(Bölüm 31 Ekim 2016/ 21.23 de yayımlanmıştır.)
Elvin DURU'dan
-Bak heyecan yapma tamam mı? Ailem, iyidir. Az biraz soru sorabilirler." Diyen Asu'ya inanmakta zorluk çekiyordum. Kendisi makineli tüfek gibi konuşurken, ailesi nasıl "biraz" soru sorsundu ki... Ama heyecan yapmıştım bu doğru. Yüzüm alev alev yanıyordu.
Asansörden çıkıp, dümdüz ilerleyerek sağa döndük. 4-5 basamak inerek salona giriş yaptık. Salon o kadar güzel döşenmişti ki... Duvarlardaki tablolar, az ama sade, büyük aksesuarlar, rahat ve uyumlu görünen kırık beyaz koltuk takımları ve en sevdiğim...
Ahşap masalar! Biri yemek için upuzun, biri koltuk takımlarının ortasında bulunan oval şekilde. Biraz daha incelerken, boydan boya camları kapatamayan vişne çürüğü uzun perdeler ve o perdelerin kapatamadığı mükemmel bir manzara.
-Beğendin mi? " diyen sesle az biraz kendime geldim. Kalkık burnu ve göz yapısı birebir Acar'ın aynısı olan kadın kuşkuya yer vermeyecek şekilde Acar'ın annesiydi.
Sapsarı, parlak, göğüslerine gelen saçları vardı. Bunun yanında iri ela rengi gözlere, hafif çilli makyajsız bir cilde ve çok zarif, sıfır kol, siyah V yaka elbiseye sahipti. Ona doğru ilerleyip, eline uzandım.
-Merhaba, Elvin ben."
Aslında çok genç duruyordu. Öpmem ne kadar doğruydu bilmiyordum. Bu gençlik ve güzellikle kadın, beni gömerdi. Yine de saygı göstergesiydi benim için el öpmek. Öpüp başıma koyduktan sonra, geriye çekilecekken elimi bırakmayarak kendine çekti ve sıkıca sarıldı bana.
-Hoşgeldin, kızım." Dediği şeyle afalladım biraz. Boğazım düğümlendi ama yutkunup toparlandım hemen. Çok güzel kokuyordu, hanımeli kurabiyesi gibi sıcacık. Sıcacık kokuyu tarif eder miydi bilmiyorum ama içimde uyandırdığı his buydu.
-Filiz ben de. Eşim, Kaya Devran. " diyerek gösterdiği adam ise Acar'ın biraz farklı versiyonu olsa da, yaşlanmış hali desem yanlış olmazdı. Gülüşleri birebir aynıydı bir kere, kömür gibi koyu gözleri, geriye taranmış yer yer beyaz ama çoğunluk siyah saçları, bembeyaz dişleri vardı. İri cüsseli, selvi boyluydu. Acar'ın boy kaynağı da ortaya çıkmıştı. Müthiş zevkli bir takım giyinmiş, spor saatiyle tamamlamıştı. Aynı şekilde onun da elini öptüm. Elini geri çekmedi Kaya amca da.
-Memnun oldum, efendim."
-Memnun oldum kızım. Ya da gelinim mi demeliyim? " dediğiyle bir kal geldi bana.
Suratım. Vücudum. Hücrelerim.
Yanıyor. Yanıyorlar.
Savaş ağabeyin, Filiz Hanım'ın ve Asu'nun gülüşünü işittim.
-Gelin mi?" Cılız ve şaşkın çıkmıştı sesim.
-Hahahahahahha, baba ya kıza yüklenmeyin bir anda. " diyerek gülen Asu'ya katılıyordum.
Ne yaptılar beni, gelin olmuş gidiyorum!
Kaya amca açıklamaya, daha doğrusu utandırmaya, başladı.
-Yalan mı gençler, Asu'nun arkadaşı olmak için fazla gençsin."
