İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 15 · 14 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 15

14

14.BÖLÜM: "Reva" (Flashback)

3.GÖZ (Rüzgar, 12 yaşında.)

-Bırak..." alnından birkaç damla ter daha süzülürken, parmakları arasındaki çarşafı sıktı Reva. "Bırak...Bırakın beni..." kapının önünde duran Rüzgar'ın eli havada kaldı. "Bırak...Git...DOKUNMA!!" Kızın inlemeleri çığlık boyutuna ulaşırken, kapıyı çalmadan içeri girdi. Yatakta kıvranan kızın başına gidip, elini tuttuğunda Reva da gözlerini açmıştı. Dehşetle açılan yeşil gözleri odağını bulmak için saf saf gezindi hızla.

-Reva...Sakin ol, buradayım." Dedi Rüzgar derin bir nefes çekmeden hemen önce. Çim yeşili gözler, önce odanın tavanında gezindi sonra da Rüzgar'a kaydı. İlk başta o şaşkınlık silindi, sonra yerini çok büyük bir acı ve hüzün kapladı.

2 haftadır.

Yaklaşık 2 haftadır bu yalıda kalıyordu. Tecavüze uğradığı gün, annesinin de intihar ettiğini öğrenmişti.

Dediklerine göre iş adamlarından birinin silahını belinden çekip, barın ortasında beynini patlatacak bir kurşunu kafasına saplamıştı. Arkasında bıraktığı kızı düşünmeden...

Acı. Gözlerini her kapattığında, sanki zihninde sürekli vizyona giren bir film gibiydi. Sonu hep acıklı biten, üzücü bir film.

-Günaydın." Tek kaşını kaldırarak kendisini inceleyerek konuşan Rüzgar'ın bakışlarından rahatsız olarak yutkundu ve yerinde doğruldu. Boğazındaki kuruluğu gidermek için tekrar yutkunurken kendine su uzatan eldeki bardağı kabul etti. "Kahvaltını yine odanda mı yiyeceksin?" Pek kimseyle konuşmuyordu.

Birkaç kez inmişti salona ama onda da çılgınlar gibi çığlık atan ve gülen Adenle karşılaşınca vazgeçmişti. Herkesin neşesi, doğru olmadığı halde, gözüne fazla geliyordu. Sanki kendisi bir daha hayatı boyu mutlu olamayacakmış gibiydi ve insanlar gülümsedikçe, kendinden çalınan tebessümler onlara pay edilmiş gibi hissediyordu.

-Sanırım..." kapı bu sefer tıklatıldığında, elini Rüzgar'ın elinden çekti, içindeki suyu içtiği bardağı komodine koydu ve kapıdan içeri kafasını sokan Elvin'e döndü.

-Reva, güzelim, hava çok güzel. Hadi aşağı in, beraber kahvaltı yapalım." Kadının bakışları o kadar sıcaktı ki, ona olumsuz bir cevap vermeye içi elvermedi Reva'nın.

-Tamam Elvin abla." Yataktan kalkarken Rüzgar da çömeldiği yerden kalkmış, sessizce odadan çıkmıştı. Reva, banyoda yine aynaya bakmadan giyindikten sonra, yüzünü yıkayıp kuruladı.

Odaya geçtiğinde, hala Elvin'in orada olduğunu görünce bir an duraksasa da sessizliğini korumuştu.

-Saçlarını örmemi ister misin?" Bunu da reddetmedi, çünkü o sofrada yabani ve insanları mutsuz eden bir kız olarak oturmak istemiyordu. Varlığı hep rahatsız ediciydi zaten.

Her zaman öyle olmuştu. Büyük bir fazlalıktı.

-Çok güzel saçların var. Sanki kimsenin tutturamadığı o boya tonu gibi, sapsarı." Aynaya arkasını dönerek oturmuştu. Saçlarını okşayarak, toplayan kadın çok garibine gitti. Ama sevmiyordu artık saçlarını, hiçbir telini sevmiyordu.

İğreniyordu. Nefret ediyor, hepsini parmaklarıyla koparmak istiyordu.

