İçeriğe geç

Tutkuyla Harmanlanmış Bedenler

Bölüm 20 · 9 dk okuma

Tutkuyla Harmanlanmış Bedenler

Bölüm 20

1.8: “Galata Kulesi”

Elvin DURU 'dan

-Nesrin abla, kavrulmuş kıyma harcı hazır değil mi?

-Hazır kuzum, hazır.

-Kıymalı içi yerleştirelim o zaman." Diyerek böreğin son adımlarını uyguladım. Kahveler içildikten sonra Kaya amca ve Savaş ağabey iş yerine gitmiş, Neris babaanne dinlenmeye çekilmişti.

Acar, Filiz teyzeyle konuşuyordu. Deniz de çizimlerini tamamlamak için yukarı çıkmıştı. Artık Ada olamayacağı için, bizim mücevher şirketinin ortaklıktan çekilip çekikmeyeceğini bilmiyordum. Mertle hazır buradayken konuşmam, şirkete gitmem lazımdı.

Altüst böreği yapmanın tam sırasıydı.

Alt üst böreğini, altın gününde Ankaralı bir teyzeden bizzat yaparak öğrenmiştim.

-Tamam, Gül sen at bunu fırına. Pasta malzemesi varsa pasta yapalım.

-Yorulmadın mı sen Elvin kızım?

-Yok teyzem ya, ne yorulacağım. Hep yaptığım şey. Çıkarın malzemeleri pasta için. Şeker hamuru felan varsa onu da çıkarın. Yoksa yapadabilirim.

-Var var, her bir şey var. " diyen Nesrin teyzenin verdiği malzemelerle işe koyuldum.

**

-Elvin, eline sağlık. Gerçekten harika olmuş. " diyen Deniz'e gülümsedim.

-Afiyet olsun, güzelim.

-Gerçekten çok güzel olmuş... Nesrin Hanııııım! " Filiz teyze, seslenmesiyle gelen Nesrin teyzeye alt üst böreğini gösterip "Kaya'ya da ayır bundan, bayılacaktır." Diyerek bana göz kırptı.

-Köle yaptınız ! " diyen Acar'a güldüm.

-Ben isteyerek yapıyorum. " dememle hafifçe omzuma vurdu.

-Bütün gururlu köleler, böyle der. " annesine dönmüştü.

-Anne ben Elvinle dışarı çıkıyorum, akşam bizi beklemeyin.

-Beraber akşam yemeği yeseydik oğlum? " diyen Filiz teyzenin bozulmasını istemiyordum. Beni tanımak istediklerinin farkındaydım.

-Annem, daha burada ya! Yeriz bol bol, hadi biz kaçtık. Kalk hadi. " Diyip kolumdan hafifçe(!) çekerek kaldırdı beni.

-Filiz teyze, beni tanımak istediğinizi biliyorum. Merak etmeyin, erken döneriz. Kabalık oldu, kusura bakmayın." Dememle hafifçe gülümsemişti.

-Acar'ı biliyoruz Elvin. Katır inadı var, hem haklı da. Daha çok akşam yemeği yiyeceğimize eminim. " yaptığı imayı anladığımdan gözlerimi kaçırmış, kaçırmamla keşke kaçırmasaydım diye düşünmüştüm. Çünkü Acar kaşlarını kaldırıp indirip, bana pis pis gülüyordu.

-Ben hazırlanayım o zaman.

Hızla odaya çıkıp valizimi açarak, beyaz ince askılı uzun bir elbise çıkardım. Gümüş bir vücut zincirini vücuduma geçirip, elbiseyi giydim. Saçlarımı açtığımda kıvırcık olduğundan sadece biraz spreyle düzeltip, koluma kalın bir bilezik taktım. Yüzüme sadece bronz allık sürüp, çantama bir kırmızı ruj attım. Şuan nemlendirici vardı, ama gideceğimiz yere göre kurtarabilirdi.

Yanıma koyu lacivert kot ceket aldım akşam soğuğuna karşı. Acarla "Üşüyorum, ceketini verir misin?" Klişesi yaşamak istemiyordum. Spor ayakkabılarım portmantodaydı zaten. Saçımın önüneki bukleyi son kez düzeltip, aşağı indim. Merdivenlerden inerken Acarla Filiz teyzenin konuşmasının üstüne gelmiştim.

-Anne, teşekkür ederim. Elvin için gösterdiğiniz özen, onu kırmamak için sarfettiğiniz çaba için.

