İçeriğe geç

TUTSAK

Bölüm 8 · 5 dk okuma

TUTSAK

Bölüm 8

TERS-DÜZ

İçime dolan husursuzluk geçsin diye derin derin nefesler aldım. O an sanki tüm ışıklar beynimde yandı. Acıyordu bana, küçük bir kız çocuğu gibi görüyordu. Belkide haklıydı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde

"Bir daha beni dinlersen sonuçları kötü olur demiştim" sesi alaylıydı. Belliydi yüzünden aklımı dağıtmaya çalışıyordu. Ellerimi kaldırarak gülümsedim ona inat.

"Dinlersen demiştin, izlemek konusunda bir uyarıda bulunmadın"

"Suçunu inkar ediyorsun" adımlarıda kendi kadar büyüktü.

"Suçsuzum diyorum" yanıma iyice yaklaştığında gözlerini hafif kısmış bana bakıyordu.

"Seni fazla küçümsemişim" dediğinde sadece omuz silktim. Beni o kadar önemsemediği biliyordum. O bir askerdi ve ben onun için bir görevdim. O bana değil görevine sadıktı. Bu iyiydi benim açımdan en azından birini daha kaybetmeyecektim. Görevi tehlikeye girdiği an beni bırakıp gidecekti.

"Beni o adama ne zaman götüreceksin" dediğimde yüzü ciddileşti daha deminki alaycı adamdan eser yoktu.

"Şu an için seni ona götüremem çok tehlikeli olur"

O da benim gibi babamın adını kullanmamıştı.

"Bir yolunu bulamazmıyız" sinirler bana baktığında

"Onların hayatını tehlileye atamam" senin benim ya da bizim dememişti ve bingo onları düşünüyordu. Yani benim hiçbir önemim yoktu. Oysaki bayılmadan önce yaşasaysım seni korurdum dediğinde içimde kanadı kırık bir kuş havalanmıştı. Şimdi anlıyordum beni avutmak istemişti ya da o an can havliyle ne dediğinin farkında değildi.

"Anladım, peki onlar dedin onlardan kastın neydi" acaba babamın bizden başka ailesimi vardı?

"Seni ilgilendirmez" yüzünden anladığım kadarıyla sorularım canını sıkmıştı. Kısa bir süre bana baktıktan sonra cebine elini atıp bir sigara paketi çıkardı. Alec bazen vereceğim tepkileri izlemek için beklerken içerdi.

O an gözlerimde canladı.

Alec yine vücudumdaki yaraların iyleşmesine hayran hayran baken elindeki bıçağı bırakmıştı. Artık ilk geldiğimdeki kadad tepki vermiyordum. Önceleri çok çığlık atıp çırpımıyordum 3 senenin sonunda artık ağlamakla yetinmeyi öğrenmiştim. İlk başlarda açdığı yaralar iyleşirken nefesim kesilecek zannediyordum. Yaranın derinliğine göre değişiyordu acıdı. Yaralarım hemen iyleşsede ilk üç saat içinde aşırı reaksiyon veriyordu vücudum. Her gün bir yerimi yaralamaya çalşıyordu. Vücudumda iyleşmeyen yer var mı diye. Bir keresinde açtığı yaraların iyleşmesini beklerken keyif sigarası yakmıştı. Gözleri yaram kabuk bağlayıp iyleşene kadar ayrılmazdı üzerimden. Elindeki sigaradan derin bir nefes alıp üzerime üflemişti. Ben ise istemsiz öksürmüştüm. Gülümsemesi yüzünde iyice yayıldı.

"Kesiklere olan bağışıklığını gördük, birde yanıklara olanı görelim"

Elindeki sigarayı göğsümün tam ortasında södürdü. Bu sefer diğerlerinden farklıydı. Acı önce sigarayı bastırdığı yeri buldu, sonra bütün vücuduma yayıldı. O keskin acı nefesini kesti. Aylar sonra ilk defa çığlık atmıştım.

Elindeki sigaraya bakarken elimle Alecin ilk sigara söndürdüğü yeri ovuyordum. Kurtta bakmıştı ellerime anlam vermeye çalışıyordu. Ben ise sadece elindeki sigaraya bakıyordum. İçme desem kızarmıydı acaba ya da dinlermiydi beni.

"Ben banyoya gitmeliyim" sanki çok acelem varmış gibi hızlıca yerimden kalktım. Kesik kesik nefes alabiliyordum. Bu olayın beni bu kadar etkilediğini bilmiyordum. Bu güne kadar yanımda sadece Alec sigara içmişti. Oda hep vücdumda sönmesiyle son buluyordu. Bir nevi koşarak banyoya girdim. İlk geldiğimizde elektirik yoktu. Ama şuan vardı. Ben baygınken çok şey olmuştu. Kurttun tavırlarında da değişiklik vardı. Hayatımda bir çok şey değişmişti ve ben bir çoğunu takip edemiyorum. Aynadan yansımama baktım esmer tenim sapsarı duruyordu. Gözaltlarım çökmüştü. Buraya geldim geleli doğru dürüst yemek bile yememiştim. Aklıma yemek yemek gelmemişti ki o kadar sorun içerisinde. Banyoda kurttun sigara içmesini bekledim. Sigarasını bitirdiğine emin olduğumda dışarı çıktım. Oturduğu koltukta gözlerini kapatmış bekliyordu ya da uyuyordu kestiremediğim için yanına yaklaştım. Yavaşça koluna dokunduğum anda beni ters çevirip kolumu bükerken diğer koluyla boğazımı tutuyordu.

