3.GÖZ
13.BÖLÜM: "Eva Çiçek: Kayıp Güzel"
Sahne-1: "Geçmişimiz"
Genç kız, sevinçten delirmek üzere olduğunu hissediyordu. Mahkeme kararı, Eva'nın ailesinin Petek ve Sarp Aksoy olmasına karar vermişti. Ve Sarp'ın ısrarı üzerine genç kız artık Eva Çiçek Aksoydu.
Mahkemenin üzerinden üç gün geçmişti ve bu süreçte yeni eve alışmaya çalışmış, Petek'in kendisine bahçeden verdiği özel bölüme istediği gibi ekilen güllerin büyümesine sevinmişti Eva. Şimdi güllerini sularken, ellerinde eldivenle çiçekleriyle ilgilenen kıza seslendi kadın.
-ÇİÇEEEEKKK! LİMONATA İÇER MİSİN HAYATIIM?!" Kafasını Petek'e çevirdi genç kız.
-OLUR MAMİ!!!!" Telefonla konuşan Kıvanç Alp, Çiçek'e el salladı ve kızdan da aynı karşılığı aldıktan sonra, bahçede dolanarak konuşmaya devam etti. Elindeki sulama kabını kenara koyarken eliyle nazikçe henüz tamamen açmamış küçük boy bitkilerin yeşil kabuğunu okşadı kız.
-Çok seviyorum sizi, hemen açın olur mu?" Petek, çiçeklerin söylenenleri duyabildiğini söylemişti ve onları kendince bu şekilde motive ediyordu genç kız. Kaba eğileceği sırada önüne düşen bir gölgeyle kaşları çatıldı ve kafasını hafifçe yukarı kaldırdı.
Üvey babasıydı.
Çığlık atmak için ağzını açtığı esnada, burnuna kapatılan bez yüzünden konuşamadı, nefes alamadı ve bilinci yavaşça kapandı. Elindeki limonata bardağıyla gelen kadın, evinin önünden hareket eden araba sesiyle bahçedeki boşluğa kaşları çatılı baktı.
-ALP!! Eva yukarı mı çıktı?" Dedi bahçede telefonla konuşan oğluna bağırarak. Genç adam, telefonu birkaç saniye göğsüne kapatırken kafasını sağa sola salladı.
-Hayır anne, geçmedi buradan..." elini kalbine koyan kadın hızla eve girdi. Elindeki bardağın içindeki limonatanın yarısı, titreyen eli yüzünden dökülmüştü. Kalbi hızla çarparken, kızın odasına girdi.
-ÇİÇEEEEK! ÇİÇEK ORADA MISIN?" Cevap alamadı.
Yoktu.
Bunu fark ettiği an, elindeki bardak düştü ve gözleri karardı.
-Petek!" Kolunu tutan kocası bir yerine cam batmasın diye kadını belinden kavrarken, eliyle Sarp'a tutundu kadın. Gökyüzü gibi masmavi gözleri, buğulanmıştı.
-Sarp...Kızımızı kaçırdılar..."
O sırada bir arabanın içinde, saçına dokunan pis ellerden habersiz uyuyordu Çiçek. Uzun bir yolun yarısında tam havaalanına geldikleri sırada sıçrayarak uyandığında bileklerini oynatmaya çalıştı ve bağlı olduğunu fark etti. Karşı koltuğunda oturan Halil ve Cevdet Ağayla yerinde korkuyla sıçrarken, adam onun gözlerinin güzelliğini, vücudunu inceliyordu.
-Bırakın beni! Bırak!" Onu zaptetmek isteyen Halil'e tekmeyi geçirince, üvey babasının yanındaki yaşlı adam kahkaha attı.
-Asi çiçeek..." dedi değişik şivesiyle. Yaşı altmışlardaydı belki de. İğrenerek yüzünü buruşturdu genç kız, ona elinin tersiyle dokunmak isteyen adamdan kaçarak. Onun,Halil'in kendisini sattığı ağa olduğunu hatırlamıştı.
-İğrençsin! Dedem yaşındasın be şerefsiz!!!" Yüzüne uzun zamandan sonra ilk defa tokat yediğinde, sızım sızım sızlayan yanağına patlak dudağı eşlik etti. Saçları yüzünü kapatırken, üvey babasının sesini duydu.
-Senin çok götünü kaldırmışlar! Ama herkes ait olduğu yere!"
Ne kadar temiz başlangıçlar yaparsak yapalım, bazen geçmişimiz buna izin vermiyordu.
En azından o an bunu çok iyi öğrenmişti Çiçek.
•••
Sahne-2: "Kaybetme Korkusu"
Delikanlı, annelerinin Tutku'ya yaptırdığı cam tavanlı yatak odasında uzanmış, yıldızlara bakıyordu. Ne zaman canı sıkılsa bu odaya girmesine ses etmezdi kız kardeşi. Ailenin her bireyine odasının kapısı açıktı. Günlüklerini okuyan babası hariç!