-Saçmalama Acar, tamam belki ilk defa bir kız arkadaşın bu kadar ailemizle iç içe olmuş olabilir ama ben Elvin'i sevdim. O kadar duru ve güzel ki, gittikçe daha çok seviyorum. Seveceğime de eminim, sadece sen sevdiğin için de değil bu." Diyen Filiz teyzeyi sert bir şekilde öptü Acar.

-Helal be kadın, seviyorum seni." Bu kadar dinlemenin hoş olmayacağına karar verip yavaş yavaş aşağı indim.

-Hazırım." Diyerek son basamağı da indim. Bana gülümseyen Filiz teyzeye, dişlerimi gösterecek kadar gülümseyerek karşılık verdim. Gösterdikleri özen, kalbimi ısıtmıştı.

Annemi hiç sormamışlardı. Bu konuda yara aldığımı, üzüldüğümü Acar anlatmıştı demek ki. Ya da Asu. Bilemiyorum. Ama çok hoşuma gitmişti.

Beni sevmeye çalışmıyorlardı, seviyorlardı.

-Akşam yemeğine mi kalsak?" demesi Acar'ın garip iltifatıydı sanırım. Göğüs dekolteme ters ters bakıp anlamamı bekliyordu.

Bunun yerine Filiz teyzeyle öpüşüp kapıya yöneldim ve ayakkabılarımı giydim.

Acar da bordo kısa kollu dar tişörtü ve koyu lacivert kot pantolonuyla çok yakışıklı görünüyordu. Siyah sporlarını giyip, evin anahtarlarını cebine attı. Biz dış kapıya yönelirken, merdivenlerden inen Deniz seslendi:

-Ağabey nereye?!?" Acar hızla kapıyı açtı.

-Senin gelemeyeceğin bir yere." Diyerek elini belime koyup, yönlendirdi. Yanıma gelip, taş yolda arabaya yürürken konuştu:

-Kot ceketini giysene.

-Gerek yok, çok sıcak bugün piştim. " bir şey demediğinde ben demek istedim. "Güzel olmamış mı?"

-Sen hep güzelsin yavrum."

-Sen de." Dememle bana bakıp güldü. Arabanın kilidini açarken söylendi:

-Giderim de var mı bari? Erkeğe güzel denmez.

-Deniiir, sen ne anlarsın sığır." Dedikten sonra arabaya bindik. "Erkek güzeli." Diye eklememle ciddi ciddi bakarak burnu burnuma değecek kadar üzerime eğildi, kemerimi takıp makas alarak kendi koltuğuna yerleşti. Kendi kemerini de takarak arabayı çalıştırdı. Onu izlediğimi farketmiş ıslık çalarken, camı açtı.

-İzle biraz için açılır. " dediğiyle omzuna vurdum.

-İstanbul'u kastettim. İnsanın içi fesat olmasın. " demesiyle gülüp kafamı sağa sola salladım.

-Nereye gidiyoruz?

-Gidince görürsün." Diyerek yola devam etti. Dışarıyı seyrederek gideceğimiz yeri beklemeye başladım. Saat 14.30 tu.

***

Acar'ın dediğine göre Beykoz-Beyoğlu arası 30 dakika kadardı. Buna rağmen 1 saatte anca istediğimiz yere gelmiştik. İstanbul trafiği. En azına denk geldiğimiz için şükrediyorum.

Çünkü İstanbul'da gideceğin yere buluşma saatinden birkaç gün önce gelmen gerekiyor.

Yine de mükemmel bir yer olduğunu kabul ediyordum.

-Acar, hadi istiklal caddesine yürüyelim.

-Yürüyelim." Dedikten sonra elimi tuttu.

-Kalabalıkta kaybolma şimdi, minik bir şeysin zaten. " dediğine güldüm.

-Hadi öyle olsun. Fırsatçı. "

İstiklal caddesinde ilerlerken bir kitapçının önünden geçiyorduk.

-Pişt, girelim mi buraya?

-İyi olur güzelim, birkaç kitap almam lazım. " onayladıktan sonra da içeri girdik.

Birbirimizden bağımsız şekilde gezerken uzun zamandır almak istediğim kitabı aldım. Küçük Prens.

Evet, bugüne kadar hiç okumamıştım. Bir keresinde Denizle almıştık ama yetiştirme yurdunda kaybolmuştu. Okumak nasip olmamıştı. Şuan karşıma çıkınca gülümseyerek ilk onu almıştım elime. Çalıkuşu'nu da alarak ilerledim.

Daha önce filmini izlediğim ve almak istediğim kitaba uzandım.

Koku.

Tam elimi attığım sırada başka biri de elini uzattığı için, hemen çekmiştim.

Sarışın, yeşil gözlü, Acar kadar olmasa da uzun boylu bir çocuktu. Kitabı bana doğru uzattı.

