İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 36 · 23 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 36

35

UÇSUZ BUCAKSIZ

35.Bölüm: "Sensiz olmaz."

3.GÖZ

Rüzgar, sıkıntıyla saçlarını karıştırırken, ne yapacağını bulmaya çalışıyordu. Hızlı düşünen ve ondan daha hızlı da uygulayan bir insandı ama söz konusu Eva olunca bu devrelerini kapatmasına neden oluyordu. Kapının neden kilitli olduğunu emindi ki bu uyuklayan cadı biliyordu ama onu uyandırmak da istemedi.

Camdan atlama seçeneğini ciddi ciddi düşünmeye başlarken, duyduğu mırıltılarla başını yataktaki kıza çevirdi.

-Rüz...Rüzgar..." ismini sayıklıyor gibiydi ve hızla yanına yürüdü, kız güzel bir rüya görüyor olacak ki gülümsedi. "Yaaa..." Onu uyandırmak şimdi gözüne daha da bencilce görünüyordu ama siktiğimin anahtarı neredeydi? Düşünmeden edemedi. Onun sıçrayarak uyanmaması için, eliyle sarı saçlara yavaşça dokundu.

-Çiçek..." yeşiller ona kısık kısık bakarken, oldukça kısık bir sesle sordu. Böylece uykusu tam olarak bölünmezdi ve kendisi de çıkabilirdi. "Anahtar nerede?" Soruyu anlamayan kız seyrek sarı kaşlarını çatarken, gözlerini yumup, başını yastığa sürttü.

-Ne...ne..anahtarı ya..." arkasını ona dönüp Rüzgar kokulu yastığa sarılarak uyumaya deva etmeye çalışsa da, omzuna dokundu ve kulağına yaklaştı genç adam.

Kokusu... O kadar hoştu ki, burnunu boynuna yaslayıp, ona sıkıca sarılarak uyumamak adına sarfettiği çaba, yıkılmaz iradesi, olağanüstüydü.

-Eva, kapıdaki anahtarı ne yaptın?" Yeşilleri önündeki komodinle buluşan kız, vücudunu çevirmeden başını döndürdü Rüzgar'a. Yüzünde yaramaz bir gülümseme vardı, eliyle gelmesi için işaret yaparken yaklaştı ona delikanlı.

-Sakladım..." diye fısıldadı yaramaz bir çocuk gibi. Derin bir nefes alan genç, onun bu oyununa ortak olurcasına fısıltıyla karşılık verdi.

-Nereye?" sanki çok komik bir şey söylemiş gibi kıkırdamaya başladı Çiçek. Parmağını kendi göğsüne batırarak gülmeye devam ettiğinde, kaşları çatıldı Rüzgar'ın. Sarhoş kafayla kalbinin anahtarını mı gösteriyordu yoksa daha da kötüsü anahtarı yutmuş muydu? "Eva...Yerini söyler misin?" Başını yastıktan biraz kaldırırken, kulağına yaklaştı sarışın.

-Sütyenime koydum." Tekrar vücudunu yatağın üzerine tamamen bıraktığında, kalakalmıştı delikanlı. Çünkü gülümsemesiyle birlikte uyumuştu. Evet, harika! Evden gitmek zorundaydı, gitmeme ihtimali yoktu. Ama nasıl çıkacaktı? Bir an kendisi almayı bile düşündü ama bu kulağa hiç doğru gelmiyordu. "Alsanaa..." uyumadığını anladığı kız oyuncu yeşilleriyle ona gülümserken, bu görev daha da zor bir hale gelmişti.

-Madem uyandın, sen verirsen daha iyi olur." Dedi kıza arkasını dönerek, öyle ya sarhoşken kızı soyup üstünü arayacak hali yoktu. Üstelik iç çamaşırını!

-Of...Çok sıkıcısın." Bunu söyledikten sonra onun yatakta oturur pozisyona geldiğini hissetti, başının üstüne koyulan tişört yüzünden aşağı sarkarken, gerçekten hayret ediyordu. Resmen üstündeki tişörtü çıkarıp, onun kafasına koymuştu. "İhihihihhiih..." gülmesinin sonu gelmediğinde sabırla bekledi genç adam ama çok az zamanı kalmıştı. Saatine bakarken kızın sustuğunu fark etti ama hala bir şey söylememişti.

-Çiçek?" Cevap vermedi sarışın, onu sütyenli görme fikri pek iyi gibi gelmediğinden şansını bir kez daha denedi Rüzgar. "Çiçek? Sana söylüyorum?" Karşılığında bir mırıldanma alırken arkasını döndü ve yatağa yeniden uzanmış kızla karşılaştı.

Pembe bir dantelin arkasındaki göğüslere odaklanmak yerine köşeden ucundaki demiri gördüğü anahtara bakmaya çalıştı Rüzgar. İzleri asla görmüyordu, beyni ona dair olan her çiziği ve kusuru görmezden gelirken, teni ay ışığının altında bir şelale kadar duru görünüyordu. Anahtar her nefes alışında hareket edip sütyenin biraz dışına kayarken, parmağıyla tek bir hamlede alabileceğini fark etti genç adam.

Ama ona uyurken dokunmak da, bir sapıklık ve saygısızlık gibi geldiğinden büyük bir ikilemde kaldı. Kızı uyandırmak için üzerine eğildiği esnada ne ara açıldığını anlamadığı kapıdan Alp göründü.

-LAN?!! Napıyosun, çekil oradan!" Rüzgar'a kükreyerek Eva'nın üstüne, kızın demin iteklediği örtüyü örterken, gözlerini devirerek geri çekildi delikanlı. Beraberinde Tuna da odaya girmiş otuz iki diş sırıtarak sataşmıştı üçüzüne.

-Oo yanlış zamanda mı geldik?" Rüzgar ve Alp, ölümcül bakışlarını ona yolladığında yalandan öksürerek boğazını temizledi. "Ben yedek anahtarı verip ortalığı karıştırdığıma göre gidebilirim."