Birkaç gün önce mahkeme kararıyla Eva Çiçek, Petek teyzelerine taşınmıştı. Odasını bile döşemişler, tam anlamıyla yerleşmişti Peteklere. Rüzgar o gidince kendini biraz kötü hissettiyse de Eva'nın mutlu olacağını ve ondan ayrı kalamayacağını biliyordu.
Derin bir nefes aldı.Asıl canını sıkan şey, Eva'nın üvey babasının yaptığı imaydı.
-Ona ben vermesem bile, zarar verecek insanlar var..." demişti sarı dişlerini ortaya çıkaran bir gülüşü cümlesinin sonunda bahşederken. Rüzgar, bu cümleden sonra adama hamle yapmıştı ama onu engelleyen amcası Savaş ve avukatlar olmuştu.
Savaş, Rüzgar'a bunu adama kat kat ödeteceğinin ve Eva'yı koruyacağının garantisini vermişti. Rüzgar, Savaş amcasına her konuda sonsuz güvenirdi. Amcası yapamayacağı bir şeyin garantisini asla vermez, kimseyi boş yere umutlandırmazdı.
Şimdi burada oturmuş şeref yoksunu üvey baba Halil Vurgun'un dediğini düşünüyordu. Çiçeğine kimsenin zarar vermesine izin vermezdi. Derin bir nefes aldığı sırada odanın kapısı tıklatıldı.
-Gel..." dedi yıldızları bile ürkütmeyecek kadar yumuşak bir ses tonuyla. Kapıda görünen annesinin güzel yüzü, kaygıya bulanmıştı. Rüzgar, kaşlarını çatarak yerinde doğruldu.
-Anne?" Soru sorar gibi konuşmasına karşılık Elvin bir anda söyleme kararı aldı söyleyeceği şeyi.
-Rüzgar... Eva kaçırılmış." Rüzgar'ın ayaklanıp annesinin yanına gitmesi saniyeler almıştı.
-Ne? Ne zaman olmuş bu?"
-3 ya da 4 saat önce. Ama merak etme. Babanlar, takibe aldılar. Arabayla kaçırmışlar,büyük ihtimalle Mardin'e gidiyorlar, Kemal amcanlar da takipte. Biz de uçakla gideceğiz. Seni almaya geldim." Rüzgar kafasını sallayıp hızla odadan çıkan annesinin arkasından gitti.
Bahar sıcağını katlayacak bir sıcak bastı vücudunu. Derin derin soluklandı ve annesiyle merdivenleri hızla indi. Evden çıktı.
Tuna,Aden ve Tutku da demir kapının önünde bekliyordu. Cuma günüydü ve yarın Eva'yı bir şeyler içmeye götürecekti. Şimdi nereden çıkmıştı bu kaçırma olayı? Hayat, biz planlar yaparken kıs kıs gülüyordu sahiden.
Rüzgar öfkenin kanında kaynadığını vücudunda beliren kaybetme korkusuyla hissederken tek dileği, Mardin'de bu öfkeyi dindirecek kadar soğuk bir havanın olmasıydı. Ve ne yazık ki yoktu,
bu durumda sakinleşmesi de olanaksızdı.
•••
Sahne-3: "Bir Tokatın Bedeli"
Uçakta geçmek bilmeyen zaman Rüzgar'ın sinirlerini iyice hoplatmıştı. Normalde çok sakin ve soğukkanlı bir insandı. Ama şuan o hislerden eser yoktu.
Gergindi. Fazlasıyla.
Allah'tan annesi hızlı davranmıştı da babası, amcası ve Kemal amcasının arabayla vardığı sürede yetişmişlerdi son dakika buldukları biletleri alarak, uçakla Mardin'e. Özel uçağı ayarlayacak vakitleri dahi yoktu.
Gün ağarmaya başlamıştı. Rüzgar'ın sıkıntılı halini gören Tutku, Eva'yı satın alan adam Cevdet Ağa'nın köşküne doğru yola çıktıkları arabada arka koltukta otururken, ağabeyinin omzuna dokundu.
-Ağabey merak etme. Bir şey olmayacak." Rüzgar, kardeşi Tutku'ya çevirdi bakışlarını. Tutku'nun hisleri çok kuvvetliydi ve Rüzgar'a kalırsa bu onun iyi kalpli olmasındandı. Kızın ne zaman resmini çizse hep gülümsediği halini çizerdi. İyi ve temiz yüreğini, gamzelerinde taşıyan bir kızdı çünkü.
-Olmayacak değil mi?" Tutku rahat bir tavırla sıktı Rüzgar'ın omzunu.
