Eylül ayı, Alanya’nın sıcağının yavaş yavaş kırıldığı, akşamların artık serin bir huzursuzlukla geldiği o aydı. Aylarca süren o sessizlikten sonra, telefonun ekranında beliren o isim, hayatımın en büyük fırtınasını tekrar uyandırmıştı. "SAİNT." İki yıl önce o gri Fiat Egea’nın içinde, Koçtaş’ın önünde başlayan ve arkasında koca bir enkaz bırakan hikaye, başladığı yere, bir hayalet gibi geri dönmüştü.
Buluşma teklifini kabul ettiğimde, içimde mantığımdan çok, o bitmek bilmeyen takıntım hakimdi. Otoparka girdiğimde, zamanın durduğunu hissettim. Gri Fiat Egea oradaydı. Sanki iki yıl boyunca hiç hareket etmemiş, sanki o günden bugüne hiçbir şey değişmemiş gibi. İçimdeki o "acaba" soruları, arabanın kapısını açtığımda yerini derin, boğucu bir gerçekliğe bıraktı.
İçeride o oturuyordu. Aynı soğuk, aynı mesafeli, aynı steril aura. İki yılın yaşlandıramadığı tek şey, onun o kontrollü ifadesiydi. Arabaya bindiğimde o tanıdık koku, o maskülen ama steril esans burnuma doldu. Bir an için, iki yıl önce o arabaya bindiğim o toy, gergin çocuğun geri geldiğini hissettim. Ama o çocuk, o kavgadan, o engellemelerden ve o bitmek bilmeyen özlemden sonra çoktan ölmüştü.
"Döndün," dedim, sesimdeki titreşimi gizleyemeyerek.
Bana bakmadı, sadece direksiyonu tutan ellerine baktı. "Evleniyorum," dedi. Sesi, sanki hava durumundan bahseder gibi soğuk ve duygusuzdu. "Hayatımda yeni bir sayfa açıyorum. Ama..." Duraksadı. "Buradan gitmeden önce, içimde yarım kalan bir ukteyi kapatmak istedim. Sen."
Bu cümle, o iki yılımı, ona olan takıntımı ve o sahte hesaplarla ona ulaşmaya çalıştığım her anımı bir çırpıda değersizleştirdi. Ben onun için bir aşk değil, bir "deneyim"den, o steril hayatından çıkmadan önce silmek istediği bir "hata"dan ibarettim.
"Beni bunun için mi çağırdın?" diye bağırdım, gözlerimden bir damla yaş düştü. "İki yıl bekledim, iki yıl senin sessizliğinle kendimi yiyip bitirdim. Sen ise gelmiş, 'ukte kaldı, bir daha seks yapalım' mı diyorsun?"
O an, aramızdaki tüm o gizem perdesi kalktı. Onun o kaba olmayan ama aslında en derin yarayı açan o soğukluğu, içimdeki öfkeyi ateşledi. Anal konusunu, o ilk günkü gibi tekrar masaya koydu. Sanki aramızdaki o yaşanmışlıklar, o kavgalar, o engellemeler hiç olmamış gibi, en başa dönmek istiyordu. Kendi hayatını kurarken, benim dünyamı bir kez daha yıkmaya hakkı olduğunu sanıyordu.
"Sen gerçekten hastasın," dedim. "Beni iki yıl önce attın, şimdi ise sadece kendi tatminin için tekrar kullanmak mı istiyorsun? Sen asla değişmeyeceksin."
O, sakinliğini bozmadı. "İstersen yapalım, istersen burada vedalaşalım. Karar senin," dedi.
O arabanın içinde, Alanya’nın o loş ışıkları altında, hayatımın en büyük sınavını verdim. Ona baktım; iki yıl boyunca peşinden koştuğum, yalanlar söylediğim, uğruna kendimi paraladığım o adama. O, sadece bir yabancıydı. Benim onu kafamda yarattığım o "kusursuz, steril, ulaşılmaz" adam, aslında sadece kendi bencil arzularıyla yaşayan birinden ibaretti.
"İstemiyorum," dedim, sesim ilk defa bu kadar net ve kararlı çıkıyordu. "Ne senin o evliliğin umurumda, ne de o ukten. Sen, benim hayatımdaki en büyük pişmanlığımsın."
Arabayı terk ettim. Kapıyı kapattığımda, o steril kokuyu bir daha asla solumayacağımı biliyordum. Arkama bakmadan yürüdüm. Otoparktan çıkarken, iki yıl boyunca sırtımda taşıdığım o ağır yükün bir anda hafiflediğini hissettim.
O gece, eve döndüğümde odamın kapısını kilitledim. Telefonu elime aldım. O isme, o profile ve o iki yıl boyunca beni esir alan o gölgeye baktım. Engelle düğmesine bastım. Ama bu sefer, önceki tüm engelleme girişimlerimden farklıydı. Bu bir ceza değil, bir özgürlüktü.
Saint, hayatımdan gitti. Giderken, benim ona olan o hastalıklı bağlılığımı da beraberinde götürdü. Artık o gri Fiat Egea, sadece bir araba. O steril koku, sadece bir parfüm. Ve o "ukte", artık sadece zihnimin karanlık bir köşesinde tozlu bir anı.
Ben o gece, kendi hayatımın kontrolünü tekrar elime aldım. Ve belki de en önemlisi; o adamın dünyasından, kendi gerçekliğime, yani en çok ihtiyacım olan o özgürlüğe geri döndüm.
Final, otoparkta arkasına bakmadan yürüyen o gençte gizliydi. O genç artık ne bir gölgeyi bekliyordu, ne de bir sahte hesabın bildirimine muhtaçtı. Sadece, huzurlu bir uykuya hazırdı..
SON..