Gerçekten de cümlenin devamında odayı terk ederken, Rüzgar ister istemez kızın üstünü örten gencin omzuna dokundu.

-Alp, yanlış anladın." O anki görüntüyü yanlış anladığını elbette fark etti sarı, ama geri adım atmak yerine bambaşka bir yerden yaklaşmaya karar verdi konuya.

-Burada uyusun. Sabah almaya gelirim, sen benimle gel." Daha demin sesini yükselten o değilmiş gibi uyuyan kızın saçlarını okşadı ve uykusuna devam ettiğini fark edince yataktan uzaklaştı.

Kısa bir an saatine bakarken, on dakika kadar gecikeceğine dair Alaz'a mesaj yolladığı sırada Alp'in peşinden yürüyordu. Odadan çıkıp, kapıyı yavaşça kapattığında telefonunu da cebine attı.

-Bir sorun mu var?" Dedi gencin yüzüne bakarken, Alp de tıpkı onun gibi bazı şeyleri saklamasını çok iyi bilen bir tipti. Bu yüzden birbirilerinin duygularını çözemeseler de sıkıntılarını yüzlerinden okuyabiliyorlardı.

-Eva." Diyerek durumu özetledi ensesini ovalayan Kıvanç tek kelimeyle. "Rüzgar, o yanlış bir şey yapmadı. Sana söylediklerini biliyorum." Kızın ağlayarak anlattığı şeyleri elbette kelimesi kelimesine hatırlıyordu, ama bunun detayını aşık olduğu adama verecek değildi.

-Yanlış bir şey yaptı demedim." Kollarını göğsünde kavuşturan genç adamın kendince haklı sebepleri vardı, Allah biliyordu eğer bir gün aşık olursa ve o kız ona bu lafları söylerse yutamazdı Alp.

Ama önce can sonra canan diye bir laf vardı ve şuan onun için önemli olan kişi, en az Rüzgar kadar yaralı olan Evaydı.

-Bak Rüzgar, ben bugüne kadar sen ve Tuna'ya özendim. Bir kız kardeşiniz var diye. Şimdi..." işaret parmağıyla kapalı kapıyı gösterdi odadaki sarışını hatırlatmak istercesine. "benim de bir kız kardeşim var. Üzüntünü anlıyorum, ama sakın onun üzülmediğini sanma. O çok güçlü bir kız, zor da olsa toparlandı ve... Onun canını yakarsan, seni asla affetmem."

-Yakmam." Son derece dürüst olsa da, sarışının üzerindeki etkisinden belli ki haberdar değildi. Yoksa onu görmezden gelmesinin bile nasıl can yaktığını bilirdi. "Benim yaptığım hiçbir şey yok."

-O da üzüldü Rüzgar. Bunu unutma, tamam?" Eliyle gencin omzunu sıvazlayıp odaya, Eva'yı bir kez daha kontrol etmek için girdiğinde telefonuna gelen mesaja baktı Rüzgar.

Çakıl: Something happened. right?" (Bir şey oldu. Doğru mu?) Alaz'dan kimliğini gizlese de, arkadaşlıklarında ona karşı dürüst olmuştu genç adam.

Gerçek ismini söylemekten çekinmeyen Alaz'a aynı karşılığı vermeyip sahte isimle gizemini korusa da, onun karmaşık yapısına rağmen iyi bir dost olduğunu inkar edemezdi Rüzgar. Onu yakında ringde yenecekse de, bundan ilk baştaki kadar keyif almayacaktı. Çünkü onu sevmeye başlamıştı.

James: She is back." (O, döndü.) mesajı yolladığı anda, ekranı kapatmasına bile izin vermeyen maviş, gönderdiği mesajla onu gülümsetti.

Alaz: Don't fuck with me bro." (Benimle uğraşma kardeşim.) sonra jeton yeni düşmüş olacak ki, salise farklarla geldi ekrana yeni mesajlar.

Alaz: Wait. (Bekle.)

Alaz: Are u serious???!? (Sen ciddi misin?)

Alaz: Come fast and tell me!! You...bastard. (Hemen buraya gel ve bana anlat. Seni piç!)

James: ;)

Gerçekten maçtan on dakika önce odasına girdiğinde onu heyecanla bekleyen Alaz, genci görür görmez ellerini ovuşturdu.

Kendisi de bir sarışına tutulmuştu, hatta o Amerika'ya gidecek diye de pes etmeyecekti ama bunu anlatmak için önce Rüzgar'ın ona olanları anlatmasını bekledi.

Tek bildiği kızın onu bırakıp gittiğiydi. Bu ağırdı. Terk edilmek.

Biliyordu.

Ama en sevdiği içkiyi onun şerefine açıp, aşkta gururun çok sikik bir şey olduğunu söylerken ona hak vermeden edemedi Rüzgar.

Yalnız onun konuşmasında aklına takılan tek bir şey vardı. "Bir şey olmuyorsa, olana kadar zorlamak lazım. Böyle kazanırsın."

Bu tarz bir şey söylemişti Alaz.

Rüzgar, bunun bahsettiği sarışınla ilgisi olmamasını umut etti. Çünkü eğer aşk adlı hissi takıntıysa, işleri zorladığı bir an olursa Alaz'ın karşısında durmaktan çekinmezdi.

Çekinmeyecekti de. Özellikle o kız Eceyse.

•••

Kahvaltıda bir araya gelen tüm ailenin sesi, bahçeyi dolduruyordu. Reva, elindeki kızarmış ekmekleri masaya koyarken Tuna'nın alacağını fark ederek hızla geri çekti ve kızdı.