-Olmayacak. Güven bana. Mardin'i gezmiş olduk. Sevdim buraları." Gülümsediğinde Rüzgar da gülümsedi. İçine bir rahatlama gelmişti. Tutku, öyle diyorsa çok büyük ihtimalle bir şey olmayacaktı.
-Ben hiç sevmedim!" Dedi Aden elindeki telefonu havaya kaldırarak. "Ahh! İnternetim neden çekmiyor?" Elvin, göz devirdi Aden'e.
-Kafanı ekrandan kaldırıp olduğumuz yere bak abla. İki dakika kapatsana şu telefonu." Aden somurtarak telefonu çantasına attı.
Eva'yı seviyordu, kaçırılmasına da çok üzülmüştü ama sonsuz rahattı. Amcası ve babasının dahil olduğu bir sorunun çözülmemesi, kızın zarar görmesi onlar varken imkansızdı. Zaten bir sorun çıktığında kötü düşünmek yerine hep rahatmış gibi yapardı, böylece o mesele önemsizmiş gibi davranırdı.
15 yaşındayken bir partiye gitmek istemişti Aden. Ve bu partiye gitmezse ölecekmiş gibi davrandığı için Acar da izin vermişti.
Genç kız parti bittiğinde biraz hava almak adına bulundukları mekanın dışına çıkıp biraz nefeslenmişti. Aden'i gören birkaç adam kızın üzerine doğru yürüyüp, laf attığı sırada amcası gelmiş adamları öldüresiye dövmüştü. Sonrasında da öldürmüştü çok büyük ihtimalle. Neyse.
O gece Aden iki şeyi anlamıştı. Birincisi amcası ve babasının her koşulda sevdiklerini koruyup kolladığıydı. İkincisi de bir daha gece tek başına ailesinin güvenmediği insanlarla partiye gidemeyeceği. Birincisi Eva'nın da işine yarayacaktı bugün.
Sıkıntılı olan tek kişi Rüzgardı. Eva'ya kör kütük aşık olduğunun farkındaydı. İçindeki sıkıntının sebebi bundan geliyordu. Kızın zarar görmeyeceğine emindi, yine de sevgisi, içindeki koruma duygusunu dürtüklüyor; kendini, kendi içine sıkışmış hissettiriyordu. İlk defa, soğukkanlılığını bir anlığına kaybetmişti.
O erkeklerden korkmuyordu. O, erkeklerin Eva'ya yapabileceklerinden korkuyordu.
Sonunda büyük köşkün önüne geldiklerinde babasının, Kemal'in ve amcasının arabalarını gördü. Arabadan ilk Elvin ve Rüzgar çıkmıştı.
En son da Aden.
Hepsi köşkün kapısına ilerlediğinde Rüzgar yumruğuyla kapıya 5-6 kere vurdu. Kapı aralandığında 16-17 yaşlarında bir kız açtı kapıyı.
-Buyrun..." Elvin, gülümsedi genç kıza. Kalın kaşları, simsiyah uzun saçlarıyla pek kimsenin anlayamayacağı müthiş doğal bir güzelliğe sahipti.
-Güzelim, buraya gelen sarışın kızın ailesiyiz biz." Genç kız ne diyeceğini bilemedi. İçeri almalı mıydı bu insanları?
Daha demin iri yarı 3 adam kapıyı kıracak kadar çalıp, içeri girdiğinde genç kız onlara soru soracak, cevap alacak fırsatı bulamamıştı. Hele kapıyı çarparak içeri giren uzun boylu, kızgın bir ejderha gibi duran adamın:
-EVA'YI VERİN LAAAAANNNN!!!!!" Diyerek bağırması hala kulağında çınlıyordu. Kapının kenarına çekilip, açtı önlerini sessizce kafasını sallayarak. Elvin kıza gülümseyerek içeri girdiğinde Rüzgar da girmişti. Tuna kıza gülümseyip göz kırptı, yanından geçerken. Kız hemen kafasını aşağı indirdi.
Tutku parmak uçlarında zıplayarak ağabeyi Tuna'nın ensesine kuvvetiyle vurdu.
-Ah! N'apıyorsun kızım?" Sitemle kafasını ovuşturan ağabeyine ters ters baktı Tutku.
-Yoncayla kavga ettiniz biliyorum ama ibnelik yapmayalım, amacımızdan da sapmayalım lütfen..." Tutku'nun tripli tripli önden kafası dik ilerleyişine baktı Tuna.
Bu kızlar nasıl yetişiyordu böyle?
Kendisi bu gizli eğitimden neden haberdar değildi?
Geniş avluya yürüdüklerinde bakışlar onlara döndü. Sarp da buradaydı. Petek'i çocuklar ve Badelerle İstanbul'da bırakmak durumunda kalmıştı. Kadın Eva'ya bir şey olmasın diye çok panik yapmış, delicesine ağlayarak sinir krizi bile geçirmişti. Sarp karısının daha fazla yıpranmasına göz yumamazdı. Eva'yı, kızlarını, sapasağlam getireceğine söz vermişti. Getirecekti de.
