Hayat kimilerinin yüzüne gülerken, kimilerinin yüzüne bile bakmıyordu. İçinde var oldukları dünyanın atmosferine ayak uydurmak zorunda olan insanlar, hayata tutunmak uğruna kaderin onlara verdiklerinden daha fazlasını almak ve en iyi şekilde yaşamak için uğraşıyordu. Verdikleri çaba ya sonuçsuz kalıyor çoğu zaman ya istediklerini elde edemiyorlar. Ya da hiç uğraş göstermeden ellerindekiler ile yetinmeye çalışıyorlardı. Bölgemizin yüzde kaçı bunu yapmıştır bilmiyordum ama ben çaba göstermekten yana olmuştum. Sonuçsuz kalacaksa bile içimde o ukdeyi bırakmamak uğruna her şeyi yapardım.
Ben Finn Russel, basit bir adamım. Her ne kadar saydıklarım öyle hissettirmese de öyleydim. Hisler, evet tüm konu bundan ibaretti. Yaşadığınız her duygunun sizi daha fazla insan yaptığını ve yaşadığınızı hissettirdiğini düşünüyorsunuz. Peki ya hissini alamadığınız hisleri hissetmek yasak olsaydı? O zaman da sevgilere aşk, sevmemelere nefret diyebilir miydiniz ? Bedenlerinizin yüzde kaçı bu hisleri tatma uğruna gölgeleşmeye mahkum kalıyordu?
Aşk, nefret, kin, üzüntü, utanç belki de hayal kırıklığı. Sadece ismini bildiğiniz şeyler ne kadar gerçekçi sayılabilirdi ki?
Evlilikler sevgisiz yapılıyor. Tüm gün boyunca göz kapakları yarısına kadar açık duran insanların açık tuttukları sadece zihinleriydi. Hislerin sustuğu bir yerde mantık devreye girerdi.
İletişimin çok az olduğu mıntıkada hiçbir zaman gürültü sesi çıkmazdı. Öfke duyulmağı için birbirlerini anlamadıkları yerde sesler yükselmiyordu. Eski hikayelerde yerini koruyan bu duyguların uyandırdığı tepkiler ise bizlere çok uzak kalıyordu. Şahit olduklarım elbet vardı ama hiçbirisine soru sormaya vakit kalmadan gölgeleşiyorladı. Bedeni olmayan bir gölge güneş vurana kadar gölgedir. Sonrası ise bizim gözümüzle yok oluşlar iken kim bilir belki onlar için var oluştu.
Ama şundan emindim ki bölgemizde sevdiği, sevebildiği için gölge halini alan bir kalbin varlığını bilmek bile beni daha huzurlu yapacaktı. Buraya gelmeden önce sevmenin kelime anlamının dışında hiçbir şey bilmediğim bu duygu, hayata tutunmama neden olmuştu. Üstelik sevebilecek çok fazla şey vardı. Çok düşünmüştüm hangi rengi seviyorum diye. Etraftaki kovukların o muhteşem görüntüsü beni benden alırken hepsine hayran kaldığımı fark etmiştim. Tüm renkleri evime katamazdım. Bende hepsini barındırdığı için beyazdan yana karar kılmıştım. Bunun nedenini elbette kimseye açıklayamazdım. Kimsenin benim için neyi sevdiğini bile bilmiyor ithamlarına maruz kalmak istemiyordum.
Sevebilmeyi öğrenmiştim. Çiçekleri, renkleri, yağmuru, taşı, toprağı... Hayatta sevebilecek şeyler vâr olduğu sürece yaşama sevinci de o denli artıyordu.
Yeni yeni tatmaya başladığım bu duygular olmadan nasıl da bir robot gibi yaşadığımı her gün düşünmeden edemiyordum. Kayıp giden zamanıma olan üzüntümü bile seviyordum.
Yıllarımın elimden kayıp gittiğini şu an Levi'nin elinde tuttuğu büyüteç ve kalemi Evil'e getiren biricik aşkım Aria sayesinde fark etmiştim.
Burası bana hem aşkı vermişti hem de acıyı. Aşık olmuştum ve kaybetmiştim. Sevmiştim ve acı çekmiştim. Hissediyordum. Hissederken, yaşadığımı fark ediyordum. Yıllar önce Aria sayesinde kurtulmuştum. Her şeyin sıradan geçtiği bir günde onu çalıştığım yerin kapısının önünde görmüştüm. Diğer herkese göre daha çok yaşıyor gibiydi. Çok güzeldi. Üzerinde siyah bir elbise, saçları tepeden dağınık bir şekilde toplanmış yüzünde ise kimsede olmayan hafif bir gülümseme. Ona şöyle bir bakıp odama geçmiştim. Oturduğum an kapı çaldı. İçeri girdi ve kapıyı ardından kapattı. Karşıma geçti ve elinde sıkıca tuttuğu bir kağıdı bana verdi. Kağıtta "Duyguların hissedilmediği yerde mutsuzluk anlam kazanır." Yazıyordu. Anlamsız gözlerle ona baktım.
- Bu da ne demek oluyor şimdi?
"Sizler gerçekten yaşamıyorsunuz." dedi. Düşündüm. Nefes alıyordum ya bu da yaşadığımı gösteriyordu. Zihnimi okumuş gibi "Sadece nefes alarak gerçek manada yaşıyor sayılmaz kimse." dedi. Cebinden bir kalem çıkarttı ve bana uzattı. Ucu olmayan bu kalemle ne yapacağımı bilmiyordum. "Evinde yıllardır kullandığın o büyütecle bu kalem bir anahtar." dedi. "Kurtuluşun için bir yol." Kalktı ve tam gideceği sıra "Neden ben?" diye sordum. "Bunu ben bile bilmiyorum o büyüteç de işlevsiz bir şekilde evinde durmuyordu." dedi. İşlevlerini merak etmiyordum ama mantığım bunu yapmam gerektiğini söylüyordu. Eve gidince kalemin ve büyütecin işlevini uzun uğraşlarım sonucu bulmuştum. Pencereden dışarı baktığım sıra büyüteçteki görüntü büyüdü büyüdü ve bir yansımada durdu. Bu yansıma ancak camlarda olurdu. Bunu düşündüğüm an nefesim kesildi ve kendimi boşluğa düşüyormuş gibi hissettim. Gözlerimi açtığımda ise kendimi bu renkli bölgede görmüştüm. Her şeyin farkına varmam bile beni kurtarmıştı. Keşke farkına vardığımız her şey bizi kurtarabilseydi. Buraya geldiğimde Aria'yı tekrar görmüştüm hissedebildiğimi fark edince güzelliğine hayran kaldığımı hissetmiştim. İçimde adını bilmediğim duygular kıpraşıyordu ve bu çok garip hissettiriyordu.