Uçsuz Bucaksız 36. Bölüm:
"SARILMA"
3.GÖZ
Eva, duşa doğru yürüyen Reva'yı yavaşça takip etmeye başladı. Diğer kızlar havuzdaydı, gecenin bilmem kaçı olmuştu ve açıkçası uykusu da gelmişti. Ama Tunalarla beraber gelen Rüzgar içeri girdiği anda o uykudan eser kalmamıştı.
Yine de havuzdan çıkan Reva'yı soyunma odasına kadar niye takip ettiğini kendisi de bilmiyordu.
Adımları durduğunda, o da duraksadı. Omuz üzerinden kendisine dönen yeşil gözler, pek aldırmamış görünüyordu.
Duşu açıp, bikinisiyle, üstünkörü dökülen suyla vücudunu ve saçlarını klorlu sudan arındırırken, Eva kollarını göğsünde kavuşturup oturarak beklemeye başladı.
Ancak Reva bir dakika geçmişti ki suyu kapattı ve ona döndü.
-Ne? Bakışların altında yıkanmak çok zor. Bir şey mi var?" Konuşması öyle sertti ki, istemsizce oturduğu ahşap oturaktan kalkmıştı. Bir şey söylemeden öylece kalakalırken, göz devirdi Reva. "Niye soruyorsam. Sanki konuşacaksın." Bir cesaret onun yanına gitti ve eli daha duş başlığına değecekti ki kolunu tuttu sıkıca.
-Konuşacağım." İki yeşil birbirine iyice kenetlendiğinde, kolundaki ele baktı Reva. Ve sarışın hemen elini çekmişti işte.
-Tamam. İki dakikaya çıkarım. Zahmet olmazsa?" Gözleriyle kapıyı işaret edince, başını salladı Eva. Ama onun sertliğinin altında kalmamak için kapıdan çıkmadan önce söylendi.
-Çabuk ol. İki dakika." Alt dudağını kıvırarak "vay be." Dercesine baş salladı Reva o görmese de.
Hızlı bir duş alarak çabucak kurulandı, artık sonlarına gelseler de yaz ayındalardı bu yüzden üşümüyordu. Saçlarındaki suyun havluyla nemini alırken, aynadan görüntüsünü inceledi.
Boyattığı siyah saçları açık tenine o kadar güzel dökülüyordu ki, ağzı, burnu, dudakları, her şeyi bir kadının sahip olmak isteyeceği kadar güzeldi. Ama içindeki o boşluk.
Her seferinde aynaya 1 dakikadan uzun baktığında içine çöreklenen o sıkıntı ve boşluk. Bu neden geçmiyordu bir türlü?
Üzerinden bu hali atması birkaç saniye bile sürmedi. Kafasını sağa sola sallayarak gülümsedi aynadan kendine. Evet, şimdi iyiydi.
Kapıya çıktığı anda, duvara yaslanan Eva'yı buldu yeşilleri.
Bir şey düşünüyordu galiba kız, çünkü onun çıktığını fark etmemişti. Bu yüzden parmaklarını onun önünde şaklatmak gibi kaba bir hareketten son anda vazgeçip öksürdü yalandan.
-Dışarı çıkalım mı?" Havuz kenarında konuştukları duyulabilirdi ve Eva duşa kadar peşinden geldiğine göre konuşacakları konu özeldi. Ona baş sallayarak onay veren kıza liderlik etti ve önden yürümeye başladı arka kapıya. Kapalı havuz arkadaki yeşilliklerin arasında başka bir havuza açılıyordu.
Gece olduğu ve çoktan ilaçlandığı için elbette boştu. Şezlonglardan en sondakine doğru yürüdü ve etrafı iyice kolaçan edip, oturdu birine. Eva da karşısına geçtiğinde, başını eğerek söze başlaması için teşvik etti onu.
-Ben...Dimitry...olayında beni kurtarmak için onun yanına birkaç kez gitmeye çalıştığını biliyorum." İsmini söylemesi bile zaman almıştı ve Reva ister istemez derin bir nefes çekti içine.
