Güneşin ışıkları daha yeni yeni yansıyordu odama,okulum olduğu için alarm kurmuştum. Alarmın çalması ile gözlerimi araladım. Yatağımdan kalkıp odamdan çıktım, banyoya doğru ilerledim. Banyoya girdim, elimi yüzümü yıkadım, yüzüme birkaç tane krem sürdüm ve tekrar banyodan çıktım. Tekrar odama girdiğimde şarjda olan telefonumu şarjdan çıkarttım. Telefonumdan saate baktım, daha çok erkendi, hazırlanmam için çok vaktim vardı. Bugün Tolga'nın doğum günüydü, fakat aklımda tek bir soru vardı, Emre gelecek mi? Telefonumdan rehbere girip Emre'yi aradım.
"Alo Emre, günaydın." dedim.
"Alo, nasılsın kızım?" diye sordu Emre'nin annesi Seher Teyze, "Işıl, dün ne oldu bu çocuğa, morali sıfırdı resmen." diye ekledi.
"Sorun yok Seher Teyze. Sadece Tolga ile biraz tartışmışlar ama biz onları bugün barıştırırız. Emre nerede?" dedim bir solukta.
Emre normalde böyle bir insan değildi, umursamazdı böyle şeyleri. Fakat dün akşam ne olduysa, moralsizdi.
"Emre uyuyor kızım, bir isteğin var mı? Benim kapatmam gerekiyor, Ayten geldi." dedi, Ayten Teyze, Seher Teyzenin çok yakın arkadaşıydı.
"Yok Seher Teyze, teşekkür ederim yine de. Kendine iyi bak, görüşürüz." dedim, aklımda hâlâ Emre vardı. Bugün okula gitmemiz gerekiyordu fakat o hâlâ uyuyordu.
"Görüşürüz kızım." dedi Seher Teyze. Telefonu kapattım, yatağımı topladıktan sonra kahvaltı yapmak üzere mutfağa girdim. Kendime bir sandviç hazırladım, ekmeğin arasına marul, domates ve peynir koyduktan sonra sandviçimi afiyetle yemeye başladım. Sandviçim bittikten hemen sonra telefonumu alıp saate baktım. Hazırlanmam gerektiğinin farkına varmıştım. Mutfaaktan çıkıp odama doğru ilerledim.
Odama girdikten sonra dolabımın önüne geldim. Kulplarını tuttum ve kendime doğru çektim dolabın kapaklarını. Elbiselerinin olduğu bölüme göz gezdirdim, 'Ne giyeceğim ben?' Sorusu beynimde dolaşıyordu. Mavi, şık ama sade bir elbise giydim, saçlarımı at kuyruğu şeklinde topladım. Pembe alt tonlu bir ruj sürdüm ve makyajımı tamamladım, yanıma mavi bir çanta aldım, telefonumu ve cüzdanımı çantaya koydum ve evden çıktım. Okul çıkışı Tolga'nın doğum gününü kutlayacaktık, bu yüzden biraz daha heyecanlıydım.
Otoparktan arabamı aldım, yaklaşık on beş dakikaya okula gelmiştim hepimiz aynı okula, hukuk bölümüne gidiyorduk. Okula özel otoparka girdim ve arabamı park ettim, okulun önüne geldiğimde Emre'nin bir yerde, Tolga'nın ise farklı bir yerde olduğunu gördüm. Tolga'nın yanına gidip konuşmaya başladım," Tolga, neler oluyor. Neden tartıştınız Emre ile?" diye sordum aniden.
"Fazla bir problem yok sevgilim, boş ver." dedi kızılımsı saçlarımdan bir tutam kulağımın arkasına koyarken. Bana anlatmıyordu, yine.
"Peki, ben sınıfa gidiyorum." deyip arkama bakmadan orayı terk ettim. Sınıfa girdiğimde beni Danla ve Asya karşıladı, ikisine de sıkı sıkı sarıldım.
Yaklaşık beş dakika sonra zil çalmış, diğer öğrenciler sınıfa toplanmaya başlamıştı.
Öğretmen de geldikten sonra ders işlemeye başladık. En sevmediğim dersti, matematik. Dersi dinlemedim, diğerlerinin de dinlediğini sanmıyorum, Emre hariç.
Danla ile sohbet ederek geçirdim tüm dersi, zil çaldı, teneffüs oldu. Tenefüslerde Emre ve Tolga'yı barıştırma çaabalarımız devem ediyordu, üçüncü teneffüste ise başarmıştık. Böyle böyle sekiz, dokuz ders geçmişti, ben bile sayamıyordum artık...