-İlk siz uzattınız elinizi. Buyrun." Yaşadığım olaydan beri tanıdığım, güvendiğim insanlar hariç habersiz dokunuşlardan rahatsız olup irkilmiştim. Şimdi de yüzüm ısınmış, kan akışım bu rahatsızlıkla hızlanmıştı ve buradan gitmek istiyordum.

-Hayır, teşekkürler." Diyip ilerlerken koluma dokundu. Yerimden sıçrayıp kendimi geri çektim.

-Kusura bakmayın, siz alın lütfen. " diye uzattığı kitabı elinden sertçe çekip alan el Acar'a aitti. Şaşırıp kalmış adama:

-Tamam, uzatma. Teşekkürler." Diyerek kitabı bana uzattı. Yavaşça ona baktığımda tedirginliğimi anlayıp, kolunu uzatmıştı. Rahatlamayla kolunun altına girdim. Adam da bir şey dememişti. Kötü bir şey yaşadığımı anlamıştı büyük ihtimal.

Bu zayıflığım bir süre sürmek zorundaydı ne yazık ki.Yaralarım iyileşmişti, ama derinlerde olanlar hala oradaydı...

Kasaya gidip Acar parayı öderken ben de öylesine bakınıyordum. Kapıdan çıktık. İlerlerken:

-Durabilir misiniz acaba?" Diye seslenen sesle arkamıza döndük. Kitapçıdaki çocuk.

-Özür dilerim, sizi rahatsız etmek istemedim. Eğer öylesine geziniyorsanız, misafirimiz olun. Fransız sokağında Cafe De La Fee de arkadaşlarımla canlı müzik yapıyoruz. Sizin için çalabiliriz. Tabii isterseniz. " dediğiyle hafifçe gülümseyip Acar'a baktım. Kafamı tepeye kaldırarak.

Çocuktan hoşlanmamıştı ama bana baktıktan sonra kafasını salladı.

Çocuk, eliyle yolu gösterdi bizimle yürümek istediğini belirtircesine. Sol tarafımda Acar, sağ tarafımda çocuk yürüyorduk.

-Çınar, ben bu arada."

Acar hiç aldırmadan yürüyordu.

Ne kabaydı bu adam be!

-Elvin, ben de memnun oldum. " Acar daha fazla Çınarla konuşmamam için olsa gerek omzumu sıkıyordu.

-Ben de. " hala Acar cevap vermediğinden ben konuştum.

-Bu da Acar. Bu arada, az önce sizin bir suçunuz yoktu. Kitabı da almış oldum ama..."

-Hiç sorun değil. Bir arkadaşıma alacaktım. Alıp almamakta tereddüt ediyordum, demek ki almamam gerekiyormuş." Diyip gülümsedi. Dediği yere gelmiştik ve bu saate rağmen içerisi çok sakin değildi. Arkadaşlarının olduğu masaya önden ilerledi Çınar. Biraz arkadaşlarıyla konuşup bizi çağırınca oraya yöneldik.

-Arkadaşlar, Elvinle Acar. Onlar için çalacağız. " eliyle esmer olan iki çocuğu işaret etti" Ekinle Gökhan gitarda"

-Memnun oldum. " dediğimde

-Biz de Elvin!" Dediler. Acar omzumu sökecekti bu gidişle. Bu yüzden gözlerine bakıp, canımı acıttığını anlamasını sağlamaya çalıştım.

Çınar ise kendisinden daha da sarışın bir çocuğu gösterdi. "Tuğberk bateride." Kafasıyla selam verdi Acar'a. Acar da ona selam verdi. Acar. Selam. Verdi. Hayret?

-Ve solist de... " etrafına bakındı "Benim!" Dediğinde gergin bir havamız kalmamıştı.

-Hadi çocuklar geçelim." Diye Çınar onları yönlendirdiğinde biz de onları çok yakından duyabileceğimiz masaya geçtik. Sahnede enstrümanları ayarlıyorlardı. Yanımıza gelen güler yüzlü garsondan Acar kendisi için bira, benim için limonata istemişti.

-Sen neler aldın? Bakayım..." deyip onun poşetine yöneldiğim an poşeti masanın üzerinden alıp sandalyesine astı. Tek kaşımı kaldırarak ona baktım.

-Kitaplarımı paylaşmayı sevmiyorum.

-Acar...Bak dürüst olabilirsin...Yani..

-Ne demek istiyorsun Elvin?" Derken gerçekten anlamsızlık karşısında kaşları çatılmıştı.

