İçeriğe geç

Tutkuyla Harmanlanmış Bedenler

Bölüm 46 · 11 dk okuma

Tutkuyla Harmanlanmış Bedenler

Bölüm 46

4.3: “Sarı Gül Buketi”

(Bölüm 22 Ocak 2017/ 18.58'de yayımlanmıştır.)

Elvin DURU DEVRAN'dan

Herkes şok olup tepki veremezken, Acar da ağzını bile açmamıştı.

Savaş ağabey, Acar'ı balayında aradığında bile söylememişti böyle bir şeyi.

Acaba Filiz annelerin haberi var mıydı? Hepimiz şaşırıp, kalmıştık. Ve bu gecenin sonu sessiz bir şekilde dağılmak olmuştu.

En azından erkekler açısından. Kızlarla kısa bir mutfak dedikodusu yapıp:

-Yarın öğlen 14.00 de Acar şirkete gidecek. Bana gelin hem yemek yer, hem de dedikodu yaparız." Dememle plan yapmıştık.

Sonunda Savaş ağabey Bade'yi bırakıp eve geçeceğini söyleyerek Acar'ın yanından gelip, bana da sarılarak gitmişti.

Nesi vardı ki acaba?

Saklı kalmazdı gerçi. Hele Acar kafayı takarsa. Bana neler yaptığını biliyoruz sonuçta.

Bade ise kötü birine benzemiyordu. Ben insanları genelde bakınca anlayabilen biriydim. Bade çekingen, sessiz ve mutsuz diyebileceğim bir kız gibiydi.

Sorun mutsuz olmasında saklıydı zaten.

Evlenecek bir çifte göre ikisi de somurtkandı.

Evde sadece Acar ve ben kaldığımızda bana bile bir şey demeden merdivenleri ağır ağır çıkmaya başladı.

Arkasından bakakaldığımda adımı seslenmesiyle ben de birer ikişer çıktım merdivenlerden.

Yatak odasına girdiğimizde, kendini yüzüstü yatağa bırakmıştı.

Şok olmuştu. Anlayabiliyordum.

Üstüne tırmanıp, kalçasına oturarak sırtına masaj yapmaya başladım.

-Nasıl da anlıyorsun beni." Dedi gülmeyle karışık konuşarak. Kafamı kulağına yaklaştırdım, hala kollarına masaj yaparken:

-Neden apar topar olmuş? Anlattı mı sana?" Derin bir nefes alıp yanıtladı:

-1 aydır annemler de biliyormuş. Bilmeyen bir Asu bir benmişim zaten. Ama ağabeyim..." öfleyerek ters döndü.

Kucağında oturduğumdan dolayı kalkacakken, bacaklarımı sıkıca tutarak, sırtını yatak başlığına yasladı.

-Ama ağabeyim, yapmaz böyle Elvin. Benim tanıdığım, yapmazdı. Niye böyle bir şey yapıyor? O "Ben aşık olmadım, niye evleneyim? " diyen bir adamdı. Bir anda aşık mı oldu yani? Hele biz...Ben ona en yakınım sanıyordum."

Hala kucağında kıvrılmışken, kafamı göğsüne koydum.

Elini hemen sırtıma yerleştirdi, bir yandan da saçlarımla oynuyordu.

-Ama değilmişim...Baksana ağabeyimden haberim yok, ben nasıl bir kardeşim acaba? Biz ne zaman uzaklaştık böyle?" Sesinden üzgün olduğunu anlıyordum.

Acar sadece sevdiklerine kırılıyordu ve şuan kırgındı.

Kendisinin ve ağabeyinin ilişkisini bozan her ne olduysa ona, ağabeyine, kendine...Kırgındı.

-Aşkım, Savaş ağabey yaptıysa vardır bir bildiği...Üstüne gitme bilip bilmeden, o sana anlatması gerektiğini düşündüğü an sana anlatır. Yorma kafanı, hem kötü bir kızla da evlenmez asla...Yapma, üzme kendini. Emin ol, senin bilmediğin bir neden vardır ortada. Bırak o sana anlatsın."

-Haklısın da, koydu işte Elvin. Ne bileyim..." kafamı kaldırıp yanağını öperken yanıtladım onu:

-Anlatır, anlatır. Üzülme sen. Bak evleniyor ne güzel işte!" Zoraki bir gülümsemeyle konuştu:

-Umarım, bu iyi bir yere gider."

Sonrasında ben uykuya dalmıştım, ara sıra uyandığımda Acar'ın uyanık olduğunu görüp, gece boyunca gram uyumadığından son derece emin olarak.