-Seni kurtarmak için değildi." Cümlesi üzerine yeşiller ona bakınca saçma bir şekilde kendini suçlu hissetti. "Sadece senin için değildi. Benim yüzümden herkese musallat oldu o pislik. Yapılması gerekeni yaptım. Ama geciktim, yetmedi." Bunu söylerken gözleri havuzda bir noktaya takılı kalmıştı, kendine öylesine kızıyordu ki bunu hissetti Eva. Ve eliyle onun bileğini tuttuğunda, parmaklarındaki sıcaklıkla kafasını kaldırdı kız.
Kendi buz gibi elinin üzerinde, kendisine kıyasla ufak ve sıcacık bir el.
-Senin suçun değil. Ne olacağını bilemezdin. Hiçbirimiz bilemeyiz." Buraya ne hakkında konuşmak istediği için geldiğini anladı, teşekkür etmek istiyordu. Ama gerek yoktu. Çünkü teşekkür beklemiyordu ve yine olsa yine yapardı. Hatta şimdiki aklıyla en başa gitse, Dimitryle yan yana bile oturmazdı. Ama kaderdi işte.
-Eva. Sana tecavüz etti mi?" Aniden fısıltıyla sorduğu soruyu ancak Reva sorabilirdi zaten, bunun üzerine gözlerini onun gözlerinden hiç ayırmadı Çiçek, hatta kırpmadı bile. "İşkence ettiğini biliyorum." Kaçırılan yeşillere dayanamadı işte, yerinden kalkıp onun yanına oturdu hemen. Kollarını sıkı sıkı ona sararken, bu samimiyete sahip olmadıklarını bilse de bunu yapmıştı.
Eva'ya her baktığında kendini kötü biri gibi hissediyordu. Öyle birisi değildi ama karşısındaki kız o kadar masum ve o kadar duruydu ki, ona baktığında eski halini aynada görüyormuş gibi ürküyordu Reva. Onun bu saflığı, geçmişini hatırlatıyordu. Eski Reva'yı...
Eva'dan bir yanı hem çekiniyordu, hem de bütün acısını kendi omuzlarına yüklemek istiyordu. Birnevi eski Reva'yı korumak istiyordu yani.
-Bana bir şey anlatmak zorunda değilsin. Siktir et. Kollarını sar. Vazgeçeceğim yoksa." Eva, dalgınlığından hızla çıktı ve ona doğru dönerek sıkı sıkı sarıldı. Bir süre ayrılmadı, hatta Reva kendini geri çekmese hiç çekilmezdi.
Kucağı o kadar tanıdıktı ki, orada kalınca kendini Rüzgar'a sarıldığı zamanki kadar güvende hissediyordu. Ve heyecanlı. Evet Reva onu heyecanlandırıyordu. Duruşu, kimliği, her şeyi imrendiriciydi. Tam bir abla gibi.
Ona söylemek istedi. Sen benim ablamsın, demek... Ama şimdi sırası değildi.
-Tecavüze uğramadım." Dedi Eva, ona bir şey anlatmak zorunda olmasa da, ihtiyacı vardı. "Ben... Evet. İşkenceler hala kafamda dönüp duruyor, o kadar zamana rağmen." Reva'nın gözlerinde hiçbir acıma belirtisi yoktu, öyle düz bakıyordu ki, içinden geçenleri bilmek imkansızdı.
-Kötüye odaklanırsan, ondan kurtulamazsın Eva. Eğer hayatında bir kısım canını sıkıyorsa, o kısma bakmamaya çalış." Sarışın, yeşillerini kafasıyla birlikte aşağı kaydırınca, çenesinden tuttu kız onu. "Ve kafanı saçma sapan düşüncelerle doldurma. Rüzgarla sandığın gibi bir durumda değiliz."