Elvin, gözlerini yerde bağdaş kurmuş yaşlı adama çevirdi. Cevdet Ağa da avluya gelen minyon ve dünya güzeli kadını baştan aşağı inceledi. Tam da buralı kadınlar gibi simsiyah, pasparlak saçları vardı. Biçimli kaşlarını altında son derece sert bakan koyu kahve gözler, kalkık bir burun ve dolgun dudaklar.. Vücut hatlarına girmeye bile gerek yoktu.
-İstanbul avratları da ilik gibi maşallah.." dedi altın dişini göz önüne seren bir gülüş sergilerken.
Acar ayağa kalktı. Tabii onunla beraber 1.90 küsür boyundaki cinleri de.
-O DİŞLERİNİ ELİNE VERİRİM SENİN OROSPU ÇOCUĞUUU!!!" Cevdet ağanın yanındaki adamların belindeki silahlara davranmaları Elvin'in dikkatinden kaçmamıştı. İster istemez arkasındaki 4 çocuğuna baktı içten içe endişe duyarak.
-Burada Wifi var mı?" Aden'in sesiyle hepsi kısa bir an şaşırarak ona döndü. Kız utançla elini ağzına kapattı. "Ay sesli düşündüm, siz konuşun devam edin lütfen. Yokmuşum gibi."
-Size söylediğim gibi, tekrar da diyeyim..." dedi elindeki tespihi çevirirken adam. "Onu ben satın aldım. Çiçeğim, benimle ka-la-cah! O kadar!"
Rüzgar yumruğunu sıkıp öne adımladığı sırada Elvin arkasındaki oğluna eliyle engel oldu.
Savaş, ağayla arasındaki gümüş tepsiye yumruğunu vurdu.
-Çiçek seninle kalmayacah! O kızı öyle ya da böyle vereceksin! O KADAR!" Herkes Savaş'a bakakaldı. Savaş her kalıba girebilen biriydi. Konuşmasıyla şaşırtsa da yaşlı adam pis pis gülerek arkasındaki adamlara işaret ve orta parmağını birleştirerek işaret verdi. Adamlardan biri ıslık çaldığında avluya 10 tane daha adam ve Eva geldi.
Rüzgar Eva'ya doğru hızla koştuğu sırada, kızı tutan adamlardan biri silahını kaldırıp tetiği çekti. Rüzgar yine durmayacaktı ki Sarp amcası bağırdı:
-Rüzgar, dur!!" Komuta uymak zorunda kaldı ve ani duruşu toprakta drift havası estirip tozu duma katarken Eva'ya baktı çocuk.
Evasına...Aralarında 20 adım vardı. Kız, geleceğini biliyordu Rüzgar'ın. O'nu burada bırakmazdı.
Yavaşça gülümsedi ama Rüzgar Eva'nın dudağının kenarındaki kana o kadar odaklanmıştı ki, bu gülümsemeyi görmedi bile. Herkes Cevdet'in Eva'ya tokat attığını anlamıştı. Savaş da gecikmeden parmağını ağzına götürüp kuvvetli bir ıslık çaldı. Kapıdan içeriye giren 10 adama döndü bütün bakışlar.
Ellerinde, avludaki en iyi silahlara sahip olan iri adamlardan biri Savaş'a uzattı elindeki iki silahtan birini.
-Buyur ağabey." Savaş ayaklanıp etrafa göz gezdirdi. Boyu 2 metreyi biraz geçen adamına baktı.
-Etrafı sardınız mı?" Adam, Cevdet'in ayağa kalkmasını bile umursamadan büyük bir rahatlıkla sormuştu bu soruyu. Sanki güncel bir haber tartışırmış gibi rahattı.
-Sardık ağabey." Savaş kafasını sallayıp ağzı açık kalan Cevdet'e bir bakış attı.
-Şu puştun oğlunu ve ağabeyini de aldınız mı?" Cevdet, tesbihini parmak boğumları beyazlaşana kadar sıktı.
-Aldık ağabey."
-Harika!" Elindeki silahı Cevdet'e yöneltti.
-İstersem eğer seni de.." boştaki elini havada biraz salladı "bu küçük Farmville krallığını da 5 saniyede yok ederim. Anladın mı?" Cevdet ağzına gelen bütün küfürleri yutmak zorunda kalarak kafasını salladı.
Savaş, elindeki silahın namlusunu adamın şakağına vurdu iki kere.