-Sonuçta erkeksin...Ne aldın erotik roman mı?" diyerek gülmeye başlamıştım. Bana "Ciddi misin?" Bakışı atıp, gözlerini devirdi. İçeceklerimiz gelirken hala gülüyordum.

-Gülme artık.

-Sinirlerim bozuldu galiba...

-Tamam Elvin, ihihihihi diye bir ses bile çıkardın yeter. " diyip gülme kısmında taklidimi yapmayı ihmal etmeyerek birasını dikti. Ben de gülmeye devam ettim.

Çınar konuşmaya başladı:

-Bir ikili için çalıyoruz ama centilmen beylerin, hanımları kaldırmalarını rica ederek ; Son Feci Bisiklet'in Bikinisinde Astronomi şarkısına başlıyoruz." Diyerek şarkıya başladılar. Bir süre söylediklerinde Acar 'a bakıyordum ama bizim beyimiz pek centilmen gününde değildi herhalde.

Hafifçe(!) bir heveslendirme için ayakkabımla dizine geçirdim. Birasını indirip, kafasını sallayarak "Ne var?" Dercesine baktı.

-Şu masadaki adam bana iş atıyor, galiba birazdan beni dansa kaldıracak..." dememle öyle bir hızla döndü ki masada kimse olmadığını görünce, daha kötü bir dönüşle bana bakmasını engelleyemedim.

-Aaa kaldıracak kimse kalmadı demek ki." Dediğimde gözlerini tekrar devirirken, gülerek ayağa kalktı.

-Gel, kalk hadi prenses. " ayağa kalkıp Çınarların önüne geçtiğimizde göz kırpıp gülümsedi. Ama Acar'a çaktırmamak için ben hafifçe gülümsedim.

-Gülme şöyle." Galiba çaktırarak gülümsedim.

-Nasıl?" Hafifçe güldüm."Böyle mi?" Dişlerimi biraz göstererek güldüm." Böyle mi?" 32 diş sırıttım. "Biyle mi?"

-Her türlü. Ben hariç kimseye gülme.

-Oldu yavrum, başka? Yanında ekstra soğan halkası da istiyor musun?

-Farketmiyorsun ama sen gülünce insan büyüleniyor. İnsanın elinde değil, çekiliyor. Her yerinde beliren gamzelerine,iri dudaklarına, inci gibi dişlerine..." Dediğiyle susup alttan alttan ona bakıyordum. Bu isteyerek olan bir durum değildi. Bu deve, üstten nasıl bakabilirdim ki.

-Etkilenmeyecek kimse tanımıyorum, tabii başka birine gönlünü kaptırmamış veyahut eşcinsel değilse." Ellerim boynunda biraz daha birleştirdim.

Kafasını dağıtmak ya da bana baktığını düşündüğü insanlar için olsa gerek şarkıyı mırıldanmaya başladı. Bana göre onun sesi herkesten daha güzeldi. Ama hiç şarkı söylememişti bana.

-Geçmişin geleceğinle benimsin artık." bölümüne denk getirerek:

-Derinlerde mi? " diye sordum.

-Derinlerde...Derinlerde..." Dedi. Artık ona üstten bakabilirdim, çünkü an itibariyle uçuyordum.

**

Bir süre daha kafede oturup, ki çok gülmüştük ve Acar gerginliğini boks makinesinde atıp muhabbete katılmıştı, bir süre daha gezmiş en sonunda Galata kulesinin önüne gelmiştik.

-Daha önce geldin mi?" Diye sordu bana bakarak.

-Hayır, hiç gelmedim. " cevabıma gülümseyerek eliyle ensesini ovaladı.

-Güzel. " elimden çekip beni kucağına aldı.

-Allah bismillah!! Acar ne yapıyorsun sorabilir miyim acaba? " hızla kulenin içinde ilerliyorduk.

-Kule efsanesini biliyorsun değil mi?

-Yok artık, kaç yaşındasın sen 5 mi?

-25 fazlası kadar. İşimi şansa bırakmıyorum diyelim." Demesine gülsem de kulenin tepesine çıkmamıza engel olamamıştım. Beni indirdiğinde güldüm. Etraftaki birkaç kişi de gülüyordu. Gerçekten manyaktı.

Gülümsememiz yavaş yavaş silindi. Elleri yüzümden, saçlarımı omuzlarımın arkasına itmek için ayrılırken daha da gariptik.

-Bu sefer durmayacağım." Diyerek bir kolunu belime, bir kolunu kalçamın altından sararak ayaklarımın yerle temasını kesti. Ona tepeden bakıyordum.

Sakallarına dokunarak, yüzüne eğildim. İkimizde birbirimize bu kadar derin bakarken, gözlerimi kapattım ve...

Onu öptüm.

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.