İçeriğe geç

TUTSAK

Bölüm 2 · 7 dk okuma

TUTSAK

Bölüm 2

2. Bölüm: Yangın

Kalp ritimlerim yavaşlayarak normale büründü. Elimde bulunan ilk yardım çantasın da uzun bir süre gözlerim takılı kaldı. Gelmişti ve yanımdaydı, kolları arasında olamasam da buradaydı ve bu bana yeterdi. Yağmur altında sırılsıklam olurken, 'kızım' diye seslenişini unutamıyordum, kalbime kazınmıştı. 'Baba' bu kelimeyi uzun bir süredir dile getiremiyordum. Söylerken canım yanıyordu, belki de ağır geliyordu bilmiyordum.

Saatlerce dışarıda yağan yağmur altında bekliyordu. Ona gel desem de beni dinlemeyerek bildiğini okudu. Kendini suçluyordu, ama onun bir suçu yoktu. Göğüs kafesim acıyla sıkıştı, nefeslerin ciğerlerime yetmedi. Yangının kokusu içimi doldurdu. İçim yanıyor ve küle dönüşüyordu. En tuhafı ise, küllerinden doğarak tekrar eski halime bürünüyordum. Yangının acı dolu haykırışı kabarttı kulaklarımı.

Yangın küçük bir bedenin imtihanı oldu.

Yerimden kalkarken, gözlerim dışarıda yağmur altında sırılsıklam olan babama kaydı. Üşüyordu, bedenim buz tuttu. Karanlık sokakta pek fazla göremesem de gözlerinin burada olduğunu anlayabiliyordum. Gözyaşlarımla baktım sokağın ortasında duran adama. Gelmiyordu, gitmiyordu da, peki ne istiyordu? Derdi neydi? Yağmur altında ıslanarak ne elde etmeye çalıyordu. Ayağımın altından kayan zeminle birlikte dizleri üzerime çöktüm, bunu yapmamalıydı, her gün öldüğümü yanarak küllerimden doğduğumu bilmiyor muydu? Yangın küçük bir kıvılcım yakarak içine çekti bedenimi, yavaş yavaş yanarak yok olmak üzereyken şimdi yangın yavaş yavaş sönüyordu. Çünkü o gelmişti, babam gelmişti.

Şimdi ise giderek beni ona mahkum edemezdi, ellerimden kelepçeleyemezdi hayata. Biz bu hayata tutsak olmuştuk öyle değil mi? Yorulmuştum, acı çekmekten değil hayatın bu kadar acımasız olmasından. Nefessiz kalmıştım yaşanan onca olaylardan sonra, nefes almakta güçlük çekiyordum. Hızla oturduğum yerden ayağa kalktım, o bu eve girmeliydi, girecekti. Kapıyı açarak dışarı çıktım. Soğuk hava karşıladı bedenimi. Gözlerim uzakta bana bakan babama kaydı. Beni görmesiyle sersemleyerek ayağa kalktı.

Bana doğru yaklaşırken onunla nasıl başa çıkacağımı düşünmeye başladım. Önümde durduğunda gözlerimi istemsizce yere indirdim, nedense ona bakmak istemedim. Karanlıktan yüzünü de göremiyordum, ona bakarsam geçmişin yine gün yüzüne çıkacağını biliyordum. Biz geçmişi yakmamış mıydık? Küllerini etrafa saçmamış mıydık? Her şeyin tekrar başlayacağını söylememiş miydik? Ben onun elinden tutarken, babamın aklında yatan o düşüncelerden haberim yoktu.

Babamın ellerinden tutup içeriye girmesini sağladım. Salona girdiğimizde henüz yüzünü görememiştim arkası bana dönük olduğundan. Yüzünü bana dönmedi, derin bir nefes alarak babamın önüne geçtim. Gözlerim irileşerek babamın yüzünün her karesini taradı. Yüzü yara bere içindeydi. Canımın yandığını, gözlerimin dolduğunu hissettim. Büyük elleri küçük ellerimi avuçladı, kalbim kalbine sarıldı nefeslerim kesildi, ölüm kapımı yumrukladı tüm heybetiyle.

Babam ellerimden tutmuştu. Özlemiştim sarmalamasını, özlemle gözlerime bakışını, ellerimden tutarak koltuğa oturtturdu. Gözyaşlarım yanaklarımdan akarken babam baş parmağıyla çenemden tutarak yüzüne bakmamı sağladı. Ama yüzüne bakamıyordum, yüzünü öyle görmek canımı yakıyordu, kim yapmıştı bunu ona?

"Kızım"

Babamın sesiyle kafamı kaldırdım.

"Üzgünüm, affet beni. Gitmemeliydim, seni bırakmamalıydım, gözyaşlarının sebebi ben olmamalıydım affet beni kızım, gidersem mutlu olacağını düşündüm"

Babamın söyledikleri yangının ortasında olan bedenimi harmanladı, canım yanmıştı, giderse mutlu olacağımı mı düşünmüştü? Yanılmıştı, o yokken mahvolmuştum ben, yıkılmıştım. Ama şimdi hiçbir şeyin önemi kalmamıştı. Babamın gözlerinin içine baktım.

