Doğru düzgün uyuyamamıştım bile. Özel numaranın tekrar aramasını gece boyu diledim ama aramadı. Sadece özlediğini söylemek için mi aramıştı. Bu mu?
Gittiğinden beri kafamda cevabını bekleyen sorular var.
Gitmeden önce neden benimle konuşmaya geldi?
Onca zamandır ortada yokken neden beni özlediğini söylemek için aradı?
Neden gitti?
Giderken gözlerinde çok farklı bir şey vardı. Hayal kırıklığı, çaresizlik veya zorunluluk bilemiyorum. Fakat beni bunca zamandır asıl üzen şey neden bu şekilde gittiği. Sanki gitmek istemiyordu ama gitmek zorundaydı ve bu canımı yaktı.
Ona karşı bu kadar kısa sürede bu denli güçlü şeyleri nasıl hissettiğimi bilmiyorum. Hemde kendimi bu kadar zaman aşktan uzak tutmuşken. Kimseye güvenemeyeceğimi düşünürken hislerim ona güvenebileceğimden yanaydı. Onu ilk gördüğüm anda çok güçlü bir güven duygusu kaplamıştı içimi. Ne yazık ki bu şekilde çekip gideceğini bilemezdim. Yanılmışım.
Kapım tıklatıldı.
"İren ben geldim kankaların gülü. Aç hadi kapıyı."
Evet kapıyı sürekli kilitlemek gibi bir huy edinmiştim. Yavaşça kalkarak kapıyı açtım. Öykü'yü görmek o kadar iyi hissettirmişti ki anlatamam. Beni görür görmez sımsıkı sarıldı ve ben de hızla kollarımı ona doladım
Birbirimizden ayrıldık ve birlikte yatağımın üzerine bağdaş kurarak oturduk.
"İren. Canımın ciğeri yüzünde renk kalmamış senin. Yemedin mi bi'şey ?"
"Abartma Öykü. " ama haklıydı. Dünden beri hiç bir şey yememiştim ve sesim bile cansız çıkıyordu.
"Ne abartması ya! Kızım niye salıyorsun kendini. Boşver şu çocuğu artık!"
Sesi gittikçe yükseliyordu. Her zamanki Öykü işte. Beni düşündüğünde ve beni korumaya çalıştığında sinirleniyor , beni bir dövmediği kalıyordu. Ama seviyordum keratayı.
"Tamam kuzum sakin. Haklısın bir şeyler yemem gerek ama canım istemiyor."
'Ya sabır' der gibi havaya bakarak derin nefes aldı.
"Kızım, benim tanıdığım İren depresyona girince bol bol yer 3-5 kilo alırdı. İştahın kaçamaz senin."
Omuz silktim. Hızla yataktan kalktı ve dolabıma doğru ilerledi. Ben ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken dolabımdan pantolon ve tişört çıkararak kafama attı.
"Suratıma atsaydın."
"Öyle yaptım zaten" diyerek yalandan sırıttı.
Kafamdakileri elime alarak ona sorgular gibi baktım." Ne bunlar?"
"Pantolon ve tişört." Bu cevabı üzerine gözlerimi devirdim. "Hadi ya! Pardon ben yanlış gördüm sanmıştım. Kızım onu mu diyorum, niye giyiyorum bunları?"
"Kalk kurtul şu üzerindekilerden. Gidip lahmacun gömelim."
Tam ağzımı açmıştım ki lafımı böldü.
"Lahmacuna yok demezsin herhalde. Yok dersen dilini keserim." Yapar mıydı? Yapardı.
"Sen işini biliyosun he. Lahmacun yemeyen de ne biliyim." Sırıttım.
"Heh şöyle ya. Arkadaşımı yedin diye korkmuştum çok şükür burdasın."
Bunu o kadar ciddi söylemişti ki kahkaha attım. Haklıydı, Yakamoz'u bu kadar düşünmemeliydim.
