İçeriğe geç

Tweet [Taegi Fanfiction]

Bölüm 3 · 12 dk okuma

Tweet [Taegi Fanfiction]

Bölüm 3

BÖLÜM 3

~Kim Taehyung~

Toplantıdan çıkar çıkmaz flaş ışıklarının ve bağıra çağıra sorulan soruların içinden sükunetimi koruyarak çıktım ve arabaya attım kendimi. Başım ağrıyordu, konuşmaktan ve ikna etmeye çalışmaktan kurumuş boğazım zonkluyordu. Derdimi anlatabileceğim tek adamın numarasını çevirip kulağıma tuttum telefonu. Şoför çoktan harekete geçmiş, beni o cehemnemden uzaklaştırmıştı.

"Oh, Taehyung! Nasılsın?" Heyecanlı, biraz endişeli ses tonundan sonra titrek bir nefes almıştım. Onun karşısında ağlardım, çekinmezdim de ama şu an sevgilisiyle yemekte olmalıydı. Onu bozmak istemiyordum. Sadece sesini duymak, belki biraz olsun rahatlamak istiyordum.

"İyi sayılırım. Toplantı biraz daha uzadı. Şimdi eve geçeceğim ama yarın yine o bunaklarla beraberim ne yazık ki." İç geçirip öfledim. Sıkkınlığımı anlatacak kelime bulamıyordum. "Sen nasılsın? Yemek nasıl gidiyor?"

"Boğuluyor gibiyim." Dedi hızlıca. "Senin de moralin bozuksa gelsene. Beraber yeriz. Daha başlamadık zaten. Jungkook beyler teşrif edemediler."

"Çok sık baş başa kalmıyorsunuz, emin misin?" Çekinmiştim, yalan değildi. O ikisi gerçekten de çok zor baş başa kalırdı. Gerek Jimin'in projeleri olsun, gerek Jungkook'un duruşmaları... ikisi de gerçek anlamda meşgul insanlardı.

"Elbette eminim! Bu restoranda biraz daha yalnız kalırsam kafayı yerim." İç geçirdi. "Fazla pahalı duruyor."

"Belki sana teklif etmeyi düşünüyordur." Gülümsedim. Onca kötü şeye rağmen kardeşim gibi gördüğüm arkadaşımın mutlu ilerleyen bir hayatının olduğunu bilmek beni deşarj etmeye yetiyordu.

"O zaman tek ailemin yanında da edebilir. Etmese daha iyi gerçi şu an." Yine iç geçirip daha kısık bir tonda fısıldadı. "Masada bir garson dikilip duruyor. Arkadaşımı bekliyorum diyorum ama yine de gitmiyor."

"Gerçekten çok özenmiş."

"Beni yalnız bırakma, Taehyung!" Sesi inlercesine çıkmıştı, sanki orada oturmak ona acı veriyordu. İç geçirdim. Enişte bey çok istiyorsa biraz daha sabredebilirdi, elden ne gelirdi başka?

"Pekala... bana konum at. Orada olacağım."

Ve dediğim gibi de yaptım. Yarım saat süren yolun ardından oldukça lüks görünen bu restorana adımımı atmıştım. Her yer sarı ışıklarla dekore edilmişti, gecenin karanlığında loş bir etki yaratıyor ve gözü yormuyordu. Karanlık duvarları, kapıları, aksine beyaz masaları, koyu tonlarda sandalyeleri vardı. Zemin, tonu dengelemek istercesine açık kahverengi döşenmişti. Jimin'le beraber oturduğumuz bu dikdörtgen masada ben de ister istemez gerilmiştim. Neden böyle bir restoran seçmiş olabileceğine pek aklım yetmiyordu. Hatta bana kalırsa ben böyle bir restoranın varlığından bile yeni haberdar oluyordum.

"Ah, Taehyung! Ne güzel bir sürpriz bu böyle!" Jungkook yanımıza geldiğinde yutkundum. Nedense içimden bir ses hala bir şeylerin içine ettiğimi fısıldıyordu. "Gelmene sevindim." Ama Jungkook duygularını saklamaktan yana değildi. Eğer burada olmamdan memnun değilse bunu söylerdi. Jimin sayesinde ben de onu yakından tanımıştım.