Okul çıkışı Danla, Asya, Tolga ve Emre ile vedalaşıp arabama bindim. Daha arabayı çalıştırmadan telefonuma bir bildirim geldi. Hemen telefonumdan çantamı çıkartıp bildirime baktım.
'Asyammm adlı kişiden bir yeni mesaj!'
Asyammm: Selam, tatlım. Bugün olacak parti ertelenmiyor değil mi?
Siz: Evet, balım. Eğer herhangi bir aksilik olursa bilgilendireceğim. Görüşmek üzere.
Asyammm: Görüşürüz Işıl'ım.
Arabamı çalıştırıp eve doğru sürdüm, yaklaşık on dakikaya eve gelmiştim. Arabamı park edip eve girdim, son anda üzerimdeki mavi elbiseden vazgeçip kırmızı, saten, boyu dizlerimin birkaç santimetre kısa olan bir elbise giydim. Daha sonra makyaj masama oturup makyaj yaptım. Dudaklarımı, kırmızı ve mat bir ruj sürdükten hemen sonra rimel ile kirpiklerimi hacimlendirdim. Biraz allık ve kontür de kullandıktan sonra makyajımı tamamlamıştım. Kırmızı, küçük bir çanta alıp eşyalarımı içine koydum.
Boy aynamdan uzun uzun kendime baktım, artık hazırdım. Evden çıktım ve arabama doğru ilerledim, arabamın sürücü koltuğuna oturdum ve partinin olacağı yere doğru yol aldım. Trafik ile dolu bir yolda yaklaşık kırk beş dakikada partinin olduğu mekâna varmayı başarmıştım. Arabamdan inip anahtarı valeye teslim ettikten hemen sonra içeriye girdim koşar adımlarla.
Son hazırlıklar hızla devam ediyordu, yiyecek ve içeceklerin ne durumda olduğuna bakmak için mutfak bölümüne girdim. Beş aşçı, yemekleri profesyonel bir şekilde hazırlamaya devam ediyordu.
Mutfakta aşçıları izlerken, yanıma bir kız geldi ve konuşmaya başladı, "Işıl Hanım, süslemeler bitti, biz gidelim mi?" dedi. Hızlı ama bir o kadar da temkinli adımlarla içeri girdim, topuklu ayakkabılardan dolayı düşsem, komik olurdu. Gerçekten salon harikaydı, gerçekten harika...
"Gidebilirsiniz" telaşlı surat ifademin yerini sıcak bir gülümseme almıştı.
Hemen çantamdan telefonumu çıkarttım ve Tolga'yı mesaj attım.
Siz: *Konum
Siz: Sevgilim, acil attığım konuma gelir misin? Önemli bir şey konuşacağız.
Sevgilim: Tamam ama buradan söylesen? Olmaz mı?
Siz: Tolga buradan söylenecek bir şey olsaydı neden seni buraya çağırayım? Tamam, gelme!
Sevgilim: Tamam be güzelim. Geliyorum.
Siz: İyi, tamam.
Tolga'nın evi ile burası tahminen on beş dakikaydı, trafiği de varsayarsak eğer, yirmi,yirmi beş dakika olurdu.
Misafirler gelmeye başlamıştı, misafirlerin arasından Asya ve Danla'yı gelirken görünce içim rahatlamış, yanlarına doğru ilerlemeye başlamıştım. Yanlarına varınca Asya'nın sıkıca sarılması ve Danla'nın sıcacık gülümsemesi karşılamıştı beni. Emre'de gelmişti, evi buraya Tolga'nın evinden daha uzaktı fakat Tolga'dan önce gelmeyi başarmıştı. Matematiğin faydalarında birinci sırada bu öğe yer alabilirdi.
Emre içeri girdikten sonra, elime masada duran mikrofonu aldım ve konuşmaya başladım.
"Evet, değerli misafirlerimiz, ilk olarak geldiğiniz için çok teşekkür ederiz." dedim, " Şimdi sizden isteğim, saklanmanız. Tolga buraya benimle konuşmaya gelecek, sizin o sırada yanımızda görünmemeniz gerekiyor." diye ekledim.
Kalabalıktan gelen bir ses ile sustum, "Peki nereye saklanacağız?" diyordu genç bir erkek. "Bazılarınız mutfağa, bazılarınız lavabolara ve bazılarınız süslemelerin arkasına saklanabilir. Ben Tolga ile sizin olduğunuz yerde, salonun ortasında konuşacağız, siz ise bizim arkamızda olsanız gayet iyi olur." dedim,"İçinizden bazı kişilere vereceğimiz konfetileri patlatmanız ile gireceği şok, gerçekten emeğimizin karşılığı olacak." diye ekledim. "Ben Tolga'ya ayrılmak istediğimi söyleyeceğim. O, tepki verdiği hata konfetileri patlatacaksınız." dedim ve konuşmamı bitirip birkaç tane konfetiyi rastgele kişilere dağıttım ve saklanmalarını söyledim.