Üzerime Öykünün seçtiği düz gri tişörtümü ve kot pantolonumu giydim. Saçlarımı tarayıp açık bıraktım. Hazır olduktan sonra tam çıkacakken durdum.
"Mete'yi de mi çağırsak?"
"Olur. Dün zaten bozuk atıyordu."
Arka cebimdeki telefonumu çıkarıp rehberden adını buldum.
"Cool Çocuk 😎 aranıyor..."
Her zamanki gibi ikinci çalışta açtı.
"Efendim."
Enerjisi fazla mı düşüktü bana mı öyle geliyordu. Sesi fazla durgundu.
"İyi misin Mete?"
"Evet iyiyim. Bi'şey mi oldu?"sesi tamamen geçiştirir gibiydi.
"Yok bir şey olmadı da, lahmacun yemeye gidiyorduk gelmek ister misin diycektim."
"Bu günlük beni pas geçin İren." Yok cidden bu çocukta bir şey vardı.
" Emre iyi olduğuna emin misin? İstersen yanına geleb..."
"Yok. Yani gerek yok siz eğlenmenize bakın iyiyim ben. Uykusuzum biraz sadece."
"Anladım. Peki uyu ama. Enerjini geri istiyorum özletme kendini."
"Özletmem." Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra devam etti. "Görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz." Kapattı.
İyi olduğuna inanmamıştım ama yanına gitmemi istemiyordu belli ki. Öykü soran gözlerle bakıyordu. "Bugünlük pas geçin beni dedi "
Öykü tamam o zaman der gibi omuz silkti ve tekrar kapıya yöneldi. Aklım Mete'de kalmıştı. Dünden beri ne arıyor ne mesaj atıyordu ve moralinin bir şeye bozulduğu kesindi. Acaba ona anlatmadığım için mi kırıldı?
Öykü bir şeyler düşündüğümü anlamış olacak ki yürürken kolumu dürttü
"Ne oldu ne düşünüyorsun yine?"
"Mete'yi."
"Ee ne olmuş Mete'ye"
Bilmem der gibi omuz silktim.
"Sesi tuhaf geliyordu. Sorunca da geçiştirdi. Bana mı bozuldu dersin?"
Öykü bu sorum üzerine önüne döndü ve tabiri yerindeyse kıvranmaya başladı.
"Öykü söyle ne söylüyosan."
"Ya kanka şey.."
"Ney Öykü? öff he!"
"Ya Yakamoz konusuna bozuldu bence."
"Bana da öyle geldi. Ondan sakladım diye kırıldı kesin. Yakın arkadaşız sonucta."
"Bence o öyle değil ama hadi neyse."
Öykü'nün ağzında geveleyerek mırıldanma şeklinde söylediği bu cümleye pek kafa yormamaya çalıştım. Lahmacun alacağımız yer yakında olduğu için çabuk gelmiştik ve konuyu kapatmak zorunda kaldık.
Lahmacunları aldıktan sonra-benimkiler bol acılı tabii ki- sahile gidip orda yemeye karar verdik. Öykü , yürürken eski okulumuzdan dedikodular anlattı ve orayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Taşınmış olsak da hâlâ aynı şehirdeydik ama annem taşındığımız yere en yakın olan liseye nakil aldırmamı tercih etti. Başta pek istememiştim ama Öykü'yle okul dışında da sık sık görüştüğümüz için fazla direnmedim. Ayrıca iyi anılarımın yanında berbat anılarımı da hatırlatan bir okul olduğu için değişikliğin iyi olabileceğine karar vermiştim ki yanılmışım. Gelir gelmez kendime yeni bir dert edindiğime inanamıyorum. Dert çekme konusunda uzmanlaştım artık. Gerçi önceden yaşadığıma kıyasla bu acı hiçti. Evet hayal kırıklığım çok acıtıyor ama yaşadığım o olay... O konuyu hatırlamaktan nefret ediyorum.