Ayağa kalktım, el sıkıştık ve sıcak bir gülümseme takındım. "Jimin ısrar edince sorun olmaz diye düşündüm." Dedim bir çırpıda. Jimin de adeta yalvaran gözlerle Jungkook'a bakıyordu.

"Aslında gelmen çok iyi olmuş. Ben de bugün abimi çağırmak ve Jimin'le tanıştırmak istiyordum. Bir aile yemeği gibi olur."

Jimin'in gözleri ardına kadar açıldığında ben de zorlukla yutkunmuştum. Jungkook'un 'abim' olarak masum masum anlattığı kişi, doğu asyanın en korkulan mafyasının lideriydi. Kendisiyle yüz yüze hiç tanışmamıştım ama bundan da asla sorun duymamıştım. Kim isterdi ki böylesine korkutucu biriyle tanışmayı, aynı ortamda bulunmayı?

"Peki bana bunu ne zaman söylemeyi planlıyordun, Kook?" Jimin ciddiyetle sordu, haksız da değildi. Onun yerinde olsam elim ayağıma dolaşmış, belki de topuklarımı götüme vura vura kaçmış olurdum çoktan. Sevgilisi olabilirdi ama daha kendisinin bile görüşmediği ailesiyle neden tanıştırmak isteseydi ve Jimin neden bunu olumlu karşılasaydı ki?

"Üzgünüm, sevgilim.." Jungkook başını yana eğerek gerçekten mahcup bir ifade takındı. "Sana söyleyecektim ama bir türlü o ortamı bulamadım. Yine de sen kendini germe. Bir anda silah çıkarıp alnının çatından vuracak değil."

"İhtimal düşük olabilir ama her zaman da olduğu gerçeğini gözardı edemem." Sandalyesine sindi. "Korkuyorum."

"Merak etme..." hala sakinleştirmeye çalışan Jungkook, hemen sevgilisinin karşısına oturmuştu. Ben de Jimin'in yanındaydım ve belli ki tek boş sandalye olarak karşımda konumlanmış yere de Jungkook'un abisi oturacaktı. Yutkundum ama yutkunabildiğimden bile emin değildim. Jimin'in hissettiği o baskı bir anda bana da bulaşmıştı. Masadaki şamdan ve çiçeklerle karşıyı görüşümü en aza indirsem çok mu ayıp olurdu acaba? "Lütfen böyle gerilmeyin. O gerçekten iyi birisi. Soğuk görünür ama sebepleri olduğunu biliyorsunuz."

Bir anda tüm garsonlar saygıyla eğildiğinde Jungkook, gözlerini kapatarak gülümsedi ve mırıltı seviyesinde bir tonda, zoraki bir gülümsemeyle konuştu. "Ve sanırım o da geldi..." ayağa kalkarken biz de ayağa kalktık ve içeri girmekte olan, Jungkook'un abisi demeye bin şahit isteyen adama baktık. Siyahlar içindeydi, omuzlarına atılmış paltoyu çoktan birisi almış ve götürmüştü. Siyah saçları özenle taranmıştı, teni bembeyazdı ve garip bir biçimde Jungkook'tan oldukça kısaydı. Öz kardeş olmadıklarını biliyordum ama sıfat olarak ne çok benziyorlardı öyle...

Yanımıza geldiğinde soğuk yüz ifadesini saklamadan beni süzmeye başladı. Gözlerinin üzerimde, adım adım gezdiğini net bir şekilde hissedebiliyordum. Sanki her bir parçamı bıçakla soyuyor, derimin altındaki kişiliğimi merak ederek inceliyor gibiydi. "Merhaba." Sesi buz gibiydi. Saygı denen şeyi bize hatırlatmak istercesine başını hafifçe eğdi.

Ben de Jimin'i sırtından iterek eğdiğimde gözlerin onda olmamasından oldukça memnun göründü. Tüm bu kahrı ben mi çekmek zorundaydım? Eve gidip bir kase yumurtalı ramen eşliğinde günü kapatmanın ne sakıncası vardı da buradaydım? "Merhaba." Dedik aynı anda.

Jungkook başını hafifçe eğerek selamladı abisini. "Merhaba. Gelebilmene sevindim."

