Ceset kokusu burun deliklerime sızarak beynimi işgal etti, yağmur damlaları kuruyan toprakları ıslatarak toprak kokusunu etrafa yaydı. Gözlerim soğuk mermer taşına gittiğinde, acıyla dudaklarıma konan tebessüm taşa dokunmama sebep oldu. Ellerim bir müddet soğuk taşın üzerinde yazan isimde takılı kaldı. Azra Karan. Vücuduma temas eden damlalar, tenimde kızarıklığa neden olmuştu. Ellerim bu sefer toprağın üzerinde gezindi. Yüzümü yalayan rüzgâra inat daha çok durdum yağmur altında. Ciğerlerim nefesi zor görerek nefessiz kalmamı sağladı bir süre. Nefes alamadıkça göğüs kafesim hırpalıyordu vücudumu. Çantamdaki ilacı çıkartıp ağzımın içinde yayılmasına izin verdim.
Bana nefes almayı çok görmüşlerdi.
İlacı çantaya bırakıp, ıslak zeminden kalktım. Uzaktan yansıyan ışık gözlerimi kapatmama neden oldu. Soluksuz bir mücadelede yenilen taraf asla ben olmamalıydım, isyan etmeliydim bu duruma. Çünkü yaşanan her şey benim suçumdu. Yüzümden kayıp giden yağmur damlası avuçlarımın içine düşerek yok oldu. Benliğim gibi. Arabaya doğru yürüdüm ıslak kıyafetlerle, yürümek ağır geliyordu bedenime, adımlar bana inat gitmiyordu ileriye. İsyanım bir kez daha baş gösterdi yokluğa. Ayaklarım gücünü toplamayarak zeminde kendine bir yer edindi. Dizlerim üzerine çöküp iki elimi yerde sabit tuttum.
Kafamın içinde yankılanan çığlık seslerini susturmak için bir çaba göstermedim, ellerimin altındaki beyazlığı kızıla boyayan kanın kokusu nefesime zehir olarak nefessiz kalmamı sağladı. Gözlerim bir yabancının kozasından doğan kelebeğin, ömrünün yetmediğini gözleri önümde kesinleştirerek beni geriye doğru savurdu. Parmak boğumlarım beyazlamıştı. Ellerim kanın rengini taşıyordu.
Kan bir nefesin ilacı oldu.
Önümde diz çöken kişiye bakmak için başımı yukarıya kaldırdım, bir çift mavilikler kavradı benliğimden. Gözleri kızarık, mavileri dolu doluydu. Lanetli hayatım tekrar düzene girmediği gibi bu saatten sonra da girmiyordu. Benliğim kıvranıyordu acıdan, benliğim isyan ediyordu acıya.
Acı bir kez daha gâlip geldi olmayan hayatıma.
Gözlerim kapanırken dudaklarından dökülen ismim kulaklarımı çınlattı, görünüşüm bulanıklaştı. Hayat bir kez daha olmayan yaşamıma sahip çıktı.
______________
"Daha ne kadar uyuyacak?" Duyduğum sesler gözlerimin açılmasına neden oldu. Görüş alanıma giren beyaz tavan kimsenin göremeyeceği şekilde acıyı kendine hapsetmişti. Bakışlarım kapı ağzında duran arkadaşlarıma gitti. Nazlı ve Raya kapı ağzında doktorla konuşuyor, neden uyanmadı diye adama işgence ediyorlardı resmen. Bu hallerine gülümsedim. Dikkatleri üzerime çekmek için bir kaç kez öksürdüm. Ama duymamışlardı, o kadar dalmışlardı ki konuşmaya, uyandığımı bile anlamamışlardı.
"Raya, Nazlı" diye seslendim bu kez. Raya ilk bana doğru kafasını çevirdi, sonra tekrar doktorla olan konuşmasına döndü. Cidden mi? Nazlı bana doğru döndüğünde gözlerini açarak bana doğru hızla yürüdü. Bir kişinin dikkatini çekmek ne güzel!