Bunun konusunun açılması bile, Eva'yı çok utandırdı. Belli ediyor muydu imrendiğini? O kadar mı çakılıyordu dışarıdan? Yoksa Reva onu inceleyecek kadar önemsemiş miydi...
-Bir şey söylemene gerek yok. Öyle olduğu belli. Bizim aramızda bir şey olmayacağını biliyorsun, ama benim ona aşık olup olmamamdan emin değilsin." Çiçek sessiz kaldı, çünkü bunu inkar etmek demek yalan söylemek demekti. Ona yalan söylemek istemiyordu. Reva, bu sessizliği gülerek bozdu. "Onun için ölürüm Eva. Ama ona aşık değilim." Ellerini saçları arasından geçirerek gökyüzüne baktı kısa bir an, bunu anlatması gerekiyordu çünkü hissettiği şey neyse gizlemekten hoşlanan birisi değildi zaten. "Onun sauesinde yaşıyorum çünkü. Tecavüze uğradığımda Rüzgar beni bulmasaydı, o...onların ne yapacağını bilemezdin. Öldürebilirlerdi, daha kötüsü, çok rezil bir halde yaşatabilirlerdi... Ve emin ol, benim yaşadığım hayat zaten hayat değildi. Bir mahalle kenarında, annesiz bir şekilde, günlerimi hep tacize uğrayarak geçirecektim. Her zamanki gibi."
Başından geçen olayı öyle sıradan anlatıyordu ki, Eva'nın gözünden akan yaşlar bile sesini titretmeye yetmemişti. Onun çektiği acıyı düşündükçe, daha çok ağlamak istiyordu. Ablası, çok güçlüydü. Çok, çok güçlü.
-Ama Rüzgar sayesinde bir ailem oldu. Bir hayatım. Ve şuan dünyadaki en güçlü insanlardan biri olduğumu hissediyorum. Çünkü bu hayatta beni yıkacak hiçbir şey yok. Evet onunla savaşırım, onunla ölürüm, aynı şekilde ailedeki tüm herkes için, sen de dahil, canımı düşünmem. Ama Rüzgar'a aşık değilim. Ona can borçluyum, sahip olduğum aileyi borçluyum. Bu kardeşlikten veya bir bağdan çok öte. Anlıyor musun?" Eva, konuşursa daha çok ağlayacaktı. Bu yüzden gözyaşlarını silerken sadece başını salladı. "İyi. Çok konuştum. Şimdi eğer teşekkür edeceğin bir şey yoksa gidebilirsin." Ayağa kalkarken, Eva'dan kaçırdı gözlerini.
Bu kadar konuşma ona da yeterdi. Çünkü her an Eva'ya neden telefonlarını açmadığını sorabilirdi, ona olan kızgınlığını yüzüne haykırabilirdi. Ama yapmadı. Gördüğü işkenceyi sadece hayal etmek bile, canını çok acıtıyordu. Ona sıkı sıkı sarılıp, geçecek demek istiyordu. Unutturmasa bile geçecek demek.
Ama sorduğu sorunun cevabını ayrıntılı dinlemenin sırası değildi. Kendi yaşadıklarını silip öyle dinlemeliydi Eva'yı. Doğru olanı buydu, o yüzden o an doğru zaman değildi.
-Reva..." ayağa kalktığı an ona sıkı sıkı sarıldı Çiçek. Boyu ondan kısaydı ve sarışının saçlarının güzel kokusunu duyumsuyordu ablası. Temiz bir kıyafet gibi güzeldi, yeni yıkanmış çarşaf kadar rahatlatıcı, saf ve çiçeksi... Geri çekildi.
-Ben sarılabilirsin dedim mi? Lütfen Eva, kapıdan yolladığın beni, şimdi sevmeye falan kalkarsın." İğnelemeyle karışık bir acı tebessümle söylediği cümle Eva'nın ne tepki vereceğini bilememesine neden oldu. Yüzü şaşkınlıkla kaplanmıştı.
