Emniyetin koridorlarında yankılanan telsiz sesleri, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi. Şef’in odasından çıkan kanıtlar; Lisa’nın isminin yazılı olduğu o not ve Aris’in cüzdanı, binadaki tüm havayı değiştirmişti. Artık kimse Şef’in masumiyetinden bahsetmiyordu.
Kevin, teknik birimin camlı bölmesinin önünde durmuş, içerideki uzmanlarla konuşuyordu. Lisa ve David ona doğru yaklaştığında Kevin yavaşça onlara döndü. Yüzündeki ifade, hayal kırıklığına uğramış bir adamın ifadesiydi.
"Bir güncelleme var mı?" diye sordu David, sesi yorgun geliyordu.
Kevin elindeki tableti onlara gösterdi. "Teknik birim kasetin üzerindeki dijital imzayı doğrulamış. George, kaseti mühürlemeden önce bir kod bırakmış. Bu kod sadece Şef’in erişebildiği eski bir arşivleme sistemine ait. Yani kasetin varlığından ve içeriğinden en başından beri haberdar olan tek kişi o."
Lisa, cebindeki yaka iğnesini parmaklarıyla sıktı. "Peki George’un sesini tamamen temizleyebildiler mi?"
"Tamamını değil," dedi Kevin, başını iki yana sallayarak. "Ama şu kısım çok net: George, 'Sisin arkasındakileri gördüm, Şef hepsini biliyor' diyor. Ardından bir boğuşma sesi geliyor ve kayıt kesiliyor. Uzmanlar, sesin arka planındaki yankıdan, bu kaydın Şef’in yazlık evinde yapılmış olabileceğini tahmin ediyorlar."
"Yazlık ev mi?" Lisa şaşkınlıkla Kevin’a baktı. "Şef’in bir yazlık evi olduğunu bile bilmiyordum."
"Ben de yeni öğrendim," dedi Kevin, ceketini giyerken. "Şerif oraya bir ekip gönderdi ama ev bomboş. Şef çoktan sırra kadem basmış. Ama gitmeden önce bir iz bırakmış. Telsizden az önce geçti; limanın kuzeyindeki uçurum yolunda Şef’in şahsi aracına ulaşıldı."
Olay yerine vardıklarında, Şerif Miller ve ekibi aracın etrafını çoktan sarmıştı. Lisa, David ve Kevin araçtan inip kalabalığa doğru yürüdüler. Şef’in arabası, uçurumun en ucunda, tekerlekleri neredeyse boşluğa değecek şekilde duruyordu. Motoru hala sıcaktı ama içeride kimse yoktu.
Kevin, Şerif’in yanına gidip bir şeyler konuştu ve sonra elinde şeffaf bir delil torbasıyla geri döndü. Torbanın içinde, direksiyonun üzerine bırakılmış küçük, buruşuk bir kağıt parçası vardı.
"Bunu bulmuşlar," dedi Kevin, notu Lisa ve David’in görebileceği şekilde tutarak.
Notta, Şef’in o sert ve köşeli el yazısıyla sadece birkaç kelime yazılıydı: "Bazı sırlar mezara gitmeli. Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Beni aramayın."
"Bu bir veda değil," diye mırıldandı David, uçurumun karanlık sularına bakarak. "Bu bir suçluluk beyanı."
Kevin, rüzgardan uçuşan saçlarını düzeltti ve Lisa’nın omzuna hafifçe dokundu. "Görünüşe göre Şef, George ve Aris’in bildiklerini daha fazla taşıyamayacağını anladı. Lisa, en azından artık güvendesin. Senin isminin olduğu o liste... Artık bir tehdit kalmadı."
Lisa, hırçın dalgaların kayalara çarpışını izlerken derin bir nefes aldı. Kevin’ın sakinliği ve her şeyi mantıklı bir zemine oturtması ona huzur veriyordu. Şef’in onlara neden ihanet ettiğini hala anlayamıyordu ama önündeki kanıtlar tartışmaya yer bırakmayacak kadar netti.
"Hadi," dedi Kevin, onları arabaya doğru yönlendirirken. "Emniyete dönelim ve Şerif’e son raporu sunalım. Bu davanın artık resmi olarak kapanması gerekiyor."