"Bu kadar sessiz olman çok tehlikrli küçük" nefesini kulağımda hissediyordum.

"Sadece uyuyor musun diye kontrol etmek istedim" bu kadar yakın olmak zihnimi bulandırıyordu. Sanki hem en tehlikeli hem de en güvenli yerdeydim yani kollarının arasında. Beni öyle bir tutuyordu ki canımı avıtmıyordu ama kıpırdamamada izin vermiyordu. Boşta kalan elimi boğazımda duran kolunu gevşetmek için kaldırdım ama o milim haret etmedi. Ama midem acıktığını unutmamış gibi guruldadı. O an sessiz kahkası kulaklarımı doldurdu. Yüzünü göremesemde sessiz kahkası beni çok utandırmıştı. Eminim kıpkırmızı olmuştum.

"Ben acıktım" diyebildim sadece. Yer yarılsada içine girsem diye düşündüm bir an.

"Hiç anlamadım" ciddi bir tavır takınarak mutfağa girdi. Yiyecek çok bir şey yoktu.

"Alışveriş yapmamız lazım"

"Bencede" dedim biraz hava almaya ihtiyacım vardı.

"Sen burda kalıyorsun küçük"

"Bende gelsem"

"Ayak bağından hiç hoşlanmam" usulca kafamı salladım ayak bağı olmasam bile ne fark ederdi ki o beni öyle benimsemişti.

Hazırlanıp gideli neredeyse 1 saat olmuştu. Ben boş boş etrafa bakınmaktan sıkılıp uyumak istedim.

×××

"Çok yaklaştık efendim bulmak üzereyiz."

"Onu bulmadan bana gelirseniz hepiniz ölmüş bilin kendinizi."

Alec gözlerini kısmış karşısındaki adama bakıyordu.

Bana canlı getirin deney faremi.

Odasından çıkıp karşı odaya yöneldi. Yerde saçları yüzünü kapatan bir kadın duruyordu.

"Bir zamanlar senin için ölümü göze aldığıma inanamıyorum"

Alec saçlarından çektiği kadının yüzüne baktı.

"Ahh Bell, o adamın değilde benim kızım olsaydı Sarah herşey çok farklı olabilirdi."

Yüzü kanlar içinde olan kadın gülümsedi hala güzel görünüyordu. Adam ne kadar inkar etsede kadın bir tanrıça gibiydi. Hırsuından gözleri kararmıştı. Sarahın o adamın kızı olduğunu istanbula kaçtığında öğrenmişti. İçindeki öfke dinmiyordu Bellde bu öfkeden nasibini almıştı.

"Seni kurtarmak için ben girdim o depoya o gün ama sevdiğin adam arkasına bakmadan kaçtı"

Alecin belkide hayatında yaptığı wn doğru şey buydu. Herkes kaçarken o Belli kurtarmak için o depoya girmişti ve yüzünd hatrı sayılır bir yara kalmıştı. Kadın ise onu hiç sevmemişti. Cebinden çıkardığı mendille kadının yüzünü sildi. Onu bu hale getirenlere istesede engel olamamıştı. Alevin bütün öfkesi o adama benzeyen Sarahaydı. İçinde gram acıma yoktu. Sarahı bulup istediğini alana kadar devam edecekti. Bell ağlamaklı gözlerle bakıyordu.

"Ona zarar verme" kadın istemesede içten içe adama güveniyordu. Alec onu hep korumuştu.

"Bunun için 24 yıl kadar geç kaldın. Hem ben size 18 yıl boyunca zaman tanıdım sende biliyorsun. Artık fazlasını bekleme benden "

Haklıydı. O gün Belli kurtadığında hamile olduğunu öğrenmişti. Bir şekilde 18 yıl boyunca bu adamları onlardan uzak tutmuştu. Yakalandıklarında ise 6 yıl boyunca yapmadığı eziyet kalmamıştı. Bellin en büyük nefreti bu yüzdendi. Hala geceleri rüyalarında kızı çığlık atarak yardım istiyordu. Gözleri doldu içi acıdı.

"Her şeyi sen bu hale getirdin Bell. Şimdi sonuçlarına katlanma vakti"

Kadını yerden kucağına alıp yatağa yatırdı. İyice zayıflamıştı bedeni bir kuş kadar hafifti. Kadın bu durumdan memnun olmasada hareket etmedi, zaten gücüde yoktu. Adam cebinde hazırladığı iğneyi çıkardı.

"Bu birazda olsa ağrılarını dindirir" Kadın elindeki son kozu oynamaya karar verdi.

"Saraha bir şey olursa kendimi öldürürüm"

Adam burukça gülümsedi.

"Hala benim için değerli olduğunu sanman ne tuhaf" elindeki iğneyi usulca koluna batırdı. Sanki şimdiye kadar bir cani değilmiş gibi. Kadının gözleri kapanmadan önce kulağına gelen sözlerle kalkmak istedi ama çok geçti uyku bedenini sarmıştı bir kere.

"Umarım kızına en büyük zararı sen vermemişsindir Bell"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.