-Dokunma ya! Benle Tutku'ya kızarttım!" Elalar ona yalandan üzgün üzgün bakınca oflayarak koydu ekmek sepetini. "Aman iyi be. Al zıkkımlan." Rüzgar, ikisinin atışmasına dudak kıvırırken bir ekmeği de kendine aldı. "Ama suyunu çıkarmayın..." ortadan ikiye bölerek Reva'ya uzatırken, kıkırdadı kız. "Heh şimdi oldu."

Herkes kahvaltısına çoktan başlamış, yeni yeni barışan Edizle Aden cilveleşirken, Eva'nın ikisine baktığını hissetti Reva. Gözleri kızla denk gelmedi çünkü sarışın hemen kaçırıyordu yeşillerini.

Rüzgarla bilinçli olarak gülüşüp onu kıskandırmaya çalışmıyordu kesinlikle. Sadece içinden geleni yapıyordu, Eva'nın öyle çekingen bakmasına da vicdanının hiç sızlamaması lazımdı!

Çünkü ağrına gitmişti Reva'nın.

Bir anlığına ailesi zannettiği insanın kapı önünde yaptığı konuşmayı hala hatırlıyordu. Ve Eva'nın dönüşünü en son o öğrenmişti.

Ona ulaşmaya çalıştığı için bile kendini aptal gibi hissediyordu. Kendisini ne ilgilendirirdi ki? Herkesin acısı kendineydi.

-Çağıl'ı pataklamışsın." Dedi Rüzgar, çayından bir yudum almadan evvel. "Mesajı o mu yollamış?"

Reva'nın telefonundan kendisine gelen "Keşke bana biraz dokunabilecek kadar şerefsiz olsaydın." Mesajını kastediyordu.

O gece, tecavüze uğradığı gecenin tarihinde yani, içip dağıtan kızın yanındayken barın arkasında, geç saatlere kadar kaldığı zamanlarda uyuduğu odasına taşımıştı onu. Ağlarken saçlarını okşamış, uyuyana kadar yanında kalmıştı.

Ama o mesaj kendisini üzmüştü. Atanın Reva olmadığı anlaşılmıştı neyse ki! Çünkü kız, sürtüştüğü garson kızı bir güzel pataklamıştı. Kim oluyordu da Rüzgarla aralarına nifak tohumu sokacaktı?

-Evet. Allah'ın salağı. Öğrenemeyecektim sanki sana benden mesaj attığını." Sinirli sinirli bunu söyleyip salamını keserken, dudağını kıvırdı Rüzgar. Elini kızın sırtına koyarken kulağına doğru eğildi.

-Daha iyisin değil mi?" Önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkti Reva, o da insandı bazen akıyordu işte o tuzlu lanet damlalar... Hele de o geceyi, her yıl, o günde fark ettiğinde...

-Tabii iyiyim, ne sandın. Bak şuna..." kolunu sıkıp, girdiği her dövüşün hakkını veren kasını gözler önüne serdi. Bu hareket Rüzgar'ı sesli güldürmüştü. "Bak bak, dokun." Bıçaklı eliyle işaret ettiğinde, onun kolunu nazikçe sıktı delikanlı. "Gördün mü? Pazı bunlar Devran Rüzgar, pazı!"

-Heyt be! Reva Tyson." Tuna'nın sataşmasına bir kahkaha patlatırken, Eva onu izliyordu.

Şaka gibi. Bu dünya güzeli kız, ablasıydı. Ne kadar güçlüydü, tüm acılarına rağmen dimdik ve neşeli...

Ona imrenmeden edemedi. Hem karakterine, hem de o anda Rüzgarla gülüşmesine... Kıskanmaya hakkı olmadığının farkındaydı, ama elinde değildi.

Çatalıyla önündeki böreği tırtıklamaya devam etti. Gözleri onlara bakarken kırpmadığı için dolmuştu ve portakal suyuna bakarak dikkatini dağıtmaya çalışıyordu.

Kahvaltıda Tuna birkaç kez ona sataşırken gülümsemeyi ihmal etmedi. Ama neşesi hiç yoktu aslında, Damla'nın iki günlüğüne İstanbul'daki akrabasını kıramamasından dolayı onların yanında kalacağını duyduğunda biraz üzüldüğünü inkar edemezdi. Bu tatile onunla birlikte gitmek isterdi. Ama Adenlerle de arası iyi olduğuna göre, o kadar da arkadaşsız sayılmazdı ki.

Acar, kahvaltı sonlarına doğru Reva'yı yanına çağırıp, Eva'ya eğer önündeki böreği yemezse hiçbir yere gitmeyeceklerini söylediğinde Rüzgar'ın bakışları üzerine çevrilmişti.

Bunu biliyordu çünkü ikisinin gözleri buluşmuştu.

Onun sarhoş olduğu hali aklına gelirken, içten içe gülümseyerek kızı izlemeye başladı genç. O cesaret şimdi neredeydi? Esamesi okunmuyordu.

Kahveler ona bölük börçük de olsa hatırladığı geceyi anımsatırken, yeşillerini kaçırarak böreğini ısırdı Eva. Ama hayır, Rüzgar hala bakıyordu. Böyle zamanlarda onun ilgisini çekmenin mi yoksa çekmemenin mi daha iyi olduğunu bilemiyordu. Her hücresi gerilmişti.

Börek ve meyve suyu birkaç dakikada biterken, herkes son bir kez hazırlanan eşyaları kontrol ettiğinden, çiçeklere bakmak için yerinden kalktı sarışın.

Çünkü Rüzgar onunla konuşmayıp görmezden gelme işine geri dönmüştü ve Tutku da sırt çantasını hazırlamak için Tunayla gidince yalnız kalmıştı. Çiçeklerle vakit geçirip, yalnızlığını öldürebilirdi.

Arka bahçeye giden taş yolda sessizce ilerledi. Bu eve geldiği ilk günü daha dünmüş gibi hatırlıyordu, Rüzgar'ı gördüğü zaman, ailedekilerle tanıştığı an...