-Hiiii, vallahi darıldım ama. " diyen Asu'ya aldırmadan devam etti:
-Bizim Savaş'ınki olsan seni niye Acar'ı uyandır diye göndersin? Zaten aşkla alakası da yok. Bu aralar evde garipleşen, Ankara'da tiftik keçisi gibi yerlileşen bir Acar olduğuna göre sen Acar'ınkisin. Gelin demek, şimdilik erken olsa da..." Dediği şeyle yüzümde istemeden gülümseme oluştu.
-Memnun oldum, Elvin kızım." Diyip sarıldı sonra da. İnsana kendini güvende hissettiriyordu. Babamınki gibi olamasa da, ona benzer bir hisle sarmalanmıştım. Acar'ın büyükannesi Neris Hanımla göz göze geldiğimde utancımı ve endişemi anlayarak, bana kafasını hafifçe sağa yatırıp gülümsemişti.
-Hadi masaya geçelim, bizimki gelir." Diyen Savaş Ağabeyle hepimiz masaya ilerledik. Neris Hanım'ın oturmasını bekledik. Ve biz de masaya oturduk. Benim yanımı bilerek boş bırakmışlardı.
Kahvaltılıklardan tabağıma almaya başladım, Asu'nun "Elvin yesene." "Elvin şunu da alsana." "Elvin çayını nasıl içersin?" Diye yönlendirmeleriyle. Tabağımızı tam hazırlamıştık ki Acar içeri girdi. Islık çalarak yanıma kadar gelip, sandalyeye oturdu.
-Günaydın sevgili ailem! " diyerek tabağını hızla doldurmaya başladı. Benim 5 dakikadır doldurduğum tabağı, 30 saniyede doldurmuştu. Üstelik tabağında 4 katı fazla yiyecek vardı.
-Günaydın oğlum." Diye cevapladı Neris hanım Acar'ı. "Hayırdır, pek bir mutlusun?" Bunu bana bakarak söylediğinden, utanarak tabağımdaki zeytinle ilgilendim.
-Mutlu olmamak için bir sebebim yok ki babaannem." demesiyle ona baktığımda o da bana bakıyordu. Gözlerini kısarak hayvan gibi sırıttığında, istemsizce ben de gülerek kafamı iki yana salladım.
-Yaaaaa yiyeceğim şimdi sizi! Şunlara bak." Diyen Deniz Asuydu tabiki. Kahvaltımızı yapıp, Filiz-Kaya Devran sohbetine kulak kabartıyorduk.
-Elvinciğim, harika bir simit gerçekten çok güzel. Düşüncen, çok zarif. " diyen Filiz teyzeye gülümsedim.
-Hiç önemli değil, afiyet olsun."
-Ankara'dan başka yiyecekler de varsa hiç hayır demeyiz kızım." Diyen Kaya amcaya gülümsedim.
-Aslında size altüst böreği yapmayı düşünüyordum. Ama sever misiniz bilmiyorum..."
-Severiz severiz. Yemeğe dair her şey kabulümüz gördüğün gibi." Diyen Savaş ağabeydi. Az yediğini sanabilirdim, ama tepeleme tabağını çoktan bitirmişti bile.
-Bön bono yöyorom, amo son ono do yop." Diyen Acar'a hepimiz güldük. Her şeyi ağzına tıkmıştı resmen. Kahvaltıyı bitirdiğimizde, kahve için koltuklara geçtik.
-Elvin, hiç açıp seni üzmek istemediğim konular ama ismini kimin koyduğunu öğrenebilir miyim? " Neris Hanım'ın sorusuyla herkes bana bakmış, cevap bekliyordu.
Acar hariç. Bu sorudan rahatsız olmuş gibiydi, büyük ihtimalle benim rahatsız olacağım düşüncesindeydi.
-Bilmiyorum. Şey...Biliyorsunuzdur belki, annem beni istemiyordu. Adımın nasıl koyulduğunu da bu yüzden bilmiyorum."
-Pekala, babanla ne zaman yaşadın?"
-17 yaşımdayken."
-O zamana kadar hep yetimhanede miydin kızım?"
