Tolga ve diğerleri ara sıra beni ziyarete geliyordu, fakat ilk bir aydan sonra Danla ve Emre gelmeye devam ederken Tolga gelmeyi bırakmıştı.
2 yıl sonra...
Bugün mahkemem vardı, üzerime yeşil bir kazak ve mavi, bol kot pantolon giydim. Mahkeme için beni cezaevinden çıkartacak polisler geldi, mahkemenin olacağı duruşma salonu doğru yol aldık, arabalarıyla.
Beş altı dakika içerisinde duruşma salonuna geldik, Danla ve Emre oradaydı, fakat Tolga ortalıkta görünmüyordu. Danla ve Emre'nin benim yanıma gelmesi, benimle konuşması yasaktı, bu nedenle yanıma yaklaşmıyorlardı.
Sonunda sıra bize geldi, avukatım Meltem Kılıç, ben ve şahitlerim olan Emre'yle Danla ile girdik. Herkes konuştuktan sonra Hakim konuştu, bu sefer emindim, çıkacağım bu cezaevinden.
"Karar!" Herkes oturduğu sandalyeden ayağa kalktı.
"Işıl Karahan'a af gelmiştir. Sadece şehir dışına çıkma yasağı getirilmiştir."
Kahkaha atmaya başlamıştım, kocaman bir kahkaha. Danla ve Emre yanıma gelip beni salondan çıkarttılar fakat ben hâlâ durmuyor, kahkaha atıyordum.
"Biliyordum ben böyle olacağını, kız içeride kafayı sıyırmış!" Emre'nin sözü ile Danla'da ufak bir kahkaha atmıştı. Danla sustuktan sonra bende kahkaha atmayı bıraktım.
"Tolga neden gelmedi?" dediğimde ikisi birden somurtmaya başladı.
"Hiçbir fikrim yok, hiç konuşmadık." dedi Danla, bir şey mi olmuştu Tolga'ya?
"Hadi evine gidelim o zaman, olur mu?" dedim, o sırada Emre arabanın şoför koltuğuna oturdu, Danla arka koltuğa, ben ise Emre'nin yanına oturdum.
"Tolga'nın evine gidiyoruz." Emre'nin söylediği şey gülümsememe neden olmuştu.
"İki yıl oldu ciddi ciddi ya..." dedi Danla, haklıydı, ciddi ciddi iki yıldır doğru dürüst konuşamıyorduk.
"Çok özlemişim sizi." dedim.
"Biz de seni çok özledik." dedi Emre.
"Hakimin yanına gidip sarılmak istedim resmen." Danla'nın dediği şey ile hepimiz gülmeye başladık.
Tolga'nın evine gelmiştik, Emre arabayı park ettikten sonra indik ve Tolga'nın evinin olduğu binaya girdik, beşinci kata çıkıp Tolga'nın evinin kapısını çaldık.
Kapıyı Buse açtı, bize nispet eder gibi bakıyordu.
"Hayatım, seninkiler geldi." dediğinde ikinci bir şok yaşadım, hayatım mı demişti o? Üçümüz de merakla beklemeye başladık, üçümüzün de içindeki duygular aynıydı sanki, merak ve öfke...
Tolga geldi yanımıza, beni görünce gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Işıl, hapisten çıktın mı?" dedi pişkin pişkin.
"Neler oluyor Tolga?" dedim, hâlâ şoktan çıkamamış, algılayamamıştım. Birinin bana burada ne olduğunu anlatması gerekiyordu.
"Şöyle açıklayayım, seninle ayrılıyor ve benimle çıkıyor şuan da Tolga. Anladın diye düşünüyorum." Buse'nin söylediği söz ile tokat attım Buse'ye.
"Senden bunu beklemezdim Tolga Yılmaz. Seni çok yanlış tanımışız." dedi Emre.
"Evet, haklısın. Siz beni oldukça yanlış tanımışsınız. Ben katil insanlar ile sevgili olmayı bırak arkadaş bile olmam." dedi Tolga, bir kez de Tolga'ya tokat atsam kim ne diyebilirdi ki? Danla, benden önce davranarak Tolga'ya bir tokat attı.
"Şimdi katil oldu değil mi? Katili arıyorduk Tolga biz hani, Işıl katil değil, o yapmaz diyordun. Şimdi ne değişti?" dedi Danla. Artık ben hiçbir şey söylemek istemiyordum, onlar beni savunuyordu.
"Evet öyle söylüyordum ama ben değiştim, düşüncelerim değişti. Anlayın artık, Işıl yaptı! Yerinizde olsam Işıl gibiler ile görüşmem." Yine ne saçmalıyordu, ne bekliyordu? Sırf Tolga öyle söyledi diye benimle görüşmeyi mı kesecekler? Hiç sanmıyorum.
"Senin bizim yerimizde olman için biraz akıllanman gerekiyor, fakat bu da Buse'nin yanında biraz zor. Allah kolaylım versin, ne diyeyim. Bu arada Işıl'ı terk etmek yapmak isteyeceğin son şey olurdu. Pişman olacaksın." dedi Emre.
Emre'nin yanına yaklaşıp "Gidelim mi?" diye fısıldadım.
Ben onlardan önce binadan çıkıp arabanın yanına gittim, anahtar Emre'de olduğu için arabanın içerisine oturamamış, onları dışarıda beklemiştim.
