# Bölüm 5: Kıskançlık Diye Bir Şey Yoktur
(Rümeysa)
Ertesi gün okula gittiğimde herkesin bana baktığını fark ettim.
Normalde insanların bakışlarını umursamazdım ama bu kez durum farklıydı.
Koridorda yürürken iki kız fısıldaştı.
Biri bana bakıp kıkırdadı.
Diğeri telefonunu bana doğru çevirdi.
"Ne oluyor ya?"
Tam o sırada telefonum titredi.
Sınıf grubunda yeni bir mesaj vardı.
**Selin:**
*"Arkadaşlar dün biri Çağatay'ı Rümeysa'nın evinden çıkarken görmüş 👀"*
Gözlerim büyüdü.
"NE?!"
Telefonu neredeyse elimden düşürüyordum.
Hemen Çağatay'a baktım.
Koridorun diğer ucundaydı.
O da telefonuna bakıyordu.
Başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Sonra...
İkimiz de aynı anda sınıfa doğru yürümeye başladık.
---
"Bu senin yüzünden!"
Çağatay daha sınıfa girer girmez yanıma geldi.
"Benim yüzümden mi?!"
"Evet!"
"Ben ne yaptım?"
"Senin yüzünden bütün okul benim hasta olduğumu değil, sevgilin olduğumu düşünüyor!"
"Ben senin sevgilin değilim!"
Sınıf bir anda sessizleşti.
Çağatay'ın yüzü bembeyaz oldu.
Ben de donup kaldım.
Sınıfın arkasından bir ses geldi:
"Şimdilik."
Herkes kahkaha attı.
Çağatay kafasını sıraya koydu.
"Ben bu okuldan ayrılacağım."
---
Ders başladığında öğretmenimiz elindeki kağıtları masaya bıraktı.
"Bu hafta bir proje yapacaksınız. İkişerli gruplar oluşturuyorum."
İçimden dua etmeye başladım.
Lütfen Çağatay olsun.
Lütfen Çağatay olsun.
"Rümeysa..."
Kalbim hızlandı.
"Sen..."
Yanımdaki Çağatay bana baktı.
"...Mert'le olacaksın."
Kalbim bir anda düştü.
"Ne?"
Çağatay'ın yüzündeki ifade de değişmişti.
Mert arka sıradan kalkıp yanıma geldi.
"Selam."
"Selam..."
Çağatay sessizce önüne döndü.
Neden canı sıkılmış gibi görünüyordu?
Bunun cevabını düşünürken Mert yanıma oturdu.
"İstersen okuldan sonra kütüphanede çalışabiliriz."
"Olur."
Tam o sırada arkamızdan sandalye sesi geldi.
Çağatay ayağa kalkmıştı.
"Ben de gelebilir miyim?"
Mert şaşkınlıkla baktı.
"Sen başka gruptasın."
"Fark etmez."
"Çağatay."
"Efendim?"
"Senin grubun kim?"
"Emre."
"Emre nerede?"
"Yok."
"Nasıl yok?"
"Gelmedi."
Mert kaşlarını kaldırdı.
"Senin gelmemen gereken tek kişi sensin galiba."
Sınıftan kahkaha yükseldi.
Çağatay yerine oturdu.
Ama yüzünden kıskançlık resmen okunuyordu.
Ben ise gülümsememi saklamaya çalışıyordum.
---
Okul çıkışı Mert'le kütüphaneye doğru yürürken arkamızdan biri seslendi.
"Rümeysa!"
Döndüm.
Çağatay.
Koşarak yanımıza geldi.
"Ben de geliyorum."
Mert iç çekti.
"Çağatay, gerçekten bizim projeye dahil değilsin."
"Farkındayım."
"Öyleyse?"
Çağatay birkaç saniye sustu.
Sonra bana baktı.
"Rümeysa'nın yanında olmam gerekiyor."
Mert'in yüzünde anlamlı bir gülümseme oluştu.
"Anladım."
Benim yüzüm de ısınmaya başlamıştı.
"Sen neden benim yanımda olmak zorundasın?"
Çağatay cevap vermeden önce durdu.
Sonra gözlerini kaçırarak mırıldandı:
"Çünkü..."
Bir an sustu.
"Çünkü seni başkasıyla görünce hoşuma gitmiyor."
Sessizlik.
Mert'in ağzı açık kaldı.
Benim kalbim ise göğsümden çıkacak gibiydi.
Çağatay ne dediğini yeni fark etmiş gibi gözlerini büyüttü.
"Yani—"
"Çağatay."
"Evet?"
"Az önce..."
"Unut."
"Hayır."
"Rümeysa, lütfen."
"Sen beni kıskanıyor musun?"
Çağatay kıpkırmızı oldu.
"Hayır."
"Kesin kıskanıyorsun."
"Hayır."
"Kesin."
"Rümeysa!"
Kahkaha attım.
İlk kez onu böyle utandırmak hoşuma gitmişti.
Ama içimde daha garip bir şey vardı.
Çünkü onun kıskanması...
Hoşuma gitmişti.
Belki de düşündüğüm kadar aşka kapalı değildim.
Belki sadece doğru insanı bekliyordum.
Ve galiba o insan...
Yanımda yürüyordu.
---
Kütüphaneye girdiklerinde ise kimsenin fark etmediği bir şey vardı.
Mert'in telefonu masanın üzerinde titredi.
Ekranda tek bir mesaj görünüyordu:
**"Onları ayırmaya çalıştığını unutma."**
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Telefonu ters çevirdi.
Ve Rümeysa'ya bakarak sessizce iç geçirdi.
"Keşke bu kadar kolay olsaydı..."