***

3.GÖZ

Kızlar, Devran topraklarının, AcEl evinin mutfağındaydı. Kızların hepsi Elvin'in tezgah yanına koyulmuş, bar taburelerini andıran yüksek taburelerinde otururlarken ağızlarını bıçak açmıyor, yemek yapan Elvin'i izliyorlardı.

Elvin üzerindeki bakışların farkına varıp, dayanamayarak bir anda bağırdı:

-Ayh!" Kızlar düşüncelerinden irkilerek çıkıp, Elvin'e aptal bakışlarıyla baktılar.

Tamam ben 3. Göz olabilirdim, ama Elvin şuan aptal olduklarını düşünüyordu. Devam edelim.

-Yani, maşallah muhabbetinize doyum olmuyor...Hey Allahım, ben olmasam nasıl hayatta kalacaksınız? Neyse ki varım...Hadi bakalım başlıyorum...Deniz Görkemle aran nasıl? Petek Sarp sana bir şey çıtlattı mı dün gece? Evlilik konusu açıldı mı hiç? Asu senin Aliyle aran nasıl?" Kızlar silkelenerek kendilerine geldiğinde, Deniz konuşmaya başladı:

-Ya Allah'a şükür, vallahi aramız iyi. Ne bileyim beni anlıyor. Bu aralar bir garip, evlilikle ilgili konu açıp duruyor. Nabzımı ölçmek için sanırım." Elvin tavuk soteyi karıştırken cevapladı kızı.

-Ooo, ee? Sen ne düşünüyorsun?"

-Erken olduğunu." Elvin gözlerini devirdi "Ay götüm" gibisinden, makarna sosunu karıştırırken.

-İyi tamam, sen konuştun. Git salondaki masadan bana laptobumu getir. Erkenmiş, evde kal görürüm ben seni." Deniz bir asker selamı çakarak içeri giderken Petek konuşmaya başladı, Elvin'in yaptığı kremalı makarna sosuna bakarak.

-Bizim de iyi aramız, ya dün ağzımızı bıçak açmadı. Evlilikle ilgili bir konu açılmadı. Evime bıraktı, öptü gitti. O da şoka girdi. Savaş ağabeyden hiç beklemezdik.Acar nasıl oldu?"

-Uyumadı dün bütün gece. Yanımdan kalktığında uyandım, geri uyudum. Sabah uyandığımda da yanımda yoktu. İçi rahat etmedi. Ben de kafasını ütülemedim. Bıraktım biraz düşünsün." Dedi sosa mantarları ilave ederken.

-Bizim de Aliyle aramız iyi mi bilmiyorum. Sadece bazen o kadar öküz oluyor ki, öfkeden deliriyorum. Bu aralar aramız pek iyi değil ama. Biraz garip davranıyor bana." Elvin tek kaşını kaldırıp baktı görümcesine. Allah Allah gibisinden.

-Nesi varmış manyağın?" Asu gerçekten solgun duruyordu.

-Bilmiyorum ki. Hiçbir şey de yapmadım halbuki."

Elvin içinde bir yerlerde kabaran, ama kendisinin bir türlü göremediği ya da görmezden geldiği, annelik duygusuyla konuştu.

-Ben kulağını çekerim onun. Kardeşimdir zaten bana darılmaz. Kim üzüyormuş seni bakayım?" Asu Elvin'in geldiğine içinden şükretti.

Bu kızı o kadar seviyordu ki.

Başı sıkışsa, mutsuz olsa, biraz kendini güçsüz ya da özgüvensiz hissetse bu kız yanında bitiyordu. Ağabeyinin kadına bürünmüş haliydi.

5 dakika kadar sonra ocağın altı kapatılmış, kızlar tabaklarıyla beraber mutfağa iyice kurulmuşken tavuk sote ve kremalı mantarlı makarna yiyorlardı. Tabiki büyük bardak buzlu kolalarıyla beraber..Diyet kimin umrundaydı şuan?

-Laptobu ne için istemiştin?" Dedi Deniz.

Elvin hatırlayarak masanın üzerinden kendine sürükledi dizüstü bilgisayarı:

-Bade'yi stalklayacağım." Telefonunu da alıp Recep'in numarasını tuşladı.

1 kere çalan telefon hemen açılmıştı.

Acar'ın kesin talimati vardı.

Elvin'e ait zil sesi çaldığı an o telefonun 1 kere çalması zorunluydu.