"Bunu sana kim yaptı baba?" Sorduğum soruyla yaşlı gözlerini zeminden kaldırıp gözlerime hizaladı. Korku ve endişeliydi gözleri, neden korkuyordu? Kimden korkuyordu?

"Kimse, kimse yapmadı. Her neyse yarın konuşuruz çok uykum var" dedi ayağa kalkarken. Benden kaçıyordu, bana söylemiyordu.

"Ben senin kızınım, iki aydır yoktun şimdi bugün çıka geldin ve yüzün berbat halde! Neden bana söylemiyorsun? Neden benden saklıyorsun baba neden!?"

"Hayır Yosun, sakın böyle şeyler söyleme, korkuyorum kızım, tehlikeli bir insanla karşı karşıya gelmeni asla istemiyorum ve bu konuda burada kapandı"

"Hayır baba kapanmadı, bana kim olduğunu söyle yalvarırım söyle bana baba, söyle"

Uzun bir sessizlik yaşandı ikimizin arasında, cayır cayır yanan bedenim babamın suskunluğuyla tekrar alev alıyor, kavuruyordu. Yapmamalıydı, bunu bize yapmamalıydı.

"Tehlikenin başı" diye fısıldadı. Kelimeler boğazına dizilmiş gibiydi, konuşmakta zorlanıyordu. Her kimse caninin teki belliydi, ama babama yaptıklarını ona ödetecektim. Babam gözlerimin içine bakarak fısıldadı acı içinde.

"Çağrı Karahan"

_________________

Genç adam oturduğu koltukta biraz daha yayıldı, barı dolduran sigara ve alkol kokusu ona işlemiyor gibiydi. Elinde tutup çevirdiği viski bardağını sert bir şekilde tezgaha çarptı. Viski bardağı elleri arasından kayıp yerle buluştu, içindeki sıvı zemini boyayarak, adamın dudaklarında doğan tehlikeli gülüşte soldu. Genç adam kehribar renginde olan gözlerini ağır ağır gezdirdi insanlar üzerinde. Herkes bir tarafa dağılmış ya dans ediyor, ya da birbirleriyle yiyişiyordu.

Genç adam onlara iğrenerek baksa da bakışlarını tekrar üzerlerinde tuttu. İnsanlar anlayabiliyordu baktığını, korkuyorlardı. Gözlerinde kehribar tonunun ağırlığı var gibiydi, dışardan esen havadan daha soğuktu adam. Konuşması insanın içini ürpertirken, gözleri insanları yakıyordu. Genç adam oturduğu bar sandalyeden kalkarak lobiye doğru yürüdü. Adımları sert ve bir o kadar kin doluydu, zemin parçalanıyordu ayakları altında. Lobide bulunan kişiler onu görmesiyle ayağa kalktılar, ceketlerinin önünü bağlayarak kafalarını öne eğmişlerdi, cesaret edemiyorlardı o gözlere bakmaya.

"Her şey tamam mı?" Adamın sert sesi yutkunmalarına sebep olsa da;

"Evet efendim istediğiniz her şey hazır" diyebildi. Adam duyduklarıyla dudaklarına kondurduğu kıvrılmayla "Güzel" dedi. Genç adam yanlarından ayrılarak bar çıkışına doğru ilerledi. Onu görenler kenara çekiliyor, başlarını eğiyorlardı. Genç adam dışarı çıkarak soğuk havanın yüzüne çarpmasına izin verdi, etraf buz gibiyken, içinin cayır cayır yanmasını komik buldu. Arabasına doğru ilerlerken gözlerini etrafında gezdirdi.

Arabasına binerek lanetli yerden ayrıldı. Evet lanetli yer, kendi tabiriyle lanetli yer olarak adlandırıyordu barı. Elinde olmasa tek adım dâhi atmayacak yer onu mecbur bırakıyordu. Arabasını son sürat sürerken, telefonundan birini arayarak kulağına koydu.

"Geliyorum, yarın ki işlerimi ben hallederim, şirkette olacağım, senin gelmene gerek yok" diyerek karşısındaki kişinin cevap vermesini beklemeden telefonu kapatarak yanında ki koltuğa fırlattı. Asfalt yollar kıvılcım çıkartıyordu artık. Arabanın aynasından kendi yansımasını seyretti. Adam ölüm kokuyordu, gözleri infaz ediyordu adeta. Kehribarları yakıyordu insanı ve bu da ona zevk veriyordu. O tehlikenin adıydı, o ölümün kokusu, yangının kaynağıydı....

_______________

Dışarı çıkmamla bedenime çarpan soğuk hava titrememe neden oldu. O adam her kimse onu bulacak, yaptıklarını ödetecektim. Yakın bir arkadaşımdan o ismi araştırmasını istemiştim ve sabah bana bilgileri atmıştı, sahibi olduğu şirkete gidecektim. Babamın anlattıkları zihnimde yankılanıyordu. Pis işlerine bulaştırmıştı onu, ve yapmayacağını söylediğinde de öldüresiye dövmüşlerdi. Yoldan geçen bir taksi durdurup hızla adresi verdim. Başımın ağrısı kendini belli ettiğinde yüzümü buruşturdum. Çalan telefonumu çantamdan çıkartıp kimin aradığına bakmadan kulağıma koydum.