-Bunu o kafana kendin sok. Uğraştırma beni prenses. Bizi iyi tanıdığına eminim." Yaşlı adam yutkundu. Televizyonlardan biliyordu ama hiç bildiği gibi çıkmamıştı. Karşısında şehrin kibarı hatta ödlek birini beklerken, bu adam da nereden çıkmıştı böyle? Sosyete denilen şey bu psikopatlarla mı doluydu? Bu adam psikopat ve gerçekten de ailesini 5 saniyede yok edebilecekmiş gibiydi...
Savaş yürüyerek Eva'nın yanına ilerledi. Silahı beline yerleştirmişti tabii. Genç kızın tebessümü kocaman bir gülümsemeye döndü. Umut dolu bir gülümsemeye... Savaş elini kızın yanağına dokundurarak gülümsedi. Kızın kollarını kavrayan iki adama ters bir bakış attığında iki adam da kızı anında bırakıp, silahlarını beline koydular.
Savaş kızı kolundan nazikçe tutup diğer eliyle kafasını okşayarak, Rüzgar'a baktı. Rüzgar hızla Eva'nın yanına gidip amcası bıraktığı an kıza sıkı sıkı sarıldığında Savaş çaktırmadan ikisine güldü.
Onlar için dünya durmuş gibiydi. Kendisi gibi herkes de bilmeliydi ki, sevdanın önünde hiç kimsenin durmaya gücü yetmezdi.
-Adamlarım hariç herkes arabaya." Dedi yavaşça. Elvin ve çocuklar, Eva'yı da almanın mutluluğuyla çıktığında Savaş Sarpla Acar'a baktı.
-Siz de..." Sarp kafasını sallayıp, bir an önce Eva'ya sarılmak için söyleneni yaparken Acar kaldı. Savaş tek kaşını kaldırıp kapıyı gösterdi kaş göz işaretiyle.
-Hadi aslanım." Acar omuz silkti.
Savaş sabır çekip tekrar kapıyı gösterdi.
Acar tekrar omuz silkti.
Savaş havaya bir el ateş attığında Acar ofladı.
-Hep en eğlenceli kısmında kesiyorsun ama..." Kardeşine baktı gülerek Savaş.
-Merak etme, en eğlenceli kısmı beraber yaşayacağız..." Acar'ın yine de çıkmayacağını elalarından anlayınca, bu durumu kabullenip Cevdet'in yanına ilerledi. Adamın suratına geldiğinden beri yapmak istediği gibi bir yumruk çaktı.
Bu herif baştan aşağı imha edilmeliydi.
3 karısı vardı. Hayatını mahvettiği, üç kadın. Onlardan olan, masumluktan uzak babasının kopyası bir oğlu ve kendisi gibi sapkın, küçük bir kız çocuğuna tecavüz eden bir erkek kardeşi vardı. Ailede kadınlar ve kız çocukları hariç hepsini öldürecekti Savaş.
Zaten cılız da bir şeydi. Gücü Eva'ya tokat atmaya yetmişti sadece demek ki. O el bir tek kadına kalkıyordu...
Boyu 1.70 civarında, beyaz saçlı, uzun sakallı bir adamdı. Şalvar tarzı bir pantolon giymiş, gümüş zincir takmış ve gömlekle yelek geçirmişti üstüne. Kafasında bir kasket ve elinde bir tespih vardı.
Savaş, arkasını dönüp kapıya ilerlerken arkasında hissettiği hareketlilikle hızla dönüp, belindeki silahı çıkararak Cevdet'i vurdu.
Yaşlı adam elindeki silahla bir süre havada kaldıktan sonra, eli göğsüne giderken yere düştü. Derin derin nefeslenirken Savaş tahmin ettiğinin bir kez daha doğru çıkmasının mutluluğunu yaşıyordu. Acarla göz göze geldiğinde, şaşırmadığı yeşillerinden belli oluyordu zaten.
Adamın kendisini arkasından vurmaya çalışacağına emindi. Başka türlüsünü götü yemezdi. O da bunu bildiği için adamı yüzüne baka baka vurmuştu. Henüz ölmeyecekti tabii.
Yaşlı adamın avluda yere düşen bedenine, adamları irkilerek baktı. Savaş dişlerini gösteren tehlikeli bir sırıtışla döndü adamlarına.
-Soyundan gelen herkesi öldürün." Emrin devamını Acar getirdi, bahçenin bir köşesinde gizliden olayları izleyen, onlara kapıyı açan kıza bakarak.
-Bütün miras karılarına, kız çocuklarına ve hizmetli aileye kalsın." Kapıdaki genç kızı sevmişti iki kardeş de. Güzel bir hayatı olmalıydı Rojda'nın. Cevdet, öyle seslenmişti kıza su getirmesi için bağırdığı esnada.
