İçeriğe geç

Ufkun Ötesi

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Ufkun Ötesi

Bölüm 12

Bölüm 1 (Giriş)

Soğuk sokakta ilerlerken sorguladı kendi kendine.. "-Bu kadar mı herşey? bu kadar mı umutsuz bu insanlar?" Etrafını yokladı. İnsanlara dikkatlice baktı: Herkes mutsuz, yorgun çevresindeki kötülüklere tepki veremeyecek kadar umutsuz; Gelecek derdi yok anın sorunlarına, içsel sorunlara odaklanmış. Adım adım ölüme yürüyorlar. Hayatları bi önceki gün yapamadıklarına iç çekmekle geçiyor. Sahi bu kadarmıydı ki herşey? Renkli kültürleri olan bu millet renkli edebiyatı renkli tarihi olan milletten ; Kendi kendine sorunlar yaratan düşünüp durmaktan kamburu çıkan millete dönüştü... Telefona bakmaktan gözleri acıdığı için mecburen kitabını çıkardı. Bu şartlarda kitap okumanın ne geleceğine faydası vardı nede ahlakına sahi.. Metroda varacağı durağa kadar okudu. Yedinci sayfanın ortasına varmasıyla ineceği durağın anonsunun yankılanması bir oldu. Çantasını aldı ve indi. Evine doğru paçasına bulanan çamur ve yağmur suyuna odaklanmadan ilerlerken yolda resim çizen birini gördü. Sahi kendiside resim çiziyordu.. yeteneğini kaybetmeden önce yani.. Üniversite stresi, iş stresi, aile,ekonomi, ülke derken kendisine yıllardır adam akıllı zaman ayıramıyordu. Zaten ayırsa bile boş iş diye diye kafasınının etini yiyeceklerdi. Evine ilerleyen sokağa varınca tanıdık bir ses duyup baktı. Ortaokuldan arkadaşıydı. Sahi yoğunluktan bayadır konuşamıyorlardı. Arkadaşı onu görüncede öyle düşünecek olacak ki görmesiyle el sallaması bir oldu. -N'aber Deniz! Nereye *dedi gereksiz bi sevinçle. Uğraşamayacak kadar stresliydi zaten bide hal hatırla başlayacak ne yaptın ne ettin diye devam edecekti muhabbet cidden konuşmak istiyormuyum yoksa geciştirsemmi diye düşündü kendi kendine. Bekletmek istemiyormuş gibi hızlıca cevap verdi* -İyidir sen? -Mesajlara bakmak nedir bilmiyorsun? Dargınmısın yoksa? -Yok.. değilim yorgunum sadece -Neden? Mühendislik dersleri zor diyorlar onun etkisimi yoksa? Çok zorlanırsan matematik okuyan arkadaşım var belki ders konusunda yardımcı olur sana ne dersin? *Canı sıkılmaya başlamıştı diye sohbeti bitirmek için bahane arasın etrafta. En sonunda yalan söylemek yerine direkt söylesin* -işim var şuan. Sonra konuşalım mı? Sana yazarım. -Çökmüşsin iyice Deniz az insanlarla konuş muhabbet et -Muhabbeti saran insanmı kaldı koca şehirde? -E ben varım ya Deniz. İyice unutmuşsun ya bizi sende. Sağlıklı hem bi kere az insanlarla iletişim kursan keşke -Bana asosyal muamelesi çekme zehra yorgunum işte -İyi ben seni tutmiyim ama yaz mutlaka dinlendikten sonra kaç gündür konuşamıyoruz adam akıllı -Tamam görüşürüz. Ne ya bu insanların derdi? Herkes kafayı yemiş gibi davranıyor heleki Zehra.. *kendi kendine pişkince sırıtarak* sahi oda kafayı yemişti ya zaten. Psikiyatri salonunda tanıştık zaten onunlada. Sanki çok düzgün insanımda karşımdakini normal arıyorum bende aptal kafam Eve vardığı gibi ceketini koltuğa