"Geleceğimi söylemiştim." İç geçirdi, kendisini dinlemediği için kardeşine sitem etme şeklinin bu olduğunu sandım.

Meraklı ve bir o kadar soğuk gözleri tekrar üzerime geldiğinde Jungkook yine araya girerek beni kurtardı. Birkaç dakika daha sürse yerimde buz kütlesine dönüşüp atomlarıma ayrılacağımı sandığım için ona teşekkür etmem gerektiğini aklımın bir köşesine not ettim. "Hyung... biliyorsun ya... biraz rahatsız edici."

Tepki vermedi. Sandalyesini çekerek otururken gözlerini bir daha da benimle buluşturmamıştı. Aralarındaki bu sessiz itaatkarlık garipti doğrusu.

Garsonlardan birisi kadehlerimize şarap doldurmaya başladığında karşımda oturan soğuk ve oldukça kasvetli görünen adam, dik duruşundan taviz vermeden arkasına yaslandı ve göz ucuyla Jungkook'a baktı. "Artık bakabilir miyim?"

"Sana bakma demiyorum, gözlerinle işkence etme diyorum sadece." Ses tonunda her ne kadar kendinden emin bir hava varsa da çekindiği ortadaydı. Jimin için de oldukça zor bir süreç olacak gibi görünüyordu.

Gözlerimizi buluşturduğunda soğuk bir ifadeyle bakmayı sürdürmüştü. Az önceki kadar öfkeli ve sert değildi ama bu da en az onun kadar geriyordu insanı. Diken üzerine oturmuşum gibi kıpırdandım. "Geleceğini bilmiyordum." Dedi. Bana mı dedi gerçekten?

"Efendim?" Diyiverdim bir anda. O da iç geçirerek ve dirseklerini masaya yaslayarak eğildi, ilk geldiğinde baktığı şekilde bakmaya başladı tekrar.

"Dedim ki, geleceğini bilmiyordum. Jungkook bana, Jimin'in bir ailesi olmadığını söylemişti." Soğuk, buz gibi bir ses. Resmen iliklerime kadar üşdüğümü hissediyordum. Beni yargılarcasına süzüyor, mantığının almadığı noktalarda vakit kaybediyordu.

Jungkook yutkundu. Derin bir nefes alarak abisine döndü ve sıcak bir gülümseme takınmaya çalıştı. "Kim Taehyung." dedi tanıtmak istercesine. "Jimin'in kardeşi gibidir. Liseden beri beraberler."

"Anlıyorum..." sert bakışları yavaşça Jungkook'a döndü. "Peki bana neden bahsetmedin?"

Jimin yutkunarak kadehini aldı ve havaya kaldırarak uzattı. Bu boğucu atmosferi kırmaya çalıştığı ortadaydı. "Taehyung gelmeyecekti aslında. Ben çağırdım. Bu yüzden bahsetmemiş olabilir. Geleceğinizi bilseydim..."

"Gelmesi sorun değil, ona göre hazırlanmak isterdim sadece." Kaldırılan kadehe baktı, bir süre de aynı gözlerle Jimin'i süzdü. "Kim Taehyung, demek..." kadehine uzandı, ufak darilerek çizerek çalkalayıp şarabın karışmasını dalgın gözlerle izledi.

"Sorun değil, hyung. Taehyung oldukça anlayışlıdır." Dedi Jungkook, sıcak bir ifadeyle. "Eh... sizi tanıştırabilir miyim?"

Jungkook'un abisi gözlerini şarabından ayrımadı. Şu an burada gibi de görünmüyordu zaten. "Sipariş verdiniz mi?"

"Hayır." Dedi Jimin. "Sizi bekledik."

Başıyla onaylamakla yetindi. Bembeyazdı teni, şaka gibi. Korede kaç kişinin teni bu kadar doğal bir beyazlığa sahipti ki artık? Etkilenmiştim. Görünüşüyle duruşuyla bakışıyla eşsiz bir isimdi. "Beni gözlerinle yedin." Dedi, garsonla olan konuşmaları biter bitmez. "Üzerimde sevmediğin bir şey mi var?"

Hiç göz teması kurmamamıza rağmen nasıl anlayabildiğina hayret ederek arkama yaslandım, başımı Jimin'e çevirerek "hayır" dedim. "Hayır, yok. Sadece güzel görünüyorsunuz."