Emre ve Danla'da yanıma geldiklerinde Emre arabayı açtı ve bindik. İkisi de biraz sınırlı gözüküyordu, ben audatıldım ama nedense hiç üzülmüyordum. İkisi de Buse'ye değil, Tolga'ya sinirliydi, bunu üçümüz de biliyorduk. Fakat bilmediğimiz tek bir şey vardı, arkadaş grubumuzdan gidecek, sıradaki kişi kim olacaktı? İlk Asya gitti, sonra da Tolga... Peki şimdi gidecek kişi kim olacaktı veya gidecek miydi?
Camdan dışarıyı izlerken içimdeki sesleri dindirmeye çalışıyordum. Mesela şöyle söylüyordu içimdeki ses, 'Neden Tolga'yı anlamıyorsun? Onun da haklı sebepleri vardır elbet.' içimdeki seste haklıydı belki, kendi çapında haklı sebepleri olabilir ama sırf haklı diye aldatamazdı sonuçta. İçimdeki sese benim haklı olduğumu anlattıktan sonra camdan etrafı islemeye devam ettim.
"Benim evime gidiyoruz, orada kalalım artık olur mu? Hep birlikte yaşayalım." dedi Emre, başımı ona doğru döndürüp onaylar bir şekilde salladım. Danla'da kabul edince Emre'nin
Yaklaşık on dakika sonra varmıştık eve, fakat bu on dakika bana iki saat gibi gelmişti.
Olacakların hepsini biliyordum, ben unutmayacağım Tolga'nın bu yaptığını, Emre ve Danla bunun hesabını soracak, düşüncelerimden o kadar emindim ki.
On dakikalık yol iki saat gibi gelmişti bana.Düşünecek bolca zaman bulmuştum.
Hikayemiz yavaş yavaş sona eriyordu, her şey gibi. Hayatımız kısalıyor, sevgimiz tükeniyor ve sabrımız kalmıyordu... Bunlar bir nevi hayatın gerçekleriydi.
Eve girdik, ben beklemeden bir misafir odasına geçtim. Yatağın üzerinde uzanıyordum, dinleniyordum. Derdimi, tavana ve duvarlara anlatıyordum. İki kez kapı çaldı, "Girebilirsin." dediğimde Emre odaya girdi.
"Hadi Işıl, yemek hazır. En sevdiğin yemekleri hazırladık Danla ile." dedi Emre.
"Tamam, geliyorum." dediğim zaman Emre odadan çıktı.
Makarna yapmışlardı, en sevdiğim yemeği yani. Koşar adımlarla mutfağa gittim. Tahmin ettiğim gibi makarna vardı yemekte.
"Hesabını soracağız dimi ona Işıl, bu yaptığı yanına kalmayacak." dedi Emre ağzına bir çatal makarna götürürken.
"Hayır." dedim, ikisi de kaşları çatılmış bir şekilde bana bakıyorlardı. "Onlar mutlu olamayacaklar." diye ekledim. Danla'nın biraz kızdığını hissediyordum, fakat ben söylediklerimde kararlıydım. Biz onlara hiçbir şey yapmayacağız, onlar zaten mutlu olamayacaklar. İçimde ondan fazla kez tekrarladım, mutlu olamayacaklar, mutlu olamayacaklar, mutlu olamayacaklar...
"Neden peki?" dedi Danla, hislerimde yanılmamıştım, Danla kızgındı. "Neden hiçbir şey yapmıyoruz onlara?" diye ekledi. Sitem edercesine konuşuyordu benimle, aynı zamanda yemeğine devam ediyordu. "Neden yanına kalıyor bunca yaptığı?" dedi son kez.
"Yanına kalmıyor ki, yaptığı hiçbir şey yanına kalmayacak." dedim, bu sefer Emre söyledi, ikisi de bana biraz kızmıştı.
"Yanına kalıyor her şey, biz hiçbir şey yapmadan, elimiz kolumuz bağlı oturuyorsak, her şey onun yanına kalıyor!" Emre biraz sert çıkışmıştı.
"Bakın, ben ona hiçbir şey yapmayacağım. Onlar birbirlerine zaten dünyayı dar edecekler!" İkisi bir olmuş, beni anlamamaya yemin etmişler gibi davranıyorlardı.
"Hayır, Işıl! Benim adım da Danla'ysa ben onlara bunun hesabını sorarım!" dedi Danla. Hepimiz susmuştuk, susmuştuk ama yine de konuşuyorduk birlikte. İçimizden geçirdiklerimiz, bir nevi dışımızdan söylüyormuşuz gibi, duyuluyordu. Biz sussakta kalplerimiz konuşuyordu, biz birbirimize kızsakta kalplerimiz kızgınlığımızı esir alıp yerine naif bir sevgi bırakıyordu. Biz böyleydik işte, hep de böyle olmuştuk, hep de böyle olacaktık...
Hepimiz yemeğimizi biritince Danla ve Emre masayı topladı, ben ise mutfakta duran çöpü atmak için dışarı çıktım. Dışarıda çöpün önünde gördüğüm manzara, benim içimden bir parça kopartmıştı, her şeye katlanabilirdim fakat buna katlanmaya benim bile gücüm yetmiyordu.