fırlatması bir oldu. Yine evde biri birşeyi eksik yapmış olacakki annesi tarafından azar çekiyordu. Hiç yemek bile yemeden odasına kaçtı son hareketle. Üstünü değişip bilgisayarı açmasıyla kapının aile üyeleri tarafından taciz edilmesi bir oldu. Adım sesine bakılırsa annesiydi gelen -efendim anne? -ne yapıyorsun sen? -ödev yapıyordum birşeymi oldu? -Hazırlan gidiyoruz mevlüte -ne mevlütü anne az dinleneyim. Hem kimin mevlütü bu durduk yere -Amcan ölmüş bugün -Nasıl ya? Kalptenmi? -Yok kanser(!) Tabi kalp saf başka rahatsızlığımı var adamın? Yürü pilavcıya uğrayacaz daha. -Biz mevlüte milletin acısını dindirmeyemi gidiyoruz milletin karnını doyurmayamı anne? -salak saçma konuşma gelenektir. Hem ölüye sevap yazar -Ölünün aileside garsonluk yapsın o zaman. Oh! mis gibi ortam -Sanamı düştü sorgulamak namazında dininde adam! Hem oda isterdi zaten mevlütü yapılsın. Çabuk hazırlan gidiyoruz hadi -iyi tamam Diyemeden kapının sertçe kapanması bir oldu. Sabahki düşünceleri kafasında yankılandı o an Süper renkli kültürdü hani al sana renkli kültür. İçinde babalarının ölümünün acısıyla cebelleşen çocukların adını bilmedikleri akrabalara garsonluk yapmasını izleyeceklerdi resmen... Sahi bu dinin etkisimiydi yoksa kültürünmü diye sorguladı bian sahi dindede çok çelişki vardı. Çok düşünmeden üstünü giyinip gittiler mevlüte. Tam olarakta düşündüğü senaryo yaşanıyordu. Yengesi acı içinde ağlarken çocuklarınında belki ağlaması belki depresyon yaşaması gerekirsen garson gibi millete tabak bardak dolduruyordu. Birde utanmadan tuzu az diyen 70 yaşında adını bile bilmedikleri teyzelerle uğraşıyorlardı. Yazık cidden... Gidip kuzenlerine baş sağlığı dilerken yaşıtı kuzenine yöneldi bi an -nasıl rahatsız olmuyorsun ya? -ne? -nasıl rahatsız olmuyorsun diyorum? Annen babanın acısıyla didiniyor sen adını bilmediğin insanlara tabak dolduruyorsun. *Karşısındaki tabağının doldurulmasını bekleyen teyzelerden birinin sinirlenmeside bir oldu tabi* -Sanane milletin işinden? Ağzımıza giren lokmayımı sayıyorsun? Hem şikayetçilerse yapmazlar etmezler zaten. Ölünün arkasından işmi çeviriyorsun? -Ne alakası var teyze? -kültür bu yeğenim sen ölünce sana mevlüt yapılmasın mı istiyorsun? *gerginlik artınca sessiz kalsın. Teyzeninde işine gelmiş olacakki fısıldayarak uzaklaştı masadan tabağını alıp. Kuzeni o an döndü bizim garibana* -sen ne yapmaya çalışıyorsun ya -kötümü dedim ki? -babamın mevlütü olmasın mı Deniz? Bunumu ima ediyorsun? -Başkaları laf edecek olmasada yaparmıydınız ki mevlütü? *sinirle çıkıştı* -Evet yapardım! Çok rahatsızsan sen yemezsin. *şaşırdı o an ne diyeceğini bilemedi. Sahiden de bu durum bitek kendisine şüpheli derecede ahlaksızca geliyordu herhalde. Birşey demeden göz önünde durmak istemiyormuşçasına kalabalığa annesinin yanına oturup beklesin. Gün bittimi içinden şükürler ederek insanların ahlaksızlığına iki yüzlülüğüne bir kere daha şahit olarak kalkıp evine dönsün.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.