"Teşekkürler." Boğuk ve soğuk bir teşekkürdü. Sanki bunu duyduğu için midesi bulanmış gibiydi ama bunu bana hissettirmemek istemiş olması hoştu. Gerçi kardeşi için nezaket göstermeye de çalışıyor olabilirdi, asla bilemezdim.

Jungkook boğazını temizledi. "Abim, Min Yoongi. Hyung, bunlar da sevgilim, Park Jimin ve arkadaşı, Kim Taehyung."

"Memnun oldum." Yine o ton. Nezaketten yakından uzaktan alakası mı yoktu yoksa, çözememiştim.

"Ben de öyle." Dedi Jimin, neşeli ama altında yatan endişesini saklayamayan bir tonla.

Boğazımı temizleyerek konu açmaya çalıştım zira masadaki diğer iki kişi gerginlikten bayılacak gibi görünüyordu. Toplantı da iyi geçmediğine göre, bu masada ölmek için sebepleri olan tek kişi bendim.. "Ah, bu arada... birkaç yıl önce derneğe yardım ettiğini için size hiç teşekkür edememiştim. Burada karşılaşabilmemiz hoş oldu."

Yoongi'nin tek kaşı havaya çok olmasa da kalktı ve göz ucuyla Jungkook'a bakarken sonunda kadehinden bir yudum almayı başarmıştı. "Hatırlamıyorum." Dedi sadece. Buz gibiydi sesi. Buz buz buz!

"Çok eskide kaldı, hyung. Sanırım o yüzden hatırlamıyorsun." Diyebildi Jungkook. "Taehyung, eşcinsel haklarını savunan derneğin başkanı. Bir keresinde küçük mafyaların onlara bulaştığını söylemiştim ya sana.."

"Dolu bir gündemim vardı, işi başkasına vermiş olmalıyım." Kadehi masaya bırakarak direkt olarak gözlerime baktı. "Hala sorun çıkarıyorlar mı?"

"Hayır. Çok iyi durumdayız, teşekkürler." Başımı eğerek tasdikledim durumumu.

"Bunu duyduğuma sevindim." Yemeklerimiz geldiğinde Yoongi sessizliğine büründü, Jungkook oldukça tatlı konuşmalar yapmanın en iyisi olacağına karar vererek sevgilisine uydu ve ben de Yoongi'yi izlemeye devam ettim. Yemeğin sonuna kadar çok yememişti, çok sık olmasa da telefonuyla ilgilenmişti ama genel anlamda Jimin'i öldürmek istercesine süzmekle meşgul olmuştu.

"İşleriniz nasıl gidiyor? Umarım rahatsınızdır." Konu açmaya çalıştığımda bakışlarını Jimin'den tembel tembel bana geçirdi ve derin bir nefes aldı. Sanki çok önemli bir işinin içine etmişim gibi davranıyordu. Bir şerefsizlik yapıp Jimin'le yatmayacaksa bu kadar incelemesinin anlamı yoktu.

"İyi." Dedi sadece. "Sizin?"

"Fena değil." Gülümseyerek baktım ama ensemden aşağı soğuk ter damlacıkları döktüğümü hissediyordum.

"Bugün toplantınız vardı sanırım. Televizyonda görmüştüm."

"Hatırlamanıza sevindim." Yine kıpırdandım. Nereye oturursam oturayım rahatsız hissettiriyordu sanki.

Bacağımı ötekinin üzerine atarken onun konuşmasıyla donakaldım. "Haberi yapanları gelmeden önce öldürünce aklınızda kalıveriyor işte."

O az önce rahat rahat adam öldürdüğünü mü söylemişti yoksa kulaklarım bana ihanet mi ediyordu? "N-ne?"

"Kişisel bir mesele. Alınma." Kadehini kaldırdığında bu adamın ne kadar tehlikeli olduğu tekrar dank etmişti kafama. Gece kadar karanlık irislerinde hayatın ışığı yok olmuştu, adeta işkence etmek üzerine varlar gibi görünüyorlardı. Gerginlikle kadehi kaldırdığımda ellerim tir tir titriyordu. Kadehin içinde çalkalanan şarabı dökmemek için tanrıya dua ederken sonunda camların tok çarpışma sesiyle, mideme giren kramplara aldırmadan bir yudum aldım hızlıca. "Sonucunda ne oldu?"