Parmaklarını Elvin'in beyaz gülleri üzerinde gezdirirken, yapraklarını nazikçe yavaş yavaş okşadı. Burnunu çiçeğe yaklaştırıp derin bir şekilde koklarken gözleri kısa süreliğine kapanmıştı. Kıkırdadı yeşillerini çiçeğe dikerken.

-Çok güzelsin..." işaret parmağıyla gülün üstünü tüy gibi dolaştı. "Çok temiz..." Mümkünmüş gibi iyice yaklaşırken güneşin parlattığı sedef beyaz yaprağı gözlerini kısarak incelemeye başladı.

-Böyle birini tanıdım." Duyduğu sesle parmağı dikene batarken hızla elini çekti Çiçek. Kanı bir boncuk gibi derisinin üstünde baloncuk olurken, yanına geldi Rüzgar. "Ama onun da dikeni vardı."

Bileği onun eline hapsolurken, yeşillerini onun elinden çekip gözlerine kaldırdı kız. Genç adam parmağının üzerindeki kanı, bileğinde aksesuar olarak taktığı bandajla silerken, o, seyrek kirpiklerini kırpıştırdı.

-Gülü...Sevmeye engel değil ama. Değil mi?" Parmağındaki kanın gittiğine ve artık akmadığına emin olurken, kızın eline kumaşın uyguladığı baskıyı azaltıp gözlerini ona çevirdi Rüzgar da.

-Gül eski gülse, neden engel olsun?" Bu cümle Eva'yı istemsizce gülümsetirken ona doğru bir adım attı, ama delikanlı kendini geri çekti. "Çiçek, yapma."

-Neyi yapma? Rüzgar... Ne yapıyorum ki?" Bunu o kadar saf bir şekilde sormuştu ki, üzerindeki etkisinden hiç haberi olmadığı ortadaydı. Bıraktığı insan değildi artık, olamazdı. Tüm yaşadıklarını sineye çekemezdi de. Ne kendisi ne de sarışın. Başını çiçeklere doğru çevirip yeşillerden kaçarken, bir cesaretle elini tuttu Çiçek. "İstiyorum. Yaptığım her neyse, yapmak istiyorum. Çünkü..." kahverengi hareler kendisinden kaçamasın diye diğer elini onun koluna koydu. "Sensiz olmaz Rüzgar."

Sözlerine inanmamak, dünya üzerindeki kurulu bütün cümleleri yok saymak olurdu sanki. O kadar içten söylenmişti, ama söylenenler ve tüm o yaşananlar... Öyle zıtlaşıyordu ki bir noktada, ikisini ayrı düşüren bütün acılardan nefret ederken, bu kadar aciz kalmalarından ayrı nefret ediyordu Rüzgar.

-Bensiz olmaz öyle mi? Emin misin Çiçek? Çünkü son konuştuğumuzda öyle değildi." O konuşmayı onun kadar iyi hatırlıyordu kız. Ama o zamanki psikolojisini anlatmak mümkün değildi.

-O zaman kendimi toparlayacak..." gözlerine yaşlar doluşunca konuşmaktan vazgeçti, anlatamayacaktı ve elini çekti Rüzgar'ın elinden.

Bunun getirdiği boşluk hissiyle baş etmeye çalıştı delikanlı.

-Özür dilerim. Sen haklıydın. Belki de buraya hiç gelmemeliydim." Başını son anda çevirdi ama sol gözünden akan yaşı görmüştü genç adam. İstemsizce titreyen ufak elini yüzünü silmek için kaldırdı, ama buna engel oldu Rüzgar.

Bileğini yavaşça indirip, kendi avucunu onun yüzüne yasladı ve başparmağıyla yaşın süzüldüğü yanağı nazikçe sildi.

-İyi ki geldin." Dedi yeşillerin kendisine umutla bakmasına sebep olurken. Belki gurursuz davranarak kendi öz saygısını kaybetmesine sebep oluyordu ama karşısındaki insanı, onu, üzmek, ağlatmak canını daha çok yakacaktı. O bir damla yaş bile, kalbine düşen bir ateş gibiydi. "Sensiz de olmazdı."

Derin bir iç çekerek bir adım geriledi ve başka hiçbir şey söylemeden arka bahçeden ayrıldı.

Onu bir hayalet gibi neden takip ettiğini bile bilmiyordu.

Ama Çiçek, Türkiye'ye döndüğünden beri her anında onun yanında olmak, onun neler yaptığını merak etmek gibi eylemlerde bulunan bir dürtü var olmuştu içinde. Ona haksızlık edemiyor, yaşadıklarını tahmin bile edemezken bunlara sebep olandan nefret edebiliyordu sadece.

Kızı arkasında bir tebessümle bırakırken, ona olan hiçbir şeyin, içinde eksilmediğinin farkındaydı Rüzgar.

Eline iğne battığında bile içinin acıdığı sarışını, kalbinden çıkaramamıştı.

Haklıydı. Onsuz olmazdı.

•••🌹

Bölüm Sonu. 😘😘😘

MUTLU YILLAAAAR! Yeni yıl başta SAĞLIK, olmak üzere aşk, başarı, dostluk, sevgi gibi tüm güzellikleri getirsin. Bu yıldan daha güzel, daha şeker bir yıl geçirmeniz dileğiyle!

*Gelecek bölüm tanıtım. Heyecan var mı? Neler düşünüyorsunuz?

*Eva, Rüzgar'ın ikinci yaşamına (James yüzüne) ne tepki verecek?

*Revayla Eva'nın arası iyileşecek mi? (Rüzgar hakkında konuşacakları bir bölüm olacak... hemde 1 bölüm sonra.) Reva kardeş olduklarını ne zaman öğrenecek?

*Tatilde neler yaşanacak?

*Rüzgar'ın Eva zaafı ne zaman üzüntüsüne baskın gelecek?

