İren...
Bu aralar çok sık evden çıkmadığım gibi şimdi de evden çıkmak istemiyordum. Ayaklarımı sürüyerek dolabımın önüne gittim. Elime ilk gelen salaş beyaz bir tişört ve siyah dar pantolonumu giydim. Saçlarımın geceden kalma topuzunu açtım ve sıkı bir at kuyruğu yaptım. Telefonumun ekranında saate bakarken bir anda titremesi az kalsın telefonumun rahmetli olmasına neden olacaktı. Arayan Mete'ydi.
Telefonu açacağım sırada kapattı ve ardından mesaj geldi.
Kimden:Cool Çocuk 😎
Aşağıdayım.
Telefonumu pantolonumun arka cebine koydum ve çantamı alıp hızlı adımlarla salona ilerledim. Annem yalandan şaşırmış ses tonuyla konuştu, "aa kızım hayret odanın anahtarını buldun herhalde". Annemin bu imasına karşılık olarak gözlerimi devirdim. "Mete geldi. Birlikte dışarı çıkıyoruz."
"Çıkın tabi. Ah şu Mete de olmasa odandan çıkmayacaksın." Gözlerimi devirmekle yetindim ve salondan dışarı çıkarken yalandan gülerek anneme el salladım.
Aşağıya indiğimde Mete arabaya yaslanmış telefonuyla uğraşıyordu. Benim geldiğimi farketmiş olacak ki yavaşça bakışları beni buldu. Üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giymişti. Dizlerinin tam üstünde biten açık renk kot şortu onu gerçekten havalı gösteriyordu. Okulda takamadığı piercing'i dudağındaki yerini almıştı.Gerçekten yakışıklıydı ama sadece arkadaştık ve daha fazlası olamazdı.
Gözlerimiz buluşunca sıcak gülümsemesiyle bana doğru yaklaştı. "Güzellik! Hazır mısın bakalım?" Mete'nin sıcak gülüşüne güzel bir tebessümle karşılık verdim. Başımı evet anlamında salladım ve o da arabaya binmem için kapıyı açtı.
Yol boyunca gideceğimiz yeri söylememekte ısrarcıydı. Gidene kadar beni güldürmeye yönelik bir çok espri yaptı. Gerçekten eğlenceli biriydi ve Yakamoz'un yokluğunda bana çok iyi gelen gerçek bir dosttu.
Camdan dışarıyı seyrederken Mete'nin açtığı müziğe kısık sesle eşlik etmeye başladım.
"Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts instead"
(Bazen aşk sürer ama bazen daha çok acıtır)
"You'd know how the time flies."
(Zamanın nasıl uçtuğunu bilirsin. ) ...
Şarkı bittiğinde durduk. Mete'ye baktığımda onun da bana baktığını gördüm. Gözleri sanki bir şey anlatmak ister gibiydi ya da ben öyle sanmıştım. Gözleri bir kaç saniyeliğine dudaklarıma kaydı ama sonra hemen toparlanıp önüne döndü. Gözlerini kapattı. Sanki kendine gelmeye çalışıyordu. Etrafa baktığımda sadece ağaçlar gördüm. Burası bana çok tanıdık geliyordu fakat hatırlayamıyordum. Bir şey sormak için ağzımı açtığım sırada Mete konuştu,
"Burayı hatırlıyor musun?"
"Çok tanıdık geliyor."
Başını iki yana salladı ve dişlerini görebileceğim şekilde güldü. Gerçekten yakışıklıydı ve çok güzel gülüyordu. Sevgilisi olmamasına şaşırıyordum. Acaba sevdiği biri var mıydı? Belki ben ona Yakamoz'u anlatırsam o da bana sevdiği kızdan bahsederdi. Çünkü bence birini seviyordu. Sürekli dalıp gitmesinin bir nedeni olmalıydı. Özellikle bu sıralar çok tuhaf davranıyordu. Ben bunları düşünürken Mete tekrar konuştu.
"Ne düşünüyorsun güzellik?"
"Şey ben... Hatırlamaya çalışıyordum. Burası neresi?"