-Huysuz." Yanlarına gelen genç adam, o kadar uzundu ki Rüzgar'a baktığı gibi bakmak zorunda kalmıştı Çiçek. Ama adam zaten ona değil, doğrudan Reva'ya odaklanmıştı. "Aramalardan da kaçıyorsun. İddiadan korktuğunu mu düşünmeliyim?" Tek kaşını kaldırırken, tatlı bir kahkaha patlattı kız.
-Evet. Ben de tam şuan beni takip ettiğini düşündüğüm bir sapığın laflarını dinliyorum." Arkasını dönüp gidecekti ama Eva'yı burada bu salak herifle yalnız bırakmak istemiyordu.
Esmer, uzun boylu ve insanı ateşlerde yakacak kadar yakışıklı bir adamdı. Kısık koyu kahve gözleri biçimli kalın kaşları altında öyle ışıldıyordu ki, iri dudaklarıyla harika bir kombinasyon olmuştu doğrusu. Biraz Acar'ı andırıyordu ama çenesi daha geniş kemik yapısına sahipti, boyu Reva'yı bile kısacık gösterecek denli uzundu.
Omuzlarına 2 Eva sığabilirdi. Hatta 3 mü? Evet. 3.
-Neyse biz gidelim. Ayrıca iddiadan kaçmıyorum, şuan tatildeyim." Eva'nın bileğini tutup tam bir abla edasıyla onu çekiştirirken, arkasından bağırdı genç adam.
-Bekliyorum sarışın!" Demek onun önceden sarışın olduğunu biliyordu. Ya da kendisi mi anlamıştı? Reva'ya, çaktırmadan göz ucuyla baktı kız.
-Off sinir herif, gerizekalı kazma..." sinirle söylenirken, ona kıkırdadı Çiçek. Ama daha yeni gülmüştü ki, burnuna bir fiske vurdu Reva.
-Ahh..." anlık bir refleksle dolan gözlerine karşın, göz devirip iki parmağıyla burnunu kıstırdı biricik ablası.
-Ah, tabii ya! Gülme şu salağa. Yemin ederim oyarım seni." Anladığını gösterircesina kafa sallayan genç kıza, aferin gibisinden bir başını eğdi ve işaret parmağını ona kaldırdı. "Sen benim tarafımdasın."
-Öyleyim." Bu onaylama hoşuna gitmiş gibi gözlerini kapatıp açtı ve onu beklemeden ilerleyip gitti. Nasıl olsa yüzme havuzuna geri gelmişlerdi ve diğerlerinin yanına dönebilirdi. O kızı getirdiği kapıdan çıkıp giderken, Eva arkasından gülümsedi. "Öyleyim. Abla."
•••
Rüzgar, Dimitry'nin öldükten sonra kapanan hesaplarını incelerken gözlerini kısarak ekrana bakmaya devam etti.
Bir şeyler tersti, bankadaki bütün paraları, çekilmişti.
Babasının paraya dokunmadığına emindi. O asla kirli paralara el uzatan bir adam değildi.
Ama tüm o para, mal varlığı nereye gitmişti? Sanki yer yarılmış ve her şeyini yutmuştu.
Birkaç basit tuşlamayla bu sefer eski evlerinden birini incelerken, en pahalısının satılığa çıkartıldığını gördü. Şirketin şuan başında olan herif, evi de başlangıç 50 milyon dolardan satışa sunmuştu.
Açık arttırmayla dört gün sonra Amerika'da satılacaktı. Detayları inceleyip, adresi hafızasına kazırken, işaret parmağını alt dudağında gezdirdi yavaşça.
Çalan telefonun ekranına bakmadan açarken, Alaz'ın İngilizcesini konuşmasından direkt tanıyınca bilgisayar ekranından çekti gözlerini. Aleti kapatıp, tekerlekli sandalyesini geriye doğru verdi ve kayarak camın kenarına taraf ilerledi.
-James...Senden bir konuda yardım isteyebilir miyim?" Nefes nefese konuşan gencin söylediği cümleye karşı kaşlarını çattı Rüzgar.