"Neredesin? Biz geldik"

"Birkaç işim var halledip geleceğim, zaten bugün dersim yok sadece vizeleri teslim edeceğim"

"Tamam o zaman bizim üç saatimiz var işini bitirince kafeteryada buluşalım"

"Tamam" diyerek telefonu kapatıp çantama geri koydum. Taksi durduğunda geldiğimiz yere baktım, tam olarak göremesem de Karahan yazısını görebilmiştim. Ücreti ödeyerek taksiden indim. Adımlarımı o tarafa doğru yönlendirdim. Kapı da duran iki güvenliğe boş bir bakış atarak içeriye girdim, sandığımdan da kolay olmuştu ve bu tuhaftı. Etrafımdaki insanlar oradan oraya koşuşturuyorlardı, birini durdurup sorabilirdim.

"Merhaba ben Çağrı Karahan ile görüşmek için gelmiştim, odası ne tarafta acaba?" dedim yanımdaki kadına. Kadın önce beni baştan aşağı süzerek daha sonra yayvan bir şekilde konuştu.

"Yoksa sende o kızlardan mısın?" Kadının ne dediğini anlamadığımdan kaşlarım çatılı.

"Ne demek istiyorsunuz?"

"Yani onunla birlikte olmak için yalvaran kadınlar, sürekli buraya gelirler ve sen de buraya ge.." Kadının iğrenç konuşmasını hızla kestim.

"Haddinizi aşmayın sizin burada iğrenç konuşmalarınızı dinleyecek zamanım yok! Bu yüzden bana odasının yerini söyleyin ve sonra gidin!" Sert sesim kadının gülüşünü soldurdu.

"Dördüncü katta, düz ilerleyin hemen orada sekreterini göreceksiniz, o size tarif eder"

"Teşekkürler" diyerek asansöre yöneldim. İçeriye girerek dördüncü katın düğmesine bastım. Asansör kısa bir süre sonra durduğunda hemen indim. Kadının söylediği yere doğru ilerlediğimde gözlerim bir kadına çarptı. Yanına geldiğimde gözlerini bana çevirdi.

"Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"

"Çağrı Karahan'ın odasını tarif ederek"

"Anlamadım?"

"Yabacı dil mi konuştum! Çağrı denen adamın odası nerede?" dedim kadına sinirle bakarak. Kadın şaşkın bir yüzle yüzüme bakarken onu orada bırakarak gözüme çarpan yazıyla direkt içeriye girdim. Odada bulunan birkaç adam bana döndü. Aralarında bana öfkeyle bakan adamı gördüğüm de aradığım adamı bulmamla keyifle gülümsedim. Gözlerimi gözlerinde sabit tuttum. Gözleri kehribar renginin koyusuydu. Adam gözlerini benden çekerek herkese dışarı çıkmasını söyledi.

Herkes dışarı çıkarken odada sadece ikimiz kalmıştık, adam alayla sırıttı.

"Odama böyle dalmanı neye borçluyum küçük Hanım, umarım haklı sebeplerin vardır yoksa sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın" Adamın söyledikleriyle kaşlarım çatıldı. Benim konuşmadığımı görünce bu sefer sırıtarak konuştu.

"Anladım, demek sen de diğerleri gibi buraya gelerek kendini bana teslim etmek istiyorsun, iyi de güzelim bunları benim evim.."

Attığım tokatla konuşması yarıda kesildi. Baş parmağımı ona doğru tuttum.

"İğrenç herifin tekisin bu tokat senin için az bile, babama yaptıkların için seni pişman edeceğim!"

Kafasını bana doğru çevirdiğinde yüz hatları sertleşmiş, çene kasları gerilmişti, hızla kolumu tuttuğunda acıya benzer bir mimik oynamadım yüzümde, ifadesiz yüzümü gördüğünde gözlerin de şaşkınlığa benzer bir şey yakalamıştım ya da ben öyle sanmıştım. Kolumu elleri arasından çekerek ondan kurtuldum.

"Yaptıklarının bedeli ağır olacak!" diyerek sustu. Onun konuşmasını ben devraldım.

"Babama yaptıkların için seni pişman edeceğim!"

"Beni pişman edeceksin öyle mi?" Onun konuşmasıyla daha fazla sinirleniyor, kendime hâkim olamıyordum.

"Bu yüzü asla unutma Çağrı Karahan, çünkü ben bu yüzü sana unutturmayacağım, babama yaptıkların için mahvedeceğim seni!"

"Bu yüzü unutma sakın, çünkü burada yaptıkların için hayatı sana zehir edeceğim!"

Gözlerine son bir kez daha bakarak çıktım. Bu adamla bugünden itibaren daha sık karşılaşacağız diyordu iç sesim ve bunda haklıydı da. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Her şey değişecek ve biz küllerimizden doğarak tutsak olan hayatımızda ki zincirleri kıracaktık, tutsak olan ruhlar, zincirlerini kıracaktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.