-Boyatacağım." Dedi aniden verdiği kararı sesli söyleyerek. "Siyaha." Elvin, yüzünün asılmaması için ekstra bir çaba sarfetti.

16 yaşındaki bir kızın, bu zamana kadar ellemediği sapsarı saçlarını, aniden siyaha boyattıran kadere surat asmamak çok zor olmuştu.

-Neden güzelim? Çok yakışıyor sana." Diye boş bir çaba sarfetti, belki vazgeçer ümidiyle. Saçını örmeyi bitirdiğinde makyaj masası üzerindeki tokayla topladı ve kızın önüne geçti.

-Hiçbir şeyimi sevmiyorum, kendime yakıştırmıyorum." Fısıltıyla devam etti cümlesine sanki biri dinliyormuş gibi. "Sanki her yerimde onların parmakları var. Saçımda, gözlerimde, ellerimde..." bunu söylerken saçının ucunu tutmuş ve ellerini ilk defa görmüş gibi incelemişti. "Nefret ediyorum. Her şeyimden...Saçlarımı siyaha boyatacağım, belki lens takarım..."

-Reva..."

-Belki bronzlaşırım. O zaman tenim değişebilir belki..."

-Reva!" Biraz yüksek sesle ismini söyleyen kadına döndü sanki transtan çıkmış gibi.

-Değişmez mi? Hep böyle mi gider?" Elvin, kendisine sarıldığında, birkaç saniye karşılık veremeden boş boş bakındı.

Bazen hayatının sıkıcı ve annesinin sevgisi olmadan ne kadar boğucu olduğunu düşünürdü. Kendini yapayalnız hisseder, bu dünyada hiçbir yaşayacağı kalmamış zannederdi.

Oysa bu üzüntü öyle binmişti ki omuzlarına, yeni fark ediyordu kurduğunu bilmediği hayallerini.

Birini çok sevebilirdi, çok güvenebilirdi, belki hiç yanında olmayan babasına güvenmediği kadar... Sonra, birinin elini tutabilirdi, çalışıp kazanarak mesleği olabilecekti ve bir gün hayatta gerçekten sevildiğine inanabilecekti.

Sanki şimdi tüm hayallerine kara bir leke sürülmüştü. İnsanlar, ne zaman birinin hayallerini parçalayacak, hayatını karartacak kadar zalim olmuştu?

Dünya ne zaman anlık zevkler uğruna, kız çocuklarının harcandığı bir cehennem haline gelmişti?

-Değişir Reva. Her şey değişir, bir anda, gülümsersin ve hayatın değişir. Lütfen kendini bırakma. Bu gözler sende oldukça, sen her zorluğu göğüslersin kızım." Ellerini yavaşça kadının sırtına götürüp gözlerini kapatarak sarılmasına karşılık verdi.

-Umarım."

•

Aden'in zorla kıza nutella sürdüğü ekmeği yedirdikten sonra biten bir kahvaltının ardından, Reva, merdivenlerin uzandığı üst kattaki odanın kapısına baktı.

Çıkmakla çıkmamak arasında kararsız kalırken, duyduğu adım sesleriyle kolonun arkasına sığındı nefes nefese. Böyle casus gibi durmak ona yakışmıyordu ama sebepsizce Rüzgar'ın yanına çıkarken yakalanmaktan utanmıştı.

-Bence dediğim mantıklı." Diyen Acar'ın sesini hemen tanıdı. İki haftadır eve giren tüm psikologlar kendisi için çağrılmıştı, ama yanlış anlamamıştı çünkü kendisiyle görüşme yapanlar evdeki her çocukla da görüşme yapıyordu.

Hatta yüzünde yemyeşil maskeyle, ilk gün çığlık atmasına sebep olan psikolog Badeyle kaç kere konuştuğunu unutmuştu Reva. Çok deli bir kadındı ve bazen enerjisinden ürkmüyor değildi.

O biraz daha sakin insanlara alışıktı. Elvin, Rüzgar, Savaş, Tutku gibi...

-Ama kızı şimdi göndermek mantıklı mı? Biraz zaman geçmesi gerekmez mi?" Savaş'ın bahsettiği kızın kendisi olduğu hissi çöreklendi içine. Haklıydı da hislerinde.