"Bence artık arabadan inmeliyiz."
"Tamam"
Mete kapıyı açtı ve çıkmadan önce bana dönüp gülümsedi."Hadi"
İndiğimizde sorgular şekilde etrafı incelemeye başladım. Arkama geçti ve beni ittirmeye başladı."Sürpriz burası değil ve biraz daha beklersen sürprizi falan göremezsin." Bunu söylerken beni itmeye devam ediyordu. Güldüm.
Ağaçların içinden geçip ilerliyorduk ve artık beni ittirmeyi bırakmıştı. Biraz ilerde beni kolumdan tutarak durdurdu."Şimdi gözlerini kapatıyorsun güzelim." Mete'ye 'ciddi misin' bakışı attım. "Evet ciddiyim" dedikten sonra gözlerimi kapatmamı bekledi. Ben gözlerimi kapatınca beni yine itmeye başladı. "Mete düşmemi mi istiyorsun. Yavaş."
"Tamam özür dilerim"
Durduk. Gözlerimi açabileceğimi söylemesiyle hemen açtım. 1 dakikaya yakındır gözlerimi sıkı sıkı kapattığım için karanlık görüyordum. Görüşüm netleşince şaşkınlığımı üzerimden atmam zaman aldı.
Burası çocukken babamla geldiğim lunaparktı. Babam öldükten sonra bir daha gelmemiştim. 3 yıl önce kapatıldığını duyduğumda çok ağlamıştım. Her gelişimde babamla bindiğimiz dönme dolabın ışıkları şu an tekrar karşımda ışıl ışıl parlıyordu. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Atlıkarıncanın üzerinden babama el salladığımı görüyordum sanki. Kendimi daha fazla tutamayacağımı anlamıştım. Ağlamaya başladığımda Mete beni kendine çekerek sarıldı. Hıçkırıklarım arasında konuşmaya çalıştım. "Bu-burası... kapanmıştı" Mete'ye sarılmayı bıraktığımda yavaşça baş parmağıyla göz yaşımı sildi.
"Evet kapanmıştı ama açtırdım."
"Na-nasıl yani?" Açtırdığını söylüyordu. Şaşkınca yüzüne bakıyordum. Güldü. "Burası amcamındı. 3 yıl önce vefat etti ve biz de burayı kapattık. Geçen gün Öykü'yle seni nasıl mutlu edebileceğimizi konuşurken burasıyla ilgili anılarını öğrendim. Sonra..."
Konuşmasını tamamlamadan ona sıkıca sarıldım. Önce biraz şaşırsa da hemen kollarını belime sardı. Burası benim için çok değerliydi ve çok uzun zaman olmuştu. Ona nasıl teşekkür edebilirdim ki.
.....
Atlıkarıncada yeterince ağladığım için artık daha fazla ağlamak istemiyordum. Şimdi çarpışan arabalara binmiş ve amaçsızca birbirimize çarpıyorduk. dört aydır hiç bu kadar iyi hissettiğimi hatırlamıyordum.
Çarpışan arabalardan indikten sonra birlikte banka oturduk. Babamın aldığı pamuk şekeri büyük bir zevkle yediğim banka...
Mete yanımdan kalktığında ona döndüm.
"Nereye?"
"Beni burada bekle." dedi ve yanımdan ayrıldı.
Arkama yaşlanmış, babamla lunaparkın her köşesindeki anılarımı düşünüyordum.
Omzuma birinin dokunmasıyla irkilip hızla arkama döndüm. "Mete! İnanmıyorum sana!"
Elindeki pamuk şekeri hızla aldım. Attığım çığlıkla kulaklarını kapattı ve sesli bir kahkaha attı. "Sakin ol"
Evet biraz abartmış olabilirim ama pamuk şekere bayılırım. Ne zaman pamuk şeker alsam kendimi küçük bir çocuk gibi hissederim ve bu bana iyi gelir. Özellikle de bu parkın ortasında elimde pamuk şekerle duruyor olmak beni anılarıma doğru bir yolculuğa çıkardı.