Elvin bunu bilmiyordu tabiki. Sadece Recep'in telefonu tuttuğu anına denk geldiğini düşündü o an.

-Recep ağabey?

-Buyrun Elvin Hanım?"

-Şey biliyorsundur Savaş ağabey evleniyor." Bu hem bir ağız arama hem de konuya giriş cümlesiydi.

-Evet efendim. " Yaa demek biliyorsun, diye düşündü Elvin içinden.

-Bana Bade hakkında bilgi toplar mısın?" Dedi Recep'ten cevap beklemeye başlayarak. Ama cevap saniyesinde gelmişti.

-Hayır efendim."

-Anlamadım?"

-Bilgi toplayamam Elvin Hanım. Üzgünüm." Elvin öfkelenerek sandalyesinden kalktı. Mutfakta bir ileri bir geri yürümeye başladı.

-Ne demek toplayamam? Benim hakkımda her haltı toplarken iyi miydi?!?" Sesi fazla yüksekti. Bağırmaya eş değerdi.

Çünkü öfkelenmişti.

-Ben üz..."

-Tamam Recep ağabey. Çifte standart..Tembihlenmişsin. Anlaşıldı, merak etme." Telefonu suratına kapattı. Kızlar durumu anlayarak sessiz kaldılar.

Elvin bilgisayarın başına geçerek kızı araştırmaya başladı. Ama ne bir sosyal medyası ne de hakkında bir haber vardı.

-Ben de Elvinsem..." dedi telefonuna tekrar uzanıp, kendi şirketlerinde çalışan Sedat'ı arayarak.

-Senin hakkında bilgi almasını bilirim." Bunu söylerken Asu'ya bakarak gülümsemişti.

Sevdiği adamı üzgün görmeye tahammülü yoktu Elvin'in. Hele o hep gülen adamı, düşünceli görmeye hiç yoktu.

Aslında Recep'in bir şeyler bildiğini öğrendiğindendi bu öfkesi. Ne yani bir Acar mı bilmiyordu hiçbir şeyi?

Genç kız yanlış olduğunu bile bile bu kızı, aslında kızdan çok bu durumu öğrenecekti.

Kızın hayatı onu ilgilendirmezdi.

Kendi hayatına girildiği gibi girmeyecekti kızın hayatına tabiki. Böyle bir saygısızlık yapmazdı. Sadece bağlantı kurmaya çalışıyordu.

Savaşla Bade'nin evlenmelerindeki ortak nokta ne olabilirdi? Aşk değildi, sevgi değildi. O zaman neydi?

Sadece iyi biri mi, kalbinde kötülük var mı onu araştırmak istiyordu. Savaş için, Acar için...

Sevdikleri söz konusu olunca, Elvin Duru Devran'ın damarına basmak pek akıl kârı değildi doğrusu.

***

Bu sırada şirkette kendine ait odasında Savaşla oturuyordu Acar.

-Ağabey anlamıyorum. Neden böyle yaptın? Bana neden hiçbir şey anlatmadın ki?" Savaş artık Acar'ın sorduğu bin tane sorudan sonra patladı.

Konuya girdi.

-Umut yaşıyor." Evet girdi demiştim. Acar bu sırada gözlerini hızla ağabeyine çevirdi:

-Ne?" Savaş saçlarını karıştırarak:

-Umut, yaşıyor diyorum. Ne diyeyim?" Diye cevapladı Acar'ı. Acar'ın dünyası başına yıkılmış gibi olmuştu.

-Ağabey bu olamaz, eğer gerçekse..Bu bu, Elvin için çok kötü olur. O çok zarar gördü bu sefer onu toparlayamayız...Ne yapacağız?" Dedi içinde bulunduğu panik halinden çıkıp, son cümlesine doğru sakinleşerek.

-Yakalamıştık aslında sizin Maldivler'e uçtuğunuz gece. Ama kaçtı."

-Nasıl?" Dedi Acar hayretler içinde.

-Başına koyduğumuz adamın boğazını keserek öldürmüş." Acar'ın çatılı kaşları normal ve bakışları soğuk bir hal alırken, kanı donmuştu.

-Bade'nin bununla ilgisi ne?" Dedi Acar. Savaş koltukta geriye yaslanarak yanıtladı genç adamı:

-Görmemesi gereken şeyler gördü. Yanımda tutmam gerekiyor." Acar hayretle ağabeyine döndü.

-Sen de evleniyor musun yani?" Savaş ters ters baktı Acar'a.