Herkes saklandıktan yaklaşık beş dakika sonra Tolga geldi.
"Ne oldu sevgilim?" diye sordu bana doğru yürüyerek, heyecandan yanaklarım kızarmış olmalıydı ki,"Yanaklarına ne oldu?" diye sordu. Ciddileşip cevap vermeye başladım.
"Yanaklarıma allık sürdüm." dedim.
"Peki, ne oldu, neden çağırdın beni buraya?" diye sordu bir kez daha, kaşları çatılmıştı.
"Tolga, ben," dedim, "ben ayrılmak istiyorum." diye ekledim.
"Ne?!" Tolga anlamaya çalışıyordu şuan olanları.
"Duydun, ben ayrılmak istiyorum." diye tekrar ettim bir kere daha.
"Neden ama Işıl,neden?"diye sordu, tam o sırada arkadan bir konfeti patladı, bir kere daha, bir kere daha ve bir kere daha...
"Doğum günün kutlu olsun sevgilim." dedim ve Tolga'ya sımsıkı sarıldım. Tolga'ya sarılmayı bıraktım ve cümleme devam ettim, "İyiki varsın sevgilim." dedim.
"Sende iyikim." diye cevap verdi. Hoşuma gitmişti açıkçası.
Birkaç dakika sonra büsbüyük bir pasta geldi, Tolga dileğini tutup mumları üfledi.
"Ne diledin?" diye sordum heyecanla.
"Seni." dedi Tolga, bu hâlleri beni benden alıyordu.
"Olmaz, dileğin asla gerçekleşmeyecek." dedim, dalga geçiyordum ama sanırım o, bu sözümü ciddiye almış olacak ki somurtmaya başladı.
"Nedenmiş o?" diye sordu, bu çocuk romantik ama saf sanırım.
"Çünkü zaten seninim." dedim, somurtan yüz ifadesi bir anda tekrar sıcacık bir yüz ifadesi aldı.
Pasta kesilip misafirlere ikram edildi, çikolatalı, güzel bir pastaydı. Tadı da, kendisi gibi harikaydı. Herkes pastasını bitirdikten sonra hediye vakti gelmişti. Herkes hediyesini verdikten sonra sıra bana gelmişti. Hediye paketini uzattım Tolga'ya doğru, hediye paketini özenle açtı, bir kum saati almıştım Tolga'ya.
Tolga için zaman kavramı çok önemliydi, çok değer verirdi zamana. Dolayısıyla bu hediyeyi beğeneceğini düşünmüştüm, ayrıca altına Tolga'nın ismini kazıtmıştım. Düşündüğüm gibi oldu, Tolga hediyeyi beğenmişti.
Hediye faslı da bittikten sonra misafirler ağır ağır gitmeye başlamıştı, bizim de bir an önce dağılmamız gerekiyordu, yarın okul vardı ve biz bu kadar geç uyuyamazdık.
"Asya ve Danla, bu akşam bana gelin, birlikte birşeyler yapalım." dedim ikisine.
"Yok kanka ya, olmaz. Başka bir zaman..." dedi Danla, Asya ise Danla'nın aksine kabul etmişti. Asya ile valeden anahtarı alıp arabaya doğru ilerledik, ben arabanın sürücü koltuğuna, Asya ise yanıma oturdu. Arabayı çalıştırmadan önce Asya'nın da sevebileceği türden bir şarkı açtım.
Direksiyonu sıkıca kavradım ve eve doğru yola çıktık. Arada sırada Asya ile şarkıya eşlik ediyorduk.
Yüzünde benleri tane tane,
Türkü gibi bi' kadın ve şahane
daha ne kadar güzel olunabilir ah be abi?
Burnu fındık ağzı kahve,
Kül oldum yandım yani...
Eve gelmiştik, arabamı park ettikten sonra arabadan indik ve eve doğru ilerledik.
"Bu akşam Tolga'nın o hâli neydi öyle?" dedi," Hayatımda ilk kez onu bu kadar romantik gördüm, sana iyikim dedi resmen." diye ekledi. Gülümsedim.
Eve girince odama girip lacivert tonlarında bir pijama giydim, Asya'ya ise siyah bir pijama verdim. İkimiz de üstümüzü değiştirdikten sonra oturma odasına geldik.
Netflix'ten bir romantik komedi filmi açtık ve izlemeye başladık.
Biz filmden dolayı kahkaha atarken içeriden gelen ses ile irkildim. Bir şey düşmüştü sanki, bam diye bir ses gelmişti. Daha sonra kapı açılma, kapanma sesleri geldi, hemen filmi durdurdum.