-Evet, Neris teyze. " herkes neden beni irdelediğini merak ederek Neris Hanım'a bakıyordu. Ama o, biraz şaşkın biraz da düşünceli duruyordu. Birkaç dakika sessizlikten sonra kahvelerin gelmesiyle konuşmasına devam etti. Acar güç vermek ister gibi elimi sıkıp, gülümsedi. Ama onun da anlam veremediğini gözlerinden okuyordum.
-Doğum gününü de sorsam kabalık eder miyim? Bir şeyi açıklığa kavuşturmaya çalışıyorum. Amacım seni üzmek değil, yanlış anlama lütfen, güzelim."
-26 Haziran, efendim." Dudağına götürdüğü kahveyi geri yerine koydu. Karşımdaki koltuğundan ağır hareketlerle kalkarak, yavaş adımlarla oturduğum koltuğa yürüyüp, sağ yanıma oturdu. Ellerini yavaşça elime uzattığında, tek elimle kahvemi ortadaki masaya koydum. Sıcacık,pamuk ellerini, ellerimde hissettiğimde ne diyeceğimi gerçekten bilmiyordum.
-Senin ismini ben koydum, kızım."
-Ne?!"
-Ne?!?"
-Af buyur anne?"
-Ne dedin anne?!"
-Ne dediniz Neris babaanne?"
-Harbi mi lan?!? " diyen Acar'a kısa süreli dönsek de o da şaşırmış bir şekilde solumda oturuyordu.
-Dedenizin yaşadığı zamanlar, yaklaşık 20 yıl kadar önce hastalanmıştım biliyorsunuz. Hastahaneye giderken yolda bırakılan bir bebekle ve işlemleriyle dedeniz ilgilenmişti. Yetimhaneye verilecekti. Çok endişelenmiştim. Hastahanede onu da muayene ettirdik.
Bebeği almayı da düşündüm fakat o zamanlar hastalığımın ilerleyişini biliyorsunuz. Onu, bana dediğine göre yetimhanede tanıdığı birine emanet etmişti. Benim 3 erkek evladım oldu Elvin. Hiç kız çocuğum olmadı. Ama hep olduğunda adının Elvin olmasını istemiştim. Ve sen o kadar güzel bir bebektin ki... Senin adını ben koydum. Keşke seni aladabilseydim." sustuğunda hepimiz şoktaydık.
Ben kilitlenip kalmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Annemin adımı kim bilir hangi çirkin sebebini kapatarak Elvin koyduğunu düşünürken, adımı koyan Acar'ın babaannesiydi. Bu çok, garipti.
Garip, ama güzel bir tesadüf. Belki de tevafuk denmeliydi.
-Vay be, tesadüfe bak. " diyen Savaş ağabey büyük ihtimalle benim konuşmam için konuşmayı başlatmıştı.
-Özür dilerim Elvin, gerçekten seni alamadığım için. Telafi edilemez biliyorum, eğer seni alabilseydim babanla daha erken bile tanışabilirdin..." sözünün kesilmesinin sebebi benim gözlerimin dolmasıydı.
Adımı bile annem ya da babam koymamıştı. Kimsesiz doğmuştum ve karşımdaki merhametli gözlerle bana bakan kadın beni "kimse" yapmıştı.
-Elvin, istersen dışarı çıkalım." Diyen Acar'a kafamı hayır anlamında salladım.
-Üzülmedim...Sadece, çok yüce gönüllüsünüz. Öz annem bile beni kendi istemiyorken, siz beni hastalığınızdan dolayı alamadığınız için özür diliyorsunuz. Adımı koyan siz olduğunuz için, ben size teşekkür ederim. " Onun da ağladığını görünce, sıkıca sarıldım. Bir süre öyle kalıp, ayrıldık.
-Kadere bak kadere. Elvin, net girdin aileme, bırakmam." Diyen Acarla gözyaşlarımıza rağmen, ikimiz de kahkaha atmıştık. Neris teyze, sırtımı sıvazlıyordu.
-Kahve de içemedik. Soğudular şimdi. " diyen Denizle ayaklandım.
-Ben yaparım hemen." Diyerek duruma el attım.
-Sen misafirsin, kızım. " diyen Kaya amcaya doğru döndüm.
