Sabah ablamın beni “Kalk artık doğum günü kızı.” Demesiyle uyandım. Bu beni rahatsız ediyordu çünkü doğum günlerinden nefret ederdim.
“Lakabı ‘Ateş saçan’ olan bir kızın rengarenk balonlar içinde doğum günlerini kutlaması ne kadar mantıklı? Sorabilir miyim canım ablacım?
“Türkiye’nin en çok aranan mafyasının bu kadar rahat konuşması kadar normal. Hem bak sırf senin için çocuklarla kanayan pasta yapmaya çalıştık. Kaan ve Serkan’ı görmen lazımdı. O kadar komikti ki. Neyse bak sana elbise aldık o kadar onu giyeceksin yoksa parçalarım kızım seni. Her gün ya eşofman ya pantolon. Burama geldi artık.” Dedi ve çıkıp gitti.
Gözlerimi devirdim. Ne olmuştu ki bir mafya olsam? Ablamın kendi yatağına astığı siyah elbiseye baktım. Ne kadar istemesem de sırf ekibi kırmamak için alıp giydim.
Sırtı açıktı. Önü ise sıradan bir elbiseydi. Ancak beni en çok rahatsız eden kolları olmuştu. Kolları bileklerime kadar tülle kaplıydı. Ve Gamze tüllerden nefret ettiğimi çok iyi biliyordu. Onu bir elime geçirsem...
Ardından hızlıca botlarımı giyip hızlıca salona indim. Salona indiğimde ise karşımda tam bana göre hem de asla benlik olmayan bir manzara vardı.
Kırmız kan deseni olan kağıtlara iyi ki doğdun yazılmıştı ve ablamın dediği gibi bir kanlı pasta vardı.
Karşımda ise ne şartta olursak olalım, her zaman benim ailem olan insanlar vardı. Ablam Gamze, Kaan ve tabii ki Serkan vardı. Ablam ve benim annem biz küçükken ölmüş, babam ise bizi terk etmişti. Bizi sokaklar büyütmüştü. Ve sonra da büyüyünce insanların bana yaptıklarını bir bir ödetmiştim. Ancak hiçbir zaman masum, zararsız insanlara zara vermemiştim. Bana ödül vermeleri gerekirdi bunun için.
Sonra bu düşüncelerden kurtulmaya çalışırken Gamze bana dönüp “Rengarenk balonlar içinde mi demiştin? Hatırlayamadım da.” Ardından Serkan’ın Kaan’a fısıldadığını duydum. “Gece’yi pembe elbise içinde düşüne biliyor musun lan?” Onlara dönüp “Ben kendimi sizin kafanıza sıkarken düşünebiliyorum şahsen.” Gamze’den bir kahkaha sesi koptu. Kaan bana baktı. “Tamam abla saki ol bir şey demedik. Hem sen bizi bırak da keslim şu pastayı. Ne olacak diye çatlıyorum meraktan.”
Yanlarına gittim. Mafya olmamıza rağmen normal insanlar gibi doğum günü kutlamamız beni şaşırtmıştı.
Yanlarına vardığımda kocaman salonda gezdirdim. Bu kocaman evde gizlenmemizi sağlayan kişi tabii ki Kaan’dı. Kaan çok iyi bir hacker. Bu yüzden bu kocaman ev sistemlerde yaşlı bir çiftin gözüküyor. Ve kimse şüphelenmiyordu.
“Gece ne zaman pastayı kesmeyi düşünüyorsun acaba?” Gamze’ye gözlerimi devirdim. Ve bıçağı elime alıp pastaya sapladım. Hiçbir şey olmamıştı. Gamze, Serkan ve Kaan birbirlerine şok içinde bakıyordu.
Bu sefer kahkahaya boğulan kişi ben olmuştum. “Allah aşkına bir insan nasıl bu kadar beceriksiz olur ya.” Dedim güçlükle. Gamze, Serkan ve Kaan’a bağırmaya başladı. “Geri zekalılar.” Bıçağı elimden alıp pastayı parçalamaya başladı. “Bir dakika, siz bunun içine gıda boyası yerine vişne suyu mu koydunuz? Ve neden içinde yumuşak şekerler var?” Ben hala gülerken Gamze kemerinden bir bıçak çıkarıp onlara doğru yürüme başladı. Serkan ve Kaan kaçmaya çalıştı. Ama kaçamadılar. “Kardeşimin doğum gününü mahvettiğiniz için size ne yapsam acaba? Gece bu gün senin günün, onların cezasını da sen ver.”