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın, unutmadaaan,

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

UÇSUZ BUCAKSIZ

35.Bölüm: "Sensiz olmaz."

3.GÖZ

Rüzgar, sıkıntıyla saçlarını karıştırırken, ne yapacağını bulmaya çalışıyordu. Hızlı düşünen ve ondan daha hızlı da uygulayan bir insandı ama söz konusu Eva olunca bu devrelerini kapatmasına neden oluyordu. Kapının neden kilitli olduğunu emindi ki bu uyuklayan cadı biliyordu ama onu uyandırmak da istemedi.

Camdan atlama seçeneğini ciddi ciddi düşünmeye başlarken, duyduğu mırıltılarla başını yataktaki kıza çevirdi.

-Rüz...Rüzgar..." ismini sayıklıyor gibiydi ve hızla yanına yürüdü, kız güzel bir rüya görüyor olacak ki gülümsedi. "Yaaa..." Onu uyandırmak şimdi gözüne daha da bencilce görünüyordu ama siktiğimin anahtarı neredeydi? Düşünmeden edemedi. Onun sıçrayarak uyanmaması için, eliyle sarı saçlara yavaşça dokundu.

-Çiçek..." yeşiller ona kısık kısık bakarken, oldukça kısık bir sesle sordu. Böylece uykusu tam olarak bölünmezdi ve kendisi de çıkabilirdi. "Anahtar nerede?" Soruyu anlamayan kız seyrek sarı kaşlarını çatarken, gözlerini yumup, başını yastığa sürttü.

-Ne...ne..anahtarı ya..." arkasını ona dönüp Rüzgar kokulu yastığa sarılarak uyumaya deva etmeye çalışsa da, omzuna dokundu ve kulağına yaklaştı genç adam.

Kokusu... O kadar hoştu ki, burnunu boynuna yaslayıp, ona sıkıca sarılarak uyumamak adına sarfettiği çaba, yıkılmaz iradesi, olağanüstüydü.

-Eva, kapıdaki anahtarı ne yaptın?" Yeşilleri önündeki komodinle buluşan kız, vücudunu çevirmeden başını döndürdü Rüzgar'a. Yüzünde yaramaz bir gülümseme vardı, eliyle gelmesi için işaret yaparken yaklaştı ona delikanlı.

-Sakladım..." diye fısıldadı yaramaz bir çocuk gibi. Derin bir nefes alan genç, onun bu oyununa ortak olurcasına fısıltıyla karşılık verdi.

-Nereye?" sanki çok komik bir şey söylemiş gibi kıkırdamaya başladı Çiçek. Parmağını kendi göğsüne batırarak gülmeye devam ettiğinde, kaşları çatıldı Rüzgar'ın. Sarhoş kafayla kalbinin anahtarını mı gösteriyordu yoksa daha da kötüsü anahtarı yutmuş muydu? "Eva...Yerini söyler misin?" Başını yastıktan biraz kaldırırken, kulağına yaklaştı sarışın.

-Sütyenime koydum." Tekrar vücudunu yatağın üzerine tamamen bıraktığında, kalakalmıştı delikanlı. Çünkü gülümsemesiyle birlikte uyumuştu. Evet, harika! Evden gitmek zorundaydı, gitmeme ihtimali yoktu. Ama nasıl çıkacaktı? Bir an kendisi almayı bile düşündü ama bu kulağa hiç doğru gelmiyordu. "Alsanaa..." uyumadığını anladığı kız oyuncu yeşilleriyle ona gülümserken, bu görev daha da zor bir hale gelmişti.

-Madem uyandın, sen verirsen daha iyi olur." Dedi kıza arkasını dönerek, öyle ya sarhoşken kızı soyup üstünü arayacak hali yoktu. Üstelik iç çamaşırını!

-Of...Çok sıkıcısın." Bunu söyledikten sonra onun yatakta oturur pozisyona geldiğini hissetti, başının üstüne koyulan tişört yüzünden aşağı sarkarken, gerçekten hayret ediyordu. Resmen üstündeki tişörtü çıkarıp, onun kafasına koymuştu. "İhihihihhiih..." gülmesinin sonu gelmediğinde sabırla bekledi genç adam ama çok az zamanı kalmıştı. Saatine bakarken kızın sustuğunu fark etti ama hala bir şey söylememişti.

-Çiçek?" Cevap vermedi sarışın, onu sütyenli görme fikri pek iyi gibi gelmediğinden şansını bir kez daha denedi Rüzgar. "Çiçek? Sana söylüyorum?" Karşılığında bir mırıldanma alırken arkasını döndü ve yatağa yeniden uzanmış kızla karşılaştı.

Pembe bir dantelin arkasındaki göğüslere odaklanmak yerine köşeden ucundaki demiri gördüğü anahtara bakmaya çalıştı Rüzgar. İzleri asla görmüyordu, beyni ona dair olan her çiziği ve kusuru görmezden gelirken, teni ay ışığının altında bir şelale kadar duru görünüyordu. Anahtar her nefes alışında hareket edip sütyenin biraz dışına kayarken, parmağıyla tek bir hamlede alabileceğini fark etti genç adam.

Ama ona uyurken dokunmak da, bir sapıklık ve saygısızlık gibi geldiğinden büyük bir ikilemde kaldı. Kızı uyandırmak için üzerine eğildiği esnada ne ara açıldığını anlamadığı kapıdan Alp göründü.

-LAN?!! Napıyosun, çekil oradan!" Rüzgar'a kükreyerek Eva'nın üstüne, kızın demin iteklediği örtüyü örterken, gözlerini devirerek geri çekildi delikanlı. Beraberinde Tuna da odaya girmiş otuz iki diş sırıtarak sataşmıştı üçüzüne.

-Oo yanlış zamanda mı geldik?" Rüzgar ve Alp, ölümcül bakışlarını ona yolladığında yalandan öksürerek boğazını temizledi. "Ben yedek anahtarı verip ortalığı karıştırdığıma göre gidebilirim."