Sahildeki banklardan birine oturduğumuzda eski anılarımızdan konuşmaya devam ediyorduk. Öykü-Sahil-Lahmacun üçlüsü daha iyi hissetmemi sağlıyordu. Lahmacunumdan bir ısırık daha alıp kendimden geçtiğim sırada yanıma aniden birinin oturup aynı anda konuşmasıyla sıçradım.
"Nabersiniz?"
"Ya Arda ödümü kopardın."
Öykü o sırada lahmacununa o kadar dalmıştı ki dünyayla bağlantısını kestiğini düşünürken konuştu,
"Öyö söndön." Konuşurken gözlerini lahmacundan çekip bize bakmamıştı bile. Ağzı dolu konuştuğu için çok komik gözüküyordu. Öykü'nün konuşmasıyla Arda'nın kahkaha atması bir oldu.
"Çok mu komik?" Ağzındakini yutmuştu ve tek kaşı havada sahte bir sinirle Arda'ya bakıyordu.
"Valla ne yalan söyliyim komikti."
Öykü yalandan gülümseyerek sakince konuştu,"Aç kıçına gül Ardacım."
Bu sözün üzerine Arda'nın yüzünde oluşan ifadeyle kahkahamı daha fazla tutamadım. Ben gülerken Arda sırıtarak Öykü'ye cevap verdi,
"Kızma prenses takılıyorum." Ve göz kırptı. Arda'nın bu hareketi üzerine Öykü'nün bakışlarını kaçırdığını ve anlık da olsa hafiften kızardığını gördüğüme yemin edebilirdim. Ama o kadar kısa sürdü ki Arda'nın görmediğine eminim. Bunu Arda yokken konuşmak üzere rafa kaldırıp konuştum,
"Ee Arda hayrola nerden böyle?"
"Sınıftan bir kaç arkadaşla geziyorduk dağıldık . Eve gidiyordum da sizi görüp vazgeçtim."
"Aç mısın." Soru Öykü'den gelince çok şaşırdım. Diğer lahmacununu Arda'ya vermezdi değil mi? Yok canım Öykü bu. Lahmacun bu boru mu?
"Yok yeni yedim. Çok cömertsin bakıyorum."
"Yoo öylesine sordum. Bir de lahmacunumu mu paylaşcaktım. Yok ya lahmacun bu boru mu?"
İşte tanıdığım deli kız. Seviyorum he bu kızı. Tabii ki ben yine kahkaha attım ve Öykü'de dayanamayıp kahkaha atınca Arda'da bize katıldı.
"Kızım sen deli misin ya?" Bunu söylerken hâlâ gülmeye devam ediyordu. Gülerek kafamı salladım ve onayladım. " Öyledir."
Öykü de 'evet öyleyim kime ne' der gibi omuz silkti . Az önceki gibi bir aşkla lahmacununu yemeye devam etti. Arda yüzünden güzelim lahmacunlarımın soğuduğunu fark edince hemen bir ısırık aldım.
"İren."
"Öföndüm." Yuttuktan sonra tekrar konuştum. "Yani efendim."
"Kızım güldürme bir şey sorcaz şurda." Ciddi kalmaya çalışarak devam etti. "Ee şey.. Yakamoz,"
"Yakamoz konusunu açmıyoruz Arda!"
Arda'nın sözünü kesen ben değil Öykü olmuştu. Beni düşündüğünü biliyordum ve haklıydı da. Arda'yı görmek bile yeterince onu hatırlatıyorken ondan bahsetmek daha zordu ama ne diyeceğini merak etmiştim çünkü ilk kez ben sormadan konusunu açmıştı.
"Öykü bırak söylesin çocuk."
"Ama.."
Öykü'ye bakış atınca ofladı kabullenerek başını salladı.
" D-dinliyorum Arda." Yakamoz'dan bahsetmek bile sesimin titremesine neden oluyordu lanet olsun.