-Bir şey mi oldu?" Bildiği kadarıyla Amerika'daydı ama sesinde de korku mu heyecan mı olduğunu anlayamamıştı. Bunu anlaması uzun sürmedi. Çünkü kahkahasını duymuştu.
-Evet. O geliyor. Buraya taşınacak! Amerika'ya." Aşık olduğu sarışından bahsediyordu, demek ki Amerika'ya gidecekti. Onun kızı ne kadar sevdiğini biliyordu, derinlerindeki saplantılı delilikten haberi hiç olmasa da... "Yanıma gelebilir misin? Sadece 1-2 haftalığına?"
Amerika'ya gitmesinin tek yolu buydu. Arkadaşının yanında olma bahanesiyle çıkıp, birkaç haftalığına Dimitry meselesini de araştırabilirdi.
Çünkü adının Rüzgar olduğuna emin olduğu kadar emindi, Dimitry'nin ölmesi, babasıyla amcasının bu kadar kolayca halledebildiği bir iş olamazdı. Sadece yaptığı araştırmaların, elde ettiği verilerin bir kısmından bile bunun yapılmasının mümkün olmadığını biliyordu. O pisliğin çok derin, kirli, güçlü bağlantıları vardı.
Bunları çözmek, o imparatorluğun nasıl çöktüğünü öğrenmek için o açık arttırmaya gidip bilgi alması lazımdı.
-Orada mısın?" Alaz'ın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı ve yerinden kalkarak hızla dolabına gitti.
-Evet. İki güne yanındayım." Annesiyle babasını ikna etmesi uzun sürmeyecekti. Çünkü kalacağı yeri, gitme sebebini yalan söyleyerek örtmeyecekti Rüzgar.
Bir gün tanışacaklarına söz vererek, Çakıl isimli arkadaşının yanına gideceğini, Amerika'da biraz zaman geçireceğini anlatacaktı.
Hem Eva'ya olan hisleri o kadar artmıştı ki, direkt affetmeye hazırdı sanki. Bunu yapamazdı, önce onu dinlemeye hazır olması gerekiyordu. Çünkü içten içe biliyordu, eğer dinlemezse kendi içinde onu hiçbir zaman affedemezdi. Biraz zaman. Doğru zaman. Her şeyin üstesinden gelebilirdi.
Ki Alazla günün birinde tanışacaklarını ailesine söylemesi mecburiydi çünkü her gerçek ortaya çıkardı ve Rüzgar bir gün istemese de Tutku'nun antrenmandan olduğunu yemediği dövüş darbelerini anladığı gibi, başka anlayanların olacağına, doğruların su yüzüne çıkacağına emindi.
-Teşekkürler dostum." Telefonu kapattıklarında kısa bir an pencerenin yanından geçerken gözüne takılan detayla duraksadı.
Gördüğü görüntüde Tunayla Eva yan yana bahçede oturmuş konuşuyorlardı.
-Jess hamile." Demişti gözleri kızarık olan Tuna. Uykusuzlukla karışık bitkin bir hal yerleşmişti neşeli elalarına, oldukça yıkılmış görünüyordu. Rüzgar için gelmişti, hatta çikolatalı ıslak kek yapmıştı Eva ama onun yanından geçip gidemediği için oturmuştu hemen sağına. "Onunla evleneceğim."
-Bunu istiyor musun peki?" Yeşiller kendisine acımayla harmanlanmış hayıflanmayla bakarken, tam da acınacak halde olduğunu düşündü Tuna.
-Ne istemediğimi söyleyeyim. Baba annesini hiç bir arada görmemiş çocuğum olmasını istemiyorum Eva. Sırf onun için denemek istiyorum. Babamla bunu konuştum, başta evlilik için ısrarcı olsa da şuanda değil. Ama beni ikna eden onun baştaki katılığı değildi zaten. Bir anı bir anını tutmayan herifim." Elindeki kolyenin ucuyla toprağı eşeliyordu konuşurken, Eva gözlerini onun üzgün yüzünden çekmedi. Onu böyle görmek garipti.
