Lisa gözlerini açtığında, zihnini bulanıklaştıran o keskin kimyasal koku hala genzindeydi. Soğuk beton zeminde yattığını ve ellerinin arkadan plastik kelepçeyle bağlandığını fark etti. Başındaki zonklama, düşüncelerini toplamasını zorlaştırıyordu.
"David?" diye fısıldadı sesi çatallanarak.
"Buradayım," dedi David’in sesi karanlığın içinden. O da hemen yanında, benzer şekilde bağlanmış halde oturuyordu. "Gitti. O siyah silüet... Sis bizi bayılttıktan sonra bizi buraya, ofis bölmesinin içine taşımış."
Antreponun dışındaki fırtına dinmişti ama içerideki sessizlik çok daha ürkütücüydü. Lisa, masanın üzerindeki o yırtık fotoğrafa baktı. Fotoğraf hala oradaydı ama bir farkla: Karalanmış olan yüzün üzerine kırmızı mürekkeple bir soru işareti çizilmişti.
Tam o sırada, antreponun ağır metal kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye dolan gün ışığı gözlerini kamaştırırken, tanıdık bir ses yankılandı:
"Lisa! David! Orada mısınız?"
Bu Kevin’dı. Yanında birkaç devriye memuruyla birlikte içeri daldı. Kevin, ofis bölmesine koşup Lisa ve David’in kelepçelerini keserken yüzünde derin bir endişe vardı. "Tanrım, size ulaşamayınca sinyal takibi yaptırdım. İyi misiniz?"
"İyiyiz Kevin," dedi David bileklerini ovuşturarak. "Ama birisi bizimle oyun oynuyor. Bizi buraya kilitledi, dinledi ve sonra bayılttı. Şef nerede? Onu bulabildin mi?"
Kevin yutkundu, bakışlarını kaçırdı. "Henüz değil. Arabası limanın birkaç kilometre ötesinde terk edilmiş halde bulundu. Telefonu içindeydi ama kendisinden iz yok. Emniyette her yer çalkalanıyor. Şerif, Şef’in bu davada bir şeyleri gizlediğinden şüphelenmeye başladı."
Lisa, Kevin'ın elindeki dosyaya göz attı. "Peki kaset? Teknik birim ne dedi?"
"İşte asıl garip olan o," dedi Kevin, sesini alçaltarak. "Kaseti teknik birime teslim ettim ama üzerindeki şifreleme o kadar karmaşık ki, sese ulaşmak zaman alacak. Ancak kasetin etiketinde George’un el yazısıyla bir not bulmuşlar: 'Gerçeği duymak istemeyenler için.' Lisa, sanki George bu kasetin bir gün birilerinin eline geçeceğini ve o kişinin susturulacağını biliyordu."
Lisa ayağa kalktı, hala sendeliyordu. Kevin’ın her kelimesi mantıklı geliyordu ama içindeki bir huzursuzluk geçmek bilmiyordu. "Şef'in kaybolması tesadüf olamaz. O fotoğraftaki üçüncü kişi o olabilir mi?"
"Bilmiyorum Lisa," dedi Kevin, nazikçe koluna girerek onu dışarı yönlendirirken. "Ama şu an güvende değilsiniz. Sizi emniyete götüreceğim. Orada her şeyi baştan konuşuruz. Bu kaset çözüldüğünde, George'un neyi duymamızı istediğini öğreneceğiz."
Lisa antrepodan çıkarken arkasına baktı. Karanlık köşede, az önce baygın yattığı yerde, küçük bir metal parçasının parladığını gördü. Kevin ve David fark etmeden o parçayı hızla yerden aldı ve cebine attı.
Bu, emniyette sadece belirli birimlerin kullandığı türden bir yaka rozeti iğnesiydi.