Bölüm 1: Beklenmedik Karşılaşma
Rümeysa, yirmi yaşında, hayat dolu ve neşeli bir genç kızdı. Çevresindeki insanlara karşı her zaman sıcak davranır, küçük şeylerden bile mutlu olmayı bilirdi. Fakat konu aşka geldiğinde işler biraz değişiyordu.
Aşkın sadece filmlerde ve masallarda güzel olduğunu düşünüyordu. Gerçek hayatta insanların birbirlerini sevip sonsuza kadar mutlu yaşayabileceklerine pek inanmıyordu. Her ne kadar kalbinin derinliklerinde bir gün gerçekten sevilmeyi istese de bunu kendine bile itiraf etmiyordu.
"Benim aşk gibi saçma şeylerle uğraşacak vaktim yok."
Her sabah okula giderken kendine bunu söylüyordu.
O gün de her zamanki gibi okul yolunda yürüyordu. Kulaklıkları kulağında, aklında ise birbirinden bağımsız yüzlerce düşünce vardı. Hava güzeldi. Sokak oldukça kalabalıktı.
Rümeysa karşıdan karşıya geçmek üzereyken arkasından garip bir ses duydu.
"Dur!"
Ne olduğunu anlamasına fırsat kalmadan arkasından büyük bir gürültü geldi.
"Ne oluyor?!"
Bir anda dengesini kaybetti.
"Ah!"
Gözlerini sıkıca kapattı ve birkaç saniye sonra kendisini kaldırımın üzerinde buldu.
Başını kaldırdığında karşısında bir genç duruyordu.
Çocuk da en az Rümeysa kadar şaşkındı.
Yüzü kıpkırmızı olmuş, gözleri korkuyla açılmıştı.
"İyi misin?"
Rümeysa birkaç saniye cevap veremedi.
Karşısındaki çocuk oldukça utangaç görünüyordu.
"Sanırım..."
Rümeysa yavaşça ayağa kalktı ve üzerindeki tozları silkeledi.
Sonra çocuğa bakıp gülümsedi.
"Beni neden yere düşürdün?"
Çocuğun yüzü daha da kızardı.
"Ben... Ben gerçekten çok özür dilerim! Seni fark etmedim, bir an dalmışım ve..."
Rümeysa gülmeye başladı.
"Tamam, tamam. Bu kadar panik yapmana gerek yok."
Çocuk derin bir nefes aldı.
"Gerçekten özür dilerim."
"Tamam. Özrün kabul edildi."
Rümeysa elini uzattı.
"Ben Rümeysa."
Çocuk bir an eline baktıktan sonra hafifçe gülümsedi.
"Çağatay."
Rümeysa'nın kalbi o anda garip bir şekilde hızlandı.
Nedenini anlayamıyordu.
Çağatay da elini sıktığında aynı şeyi hissetmişti.
Sanki birkaç saniyeliğine etraflarındaki bütün sesler kaybolmuştu.
İkisi de birbirlerine bakarken ne söyleyeceklerini bilemediler.
Sonunda Rümeysa sessizliği bozdu.
"En azından beni yere düşürdüğüne göre bir kahve borçlusun."
Çağatay şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
"Kahve mi?"
"Evet."
Rümeysa gülümsedi.
"Bir daha beni yere düşürmeden önce biraz tanışmış oluruz."
Çağatay istemsizce güldü.
"Tamam."
Bir süre sonra yakındaki küçük bir kafeye girdiler.
İçerisi oldukça sakindi. Arka planda hafif bir müzik çalıyor, taze kahve kokusu bütün mekâna yayılıyordu.
Rümeysa pencere kenarındaki masaya oturdu.
Çağatay ise karşısındaki sandalyeye geçti.
Garson sipariş almak için yanlarına geldiğinde Çağatay menüyü eline aldı.
"Ben şey..."
Rümeysa ona baktı.
"Ne?"
"Ne içiyorsun?"
Rümeysa gülümsedi.
"Sen ne içeceksen onu iç."
Çağatay şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Çağatay bir an düşündü.
"Latte."
"Ben de latte alayım."
Garson gittikten sonra ikisi de birbirine baktı.
İlk başta oldukça sessizdiler.
Sonra Rümeysa konuşmaya başladı.
Okuldan, arkadaşlarından, sevdikleri şeylerden bahsettiler.
Çağatay'ın utangaçlığı yavaş yavaş kaybolurken Rümeysa onun aslında oldukça komik biri olduğunu fark etti.
Çağatay da Rümeysa'nın neşeli ve samimi tavırlarından etkilenmişti.
Saatin nasıl geçtiğini ikisi de fark etmedi.
Kahveleri bitmişti ama sohbetleri hâlâ devam ediyordu.
Sonunda Rümeysa saate baktı.
"Sanırım gitmem gerekiyor."
Çağatay'ın yüzündeki gülümseme kısa bir anlığına kayboldu.
"Tabii."
Rümeysa ayağa kalktı.
Tam kapıya doğru ilerlerken arkasını döndü.
"Çağatay."
"Evet?"
"Bugün için teşekkür ederim."
Çağatay gülümsedi.
"Asıl ben teşekkür ederim."
"Ne için?"
"Yere düştüğün halde bana kızmadığın için."
Rümeysa kahkaha attı.
"Bir dahaki sefere daha dikkatli ol."
"Olacağım."
Rümeysa kafeden çıktı.
Birkaç adım attıktan sonra istemsizce arkasına baktı.
Çağatay hâlâ kapının önünde onu izliyordu.
Göz göze geldiler.
İkisi de gülümsedi.
Rümeysa yoluna devam ederken elini göğsüne götürdü.
Kalbi normalden hızlı atıyordu.
"Bu da ne şimdi?"
Aşkın gerçek olduğuna hâlâ inanmıyordu.
Ama o gün, ilk kez bu düşüncesinden şüphe etmeye başlamıştı.
Çağatay ise kafeden çıktıktan sonra uzun süre yerinden kıpırdamadı.
Rümeysa'nın gülümsemesi hâlâ aklındaydı.
Bir süre sonra kendi kendine fısıldadı:
"Umarım onu tekrar görürüm."
Henüz ikisi de bilmiyordu.
Bu karşılaşma, hayatlarında verecekleri en önemli kararların başlangıcı olacaktı.
Çünkü bazen kader, insanın hayatına büyük bir gürültüyle girmez.
Bazen sadece...
Bir kaldırımda başlayan küçük bir kazayla gelir.
Ve o gün Rümeysa ile Çağatay'ın hikâyesi başlamıştı.
(Yazar notu: yeniden yazdım çünkü siz okurlar en iyi versiyonunu hakediyorsunuzzz 🫶🫶💓)