Çünkü o Tunaydı işte. "Ece'yi uzaklaştırmak için onca lafı ettim. İçim başta hiç sızlamadı biliyor musun?" Elalarını aniden yeşillere çevirince kaçırdı gözlerini kız, çünkü Ece'nin Tuna'ya olan aşkını herkes gibi o da biliyordu. Bu herkesin bildiği, ama kimsenin dillendirmediği bir sevdaydı. "Ama bugün Amerika'ya gideceğini öğrendiğimde..." yutkunurken adem elması aşağı yukarı hareket etti. Bu gerçeği göğsünde yumuşatamadığı hissi oluştu sarışında. "İçim Eva..." elalarıyla kızın gözlerine uzun uzun bakarken, işaret parmağıyla orta parmağını birleştirip kalbini gösterdi. "İçim sızladı. Onun kolundan tutmak istiyorum, bağırıp çağırmak, gitmemesi için her şeyi yapmak. Ama ne hakla? Onu tekrar kırmak için mi?"
Sesindeki ümitsizlik kırıntıları, yaşadığı kederin üstüne serpilmişti. Dudakları üzerinde dilini gezdirirken, başını önüne doğru eğdi. Onun omzuna dokundu Çiçek.
-Belki...Belki olanları toparlamanın bir yolu vardır? Onun gitmesine engel olabilirsin? Bebeğine her türlü babalık yapabilirsin ki, evlenmen gerekmez. Ece'yi tekrar kıracağını nereden biliyorsun?" Ona güç vermek istercesine konuşuyor, cümlelerini söylerken genç adamın omzundaki parmaklarını sıkılaştırarak destek olmaya çalışıyordu.
-Öyle Eva. Birini bir kez kırdığında, toparlamak zor. Hele de gitmesine sebep olacak kadar kırdığında. Sen bana bakma..." ıslak kirpiklerini tek eliyle parmakları yardımıyla ovaladı ve gülümsedi aniden. "O kap benim için mi?" Brownieyi ona yapmamıştı ama yine de ihtiyacı olduğunu anlayarak kapağını açtı Çiçek. "Rüzgar'a da bırakırım." Cümlesinin sonunda kıza anlamlı bir şekilde göz kırparken, ona kıkırdayarak başını çevirdi Eva ve evden kolundaki sırt çantasıyla çıkan Rüzgar'ı gördü.
Onu fark etmiş miydi bilmediğinden, kaskını takıp taş yoldaki motoruna yürüyen gence doğru gitmek için hızla kalktı yerinden.
-Rüzgar!!" Bağırarak, yanına koşturan kıza göz ucuyla baktı genç adam. Kaskın iyice yerleştiğine emin olurken bir bacağını motorun üstüne attı ve kafasını ona döndürdü.
-Efendim?" Bir yere yetişmek istediği açıkça belliydi bu yüzden cümlesini seçemedi Çiçek. Önce çantaya, sonra aşık olduğu kahvelere baktı.
-Şey...Bir yere mi gidiyorsun?" Bu soruya cevap vermenin onda getireceği üzüntüyü daha o anda hissetmişti ama olan olacaktı.
-Evet. Bir süre buralarda olmayacağım." Cümleyi duyduğu anda yüzünün düşmesine engel olamadı, kalbi ağzında atmaya başlarken Rüzgar motorun anahtarını takıyordu.
-Ne...Ne zaman döneceksin?" Alt dudağını kıvırırken, düşündü delikanlı. Onun yüzüne fazla bakmaması, vazgeçmemesi açısından daha iyi olacaktı.
-Bilmem. Bir ay. İki ay. O civar." En azından dönecekti. Tuttuğunu bilmediği nefesi yavaşça verirken, adamın gideceğini anladı.
Yolundan çekilmek yerine, oturan Rüzgar'ın boynuna sardı ellerini anlık bir cesaretle.
Sarılma.