-Yok, hem daha iyi olur Kaya amca." gelen tepsiye fincanları koyup mutfağa giderken Acar'ın:
-Ben de bakayım bir. Hep nasıl yapılır öğrenmek istemişimdir." Dediğini duymamla gülümsedim. Deliydi bu adam.
Mutfağa girip, Nesrin teyzelere gülümsedim.
-Kııız, bak bakayım ağladın mı sen?"
-Şey yok Nesrin teyze. Ben kahve yapacağım da."
-Ben yaparım hemen kuzum, otur sen. "
-Yok, ben yapmak istiyorum Nesrin teyze. "
-Oy, Nesrin teyze diyen dillerini. Pek bi' narin ya bu. " demesiyle mutfaktaki herkesle beraber ben de gülmüştüm. Acar hayatımda olduğundan beri, hep çok gülmeye başlamıştım.
-Malzemeler nerede?" dediğimde yönlendirmesiyle malzemeleri çıkardım. Acar da tezgaha yaslanmış beni izliyordu. İşime dönüp, kahveleri yapmaya başladım.
-Ne kaş göz yapıp duruyon ya deli oğlan? " diyen Nesrin teyzeyle, söylendiği Acar'a döndüm.
-Ee teyzem, bir yalnız bırakın diyorum ya."
-Acaar. " diye uyarsam da aldırmadı.
-Hee bu senin zevcen mi?"
-Hee, zevcem. " diyen Acarla, herkes gülüp, söylenerek çıktı mutfaktan.
-Benim için biri var yok fark etmez ama sen utanırsın güzelim."
-Aa manyağa bak, kahve yapıyorum benden uzak dur. " diyip cezvedeki kaşığı çıkarırken, gözlerimi kısarak ona doğru tuttum. Gülüp arkadan belime sarıldı. Kafasını omzuma koydu.
İşime güç bela devam edip, kahveleri fincanlara doldurdum. Cezveye ve kaşığa su döküp bulaşık makinesine attım. Bu manyak hala bana sarılıydı. Kahveler tepsideyken, beni kendine çevirdi. Tezgahın iki yanına elini koyup, kendini tamamen bana eğerken alnını alnıma dayayabilecek kadar yakındı yüzü.
-İsmini babaannem koymuş."
-Hıhı. " elinin tersiyle, baş parmağını yavaşça yanağımda gezindi.
-Ne düşünüyorum biliyor musun bebeğim?"
-Ne düşünüyorsun çok merak ediyorum." Dedim sesimi onun gibi yapmaya çalışırken. Güldü 32 diş, ipana reklamı.
-İyice bana benzedin. Bak....Düşündüm de.... Bence.... Seni anan benim için doğurmuş." demesiyle ciddiyet falan kalmamıştı. Kahkaha atarak, tepsiyi aldım ve kollarından sıyrılarak kapıya ilerledim.
-Gel kızım buraya, yeşilçam artistleri gibi göz süzüp süzüp kaçıyorsun."
-Yürü git kuzum, yürü git." Derken arkamdan hızla gelmesiyle paniklemişsem de yanağımı hızla öpüp, önüme geçerek ilerlemişti.
Daha neler yaşayacaktım acaba? Üstelik daha geleli birkaç saat olmuştu.
Ama Devranlarla her saniyesi dolu dolu olacak gibi duruyordu. Kendimi mutlu hissediyordum. Hiç olmadığım kadar. Nereye kadar süreceğini bilmesem de şuan hiç olmadığım kadar mutluydum.
****
Bitti! İnşallah sevmişsinizdir. Şaşırdınız mı bilmiyorum ama ben Devran Yalısında Elvin Rüzgarı bölümünde az biraz ipucu vermiştim. Sadece bir okuyucum sormuştu ismini koyduğu ne demek diye. Şimdi çıktı ortaya. Beğendiyseniz oy vermeyi, mutlaka ama mutlaka yorum yapmayı unutmayın. Bir sonraki bölümde görüşürüz hoşçakalın öpücükler devran yalısından 😘😘❤️❤️
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️