"Mete gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum. Her şeyi düşünmüşsün. Ben gerçekten çok teşekkür ederim."
Dudağının kenarı memnun olduğunu gösterir şekilde yukarı kıvrıldı. "Senin bu çocuksu heyecanını görmek için her şeyi yapabilirim. Sana gülmek çok yakışıyor."
Bunu söylerken gözleri parlıyordu. Tebessüm ettim. "Gitmek ister misin artık prenses."
"Olur."
Birlikte arabaya doğru ilerledik. Tam arabanın kapısını açacağı sırada durdu ve tam gözlerimin içine baktı."İren ben..."
Kulaklarıma dolan melodiyle Mete'nin sözleri yarım kaldı. Telefonum çalıyordu.
Özel Numara arıyor..
Dört aydır her hangi bir bilinmeyen numara aradığında bir ümit Yakamoz olabilir diye heyecanlanıyordum. Özel numara yazısını görünce bir an duraksadım. Telefonun ekranına boş boş bakarken Mete konuştu, "Kim arıyor? Panik olmuş gibisin?"
O sırada telefon sustu. Sanırım açmak için geç kalmıştım. "Şey... Özel Numara" dedim ve telefon tekrar çalmaya başladı.
Özel Numara arıyor..
"İren istersen ben konuşabilirim."
"Hayır. Yani ben konuşurum."
Telefonu açtım ve bir süre 'alo' diyemedim. Karşıdaki kişi de susmayı tercih ediyordu. İçimdeki ses 'Salak mısın İren saçma sapan şeyler düşünme. Yakamoz seni neden arasın.' diye gerçekleri yüzüme çarpınca "A-Alo" dedim. Ah kahretsin sesim niye titredi ki şimdi. Ses gelmeyince tekrar ettim. "Alo?" Şükürler olsun bu sefer sesim titrememişti. Ses gelmeyince bütün ümidimi kaybettin. Telefonu tam kapatacağım sırada telefonun diğer ucundaki kişinin konuşmasıyla donup kaldım.
"Seni çok özledim İren."
Kendimi toparlamaya çalışırken sendeledim ve Mete düşmemem için kolumdan tuttu.
"Ya-Yakamoz?"
"Özür dilerim biliyorum aramamalıydım ama.."
"Hayır aksine şimdiye kadar aramalıydın!"
Bu sefer bağırmıştım. Ağlamamak için gözlerimi sıkı sıkı kapatıyordum. Sanki etrafımdaki her şey kaybolmuştu. Sadece ben vardım. Sadece ben ve telefonun diğer ucundaki Yakamoz.
"İren ben... Her neyse sadece nasıl olduğunu merak ettim."
"Öyle mi? Söyleyeyim o zaman. Berbat durumdayım. Sana defalarca kez ulaşmaya çalıştım ama..." Daha fazla devam edemedim ve hıçkırarak ağlamaya başladım.
"Ağlama. Lütfen ağlama."
Sesi acı dolu geliyordu. Üzülüyordu belki de. O da özlüyordu belki. Ne saçmalıyorum ki alt tarafı bir iki kere konuştuk umurunda bile değilim. O zaman neden beni arıyor KAHRETSİN! Ağlamaya devam ediyordum ve ne kadar istesemde konuşamıyordum. Kelimelerim düğüm olmuş gibiydi.
"İren özür dilerim. Beni affet ama yapamam."
"Neyi yapamazsın Yakamoz?" Zar zor diyebilmiştim bunu. Sesim de bedenim de titriyordu. Cevap olarak duyduğum sadece telefonun kapandığını anladığım sesti. Kapatmıştı.
Hıçkırıklarım gittikçe artarken Mete'nin ne söylediğini anlayamayacak kadar kötüydüm. Sanırım beni sakinleştirmeye ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Başım dönmeye başlamıştı. Kendimi kısa sürede Yakamoz'a yakın hissetmiştim ve bir anda hiç bir neden belirtmeden kaybolmuştu. Şimdiyse özel numaradan arayıp aklımı karıştırıyor, belli belirsiz cümleler kurup kapatıyordu. Bulunduğum durum ağır gelmeye başlamıştı.