İşte bunu o kadar özlemişti ki.
Ona geçen onca zamandan sonra sıkı sıkı sarılmak.
Tuna haklıydı, gitmesine neden olacak kadar kırdığında, toparlaması zordu. Ama inanıyordu Çiçek. Geri gelecekti, şuana kadar bekleyen taraf Rüzgar olmuştu. Şimdi kendisi de bekleyebilirdi.
Hem... Bir iki ay çok değildi, öyle değil mi? Onu bir saat sonra bile özlese de..
-Seni bekleyeceğim." Ellerini onun boynundan çekmediği gibi kendini iyice yasladı, parmaklarını koyu, yumuşak saçlarına kaydırarak ensesini okşadı biraz.
Kokusu reddedilemeyecek kadar büyüleyici ve özeldi. Bu kokuya çekilen Rüzgar'ın elleri, beline sarıldığında, gözlerini kapattı gülümseyerek.
Sarılmasına karşılık vermişti işte.
Ondan asla ayrılmadı Çiçek. Bu sarılmayı her saniyesiyle hatırlamak istiyordu. Onun kokusunu, koyu renkteki saçlarını, kulağında hissettiği küpesini, kendisine sarılı olan kolundaki dövmeleri...
Şaka gibiydi. Karşılık veriyordu. Ağzı sırıtma halini alırken, geri çekildi ama Rüzgar ince belinde duran elini çekmemişti. Dudakları arasında santimler varken, onun gözlerine baktı Çiçek.
-Dikkat et kendine. Tamam mı? Ve...Şey...Ben seni arayabilir miyim?" Belindeki eller gittiğinde bir anlık boşluğa düşse de, onun dudaklarına kayan kahverengi gözler düşünceliydi.
-İstediğin zaman. Sen de dikkat et Çiçek." Kızın dudaklarından çekti bakışlarını, yoksa geri dönülmez bir adım atabilirdi ona. Kafasını toparlaması gerekiyordu.
Motoru çalıştırıp birkaç saniyede harekete geçerken, ona el salladı sarışın.
Geri dönecekti.
Tuna'nın yanına gittiğinde otuz iki diş gülümsemesine engel olmak istedi, sonuçta o üzgündü. Ama olamıyordu. Elalar ona manalı manalı bakarken, zıpladı.
-Tuna, sarıldı! Bana sarıldı!" Elinde bir kutu yarısı çoktan bitmiş ıslak kekle ayağa kalktı delikanlı.
-Siz çocuklar..." dedi yaşlı adamlar gibi kafasını sağa sola sallayıp söylenerek. "Yalnız bıraksın herkes beni." Bunu diğerlerine söylemesi için kıza söylerken, Eva cık cıklayarak peşinden koşturdu onun.
-Hayır, bugün hep yanındayım! Hem hiç işim yok. Damla da akşam gelecek!" Ona yetişerek koluna girdiğinde ağzı çikolataya bulanmış halde, elinde ısırılmış kekiyle yukarı baktı Tuna.
-Ey aşk! Nelere kadirsin bilmiyorum. Bu yüzü gülen kulunu Rüzgar taraflarına yolla. Çekecek halim yok." Ciddi bir ses tonuyla söylese de, altındaki şaka anlamını biliyordu Çiçek elbette. Bu yüzden kıkırdayarak başını onun koluna yasladı.
-Tuna kuluna da akıl fikir ver yarabbim!"
İkisi eve girdiklerinde ve Çiçek, Tuna'yı neşelendirme görevini üstlendiğinde bu göreve yakışan bir gülümsemeyle aydınlanmıştı yüzü.
Çünkü o sarılma onun yüzünü güldürmeye değil iki ay, ömür boyu yeterdi.
•••
Bölüm Sonu 😘😘😘
*Neler düşünüyorsunuz?
*Beğendiyseniz yorum yapmayı, çok sevdiyseniz keyif aldıysanız 🌟 a basmayı asla unutmayın!
•Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM; tutkudevran
Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️