bunu hakedecek ne yapmış olabilir?" dedi. Bunun cevabını bende bilmiyordum.

"Bilmiyorum ama şunu biliyorum bu hayattaki kazandığım en büyük ödül sensin." dedim ve kafamı burağın omzuna koydum.

"Ah minik kızım benim bazen düşünüyorum sen olmasan ne yapardım ne halde olurdum?" dedi. Konu dağıtmam lazımdı kendimizi toplamalıyız. Birimizin çökmesi demek diğerininde çökmesi demekti çünkü biz Burak bir bütünüz.

"Bi düşüneyim" dedim ve işaret parmağımı dudağımın kenarına koyup düşünüyormuş gibi yaptım.

"Hah buldum. Bensiz evinde bir sürü kediyle oturan ve sadece Emma'nın oynadığı filmleri izleyen koca göbekli bir adam olurdun. Çocuklar camına top atınca toplarını keserdin. O yüzden iyi ki varım seni göbekli hayal edemiyorum."

Burak bu dediğime güldü ama sonra birden ciddileşti ve "Ben asla göbekli bir adam olmam bir daha adımla göbek kelimesiyle yan yana kullanırsan seni burdan aşağıya atarım bu kasları görüyor musun? bunların hepsi benim" diyip kıyafetini yukarıya kaldırdı. Bunu yapmasıyla kahkaha atmaya başladım.

"Beni attıktan sonra nolucak sen bensiz yaşayamazsın ki" dedim.

"Senin arkandan bende atlarım sonuna kadar beraber demedik mi sonuçta" demesiyle cebimdeki telefon çalmaya başladı. Kutay abi arıyordu. Hemen telefonu açıp hoparlöre aldım.

"Bir şey mi oldu Kutay abi bi gelişme mi var?" dedim. Bunu dememle Kutay abi sanki kahkasını tutuyormuş daha fazla tutamayacakmış gibi birden kahkaha atmaya başladı. Acaba ne oldu da Kutay abi böyle gülüyordu.

"Kutay abi noldu bu kahkahanı neye borçluyuz?" diye sordum ama Kutay abi hala gülüyordu ve arkadan Faruk abinin sesi geldi. Anladığım kadarıyla o da gülüyordu. Burak dayanamayıp sordu.

"İki ihtiyari bu kadar güldürecek ne olmuş olabilir ki?" diye sordu.

Faruk abi "Bilmem belki siz anlatmak istersiniz ıslak çocuklarım." dedi.

Bunu demesiyle Burak çatık kaşlarıyla bana döndü ve "Yoksa sen mi söyledin?" dedi.

Kutay abinin gülmeleri geçmişti ciddileşip "Yok ben sizden haber gelmeyince okulun kamera kayıtlarına baktım orda gördüm" dedi. Of umarım sadece Kutay abi görmüştür ha birde Faruk abi var tabi.

Kutay abi "Neyse çocuklar saat 8'e geliyor hadi okula gidin. Bu arada dün yaşananlarla dikkatini çekmişe benziyorsunuz. Çocuğun arkanızdan bakışları bunu açıklıyordu." dedi.

Burak "Saat 10'a kadar yazılım dersi var zaten boş der hoca yok. Kahvaltı yapar öyle gideriz" demesiyle Kutay abi "Dün yeni yazılımcı gelmiş o yüzden derhal okula gidiyorsunuz. Bir şey olursa ben size haber veririm" diyip cevap vermemiz izin vermeden kapattı.

"Bi kahvaltım vardı onunda içine ettiler ne yazılımcısı. Ben yemek yemek istiyorum bana ders diyorlar" demesiyle kahkafa attım. Burak kafasını bana çevirip sahte bir sinirle "Uçan bir sincap görmek istemiyorsan sus" dedi. Bende korkmuş gibi yapıp "Sen bana kıyamazsın ki hem ben sana şu böreği alıcaktım." dedim.

Su böreği dememle burağın gözleri parladı burağın en sevdiği yemek su böreğiydi.

"Beren bak bunun şakası olmaz" dedi ve uçurumun kenarından kalkıp elini uzattı benimde kalkmam için uzattığı eli sıkıca tutup ayağı kalktım

"Burak elimi hep böyle sıkı tut tamam mı? Asla bırakma" dedim.

"Ben ne zaman senin elini bıraktım sincap. Aklındaki saçma düşünceleri yok et" dedi ve kolunu omzuma atıp "Hadi çok acıktım ben. Kaslarım eriyecek biraz daha aç kalırsam" dedi. Arabaya binip okula doğru sürmeye başladım.

***

Sınıfa girince bütün gözler bize döndü. Hepsi dünkü olay yüzünden merakla bize bakıyorlardı çünkü biz onların gözünde sessiz sakin kendi halinde takılan iki insandık. Bize tuhaf bakan insanlara ölümcül bakışlarımızı gönderdik ve Esra yanımıza gelip "dün efsaneydiniz" dedi ve elini burağın kol kaslarında gezdirip " Özellikle sen Burak smaçların efsaneydi" dedi. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Esra bu okula geldiğimizde beri buraktan hoşlanıyordu. Sırıtmamı gören Burak beni öldürücekmiş gibi bakıyordu. Burak esraya dönüp teşekkür etti ve kolunu esradan kurtarıp yerine oturdu. Burağın yanına oturmamla kapı açıldı ve bi sessizlik oldu bütün gözler kapıya takıldı.

Yeni yazılım hocasının sınıfa girmesiyle gözlerimi ona çevirdim ve o da masasına gidene kadar gözlerini gözlerimden çekmedi. Bu adam dün alptekinin bileğini yukarıda yakaladığımda Burak sandığım adamdı.

Gözlerini benden çekip diğer öğrencilere baktı ve konuşmaya başladı.

"Merhaba ben Savaş Aral"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.