-Sen ne istiyordun ağabey? Bekleyelim kızı Çocuk Esirgeme Kurumu'na götürsünler, daha toparlanamadan kendini bambaşka bir ortamda bulsun öyle mi? Onun koruyucu ailesi olmamız çok mantıklı." Derin ve sıkıntılı bir nefes verdiğini duydu adamın. "Hem bak, Amerika'da bu tedavi de ağır depresyon ve çok ağır bir olay yaşayan insanlarda başarılı bulunan bir tedavi. Acısı tamamen geçmez, ama eğer acısını artık acısız bir durum haline getirme imkanı sağlayabiliyorsak, neden sağlamayalım?" Kaşları havalandı istemsizce.

Sahiden, acısı acısız hale gelebilir miydi? Canı yanmayabilir miydi?

-Bunu onunla konuşmalıyız Acar. Reva, bunları kabullenecek mi bilemeyiz. Hem İstanbul'da kalması daha iyi olmaz mı? Bizim yanımızda, güvende, aile ortamında..." kafası allak bullak olmuştu. Ama eğer beynini sürekli işgal eden bu acıları ortadan kaldırmasa bile, hissizleştirecek bir tedavi varsa onu istiyordu.

Bir an beyninden Rüzgar'ın acı çekmediği geçti. Keşke ona da şifa bulabilselerdi böyle. Acar ona bile bulmuştu bir yol, ama kendi oğluna tıp da ailesi de çözümsüzdü işte. Zaten dünyada 70-80 kişide ya da 11 ailede bu hastalığın olduğunu öğrenmişti odasına koyulan bilgisayarda yaptığı araştırmadan Reva. Bu nasıl bir şanstı, bilemiyordu.

-Annesinin borç taktığı adamlar onu bizim yarattığımız bir boşlukta öldürsün diye mi bekleyeceğiz? Saçmalama Savaş! Ama elbette konuşacağız Revayla. Kadının ölü bedenini bile ellerinden zor aldık, kız annesinin ölüsüne de bakamadı zaten, mezar bile yapmazdı biz almasak Allah bilir o herifler! Neyse ki şuan hiçbiri nefes almıyor. Nasıl bir kadını öyle değersiz kılarlar aklım almıyor..." kulaklarını kapatıp, gözlerinden akan yaşlarla öylece bekledi. Birkaç dakika sonra kulaklarını açtığında, Acar da Savaş da gitmişlerdi.

Açıklama yaparken sesi buz gibiydi Acar'ın ama Reva biliyordu ki, hayatında ilk defa onun iyiliğini isteyen birileri vardı. Bu yüzden istese de kızamazdı.

Adımları kendinden bağımsız bir şekilde Rüzgar'ın atölyesine çıkan merdivenlere yöneldi. Kapıyı çaldığında, bir karşılık alamayınca vazgeçecek olsa da çok kısık bir sesle birkaç saniye sonra istediği cevabı aldı.

-Gel." Yavaşça çevirdiği kapı koluyla beraber araladığı kapıdan başını soktu usulca.

-Gireyim mi?" Önündeki tuvali biraz daha kendine çekerek, ahşap kısma bacağını sabitledi Rüzgar. Kısa bir bakış atmıştı kıza.

-Tabii." İçeri girip kapıyı kapadığında, gözü örtülü tuvallere kaydı. Bir süre sessiz kaldı ikisi de. Onunlayken, sanki bir yaşıtıyla berabermiş ve normalmiş gibi hissediyordu Reva.

Kendisine kızabilecek insanları düşünüyordu bazen. İçinden de onlara dönüp şöyle demek istiyordu,

"Hayatınızda biri size ilk defa değer verip korusa, sizinle ailesini paylaşsa ona karşı hisler beslemekten kendinizi alıkoyar mıydınız?

Bir gün, Rüzgar Devran, siz çok çaresizken çıkıp gelseydi eğer, sizden küçük ya da büyük, aşık olmamanız mümkün müydü?"