"O dün beni aradı. Dün gece. Normalde beni pek aramaz hatta dört aydır iki veya üç kez anca aramıştır ve onlarda da.. onlarda da seni soruyordu genelde. Sana ondan bahsetmemi istemiyor ve gercekten nereye gittigini ben de bilmiyorum belki sana söylerim diyedir. Neden gittiği konusunda da konuşmak istemiyor. Ama dün aradığında sesi gerçekten berbat haldeydi ve seninle konuştuğunu falan söyledi. Gerçekten çok kötü geliyordu sesi. Bana seninle arasında ne geçtiğini de söylemedi. Ben sizin o gün sinemaya gittiğimizde tanıştığınızı sanmıştım ama belli ki öncesi var."
Durdu ve derin nefes aldı.
" İren biliyorum Yakamoz'dan bahsetmek istemiyorsun ama o anlatmadığı için sana sormak zorundayım. Aranızda ne geçti? Yani ne olur anla beni. Kuzenimi çok severim ve çekip gitti, berbat halde ve nedenini bilmiyorum bile. Nedense gitmesinin seninle alakası olduğunu düşünmeye başladım. Belki anlatırsan mantık yürütebilirim."
O konuşmasını bitirdiğinde ağladığımı henüz fark edebilmiştim. Sessizce ağlıyordum. Sadece gözyaşlarım yanağımdan süzülüyordu. Gerçekten zor gelmişti bu. Yakamoz hakkında böyle konuşmak, bunları duymak...sesi gerçekten berbat haldeydi.. seninle alakası olduğunu düşünmeye başladım.. Gerçekten benimle alakası olabilir miydi? Hayır Arda yanılıyordu. Çünkü sadece bir kez konuştuğumuz için gitmesine etki edemezdim. Öykü'ye baktım. Ağlamamın onu üzdüğünü biliyordum ama bir şey söylemedi çünkü konuşmak istediğimi biliyordu. Göz yaşlarımı silip Arda'ya döndüm.
"Arda senu anlıyorum ama benimle alakası olduğunu düşünmüyorum. Onunla sadece bir kez konuşmuştuk. Tanışmak istediğini söylemişti ve tanışmıştık bu kadar."
"Peki sadece bir kez konuştuysanız seni bu kadar üzen ne?
"Ben.. ben onu.. ben ona karşı bir şeyler hissediyordum. Yani konuşmamızdan öncesinde."
Gözlerim yine dolmaya başlamıştı ama kendime engel oldum.
"Öncesi vardı yani senin için?"
"Evet."
O sırada Arda bir anda doğrulup kalktı. Sanki aklına bir şey gelmiş gibiydi ama ne tepki vereceğini bilemedi. Sanki aydınlanma yaşıyor gibi konuştu,
"Tabii ki bu hislerin bi öncesi var. Hay ben böyle işin... "
Öykü sessizliğini bozmaya karar vermiş olacak ki sordu," Ee Arda yani? Burdan ne anlam çıkardın."
Arda bir an duraksadı. Sonra az önceki tepkilerini söndürerek cevap verdi,"Şey.. yani hiç. Anlıyorum seni İren ve inan çok üzgünüm. Bir daha konusunu açmamamaya çalışırım. Görüşürüz kızlar acil gitmeliyim de."
diyerek arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. Biz Ardanın hareketlerine anlam veremezken kendi kendine mırıldandığını duydum.
" Öncesi.. Mesela bir yıl değil mi Yakamoz Efendi?"
Bir yıl mı? Neyin bir yılından bahsediyordu ki? Ben Arda'nın ne demeye çalıştığını yine her zamanki gibi anlayamazken Öykü araya girdi.
"Deli bu çocuk."
Öykü'nün söylenerek Arda'nın arkasından bakıyor olması bana rafa kaldırdığım konuyu hatırlattı. Yakamoz konusundan uzaklaşmaya ihtiyacım vardı.
"Eveett. Beni boşver de dökül bakalım Öykü Hanım."
"Derken?"
"Sen,Arda. Ne iş?"