-Ailesi katıymış. Yanımda sevgilim gibi yaşatamazmışım. Sanane ayrıca, götünü kurtarıyorum laf mı ediyorsun?" Acar sinirle koltuktan kalkıp telefonu avucunda sıkarken, işaret parmağını kaldırdı ağabeyine doğru.

-Bana en başından söyleyecektin lan. Hiç ötme şimdi burada. Ben mi dedim sakla diye amınakoyayım?" Ağabeyi de ayağa kalktı sinirle:

-Sen olsan söyler miydin? Ha? Mutluluğun bozulmasın dedim, nankörlük ediyorsun." Acar alayla baktı ağabeyine.

-Evet, zerre korumasız gezdik. Teşekkür ederim, geberip gitsek nedenini anlayamayacağız."

-Bencilsin Acar. Ben kaç aydır stres çekiyorum burada...Hem peşinizde sivil koruma vardı. Korunmasız değildiniz." Acar, içinden balayında iyi uçtuğunu düşünüyordu.

Korumayı bile farketmemişti. Yine de bozuntuya vermedi.

-Neyse ne. Sen karışmıyorsun artık." Gömleğinin iki düğmesini daha açarak ceketini aldı eline, kapıya ilerlerken.

-Saçmalama gerizekalı. Bensiz bir bok yapamazsın." Dedi Savaş. Doğru diyordu aslında, Savaş Acar'dan daha karanlık bir insandı.

Hiç tahmin edilmeyecek insanlarla bağlantıları vardı.

-Beraber çalışırız o zaman." Dedi Acar omuz silkip eliyle kapı kulunu kavrarken.

-Ne yapacaksın ki?" Dedi Savaş. Acar'ın bu hali ona biraz garip gelmişti. Kardeşi fazla şey duruyordu...Katilimsi?

-Basit. Öldüreceğim." Ve kapıyı açtığında çekip gitti, ağabeyini ağzı açık bırakarak.

Üzgünüm dedi Acar içinden, asansöre ilerliyordu.

Üzgünüm, Elvin'i bir daha kaybedemem. Göze alamam.

Birkaç saat spor yapmak ona iyi gelecekti.

Arabasına bindi ve spor salonuna doğru yola çıktı.

**

Saat 18.00 ı gösterirken Elvin ölmüş gibiydi. Başı zonkluyor, gözlerine iğne batırılıyor gibi oluyordu.

Elleriyle şakaklarını ovarken, birikmiş işleri halletmenin rahatlığıyla dolmuştu içi.

Amcası babası kadar iyi şirket yönetemiyordu. Bunu Elvin'e en başında kendi söylemişti.

Mert elinden gelenin en iyisini yapıyor ve şirketin durumunu gittikçe iyileştiriyordu.

Kendisi balayında sadece bilgisayarla katılsa da kötü değildi. Hele okulunu yeni bitiren bir mimara göre bir şirket yönetme konusunda bayağı iyidi.

Kendi evini bile kendi çizmişti yahu!

Kapı çaldığında yeni asistanı Güneş içeri girdi yavaşça.

-Elvin Hanım, şey çiçekler size geldi efendim. Ve bu da ağrı kesiciniz." Diyerek tepsiyi Elvin'in büyük ahşap masasına koydu ve buketi uzattı.

Elvin, büyük bir gülümsemeyle aldı kızın elinden buketi.

-Teşekkür ederim güzelim, çıkabilirsin." Kız patronuna tebessümle yanıt vererek yavaşça odadan çıktı.

Elvin bu kızı sevmişti. Kendisi kızı odasına çağırıp, rahat koltuğunda karşılıklı çay içtiğinde farketmişti. Çok doğal, çok sessizdi.

Ne şirkette kendini kanıtlama çabasındaydı, ne de yarış içinde. Kendi halinde şirkete gelip gidiyordu işte.

Elindeki buketin içindeki kartı okumaya başladı yüzündeki büyük gülücüğüyle:

"Bu buket yorgunluğunu, yükünü tamamen alacak...

Seni seviyorum. Bunu aklından hiç çıkarma. "

Elvin gülerek buketi derin bir şekilde kokladı ve babasıyla kendisinin yanında, Acarla kendi resminin de bulunduğu masanın üzerine buketi koydu.

Vazo için ayağa kalktığı sırada asistanı içeri vazoyla girdi.

Elvin sırıtarak vazoyu alıp hemen buketi yerleştirdi.

Bugün Elvin bronzlaşmış tenine yakıştırdığı sarı elbiseyi, şirkete gelirken giymişti. Hem hava da sıcaktı.