-Görmeyi çok isteyen vardır eminim." Dedi tuvalleri kastederek. Rüzgar'ın yanına bilerek ilerlememişti çünkü varlığıyla onu rahatsız etmek, çizim yaparken germek istemiyordu.

-Evet." Omuz silkti çocuk, cümlesinin sonunda biten mavi boyanın yenisi için ayağa kalkarken. "Ama ben paylaşmayı sevmiyorum."

-Haklısın. Ben de güzel çizsem, kimselere göstermezdim." Rüzgar'dan çok az da olsa kısa olduğunu fark etti. Kendisi 1.73 tü ama ondan 4 yaş küçük olmasına rağmen Rüzgar 1.75 falan olmalıydı.

Büyük ihtimalle yaşıtlarında en uzun çocuk, dedi içinden.

-Çizim yapıyor musun?" yöneltilen soruya kafasını sallayarak cevap verdi kız. Kendi hakkında konuşmayı seven biri değildi. İlgi odağı olmaktan çok çekinirdi, soru sorulduğunda gülünç bir cevap vermemek için genelde sessiz kalır ya da baş hareketiyle yanıtlardı. "O zaman güzel çiziyorsundur."

-Sanmıyorum. Baksana, bir oda dolusu tablon var. Bence sen daha güzel çiziyorsundur, ben senin kadar becerikli değilim." Uzun bir cümle kurmuştu duyduğu hayranlıkla kirpiklerini kırpıştırırken, sonra Rüzgar'ın gözleri kendi üzerinde gezinince eliyle yüzüne düşen saçı kulak ardına itti.

Onun yanındayken, yanlış bir şey söylerim korkusu yaşamıyordu.

-Kendini asla aşağı görme." Dedi çocuk, istediği koyu mavi tonu tutturmak için birkaç boyayı palete döküp karıştırırken. "Ben kızların kendini küçük görmesine alışık olmayan bir ortamda büyüdüm." Cümlesinin sonunda dudağını kıvırmış, hemen dudak kenarında duran, çizgiyi andıran gamzesini belli etmişti. Reva'nın şaşırdığını hissediyordu.

-Öyle mi?" Kızın sesinden de öyle olduğunu anladı. "Ben de kadınların genelde dizini kırıp oturduğu, kocasından dayak yese de itiraf edecek gücü kendinde asla bulamadığı bir ortamda büyüdüm. Kendimi becerikli görmem çok zor." Yanına çektiği tabureye eliyle vurdu Rüzgar.

-Gel. Bakalım o zaman, ne kadar beceriksizsin(!) görelim." Reva çekinerek birkaç adımı attı ve tabureye oturdu. "Ben senden daha becerikli değilim. İmkanlarım var. Bir oda dolusu fırçam, tuvallerim, dünyada çok az insanın sahip olabileceği çizim kalemlerim ve geniş hayal gücüne sahip olmamı sağlayan değişik bir hafızam. Şimdi bir şeyler çiz ve boya." Eline tutuşturulan 4-5 farklı incelikte uçlara sahip kalemle öylece kalakaldı kız.

-Ama ne hakkında çalıştığını bilmiyorum ki? Eğer kafama göre bir şey çizersem, mahvedebilirim. Ne çizeceğimi söylemen daha iyi olur. En azından benim için."

Tecrübesiz, dedi Rüzgar içinden, ama asla beceriksiz değil.

-Ben bu tabloda sürrealist çalıştım. Şuan tehlikeler içinde dans etmeye odaklı bir şey çizmeye çalışıyorum. Sence tehlike ne? Bir gün yaşadığı için her şeyi yapabilecek bir kelebek mi, yoksa aç olduğu için herkesi yiyebilecek bir aslan mı? Ya da tüm bunları tek bir zalimliğiyle yok edecek insanlar mı? Sana göre tehlikenin ne olduğuna bağlı. Ancak ne çizeceğini de sen bilebilirsin. Aceleci davranma." Rüzgar'ın tutturduğu mavilerden oluşturduğu gökyüzüne gülümseyerek baktı. Henüz yaldızsız, alacalı mavi bir örtü gibiydi.

Ve kesinlikle en tehlikelisi insandı.