"Işıl, ben korkuyorum, bu sesler neden geliyor? Ben gidip bir bakacağım, sen burada beni bekle tamam mı?" dedi Asya, korktuğu sesinden belli oluyordu, onu yalnız bırakamazdım.
"Emin misin? Bende geleyim seninle, olmaz mı?" dedim ve kendime bir söz verdim, bu sefer söz dinleyecektim, gel derse gidecek, gelme derse gitmeyecektim.
"Yok, ben gidip bir bakacağım sadece." dedi, başımla onu onayladım.
Asya, oturma odasından çıkıp koridorda temkinli bir şekilde yürümeye başladı. Ufak bir sessizlikten sonra bir çığlık sesi duyuldu, Asya'nın sesiydi bu!
Koşarak banyoya girdim, kimse yoktu, daha sonra mutfağa girdim, orada da kimse yoktu. Tam mutfaktan çıkarken evin kapısı kapandı,kaçırmıştım... Birkaç saniye düşündüm, şimdi ne yapmalıyım? Aniden aklıma gelen bir fikir ile kapıyı açıp binanın içinde göz gezdirdim. Kimse yoktu, yalnızca birkaç saniye ile kaybetmiştim...
Hemen evi araya devam ettim, Asya neredeydi? Son olarak odama girdim, gördüğüm manzara karşısında kalbim durdu resmen. Evet, kalbim durmuştu! Dışarıdaki hiç bir sesi durmuyor, hiç bir şey görmüyordum, kendimi bir ölü gibi hissediyorum, hissetmiyorum!
Asya, odamın tam ortasında, kanlar içerisinde yatıyordu... Kahverengi gözleri, hayata veda etmişti. Gözlerimden yanaklarıma bir yaş süzülürken nabzını kontrol etmek üzere yanına eğildim. Nabzını kontrol ederken yüzüme gelen bir tutam turuncu saçı kulağımın arkasına yerleştirdim.
Asya, ölmüştü...
Hızlıca oturma odasına dönüp televizyon ünitesinde duran telefonumu aldım ve Tolga'yı aradım. Ağlıyordum, ağlamak istiyordum...
"T-tolga, benim evime gel, acil." dedim ağlayarak. Kekeliyordum ve ben, kolay kolay kekelemezdim, hatta ben hiç kekelemezdim. Şimdi, ilk kez, Asya için kekelemiştim.
"Sevgilim, saki ol, ağlama. Sorun ne? Neden ağlıyor benim güzel sevgilim?" dedi, uykulu bir sesle.
"Asya..." dedim, devamını getiremiyordum, tamamlıyamıyordum cümlemi.
"Tamam, sevgilim. Kapatıyorum, beş dakikaya oradayım." dedi.
Tolga söylediği gibi beş dakika içerisinde geldi, kapıyı açtığım zaman ona sımsıkı sarıldım. Gözyaşlarım üzerine giydiği yeşil kazağı ıslatıyordu. Tolga'da bana sarıldı içeriye geçerken, "Sakin ol sevgilim, buradayım ben. Şimdi anlat bana, ne oldu Asya'ya?" dedi, kaygılıydı. Asya onun çocukluk arkadaşıydı, ona bir şey olmaması için elinden geleni yapardı. Haklıydı, sakin olmalıydım ama ne yazık ki böyle durumlarda asla sakin olamıyor, soğun kanlılığımı koruyamıyordum.
"A-asya, öldü!" dedim, Tolga hâlâ anlamaya, duyduklarına anlam vermeye çalışıyordu.
"N-ne?!" dedi , kaşları çatılmıştı.
"Nerede?" diye sordu, sesi biraz yükselmişti.
"Benim odamda." Ben hâlâ ağlıyordum, benim odama doğru ilerlerken gözünden bir yaş damladı.
Odama girdikten sonra Asya'nın yanına eğilip nabzını kontrol etti, o da öldüğüne kanaat getirince ayağa kalkıp bana döndü.
"Ne oldu?" diye sordu tekrar.
"Film izliyorduk, sesler gelmeye başladı, Asya bakmak istedi. Sonra Asya'yı bu hâlde gördüm." dedim.
Telefonunu çıkartıp polisi aradı Tolga. On, on beş dakika sonra polisler geldi, ifadelerimizi vermek üzere karakola gittik. İsminin Samet olduğunu öğrendiğim bir komiser, bu konu hakkında soruşturma başlatacağını söyledi. Komiserin odasından çıkarken bir kız, Tolga'nın yanına geldi. Kız gidince Tolga'ya kızın ismini sordum, Buse dedi. Yakın arkadaşlarmış.