Gerçekten de cümlenin devamında odayı terk ederken, Rüzgar ister istemez kızın üstünü örten gencin omzuna dokundu.

-Alp, yanlış anladın." O anki görüntüyü yanlış anladığını elbette fark etti sarı, ama geri adım atmak yerine bambaşka bir yerden yaklaşmaya karar verdi konuya.

-Burada uyusun. Sabah almaya gelirim, sen benimle gel." Daha demin sesini yükselten o değilmiş gibi uyuyan kızın saçlarını okşadı ve uykusuna devam ettiğini fark edince yataktan uzaklaştı.

Kısa bir an saatine bakarken, on dakika kadar gecikeceğine dair Alaz'a mesaj yolladığı sırada Alp'in peşinden yürüyordu. Odadan çıkıp, kapıyı yavaşça kapattığında telefonunu da cebine attı.

-Bir sorun mu var?" Dedi gencin yüzüne bakarken, Alp de tıpkı onun gibi bazı şeyleri saklamasını çok iyi bilen bir tipti. Bu yüzden birbirilerinin duygularını çözemeseler de sıkıntılarını yüzlerinden okuyabiliyorlardı.

-Eva." Diyerek durumu özetledi ensesini ovalayan Kıvanç tek kelimeyle. "Rüzgar, o yanlış bir şey yapmadı. Sana söylediklerini biliyorum." Kızın ağlayarak anlattığı şeyleri elbette kelimesi kelimesine hatırlıyordu, ama bunun detayını aşık olduğu adama verecek değildi.

-Yanlış bir şey yaptı demedim." Kollarını göğsünde kavuşturan genç adamın kendince haklı sebepleri vardı, Allah biliyordu eğer bir gün aşık olursa ve o kız ona bu lafları söylerse yutamazdı Alp.

Ama önce can sonra canan diye bir laf vardı ve şuan onun için önemli olan kişi, en az Rüzgar kadar yaralı olan Evaydı.

-Bak Rüzgar, ben bugüne kadar sen ve Tuna'ya özendim. Bir kız kardeşiniz var diye. Şimdi..." işaret parmağıyla kapalı kapıyı gösterdi odadaki sarışını hatırlatmak istercesine. "benim de bir kız kardeşim var. Üzüntünü anlıyorum, ama sakın onun üzülmediğini sanma. O çok güçlü bir kız, zor da olsa toparlandı ve... Onun canını yakarsan, seni asla affetmem."

-Yakmam." Son derece dürüst olsa da, sarışının üzerindeki etkisinden belli ki haberdar değildi. Yoksa onu görmezden gelmesinin bile nasıl can yaktığını bilirdi. "Benim yaptığım hiçbir şey yok."

-O da üzüldü Rüzgar. Bunu unutma, tamam?" Eliyle gencin omzunu sıvazlayıp odaya, Eva'yı bir kez daha kontrol etmek için girdiğinde telefonuna gelen mesaja baktı Rüzgar.

Çakıl: Something happened. right?" (Bir şey oldu. Doğru mu?) Alaz'dan kimliğini gizlese de, arkadaşlıklarında ona karşı dürüst olmuştu genç adam.

Gerçek ismini söylemekten çekinmeyen Alaz'a aynı karşılığı vermeyip sahte isimle gizemini korusa da, onun karmaşık yapısına rağmen iyi bir dost olduğunu inkar edemezdi Rüzgar. Onu yakında ringde yenecekse de, bundan ilk baştaki kadar keyif almayacaktı. Çünkü onu sevmeye başlamıştı.

James: She is back." (O, döndü.) mesajı yolladığı anda, ekranı kapatmasına bile izin vermeyen maviş, gönderdiği mesajla onu gülümsetti.

Alaz: Don't fuck with me bro." (Benimle uğraşma kardeşim.) sonra jeton yeni düşmüş olacak ki, salise farklarla geldi ekrana yeni mesajlar.

Alaz: Wait. (Bekle.)

Alaz: Are u serious???!? (Sen ciddi misin?)

Alaz: Come fast and tell me!! You...bastard. (Hemen buraya gel ve bana anlat. Seni piç!)

James: ;)

Gerçekten maçtan on dakika önce odasına girdiğinde onu heyecanla bekleyen Alaz, genci görür görmez ellerini ovuşturdu.

Kendisi de bir sarışına tutulmuştu, hatta o Amerika'ya gidecek diye de pes etmeyecekti ama bunu anlatmak için önce Rüzgar'ın ona olanları anlatmasını bekledi.

Tek bildiği kızın onu bırakıp gittiğiydi. Bu ağırdı. Terk edilmek.

Biliyordu.

Ama en sevdiği içkiyi onun şerefine açıp, aşkta gururun çok sikik bir şey olduğunu söylerken ona hak vermeden edemedi Rüzgar.

Yalnız onun konuşmasında aklına takılan tek bir şey vardı. "Bir şey olmuyorsa, olana kadar zorlamak lazım. Böyle kazanırsın."

Bu tarz bir şey söylemişti Alaz.

Rüzgar, bunun bahsettiği sarışınla ilgisi olmamasını umut etti. Çünkü eğer aşk adlı hissi takıntıysa, işleri zorladığı bir an olursa Alaz'ın karşısında durmaktan çekinmezdi.

Çekinmeyecekti de. Özellikle o kız Eceyse.

•••

Kahvaltıda bir araya gelen tüm ailenin sesi, bahçeyi dolduruyordu. Reva, elindeki kızarmış ekmekleri masaya koyarken Tuna'nın alacağını fark ederek hızla geri çekti ve kızdı.