Bir süre kararsızca beklerken, belli belirsiz hatlar çizmeye başladı. Dans eden bir kıza, ulaşmaya çalışan birkaç el ve insan hayaletleri. Çizimi gerçekten iyiydi, ellerini sağ dizine yaslayıp kendine doğru çeken Rüzgar kızı izlerken bunu düşünüyordu.

Yarım saate yakın sessizliğini koruyarak öylece, kızın çizdiklerini ve ara ara sildiklerini seyretti. Bir tuvali kolay kolay harcamazdı ve Reva bunu bilseydi, kendini şanslı hissederdi.

Zaten öyle hissediyordu, sadece kısa bir an da olsa, o an şanslı olduğunu düşünmüştü kız.

-Gerçekten iyisin. Birkaç ayda benden daha iyi olacağına eminim. Neler çiziyorsun? Portre denedin mi?"

-Hayır. Sadece basit şeyler. Çizgi film karakterleri ya da kendi ürettiğim değişik tiplemeler."

-Sahi mi? Bu yaratıcı. Benim koleksiyonum için bir tanesini bağışlayıp, çizmelisin." Gülümsemek isterdi bu söze Reva.

"Galiba çizecek vakti bulamayacağım, çünkü sanırım gidiyorum Rüzgar." Dememek için kendini zor tuttu.

Elindeki kalemleri küçük, alçak masaya bırakırken, cesaret edemediği bir soruyu sormak istedi.

-Hastalığın..."Rüzgar'ın kasıldığını o anda hissedebiliyordu. "Hastalığın seni çok üzüyor değil mi? Hiç konuşmadın ama anlayabiliyorum. Acılar yeterince yakarken, onları hep en taze halleriyle hatırlamak..." boğazı düğümlenirken, gözleri doldu. "Çok kötü olmalı."

-Bizimkiler çok erken fark etti Reva." Diyerek başladı. Birkaç saniye bu cevapla sessiz kaldı kız. Yeşilleri çekinerek, Rüzgar'ın kahvelerine bakmaya çalışırken, kızın eline fırça tutuşturdu çocuk. "Biraz boyamaya başla, öyle anlatacağım."

-İstediğim renge mi? Her renk olabilir mi?" Yerdeki kasa içindeki boyaları gösterdi eliyle Rüzgar.

-İstediğin renge." Elini rastgele bir şişeye attı ve çektiği şişenin sarı renkte olduğunu gördü kız. Balerin çizimine benzettiği kızın, elbisesini sarı yapmaya karar verdi.

Saçlarını değil,

saçlarını asla sarı yapmayacaktı.

Çünkü o insan hayaletleri, ona ulaşamayacaktı. O sarı saçlara dokunmamalılardı.

-Bacağımı kırdığımda bunu fark etmemişim. Ama şişlik ve ayakta duramamam yüzünden ortaya çıkmış. Bu acıyı hissetmemişim. Sadece 2 yaşındaymışım." Derin bir nefes alırken, gözlerini yumup taburesini ayağını yere sürterek geriye itti ve kafasını, yaklaştığı pencere camına yasladı. "Doğuştan acıya karşı duyarsızım. 6 yaşımda, şömine yanında dururken oyuncağım düşünce kolumu ateşe daldırdım. Ama hissetmedim. 5 yaşına kadar, istemsizce parmaklarımı yerdim. Tehlikede olduğumda hissetmiyorum. Soğuk-sıcak fark etmiyorum, acıyı algılamıyorum, ama vücudumun alamadığı tüm acıları zihnimin saklaması çok acımasızca. Değil mi? Normalde benim gibi olan 60-70 kişiden bazılarında, zeka geriliği var ama bende bu görülmemiş. Açtığım bir sitede benim gibi olan 3-4 kişiyle konuştum ve ikisi öldü." Nefesi kesildi Reva'nın. Ağladığını belli etmeden sessiz sessiz boyamaya devam etti elbisenin kenarlarındaki boyayı daha hoş görünmesi için yüzük parmağıyla dağıtırken. Rüzgar ise, durmadı.