Bahçe kapısına ilerlerlerken ellerindeki taramalı tüfeklerle yolu üstündeki bütün adamları hiçbirine bakmadan, sadece yürüyerek öldürdüler Acarla. Adamlarının, kalanları indirmesi birkaç saniye sürmüştü. Kapıdan çıkıp kendi arabasına giderken tehlikeli bir şekilde gülümsedi Recep'e.
-Kadına atılan her tokada bin ölüm." Acarla, yumruk tokuşturdu.
-Çocuğa uzatılan her ele de, bir kıyım." Diye onu tamamladı Recep de. Ortalığı temizlemek için köşke girmesi gerekmişti. İki kardeş de arabasına bindi ve yanındaki arabayı çalıştıran Acarla gözgöze geldiğinde gülümsedi Savaş.
Camı açıp, ağabeyine baktı Acar.
-Ee şimdi n'apıyoruz?" Derin bir nefes aldı adam. Aslında Bade'yi acayip özlemişti ama aç açına, eli boş eve dönmek olmazdı.
-Kahvaltı yapalım, Mardin'i gezelim." Çocuklar sevinç çığlıkları atarken, Aden camı açtı.
-Amca ya neden? Aldık işte Evamızı İstanbul'a dönelim!" Savaş, yeğeninin isyankar hallerine güldü.
-Kapa camını cadı. Hızlı gideceğiz, son moda kıyafetlerin tozlanır." Aden asker selamı çakıp, hızla camı kapattığında herkes gülmüştü.
Beraber yola çıktıklarında yolun yarısında onun arabasına binen Tutku'nun arabanın üst camından çıkıp söylediği şarkıyla güldü Savaş.
-Mardin kapı şen olur lele lele le le le le canııım!!!" Acar'ın ve Sarp'ın arabasının camları da açıldı. Ve şarkıya hepsi eşlik etti.
Şarkı arasındaki çığlık Aden'e aitti.
-Ya kapatın şu camı!!! Toz toprak üstüme geliyor!!! Hooooppp kime diyorum acabaaaa?!!? Beyonce'nin yeni albümünü dinliyorum heeeeyyyyy!!!!!"
Aden hariç hepsi kahkaha atarken, Rüzgar Eva'ya döndü. Kızın saçlarını yüzünden ittirirken, kafasını göğsüne yasladı. Onu ait olduğu yer hep burası kalacaktı. Adı gibi çiçek kokusunu içine çekerken, sarı tellerin arasına soktuğu parmakları masaj yapar gibi hareket ettirmeye başladı.
Bu sahnenin arkasına "My All" şarkısı harika olurdu doğrusu ama o sıra grup başka bir şarkıya geçmeye başlamıştı bile.
-Bağa girdim bağ budaaaanmış. Bağa bülbül dadaaanmıııııış! On beş yaşında daaa Nazife de Hanııım, kimlere aldanmııış hop hop hoop!" Aden Lina da katılmıştı şarkı söylemeye.
Kahvaltı yerine vardıklarında onları orada Bade, Aras, Badem, Petek, Arda ve Alp bekliyordu tabii. Bu da işin sürpriz kısmıydı.
Belki hayatta her zaman işler istediğimiz gibi gitmez, biz mutlu olurken ayağımızı kaydırmaya çalışan insanlar bitmez olabilirdi. Ama kız çocuklarının kaderi hep aynı olmak zorunda değildi. Bir gün, birisi size atılan bir tokadın hesabını elbet sorardı.
***
Sahne-4: "İlk Öpücük"
-Rüzgar..." dedi kız yerinde sabit durmaya çalışırken. Geldiklerinden beri sadece çay içebilmiş, o dakikadan sonra bu atölyede öylece oturmuştu.
-Hı..." konsantre olan genç adam, yüzüne bile bakmadan çizime devam etti.
-Şey...Ben seni çok yoruyorum değil mi? Hayatım yani...Baksana üvey babam, Mardin...Ne kadar uğraştırdım seni bir günde..." Rüzgar paleti, taburenin üstüne koyup Eva'ya döndü. Keşke dönmeseydi. Şimdi konuşmak daha zordu genç kız için.
O gözleri o kadar güzeldi ki, saatlerce bakabilirdi genç adama. Hele bugün kendisine sarılışını ömrü boyunca unutmayacaktı. Koca göğsüne, nasıl da sığdırmıştı onu... Tabii sonrasında Sarp "benim kızım" diyerek kendi göğsüne çekmişti ama olsun.
Hep bunu hayal etmişti. Babası ve sevdiği adam tarafından paylaşılamamayı.
-Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz, demiş Bernard Shaw. Seninle yaşadığım zorluklar beni yormuyor bu yüzden."
-Peki yoruyor da beni üzmemek için mi söylemiyorsun, yoksa yormuyor çünkü zamanında çok daha kötülerini mi atlattın?" Gülümsedi Rüzgar paleti tekrar eline alırken. Onu bazen bir kelimesinin altındaki anlamla bile tanıyordu sarışın. Haklıydı, çok daha kötülerini atlatmıştı.