İkisi de bana yalvarırcasına bakıyordu. “Tamam Gamze ya. Bir şey yapma onlara. Daha güzelini sen yap bana sonra.” Gamze bıçağını indirdi. “Tamam. Bu gün şanslı gününüzdesiniz. Ama burayı siz toplayacaksınız. Sakın Serap ablaya yaptıralım demeyin pişman olursunuz.” Serap abla bizim yardımcımızdı. Bize bir anne ilgisi ile bakıyordu.
Gamze koltuğa oturup telefona bakmaya başladı. Bende salondan ayrılıp mutfağa yöneldim. Çok acıkmıştım.
Mutfaktan nefis kokular geliyordu. “Günaydın Serap sultan. Yapmışsın yine yapacağını bakıyorum.”
“Günaydın Gece. Bu sabah ablanların çıkardığı kaosu temizledim. Sana da en sevdiğin peynirli omletten yaptım. Ye hadi.” Koşarak boynuna sarıldım. Normal de kimseye sarılmazdım ama Serap sultan başkaydı. O da bana sarıldı.
“Neden zahmet ettin ben yapardım.”
“Ne zahmeti kuzum. Sen ye bana yeter”
Masaya oturup her zamanki gibi yemeye başlamadan önce gazetemi elime alıp okumaya başladım. Gördüğüm haber beni az da olsa şaşırmıştı.
“Türkiye’nin en ünlü polisi Güney Nefes, herkesin korktuğu bir mafya olan ve ‘Ateş Saçan’ olarak da tanınan Gece Ateş’in bulunmasına dair dosyayı resmi olarak kabul ettiğini açıkladı. Acaba suç kraliçesi bu kez yakalanabilecek mi?”
“Bok yakalarsınız” diye mırıldandım. “Bir şey mi istedin kuzum?” Serap sultanı unutmuştum. “Yok yok bir şey demedim sen işine bak.”
Buna benzer haberleri defalarca kez okumuştum. Ancak hiç birinde beni yakalamayı başaramamışlardı. Bu kez de başaramazlardı. Gazetedeki fotoğrafıma baktım. Benimle ilgili ellerinde ki tek fotoğraf buydu ve onunda gerçek olup olmadığına emin değillerdi. Bu yüzden içim rahattı.
Haberleri okumaya devam ederken omletimin bittiğini yeni fark etmiştim. Tabağımı kaldırıp odama çıktım. Odama neden çıktığımı bende bilmiyordum. Bu yüzden odamdan çıkıp Gamze’nin yanına gitmeye karar verdim.
Ama keşke karar vermez olaydım. İçeri girdiğimde gördüğüm şeyler karşısında kahkaha atmamak elde değildi. Serkan ve Gamze’yi öpüşürken yakalamıştım!
“Hayır ya! Allah kahretsin! Şimdi ikisi de susmak bilmeyecek." Ben hala gülerken zorlukla da olsa Kaan’a bağırmaya başladım. “Kaan. Çabuk buraya gel. Çok önemli.”
Kaan’ın koşarak geldiği belli oluyordu. “ Ne oldu Gece? Neymiş bu kadar önemli olan?” Ben cevap vermeden hemen önce Gamze gelip kapıyı suratımıza sertçe çarptı.
“Niye bu kadar sinirli bu?”
“Çünkü en derin sırrını öğrendim.”
“Çatlatma insanı söyle hadi.”
Derin bir nefes aldım. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
“Gamze ve Serkan’ı öpüşürken yakaladım oğlum!”
Kaan bir anda kahkahalara boğuldu. “Ne! Ne! Ne! Beni tuvalet gidiyorum iki dakikaya buradayım diye Gamze’yle öpüşmeye mi gelmiş bu mal? İyiyiz hadi iyi alay konusu çıktı başımıza.”
“Neyse rahat bırakalım çifte kumruları. Hadi aşağıya inelim.”
“Tamam.”