Elbiseyi çekip Acar'a attığında, adam dekoltesinden dolayı küçük çaplı bir sinir krizciği geçirmişti.

Elvin şayet 1.78 lik bir kız olsa elbise ona çok kısa olabilirdi. Ama elbise sadece dizini bir karış geçiyor, geçmiyordu.

Yine de Acar için elbisenin sırtını açık bırakmamış saçlarının tümünü açmıştı. Belki küçük bir şeydi ama elinden daha fazlası gelmiyordu.

Bu ağustos sıcağında, boğazlı kazak giyecek hali yoktu.

Bu yüzden, elbiseyle yakın tondaki sarı gül buketi göndermesi yaptığından yüzünü hayli güldürmüştü.

Demek ki elbiseye çok da kızmamıştı. Bu adam candı.

Çiçeği Acar'dan başka kim gönderirdi ki ona?Şimdi enerji dolmuş, kalemiyle dalgalı saçlarını toplayarak kalan son işlerini halletmeye başlamıştı.

(Çok seviyorum böyle tiril tiril elbiseleri ya 😍)

***

Elvin, Filiz annesiyle muhabbet edip kadına getirdiği karanfilleri verdikten sonra kendi evlerine geçti, ara yoldan.

Çok yorgun da olsa vaktini sevdiklerine ayırırdı, her zaman. Yorgunluktan ölse de bu kadına da, bir kahvelik zaman ayırmıştı. En kısa zamanda ailecek yemek yemek üzere...

Kapıyı açıp içeri girdiğinde Acar'a seslendi. Ama ses yoktu. Topuklularını çıkarıp terlikleri ayağına geçirdiği sırada tekrar seslendi.

Acar evde yoktu demek ki. Çantasını ve eve gelirken yaptığı alışverişin poşetlerini mutfağa koyarak, çantasından telefonunu çıkardı. Acar'ı aradı.

-Acar?" Genç adam Elvin'in sesiyle beraber hissettiği mutluluğun vücudunun her hücresine bulaştığını hissetti.

-Efendim, güzelim?"

-Şey ben eve geldim de yoksun." Genç adam arabasına atlayarak, cevapladı kızı.

-Çıkıyorum şimdi yola, spordaydım kuzu."

-Hmmm." Diye anladığını gösteren bir ses çıkardı Elvin. "Tamam çok şişirme kendini, gel hadi." Acar kahkaha patlatırken kızı hoperlöre alıp, arabayı çalıştırdı.

-Bugün ev alışverişine gidemedik yavrum yaa. İşler birikmiş. Yarın çıkalım." Elvin de kulaklıklarını telefona takıp, yanıtladı adamı.

-Çıkarız aşkım. Sorun değil."

Acar, Elvin'e Umut'un yaşadığını söylemeyi düşünse de vazgeçti. Kızı diken üstünde tutmanın bir anlamı yoktu.

Şu ev alışverişi ikisine de iyi gelecekti. Koltuk takımı seçerken, en azından kafaları dağılırdı belki.

Umut'un haberiyle Acar'ın her hücresi kasılmıştı çünkü.

-Bu arada..." dedi Elvin, üzerinde mutfak önlüğüyle evden çıkmadan yaptığı taze fasulyenin yanına pilav ve salata hazırlarken.

-Çiçekler için teşekkür ederim bebeğim, aslında sarı gül olmasına şaşırdım ama güzellerdi."

Çiçekler güzeldi. Her zaman güzeldi.

Güzel olmayan şey, Acar'ın Elvin'e çiçek göndermemiş oluşuydu.

Genç adam donakalmıştı.

Umut adım adım, Elvin'e yaklaşıyordu.

Hem bilenler vardı ki, sarı gül ayrılık demekti.

***

Bölüm Sonu😘😘 Hata varsa belirtiniz mutlakaa.

Ne düşünüyorsunuz?

Acar? Ne yapmalı?

Elvin?

Heyecanlı mısınız? Sarı güller geldi...

Seriye başlıyorum şu günler gençler. Boşum var birkaç günlük ve 3 gününü buraya ayırıyorum.❤️

!!!!!!Beğenirseniz oylarınızı ama şu bir gerçek ki "her durumda" yorumlarınızı bekliyorum, istiyorum. !!!!!!!!

Önümüzdeki 3 bölümü çok güzel yazmak istiyorum. Sürekli silip duruyorum, daha iyi yazmak için. Son olarak:

**hepinize bol bol öpücüklü selamlar ❤️ 😘😘

Mutlu, çok mutlu, daha mutlu olmanız dileğiylee!!

Hep!

Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.