Neyse ki bu sefer gecikmemişti.
-Şu demek. Çok yorulduysan kafanı kütlet, biraz ara verelim, sonra devam ederiz." Konuyu değiştirdiğini anlayınca, yalandan şaşırmış gibi yaptı Eva.
-Ara mı vereceğiz aramızdaki ilişkiye?" Rüzgar, kısık sesli kahkahasını tutamadı.
-Hayır bebeğim, resme demek istedim. Ne içersin?" Bebeğim demişti. Kalbi ağzında atarken, eliyle oturduğu koltuğun derisini sıktı. Dili damağına saniyesinde yapışırken, bir şeyler içmenin iyi gelebileceğini düşündü.
-Fark etmez benim için, kendine ne alıyorsan." Rüzgar içecek soğuk bir şeyler koyarken, Eva yerinde birkaç dakika gerinip ayağa kalktı. Resme bakacaktı ki onun önüne geçerek engel oldu Rüzgar. Yaptığı eserler konusunda çok hassastı.
-Hayır, bitince bak." Çekinerek geri adım attı Eva.
-Şey peki..." elindeki bardaklardan birini kıza uzatıp, kolunun altına aldı Eva'yı Rüzgar. Pencerenin yanına gittiklerinde Eva, aklına takılan bir soruyu sormak istedi.
-Rüzgar, sen askere gideceksin değil mi?" Kolasından koca bir yudum alıp, kıza baktı Rüzgar.
-Evet. Neden ki?"
-Hiiç, bedelli yapar mısın diye merak ettim. Ve şey...Bizim mahallede bir Necla abla vardı. Sevdiği askere gitmişti. Mektup yazıyorlardı birbirilerine..." hatırladığı kızla elindeki içkiyi köşeye bıraktı Çiçek.
-Sonra?" gözleri dolarken kafasını eğip, bunu Rüzgar'dan gizledi.
-Şehit oldu da." Gülümsedi Rüzgar. Kızın çenesinden tutup, yüzüne uzun uzun baktı. Sanki o kaçırıldığı kısacık zamanda yıllar geçmiş gibi özlemişti yüzünü.
-Gitmemi istemezsin değil mi?"
-İstemem. Ama gideceğine eminim. Yolunu beklerim bu yüzden. Yıllarca da olsa beklerim." Yüzünü yakınlaştırırken, gözlerine baktı kızın.
-Nereden biliyorsun gideceğimi peki?"
-Sen kafana koyduğunu hep yaparsın." Aslında askere gidemeyebilirdi. Sağlık sorunları belki kendisine her zaman engel olduğu gibi hayallerine de engel olurdu ama bu ihtimali üzülmesin diye Eva'ya söylemedi.
Kızın yanağına dudaklarını değdirdiğinde kalbi tekrar dört nala koştu Eva'nın. Bu Rüzgar'ın ikinci öpüşüydü onu. İkisi de yanağından, masum bir öpücüktü.
-Ben zaten bir vatanım için ölürüm..." dudaklarını yavaşça kızın alnına değdirdi. "Bir de ailem için..Yüzün düşmesin ama hemen, sen de ailemdensin." Çiçek'i belinden kavrayıp, pencere pervazına oturttu ve aralarındaki boy farkını en aza indirgemiş oldu.
-Çok...Çok teşekkür ederim." Alnını alnına dayarken, sorma ihtiyacı hissetti Rüzgar.
-Ne için?"
-Beni hiç dile getirmesen de çok sevdiğin için. Hayatım boyunca senin beni sevdiğin kadar sevilmedim. Kendi tarafımdan bile." Gözünün altındaki yaşları başparmaklarıyla tek seferde sildi genç. Onun bir an için bile duygulanması, canını sıkıyordu. Eva'ya karşı hep belirli bir mesafede durmuştu.
Bunun sebebi sevgisizliği değil, korkusuydu. Kızın, hayatında olan erkeklerin ona hep farklı amaçlarla yanaştığı ortadaydı. Üvey de olsa babasından bile dayak ve cinsel taciz görerek büyüyen bir kıza, yaklaşılabilecek en mesafeli şekilde yaklaşıyordu.
Güven. Eva'ya bunu öğretmek istemişti uzak durduğu tüm zamanlarda.
Eğer aralarında tensel bir temas olacaksa, bunu önce kızın istediğinden emin olmalıydı. Ama soğukkanlılığını ilk kez yitirdiği bu günün gecesinde, gözlerini kızın yeşillerine dikerek fısıltıyla sordu.
-Bu kadar yoğun bir günün üzerine, dudaklarını öpsem, ayıp etmiş olur muyum?" Bir cevap vermesi gerektiğini biliyordu Eva ama ne diyeceğini bilemedi. Kafasını sağa sola sallarken yanakları daha şimdiden kızarmıştı.