-Dokunma ya! Benle Tutku'ya kızarttım!" Elalar ona yalandan üzgün üzgün bakınca oflayarak koydu ekmek sepetini. "Aman iyi be. Al zıkkımlan." Rüzgar, ikisinin atışmasına dudak kıvırırken bir ekmeği de kendine aldı. "Ama suyunu çıkarmayın..." ortadan ikiye bölerek Reva'ya uzatırken, kıkırdadı kız. "Heh şimdi oldu."

Herkes kahvaltısına çoktan başlamış, yeni yeni barışan Edizle Aden cilveleşirken, Eva'nın ikisine baktığını hissetti Reva. Gözleri kızla denk gelmedi çünkü sarışın hemen kaçırıyordu yeşillerini.

Rüzgarla bilinçli olarak gülüşüp onu kıskandırmaya çalışmıyordu kesinlikle. Sadece içinden geleni yapıyordu, Eva'nın öyle çekingen bakmasına da vicdanının hiç sızlamaması lazımdı!

Çünkü ağrına gitmişti Reva'nın.

Bir anlığına ailesi zannettiği insanın kapı önünde yaptığı konuşmayı hala hatırlıyordu. Ve Eva'nın dönüşünü en son o öğrenmişti.

Ona ulaşmaya çalıştığı için bile kendini aptal gibi hissediyordu. Kendisini ne ilgilendirirdi ki? Herkesin acısı kendineydi.

-Çağıl'ı pataklamışsın." Dedi Rüzgar, çayından bir yudum almadan evvel. "Mesajı o mu yollamış?"

Reva'nın telefonundan kendisine gelen "Keşke bana biraz dokunabilecek kadar şerefsiz olsaydın." Mesajını kastediyordu.

O gece, tecavüze uğradığı gecenin tarihinde yani, içip dağıtan kızın yanındayken barın arkasında, geç saatlere kadar kaldığı zamanlarda uyuduğu odasına taşımıştı onu. Ağlarken saçlarını okşamış, uyuyana kadar yanında kalmıştı.

Ama o mesaj kendisini üzmüştü. Atanın Reva olmadığı anlaşılmıştı neyse ki! Çünkü kız, sürtüştüğü garson kızı bir güzel pataklamıştı. Kim oluyordu da Rüzgarla aralarına nifak tohumu sokacaktı?

-Evet. Allah'ın salağı. Öğrenemeyecektim sanki sana benden mesaj attığını." Sinirli sinirli bunu söyleyip salamını keserken, dudağını kıvırdı Rüzgar. Elini kızın sırtına koyarken kulağına doğru eğildi.

-Daha iyisin değil mi?" Önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkti Reva, o da insandı bazen akıyordu işte o tuzlu lanet damlalar... Hele de o geceyi, her yıl, o günde fark ettiğinde...

-Tabii iyiyim, ne sandın. Bak şuna..." kolunu sıkıp, girdiği her dövüşün hakkını veren kasını gözler önüne serdi. Bu hareket Rüzgar'ı sesli güldürmüştü. "Bak bak, dokun." Bıçaklı eliyle işaret ettiğinde, onun kolunu nazikçe sıktı delikanlı. "Gördün mü? Pazı bunlar Devran Rüzgar, pazı!"

-Heyt be! Reva Tyson." Tuna'nın sataşmasına bir kahkaha patlatırken, Eva onu izliyordu.

Şaka gibi. Bu dünya güzeli kız, ablasıydı. Ne kadar güçlüydü, tüm acılarına rağmen dimdik ve neşeli...

Ona imrenmeden edemedi. Hem karakterine, hem de o anda Rüzgarla gülüşmesine... Kıskanmaya hakkı olmadığının farkındaydı, ama elinde değildi.

Çatalıyla önündeki böreği tırtıklamaya devam etti. Gözleri onlara bakarken kırpmadığı için dolmuştu ve portakal suyuna bakarak dikkatini dağıtmaya çalışıyordu.

Kahvaltıda Tuna birkaç kez ona sataşırken gülümsemeyi ihmal etmedi. Ama neşesi hiç yoktu aslında, Damla'nın iki günlüğüne İstanbul'daki akrabasını kıramamasından dolayı onların yanında kalacağını duyduğunda biraz üzüldüğünü inkar edemezdi. Bu tatile onunla birlikte gitmek isterdi. Ama Adenlerle de arası iyi olduğuna göre, o kadar da arkadaşsız sayılmazdı ki.

Acar, kahvaltı sonlarına doğru Reva'yı yanına çağırıp, Eva'ya eğer önündeki böreği yemezse hiçbir yere gitmeyeceklerini söylediğinde Rüzgar'ın bakışları üzerine çevrilmişti.

Bunu biliyordu çünkü ikisinin gözleri buluşmuştu.

Onun sarhoş olduğu hali aklına gelirken, içten içe gülümseyerek kızı izlemeye başladı genç. O cesaret şimdi neredeydi? Esamesi okunmuyordu.

Kahveler ona bölük börçük de olsa hatırladığı geceyi anımsatırken, yeşillerini kaçırarak böreğini ısırdı Eva. Ama hayır, Rüzgar hala bakıyordu. Böyle zamanlarda onun ilgisini çekmenin mi yoksa çekmemenin mi daha iyi olduğunu bilemiyordu. Her hücresi gerilmişti.

Börek ve meyve suyu birkaç dakikada biterken, herkes son bir kez hazırlanan eşyaları kontrol ettiğinden, çiçeklere bakmak için yerinden kalktı sarışın.

Çünkü Rüzgar onunla konuşmayıp görmezden gelme işine geri dönmüştü ve Tutku da sırt çantasını hazırlamak için Tunayla gidince yalnız kalmıştı. Çiçeklerle vakit geçirip, yalnızlığını öldürebilirdi.

Arka bahçeye giden taş yolda sessizce ilerledi. Bu eve geldiği ilk günü daha dünmüş gibi hatırlıyordu, Rüzgar'ı gördüğü zaman, ailedekilerle tanıştığı an...

