2007 yazı (Scarlett 15 yaşında)
Büyükannemin o psikolog arkadaşı az önce yine kapımın dışındaydı. Kilitli kapının ardından o yumuşak, acıyan sesiyle konuşup durdu. Olan biten her şeyi, içimden geçen tüm düşünceleri bir deftere yazarsam bana iyi geleceğini, ruhumu hafifleteceğini söylüyor.
İyi gelmek mi? Bütün bunlara, o evdeki sessiz iğrençliğe benim körlüğüm sebep olmuşken bana ne iyi gelebilir ki? Ya da iyileşmeyi hak ediyor uydum ki?
Yazıyorum, evet, ama iyileşmek için değil. Sadece beynimin içindeki o sağır edici çığlıklarda, kendi duygularımın içinde boğulmamak için yazıyorum. Yoksa aklımı kaçıracağım.
Nasıl hissetmedim? Aynı evin içinde, hemen yan odamda en yakın arkadaşımın hayatı kararırken nasıl hiçbir şey anlamadım? Yoksa... hissettim de anlamak mı istemedim? Babamın o dört duvar arasında dönüştüğü canavarı görmek istemeyip, farkında değilmişim gibi davranıp ona suç ortağı mı oldum?
Kendimden iğreniyorum. Aynaya bile bakamıyorum çünkü kendi yüzümde onun kanını, onun izlerini taşıdığımı bilmek midemi bulandırıyor.
Büyükannem evde uyurken, ona haber bile vermeden gizlice otobüse binmiştim. Sadece Lily'i görmek eski arkadaşımla tekrardan tanışmak istemiştim.
Pek hatırlamasamda, kasabaya vardığımda... Sokağımıza saptığımı biliyorum. Evin o dökük, pencereleri kırık, paslı halini gördüm. Garip gelmişti başta.
Taksiden indikten sonrasını pek hatırlamıyorum koca bir sis bulutuydu sanki.
Beynim sanki o andan sonrasını kaydetmeyi reddetmiş gibiydi.
Bayan Hattie'nin yüzünü hatırlıyorum sadece. Bir de bana doğru bağırdığı o kelimeleri. Sesini tam duyamıyordum sanki, suyun altındaymışım gibi boğuktu ama kelimeler doğrudan beynime çivilendi.
Baban... Lily... Hamile...
Gerisi bir boşluk. Yere nasıl düştüğümü, o insanların etrafımı nasıl sardığını tam olarak bilmiyorum. Sadece yüzü olmayan siluetler, beni çekiştiren eller, vücuduma inen darbeler ve kulaklarımdaki o korkunç uğultu vardı.
Nefes alamıyordum. 'Bilmiyordum,' demek istedim mi, yoksa sadece içimden mi çığlık attım, onu bile bilmiyorum. Ya da gerçekten de bilmiyormuydum ? Dünyayla bağlantım o kaldırım taşında kopmuştu.
Sonra bir el beni o cehennemden çekip çıkardı. Yüzü bulanıktı başta. Biri adını bağırdı
O Dean'di
Lily'nin abisi.
Gözlerindeki o karanlığı, bana bakarken yaşadığı o sarsıcı irkilmeyi bir anlığına net gördüm sadece. Arabasına nasıl bindim, o eski kırmızı koltuğa nasıl oturdum hiçbir fikrim yok. Hastane yolu koca bir karanlık. Sadece bir ara arabanın çok sert bir şekilde fren yaptığını, öne savrulduğumu ve onun direksiyonu sıkan bembeyaz olmuş parmaklarını hatırlıyorum. Ne o konuştu, ne ben. Belki de bir şeyler söyledi, bağırdı, bana nefretini kustu içten içe ama ben hiçbirini duymadım.
Zihnim, Bayan Hattie'nin kelimeleri etrafında dönüp duran bozuk bir kaset gibiydi.
Hastanenin o kör edici beyaz ışıkları... Etrafımda koşuşturan insanlar, bana bir şeyler soran, dudakları kıpırdayan ama sesleri bana ulaşmayan hemşireler... Çantamı kim açtı, telefonumu kim buldu, büyükannemi kim aradı bilmiyorum. Ben sadece sedyede yatıyor, donuk gözlerle tavanı izliyordum. Şoktaydım, sanki bedenim oradaydı ama aklım o dökük evin bahçesinde kalmıştı.
Sadece bir ara, göz ucuyla kapıya baktığımda o tanıdık silüeti tekrar gördüm. Dean.
Gitmemişti. Büyükannemin feryat ederek odaya girdiğini, bana sarılıp ağladığını hissettiğim o saniyeye kadar koridorda bekledi. Sonra o gölge sessizce kayboldu.
Şimdi buradayım. Tekrar Büyükannemin evinde.
Başım çatlıyor. Başım patlayacak gibi ağrıyor. Ama haplardan birini yutarsam, onun gibi olmaktan korkuyorum. Ben onun gibi deliremem, hayır babam zannettiğim piç gibi olamam
uyuşup kontrolü kaybederek onun gibi bir canavara dönüşemem.
Ama bu yaptıklarım hap etkisiylemiydi ki? Olanlar benim suçum.
Lily'nin yaşadıkları tamamen benim suçum. Kendi evimde olanları nasıl görmemiştim? Ya da gördümde ben mi anlamak istemedim?
Bilmiyorum..
Ama olanlar benim yüzümden.
Asla kontrolümü kaybolmasına, acının azalmasına izin vermicem. Lily'nin yaşadıklarının yanında bu acılar çok hafif kalır.