Onunla öpüşmek...
Rüzgarla... Allah'ım deliriyordu galiba!
Pencereden düşmese iyiydi.
Dudakları davetkar bir biçimde aralandı ve gözlerini yavaşça yumdu.
-Güzel." Dudaklarıyla Eva'nın aralık kalan dudaklarını kavrarken derin bir nefes aldı Rüzgar. Bir elini kızın beline sarıp, kendi bedenine tamamen yaslarken, diğer eliyle pencere pervazına tutunarak kızı iyice kenara yasladı. Rüzgâr'ın dili dudaklarının üzerinde gezindiğinde bir eliyle geniş omzuna tırnaklarını batırdı Eva. Diğer eli boynuna tutunmuş, ensesindeki saçlarını okşamıştı. Elinin altında Rüzgar'ın isim kolyesinin, kaba, gümüş zincirini hissediyordu. Zinciri kavradığında, minik eliyle yavaşça çekiştirdi.
Bu hareket üzerine ilkel bir dürtüyle inledi ve diğer eliyle kızın ensesini kavradı Rüzgar. Aynı inlemeyi Eva'dan duyunca delirecekmiş gibi oldu.
Bedeninden sıcak bir dalga kıvrılıp geçti Eva'nın. Aklına Rüzgarla denizde oldukları zaman geldi. Ensesinden dağılan müthiş bir sıcaklık, vücudunda hızla yayıldı. Dudakları son kez Rüzgar tarafından emilip, ısırılarak serbest bırakıldığında gözleri halâ kapalıydı Eva'nın.
Art arda birkaç kez, daha küçük öpücüklerle öptü kızın dudaklarını genç adam. Emmeyi hiç bırakmak istemediği tatlı bir şeker gibiydi. Bıraksalar, Eva'yı sabaha kadar tüm tadını alacak şekilde öpebilirdi ve bunun her saniyesinde kızı memnun ederdi. Ama yapmadı. Her şeyin bir zamanı vardı.
Yavaşça gözlerini açtığında Rüzgarla göz göze gelip utanmakla, bu kattan aşağı atlayınca kaç kemiğinin kırılacağının hesabını yapmak arasında kaldı kız. Utanmayı seçti.
-Nasıl hissediyorsun?"
-Patlayan şeker yiyip 2 litre kola dikmiş gibi. Harika..." dudaklarını yalarken, genç adamın dikkatini yine dudaklarına çektiğinden habersizdi. "Bunu nasıl öğrendin?" Kızın kendisine kocaman yosun rengi gözlerini aça aça bakmasına güldü Rüzgar.
-Nasıl öğrendiğimi bırak." Elleriyle kızın yüzünü kavrayıp yanaklarını okşadı. "Sana bunu söylemedim ama... Ben seni seviyorum Çiçek." Cümle sonunda burnuna konan öpücükle içi sıcacık oldu Eva'nın.
Bu cümle çok basitti. Rüzgar zaten her fırsatta belli ediyordu bunu. Her davranışıyla. Sadece kelimeydi bunlar, kıza hareketleri ise çok daha yüce...
-Ben de seni çok seviyorum Rüzgar..." Neden sonra kapı tıklatılınca, içeri Tutku girdi ve Peteklerin çağırdığını haber verdi.
Hep birlikte aşağı indiklerinde Eva ara sıra Rüzgarla göz göze geliyordu. Çocuğun kendisine baktığını görünce utanıp kafasını çevirmesi yok muydu bir de...
Ne zaman kıza baksa aklına Acar'ın bir keresinde Elvin'e okuduğu Oğuz Atay lafı gelirdi Rüzgar'ın.
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna."
Yalnızlığa alışkındı Eva, ama Rüzgar onu bu alışkanlığından kurtarmaya kararlıydı.
Bugün kayıp bir güzeldi. Geçmişinde, kısa bir anlığına kaybolmuş bir güzel...
Ama artık Eva Çiçek'i bulan bir ailesi vardı. Onu kolay kolay bırakmayacaklardı.
Hele Rüzgar, anca kendisi kaybolursa Eva'yı kaybedebilirdi. Anca kendisi kaybolursa...
🌹
Bölüm Sonu😘😘😘 3695 kelime. Hatam varsa belirtiniz.
Evett Rüzgar?
Eva?
İNSTAGRAM; tutkudevran
Yorumlarınızı merak ediyorum. Yıldızlar size kalmış yine. Sevdiniz mi, sevmediniz mi merak ediyorum. Yazın neler düşündüğünüzü çekinmeyiin! Kendinize çok iyi bakın. Aşkla kalın. Bana MUTLAKA YAZIN ARTIK. Unutmadaan,
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️