"Neyin?" Öldürdüğü adamın sonunu bana mı soruyordu gerçekten?

"Toplantının." Dedi ciddi bir sesle. "Toplantınızdan bahsediyorduk." Az önce yaptığı itirafı bu kadar normalleştirmek mi zorundaydı?

Zorlukla yutkundum, boğazım kupkuru kesildiğinden acıyordu. "Ah, doğru..." gerginlikle boğazımı temizledim. "Henüz sonuca bağlanmadı."

"Kaba kuvvet kullandınız mı?"

"Ülkeyi yönetenlere karşı mı? Aklımı peynir ekmekle yemedim."

"Bana sorarsanız bu biraz kaba oldu." Bir anda aklımdan çıkan gerçek, yine tak diye düşmüştü zihnimin orta yerine. Mafyaydı o, tüm yöneticileri elinden geçirmiş olabilirdi.

"Bir anda unutuverdim." Gözlerimi kaçırdım, bu aptal yemek ne zaman bitecekti?

"İkna etmenize yardım edebilirim. Genelde beni dinlerler."

"Bu zamana kadar bu aptal kanunu niye kabul etmediler o zaman?"

"Ucu bana dokunmuyordu, ben de özellikle arayıp kabul etmelerini söylemedim." Gözlerini Jimin'e dikti tekrar. "Fakat şu an dokunuyor gibi görünüyor. Senden etkilenerek kardeşime duygusal açıdan zarar verecek en ufak bir hamlesine karşı önlem almalıyım, değil mi?" Gözleri sanki bir anda değişmişti. Jimin'i paramparça ettiğini ben bile görür gibiydim.

"S-sorun değil!" Dedim aniden. Sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki, gülüşerek sohbet eden Jungkook ve Jimin ikilisi de ciddiyetlerine bürünüp bir anda bana dönmüşlerdi. "Y-yani... bilirsiniz... kendim halledebilirim. Onları etkilemez." Adeta kendi kuruntularım içinde boğulduğumu ispatlamak istercesine arkasına yaslandı, şarabını yudumlarken sessiz kaldı. Manipülatifti, haberim bile olmadan Jimin'le aramı bozabileceğinin ufak bir uyarısı gibiydi az önce yaşananlar.

Deli... bu adam kelimenin tam anlamıyla deliydi.

Jimin bana doğru eğildi, korku dolu gözleri Yoongi üzerindeyken usulca mırıldandı. "Tuvalete gidebilir miyiz? Tek gitmek istemiyorum."

Yoongi ses etmese de sert bakışlarıyla bizi süzdü, ardından yemeğine geri döndü. Önündeki biftekle cebelleşişini izlemeye o kadar dalmıştım ki Jimin'in isteğine neredeyse karşı gelecektim.

Sonunda tuvalete gittiğimizde Jimin, rahatlamış gibi derin bir nefes almıştı. "Tanrım... resmen ortama ağır bir atmosfer salıyor."

Elimi yıkarken iç geçirdim. "Normal değil mi? Adamın hayatı bunun üzerine kurulu." Ama içten içe ben de nefret etmiştim. Neden bu kadar soğuk olmalıydı ki?

Yüzümü de yıkamak üzereyken nefes nefese birisi girdi içeriye. İyi giyimli olmasına rağmen sarı saçları dağınıktı, kan ter içinde kalmıştı. Jimin ve ben merakla adama bakıyorken adam da zorlukla toparlandı. "Kusura bakmayın." Dedi usulca. "Bulmam gereken bir araç olduğunu söylediler. Sanırım benzini bitmek üzereymiş. Bana da onlar yemekten kalkmadan önce doldurmam söylendi."

"Kimin arabası? Belki yardımcı olabiliriz." Dedim. Kendinden geçmiş adamın elinde tuttuğu küçük kağıt parçasında yazan plakaya baktım kaşlarım çatık halde. Jungkook'un arabası olsa bilirdim. Jimin'in de değildi. Gerçi onların olsa benzin almaları gerektiğini de bilirdim herhalde.