"Yosun, uyandın sonunda. Bizi çok korkuttun"
Anlamayarak ona baktım, en son mezarlıktaydım ve daha sonra... Hatırlamıyordum. Ne olmuştu peki, tekrar mı bayılmıştım? Gözleri önümde canlanan maviler yerimden hızla kalkmama neden oldu. Neredeydi o? Gelmiş miydi? Beni buraya o getirmiş olabilir miydi? Raya ve Nazlı bu durumu çözemesede ses çıkarmadılar. Çünkü onlar her şeyi biliyorlardı, neden bu durumda solmuş bir yaprak kadar hissiz olduğumu. Her ikisine baktım, Raya uykusuz görünüyordu, Nazlı ise endişeli ve halsiz, onların bu durumu canımı sıkmıştı, benim yüzümden bu haldeydiler.
"Beni buraya kim getirdi?" Sesim çatlamıştı, konuşurken boğazımı sıkıyordu bir el. Dışardan esen soğuk rüzgâr cama vurarak savruldu. Fırtınanın çığlıkları, içimdeki oyuncuyu oynattırdı.
"Bilmiyoruz, hastaneden aradılar ve senin burada olduğunu söylediler"
Raya'nın söyledikleriyle aklım karışmıştı. Onu gördüğümü zannediyordum, bu bir yanılma mıydı? Ama bir yanılma olamayacak kadar gerçekti gözleri, hayır yanılma değildi, o gerçekti ve beni buraya o getirmişti buna emindim. Kafa salladım. Doktorla birlikte Nazlı'da dışarı çıkarken gözlerim elime gitti. Ellerim sarılmıştı, kaşlarım çatıldı. Raya anlamış olacak ki gülümseyerek konuştu.
"Önemli bir şey değil, ellerin tahriş olmuş ve kanamış, bu yüzden sarıldı" yaptığı açıklamayla tekrar kafa salladım, kelimelerin ihanetine uğramıştım ve konuşamıyordum. Nazlı odaya girdiğinde yatakta geriye doğru iyice yaslandım.
"Doktor yarım saat sonra çıkabileceğimizi söyledi"
"Tamam"
"Of zaten bende çok acıkmıştım, çıkarken bir yere gidelim ben çok açım" Nazlı'ın söyledikleriyle gülümsedim. Açlığa dayanamayan biricik arkadaşım. Raya onun bu haline gözlerini devirdi.
"Daha az önce kantinde yemedin mi sen?"
"Yetmedi ki onlar, ben hâlâ açım, açken de açım, tok olurken de açım. Karışma bana tombik suratlı"
Nazlı'nın en son söylediğiyle Raya sinirle ona döndü.
"Ne dedin sen?"
"Tombik suratlı" dedi umursamazca. Raya küçükken çok kilolu bir çocuktu ve yanakları tombul tombuldu. Bu yüzden ona tombik suratlı derdi. Nazlı 1.70 boyunda, şarap kızılı düz saçları ve ela gözleriyle çok tatlı bir kızdı ve tabi çokta zayıftı, o kadar yemek yemesine rağmen üstelik. Raya yeşil gözlerini Nazlı'da uzun bir süre sabit tuttu daha sonra gözlerini devirerek çekti. Raya'nın ve benim boyumda 1.70 boylarındaydı ama Nazlı bizden daha uzun gibi duruyordu zayıf olduğundan dolayı.
Raya esmer tenli olmasına rağmen yanaklarının kızarıklığı belli oluyordu, bu hâline gülümsedim. Başım çok denilmeyecek bir derecede ağrıdığında yüzümü buruşturarak yatağa uzandım. Gözlerim karanlığa çekildiğinde, karanlıktan bana doğru gelen o adamı gördüm, kalbim acıyla kasıldı.
🌼🍷
Hastaneden çıktığımızda ilk olarak restoranta gitmiştik, sonuçta yanımızda aç bir kişi vardı tabi bende açtım ama onun kadar olamazdı. Siparişleri verdiğimizde masada sesizlik baş gösterdi, kimse ses çıkarmıyordu, ya da aklım dolu olduğundan kimseyi duyamıyordum. Siparişler geldiğinde Nazlı hızla yemeye başladı, umarım bu kız bir gün aç kalmazdı.
"Raya annen aradı mı?"
Nazlı ela gözlerini, Raya'dan bana doğru çevirdi. Ne diyeceğini merak ediyordum doğrusu, belki bana kızardı ama yine de şefkatli kolları arasına alırdı.