-Reva, söylesene, sen o geceyi detaylı da olmasa, acıyı çeken olduğun için hatırlarken acı çekmen seni şanssız mı yapar?" Tuvalde sürtünen parmağı duraksadı kızın. "Yoksa o gecenin her detayını hatırladığım için beni senden daha şanssız mı yapar? Sence acı çekebildiğin için şanslı mısın? Yoksa ben hissetmediğim için şanslı mıyım? Sen istediğin zaman ağlayabiliyorsun, sana her an bir şey olur ve sen farketmeden ölürsün diye peşinde sürekli birileri yok diye şanssız mısın? Yoksa ben ağlayamadığım için ve ölme tehlikemin dahi farkında olamadığım için şanslı mıyım?"

-Çok üzgünüm." Bakışlarını kendine çeviren kızın yanaklarından süzülen yaşları gördü. Belki çok ileri gitmişti, ama elinde değildi.

-Sadece..." dudaklarını yalayıp, kafasını sağa sola salladı çocuk. "Boya Reva. Boya." Titreyen elleriyle kızın tekrar tuvale dönmesini seyretti.

Anlatıyordu, çünkü kızın hayatta en ağırlarının da olduğunu görmesini ve kendisine acımasını çok istiyordu Rüzgar. Reva, kendisini görerek acısın, haline şükredecek kadar güç kazansın istiyordu. Ona acımalıydı ki, artık hayatında insanlara acımayacak kadar gamsız olmasındı. Merhametsiz kalmasındı.

-Tuna çok kaygısızdır. Fark etmişsindir." Ailedeki kimse ona kolay kolay temasta bulunmadığı halde, yanağından makas alan neşeli çocuk aklına geldi Reva'nın. Acar, kafasına patlatınca neyse ki bir daha öyle bir yakınlık kurmamıştı. Kafasını salladı onaylarcasına, anlatmaya devam etmesi için. "O bile beni takip ediyor bazen biliyor musun? Bir gün bilmeden ölüme yürürüm diye. Çünkü bu hastalığa sahip olanlar, bunu uzun zaman fark edemediği için genç yaşta ölebilirmiş."

-Ben...Ben çok üzgünüm. Keşke bir tedavisi olabilse." Elini yavaşça kızın sırtına koydu. Reva, sırtında hissettiği parmaklarla havada kalan elindeki fırçayı sıktı.

-Unutma Reva, senin acıların eskimeye müsait. Eskiyecek de. Benim somut bir acım yok, ama aynı zamanda soyut olanların hepsi taptaze." Taburesini kızın yanına sürükledi. İşte şimdi yan yana oturuyorlardı. Kendine bir fırça seçti ve boyasının kapağını açarak yeni bir palete döktü. "Sen çok güçlü bir kızsın. Ne olursa olsun, bunu unutma tamam mı?"

-Sanırım gideceğim." Konudan alakasız pat diye söylemişti bunu. Gözleri yaşlı, solundaki Rüzgar'a döndü. "Babanlar konuşurken gizli gizli dinledim ve duydum. Bir tedavi görüp, güvende kalabilecekmişim."

-İstiyorsun." Bunu bir tespit gibi söylemişti kızın yeşillerindeki düşünceleri okuyarak.

-Evet. Çok. Peki gitmeden önce..." sepetten bu sefer kapağı siyah şişeyi çekip Rüzgar'ın eline tutuşturdu. "Saçlarımı siyaha boyar mısın?"

-Ben daha önce hiç kimsenin saçını boyamadım." Omuz silkti Reva, önemli olmadığını gösterircesine. "Ama sana sarının yakıştığını düşünüyorum."

-Artık sarı olmalarına katlanamıyorum." Bu ağır bir kabullenişti.

-Anlaştık. Saçlarını boyayacağım." Geldiğinden beri ilk defa gülümsedi Reva. Gözleri buna rağmen, yeniden dolmuştu.

-Sevindim. Çünkü onları boyarken, benim adıma, senden daha çok acı çekebilecek birini tanımıyorum."

Beraber sessizce resim yaptılar. Öyle ki akşam yemeğini bile atölyede yemişler, hatta Rüzgar önceden boyadığı bir resmi Reva'ya göstermişti bile.