"Aramama yardım ederseniz çok minnettar kalırım." Adam o kadar çaresiz bakmıştı ki yüzüme kabul ettim. En azından o buz nevalesi adamdan biraz da olsa uzak durabilmem için bir şanstı bu. Jimin Jungkook'u yalnız bırakmaöası gerektiğini söyleyerek gittiğinde ben de adamın peşinden dışarı çıktım. İçeride kimse olmamasına rağmen neden bu kadar çok araba vardı, anlamıyordum.

Tek tek plakalara bakıyorken adam konuşmaya başladı. "Sizi masada görmüştüm. İster istemez kulak misafiri oldum. Adınız Taehyung, öyle mi?"

"Evet." Dedim umursamaz bir tonda. İşime öyle odaklanmıştım ki söylediklerini çok da değerlendirmiyordum.

"Min Yoongi ile bağınız ne?"

"Sizin bağınız ne?"

"Bir bağım yok." Geri çekildi. "Neden sert tepki verdiğinizi anlamıyorum. Sadece bulması kolay olur demiştim."

"Onun arabasını mı arıyordunuz?"

"Evet."

Kaşlarım hafifçe çatıldı. Plakalardan başımı kaldırdığım anda şakalarımda hissettiğim acı beni yere yığmıştı. Ne olduğunu anlayamadan bakarken Yoongi girdi görüş açıma. Arkası bana dönüktü, elindeki silahı tehditkar bir biçimde adamın başına nişan alarak tutuyordu. "Şerefsiz." Diye hırladı. Onun soğuk sesine eklenmiş olan öfleyle titredim. Ne büyük bir güçtü bu böyle? Gerçekten de insanın içine işleyen türde bir gerginliği vardı. "Seni o gün öldürmeliydim."

Adam da tek hamlede silahını çıkardı ve Yoongi'ye doğrulttu. "Sizi de görmek büyük bir onur, sör Min." Alaycı tavrına karşı daha çok sinirlenmesini beklediğim adam silahını beline yerleştirdi ve ağır adımlarla kendisine doğrultulmuş olan silaha ilerledi.

"Hala zamanın varken kaç. Kaç çünkü yakaladığımda affetmeyeceğim." Zaten dibinde olan adamı neden öldürmediğini merak ettim. Dibindeydi, gerçek anlamda dibindeydi, derdi neydi?

Alnımdan çeneme kadar yayılan soğuk hisle elimi yüzüme attım ve ıslanan elime bakarak kırmızıyla kaplı olduğunu görmek ciğerlerimi sıkıştırdı. O piç herif bir de beni yaralamış mıydı, asıl düşmanı tam karşısındayken?

En başta geri geri yürürken bir anda arkasını dönüp koşarak giden adama hayretle baktım. Bu kadar korkuyordu da neden silah çekiyordu? Ben karşısında yemek bile yiyemiyordum!

Yoongi ellerini çırparak bana döndü. "Biri gitti..." eğilerek yakalarımdan kavradı ve aniden kaldırıp arabalardan birisinin kapısına sertçe yasladı. Ciğerlerimden dışarıya dökülen havayla bir süre boğulduğumu, ölümümün bu şekilde olmasının ne kadar acınası olacağını düşündüm. "Beni öldürmek için fazla cesur değil misin? Çabuk bana patronunun adını söyle, Kim Taehyung, tabi gerçek adın buysa!" Emredici ve ağır bir tonda konuşmuştu. Sanki her döktüğü kelimeyi net bir şekilde idrak etmemi bekkiyor gibiydi.

Bense tamamem şoktaydım. Onu öldürme, hatta zarar verme gibi hiçbir art niyet beslemezken bana böyle muamele yapması canımı sıkmıştı. "Ne saçmalıyorsun!? Ben sadece plaka aramasına yardımcı oluyordum!"

"Suç ortağısınız yani..." beni tekrar yere fırlattığında sendeleyerek düştüm ve üzerime korkutucu bir kasvetle yürüyen adama baktım. "Onu da öldüreceğim, seni de. Anladın mı?"

"Ben hiçbir şey yapmadım!"

O sırada dışarı kolturarak gelen Jungkook ve Jimin'e ilişti gözüm. İşte şimdi her şey, tam anlamıyla boka batmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.