"Aradı" masada bir sessizlik yaşandı, kimseden ses çıkmıyordu, bu durumda Elif teyzenin bana kızgın olduğunu anlamıştım. Bana kaç defa yasaklasa da umursamadan gitmeye devam etmiştim mezarlığa ve gidecektim de. Kızlar bir daha konuşmadı, ben de sandalyede geriye doğru yaslandım, onu bulmam gerekiyordu, ne yaptığını merak ediyordum? Ve bilmemek... Beni kahrediyordu. Ah biz nasıl bu duruma gelebilmiştik aklım almıyordu, nefesim kesiliyor, almakta zorlanıyordum artık. Canım yanıyor, acı isyan ediyordu kaldıramıyordu daha fazla. İsyankar bir insandım ben, her zaman, her şeye baş kaldıran ben, acıya kaldıramıyordum. Çünkü acı beni tüketiyordu. Acı, üç harflik kelime beni kahrediyordu, yok ediyordu.
Omzuma dokunan elle titredim, düşünceler beni kendi arasında kaybetmeye çalışmışlardı.
"İyi misin?" Raya'nın söylediğiyle kafamı salladım.
"İyiyim, kalkalım mı artık eve gitmek istiyorum" dedim gözlerim dolmaya başlarken. Bir başkasının önünde ağlamaktan nefret ediyordum ve şimdi ise dolmaya başlayan gözlerimden bana inat bir yaş akmıştı. Ellerimle yaşları silip hızla masadan kalktım.
Hesabı ödeyerek çıktık restoranttan. Yüzüme çarpan soğuk havaya gülümsedim. Hangi ara önümüzde durduğunu bilmediğim taksiye bindik, kızlar ilk önce beni bırakmak istediklerini söylese de geri çevirdim. Onları eve bıraktıktan sonra kendi evimin adresini verdim. İçimde tarifi imkansız bir şey vardı ve ben ne olduğunu henüz bilmiyordum. Evime az kaldığında buradan sonrasını yürümek istedim. Taksiyi durdurarak ücreti ödeyip indim. Mahallenin ışıkları, keşke kendi içimde de böyle yansıtsaydı karanlığı. Yüzüme değen yağmur damlasıyla kafamı yukarıya kaldırdım. Gökyüzü asaletiyle ve kara bulutlarıyla toplanmıştı, bu fırtınanın belirtisiydi. Adımlarımı hızlandırdım, ıslanmak şu an en son isteyeceğim bir şey bile olamazdı.
Evime çok az kala gözlerim karşı caddeden buraya doğru gelen adamda takılı kaldı. Adam sersemleyerek bana doğru geliyordu ve ben uzakta olduğundan yüzünü tam olarak seçemiyordum. Yağmur hızlandığında bana doğru gelen adam yere serildi. Korkarak ona doğru koştum ve o anda sokak lambaları büyük bir sesle patladı. Etraf tam anlamıyla karanlığa gömülmüştü. Adamın yanına gelerek onu ayağa kaldırmaya çalıştım ama çok ağır olduğundan becerememiştim. Adamın eli elime dokundu, temasıyla birlikte gözlerim uzun bir süre adamın göremediğim yüzünde takılı kaldı. Kalbim acıyla sıkıştı.
Adam ellerini ellerime kelepçeledi, uzaklaşmak istedim ama izin vermedi, kaşlarım hızla çatıldı. Adamın elini elimden kurtardığımda ayağa kalktım, onu burada bırakmak içime sinmese de arkamı döndüm. Bir adım dâhi atamadan durdum. Onu burada bırakamazdım ama tanımadığım bir adamı da asla evime almazdım. Evet polisi arayabilirdim. Telefonu cebimden çıkartıp numarayı tuşlayacakken adamın sesi kulaklarımdan içeriye sızarak zihnimde çınladı.
Kalp ritimlerim yavaşladı, gözlerim dolmaya başlarken gökyüzü kükredi. Yağmur damlaları tenime vurarak delmeye başladı. Kükreyen gökyüzüyle adımlarımı atamadan geriye doğru düştüm. Bu adam bana ne demişti? Bu oydu? Gelmişti, bırakmamıştı. Dudaklarıma konan acı veriş gülümseme, ceset kokusunu içime doldurdu. Dudaklarım arasından dökülen kelimeler göğün gürültüyle yankılandı.
"Baba"