Uyurken, hastalığı yüzünden, dilini ısırıp koparmaması için bir dönem taktığı ağızlığın, sanki boynuna sarılmış gibi çizildiği bir portreydi kıza gösterdiği. Tek kelimelik basit bir ad taşıyordu

"(B)AĞIZLIK"

Ve o gittiğinde, yine başaramasa da, en çok Rüzgar ağlamak istemişti.

Reva'nın artık koruyucu ailesiydiler. Ama kız gidiyordu, iyi olmak için, iyileşmek adına uzaklaşıyordu.

Oysa Rüzgar, kızın devretmek istediği tüm acıları yüklenmiş, orada, kalkan uçağın ardından öylece bakmıştı işte.

Her gün hatırlamış,

hatırlıyor,

hatırlayacaktı da.

Sormayacaktı kimse belki "Neden Reva değil de Eva'yı sevdin?" Diye, ama utansa da zihninin bir köşesinde cevaplardan ilkini bulacaktı Rüzgar.

"Hayatımın en kötü gecesi, Revayla tanıştığım gün olduğu için."

Hastalığını kabullendiği, herkesi tanımak dışında, kimseyi duvarlarından içeri kolay kolay kabul etmediği bir anda da Eva'yı görecekti böylelikle.

İlk görüşte aşka ya da ilk görüşte oluşan hiçbir hisse inanmaz, bu hisleri aşk değil önyargı diye adlandırırdı. Ama öyle gitmeyecekti işler.

Eva, onun hayata karşı en büyük önyargısını kıracaktı. Çünkü onu ilk gördüğü anda, kalbinin yanarak deli bir yüreğe dönüştüğünü hissedebiliyordu.

Hissedebiliyordu.

Bundan büyük bir nimet yoktu.

Parmakları arasında atan nabzın yavaşladığını hissetti içten içe. Bileğine tutunan ellerin yavaşça baskısının azaldığını... Erkeğin kayan, zalim gözlerini ve bir anda ellerine binen hem gerçek hem mecazi ağırlığı...

Halil Vurgun, parmak uçlarına son nabzını bırakırken, öylece baktı. Babasının, amcasının bu rutubetli odaya girdiğini hissetti ama dönmedi onlara.

"Haklısın Reva. İnsanlar, en kötüsü." Dedi içinden adama son kez bakarken.

Artık bir katildi.

Belki Eva'nın acılarının sebebi olan bu herifin katiliydi. Belki de ilk katil olduğu zaman, Reva'nın gidişine seyirci kalıp kızın acılarını kendisi üstlenerek, kendisini katlettiği zamandı.

Bilmiyordu. Bir önemi yoktu.

Çünkü o an, ilk defa hayatında bir acıyı, yüreğinde hissetmemişti.

Bu şerefsiz adamın, katili olmanın acısını.

Herkes reva gördüğünü, gün geliyor kendisi için buluyordu.

Reva, güzel ismin yanında özel bir kelimeydi. Hele de bu hikayede Rüzgar'a reva olanlar, olacaklar düşünülürse...

İlk reva olan, geç kalmışlık; ikinci reva olan, katil olmak olmuştu.

Hikaye böyle bitmiyor, böyle başlıyordu.

🌹

Bölüm SONU. Hatam varsa belirtiniiiz. Neler düşünüyorsunuz?

Özlemişim Rüzgar'ı yazmayı. Geçmişi anlatan bir bölümü, şimdiyi yazarak bitirdim.

Rüzgar?

Eva?

Reva?

Neden Reva'ya aşık olmadığının bir sebebini yazdım, belki anlamış hak vermişsinizdir. Umarım sevdiniz bölümü. Tatilim bitmedi ama ben Rüzgar'ı yazmayı bitirince atayım dedim. :)

Bu arada ben, İstanbul'da yaşıyorum. Bu sene 4 kere İzmir'e gelince, orada yaşadığımı sanan İzmirli olduğumu düşünen olmuş ama anne, baba, doğma büyüme, İstanbulluyum.

İnstagram; tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın, aşkla kalın. Bana mutlaka mutlaka yazın.

Unutmadaaaan,

Sevin, sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.