Parmaklarını Elvin'in beyaz gülleri üzerinde gezdirirken, yapraklarını nazikçe yavaş yavaş okşadı. Burnunu çiçeğe yaklaştırıp derin bir şekilde koklarken gözleri kısa süreliğine kapanmıştı. Kıkırdadı yeşillerini çiçeğe dikerken.

-Çok güzelsin..." işaret parmağıyla gülün üstünü tüy gibi dolaştı. "Çok temiz..." Mümkünmüş gibi iyice yaklaşırken güneşin parlattığı sedef beyaz yaprağı gözlerini kısarak incelemeye başladı.

-Böyle birini tanıdım." Duyduğu sesle parmağı dikene batarken hızla elini çekti Çiçek. Kanı bir boncuk gibi derisinin üstünde baloncuk olurken, yanına geldi Rüzgar. "Ama onun da dikeni vardı."

Bileği onun eline hapsolurken, yeşillerini onun elinden çekip gözlerine kaldırdı kız. Genç adam parmağının üzerindeki kanı, bileğinde aksesuar olarak taktığı bandajla silerken, o, seyrek kirpiklerini kırpıştırdı.

-Gülü...Sevmeye engel değil ama. Değil mi?" Parmağındaki kanın gittiğine ve artık akmadığına emin olurken, kızın eline kumaşın uyguladığı baskıyı azaltıp gözlerini ona çevirdi Rüzgar da.

-Gül eski gülse, neden engel olsun?" Bu cümle Eva'yı istemsizce gülümsetirken ona doğru bir adım attı, ama delikanlı kendini geri çekti. "Çiçek, yapma."

-Neyi yapma? Rüzgar... Ne yapıyorum ki?" Bunu o kadar saf bir şekilde sormuştu ki, üzerindeki etkisinden hiç haberi olmadığı ortadaydı. Bıraktığı insan değildi artık, olamazdı. Tüm yaşadıklarını sineye çekemezdi de. Ne kendisi ne de sarışın. Başını çiçeklere doğru çevirip yeşillerden kaçarken, bir cesaretle elini tuttu Çiçek. "İstiyorum. Yaptığım her neyse, yapmak istiyorum. Çünkü..." kahverengi hareler kendisinden kaçamasın diye diğer elini onun koluna koydu. "Sensiz olmaz Rüzgar."

Sözlerine inanmamak, dünya üzerindeki kurulu bütün cümleleri yok saymak olurdu sanki. O kadar içten söylenmişti, ama söylenenler ve tüm o yaşananlar... Öyle zıtlaşıyordu ki bir noktada, ikisini ayrı düşüren bütün acılardan nefret ederken, bu kadar aciz kalmalarından ayrı nefret ediyordu Rüzgar.

-Bensiz olmaz öyle mi? Emin misin Çiçek? Çünkü son konuştuğumuzda öyle değildi." O konuşmayı onun kadar iyi hatırlıyordu kız. Ama o zamanki psikolojisini anlatmak mümkün değildi.

-O zaman kendimi toparlayacak..." gözlerine yaşlar doluşunca konuşmaktan vazgeçti, anlatamayacaktı ve elini çekti Rüzgar'ın elinden.

Bunun getirdiği boşluk hissiyle baş etmeye çalıştı delikanlı.

-Özür dilerim. Sen haklıydın. Belki de buraya hiç gelmemeliydim." Başını son anda çevirdi ama sol gözünden akan yaşı görmüştü genç adam. İstemsizce titreyen ufak elini yüzünü silmek için kaldırdı, ama buna engel oldu Rüzgar.

Bileğini yavaşça indirip, kendi avucunu onun yüzüne yasladı ve başparmağıyla yaşın süzüldüğü yanağı nazikçe sildi.

-İyi ki geldin." Dedi yeşillerin kendisine umutla bakmasına sebep olurken. Belki gurursuz davranarak kendi öz saygısını kaybetmesine sebep oluyordu ama karşısındaki insanı, onu, üzmek, ağlatmak canını daha çok yakacaktı. O bir damla yaş bile, kalbine düşen bir ateş gibiydi. "Sensiz de olmazdı."

Derin bir iç çekerek bir adım geriledi ve başka hiçbir şey söylemeden arka bahçeden ayrıldı.

Onu bir hayalet gibi neden takip ettiğini bile bilmiyordu.

Ama Çiçek, Türkiye'ye döndüğünden beri her anında onun yanında olmak, onun neler yaptığını merak etmek gibi eylemlerde bulunan bir dürtü var olmuştu içinde. Ona haksızlık edemiyor, yaşadıklarını tahmin bile edemezken bunlara sebep olandan nefret edebiliyordu sadece.

Kızı arkasında bir tebessümle bırakırken, ona olan hiçbir şeyin, içinde eksilmediğinin farkındaydı Rüzgar.

Eline iğne battığında bile içinin acıdığı sarışını, kalbinden çıkaramamıştı.

Haklıydı. Onsuz olmazdı.

•••🌹

Bölüm Sonu. 😘😘😘

MUTLU YILLAAAAR! Yeni yıl başta SAĞLIK, olmak üzere aşk, başarı, dostluk, sevgi gibi tüm güzellikleri getirsin. Bu yıldan daha güzel, daha şeker bir yıl geçirmeniz dileğiyle!

*Gelecek bölüm tanıtım. Heyecan var mı? Neler düşünüyorsunuz?

*Eva, Rüzgar'ın ikinci yaşamına (James yüzüne) ne tepki verecek?

*Revayla Eva'nın arası iyileşecek mi? (Rüzgar hakkında konuşacakları bir bölüm olacak... hemde 1 bölüm sonra.) Reva kardeş olduklarını ne zaman öğrenecek?

*Tatilde neler yaşanacak?

*Rüzgar'ın Eva zaafı ne zaman üzüntüsüne baskın gelecek?

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın, unutmadaaan,

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.