"İren kendine gel. İyi misin?"
....
Gözlerimi açtığımda odamdaydım. Sanırım bayılmıştım ve Mete beni arabaya taşımıştı. Hastaneye giderken biraz olsun kendime gelmiş ve beni eve götürmesini istemiştim. O da dediğimi yapmıştı. Duvarımdaki saate baktığımda 18.45'i gösteriyordu. Sanırım 1 saatten fazla süredir kendimde değildim.
Annem kapımı çalıp içeri girdi. "Kızım uyanmışsın. Çok korkuttun bizi. İyi misin?"
"Şey... İyiyim. Yani sanırım."
"Doktora gitmek istememişsin. Mete salonda. Ne zamandır uyanmanı bekliyor. O da çok korktu. Çağırayım istersen."
"Olur."
Annem çıktıktan biraz sonra Mete geldi. Çok endişeli görünüyordu. Ayrıca kafasına başka bir şeyler de takılmış gibiydi. "İyi misin İren. Çok korktum."
"İyiyim Mete. Endişelenilecek bir şey yok. Tansiyonum düşmüştür."
"Bir doktora gitmek istemediğine emin misin."
"Gerçekten gerek yok."
"En azından ilaçlarını alman gerekiyor." Depresyon ve panikatak ilaçlarım. Başımı onaylar şekilde salladım. Masamdaki suyu ve ilaçları bana uzatıp içmeme yardım ettikten sonra tekrar masama bıraktı. Yatağımın kenarına oturdu.
Bir süre bana baktı ve sonra aklındaki bir şey ona acı veriyor gibi başını çevirdi.
"Mete? Bir şey mi oldu?"
"Hayır. Yani senin için endişelendim."
"Tamam korkma artık. İyiyim ben." Zoraki bie şekilde gulumsedim.
Yanımda biraz daha kaldıktan sonra veda edip gitti. Bir şey olmadığını söylemişti ama iyi görünmüyordu. Sanki başka bir şey vardı. Belki de ben kuruntu ediyordum.
Telefonumun melodisiyle korkarak hızla elime aldım.
Atarlı Serçem ❤ arıyor..
Öykü'nün aradığını görünce rahat bir nefes alıp telefonu açtım.
"Efendim Öykü."
"Canım benim iyi misin sen?!"
"İyiyim sakin ol. Hem sen nerden duydun?"
"Mete aradı. Bayıldığını söyledi. Ayrıca..."
"Ayrıca ne?"
"Yakamoz diye biriyle telefonda konuştuğunu söyledi.Ne dedi sana?"
"Bunları yüz yüze konuşsak olur mu? Sonra."
"Tabii ki canım benim dinlen sen şimdi. Ee şey.. Yakamoz'un kim olduğunu bilip bilmediğimi de sordu Mete."
"Lütfen anlatmadım de."
"Yani biraz anlatmış olabilirim."
"Bana sormadan neden anlattın Öykü? Her neyse tamam zaten ben de anlatmayı dusunuyordum."
"Ya bide Yakamoz'un kim olduğunu duyunca biraz bozuldu."
"Neden ki?"
"Bilmem."
"Ona söylemedim diyedir belki."
"Sanmıyorum da neyse."
"Öykü şimdi kapatsak olur mu başım hâlâ dönüyor da."
"Tamam canım sonra konuşuruz iyi bak kendine"
"Tamam"
İyi değildim. Hem de hiç. Ben nedenini bilmediğim bir şekilde Yakamoz'a kendimi çok çabuk kaptırmıştım. Onun bir anda gitmesini yediremiyordum. Evet aramızda hiç bir şey olmamıştı, doğru düzgün konuşmamıştık bile ama bu olanlar sadece benim kafamda kurduğum bir şey olsaydı bugün beni arayıp 'Seni özledim' demezdi.
Başım dönüyordu ve uykuya dalmadan önce kendi kendime fısıldadım, "Ben de seni özledim Yakamoz. Hem de çok ..."
__